KIRGIZ TÜRKLERİ

( 40  BOY )

HAKKINDA GENEL BİLGİ

——————————–

Kırgız dilinde “dağ yamacı” anlamına geldiğinden, Kırgız  kelimesi ile dağlarda yaşayan Oğuzlar olarak tanımlanmıştır.

Eski Türk yazıtlarında da Kırgız adına sık sık rastlanmaktadır.

Eski Türkçe’de  ‘’ -ız ‘’çokluk ekinin eklenmesiyle ortaya çıkan ‘’ Kırk-ız  / Kırk Boy /  Kırk  Oymak” demektir.

Kültigin  anısına dikilen yazıtta Kırgız kelimesi ‘’ Kırk – ız ‘’ şeklinde yer

almaktadır.  Bilge Kağan, Tonyukuk, Moyon – Çur, Suci yazıtlarında da

Kırgız  ismine rastlanılmıştır.

(Prof.Dr. Mehmet Kıldıroğlu, a.g.m., s.208-210 )

—–

Tatar  tarihçilerinden  Atlasov, Murat Remzi ve Rus bilgini Berezin, Macar

bilgini  Munkaşi ve G.Şupka , kırk sayısına  ‘’uuz / Oğuz ‘’ adının eklenmesi

ile  ‘’ KIRGUZ “ kelimesinin Kırgız biçimine dönüştüğünün, Oğuz Han

destanındaki  Kırgız’ın Oğuz Han’ın torunlarından biri olarak yer alması

ile  kanıtlanmış  olduğunu öne sürmüşlerdir.

—–

Çince metinlerde Kırgız ismi, ilk defa  Chien-k’un  /  Ke-k’un olarak kaydedilmiştir.

Bu Kırgız isminin tarihte bilinen ilk  çeviri yazısıdır.

Ebu Said Gerdizi. Fars Coğrafyacı. (1049-1052 de yazdığı  Zeynü’l-aḫbar / Gerdiz’in tarihi adlı eserinde  ve  Zekeriyya el-Kazvini ( 1203 / 1283 . Fars asıllı matematik, fizik, astronomi, coğrafya ve jeoloji bilgini.) ne   göre ; 

Hır-hız / Hir-hiz diye adlandırılan Kırgızlar,

Alaaddin  Ata Melik Cüveyni (1226 / 1283. İlhanlılar devrinde yetişen devlet adamı ve tarihçi. ), ‘’ Tarih-i Cihan Güşa / Dünya fatihinin  Cengiz Han’ın  Tarihi ‘’  tarafından  Kır-kız /  Kır-gız /  Kırk-kız  olarak  yazılmıştır.

Ebülgazi Bahadır Han’ın (1643-1663 yılları arasında Hive / Özbek Han’lığı yapan bir Han ve tarihçi. ) ‘’ Şecere-i Terakime / Türklerin soy ağacı ‘’ da ise Kır-gız / Kir-giz / Kır-kız şekilleri görülmektedir.

Kırgız adı, Kök Türkçe yazılı metinlerde Kırkız, Tibetçe kaynaklarda Gir-kis şeklinde  geçmektedir.

Kırgız adının menşei / kaynağı – kökü konusunda çeşitli görüşler vardır.

Bu adın “ Kır ” ile “ Giz ” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş, ‘’ Kır Gezer ‘’ anlamında bir kelime olduğu yanında, “ kırk ” ve “ yüz ” sayı adlarının birleşmesinden teşekkül ettiği / oluştuğu  da  ileri sürülmüştür.

Kırgız adının “ kırku ”dan, yani ‘’ kırmızı ‘’ ve “ yüz ” kelimelerinden  olduğuda söylenir.

“ Kem ” ve “ Orkun ” adlarının birleşmesinden oluştuğu yolunda da düşünceler vardır.

Bununla beraber Kırgız Türklerinin , Oğuzlarla olan irtibatları / bağlantıları  da dikkate çekilmektedir.

Kırgız kelimesinin “ KIRK – OĞUZ  ”dan geldiği, Kırgızların Oğuz Han’ın 24 komutanından türediği ve 40 Çinli kızın Oğuz bölgesine gelip, onlarla evlenerek, doğan çocuklarının Kırk Oğuz adıyla anıldığı yolundaki efsaneler / söylenceler vardır.

Bununla beraber, P. A. Boodberg, 1951 yılında kaleme aldığı bir  makalesinde / köşe yazısında  Kırgız’ın “ kırk ” sayısının çoğulu olduğunu söylemektedir.

Kök Türkçe yazıtlarda zikredilen / anılan Türk boyları içerisinde tarihleri çok eskiye dayanan ve Çin kaynaklarında  ismi  geçenlerden birisi de Kırgız  etnik / ırk adıdır.

—–

Kırgızistan coğrafyasında ilk insan kalıntıları  paleolit  / eski / yontma taş  devrine / buzul çağ ( mö 2 milyon – 10000 ) aittir. Bu döneme ait eşya ve balta, bıçak gibi günlük kullanım gereçleri Kırgızistan’da,Tanrı dağında , Fergana vadisinde , Isık Göl bölgesinde  Çüy vadisinde, Batken yöresinde, Oş’un Alay ilçesinde de bulunmuştur.

Mezolit  / orta taş devrine (  m.ö 10000 – 8000  )   ait kalıntılar Krgızistan’da Soh köyünde, Taşkömür ilçesinde, Çatırgöl, Narin bölgesinde araştırılmıştır.

Neolit  ( 8000 – 5500 )devrinde insanların tarımcılık ve hayvancılık yaparak üretime geçmiş  oldukları bilinmektedir.

Araştırmacılar bu döneme ait büyük kalıntılar bulamamışlardır. Bazı aletler, eşya parçaları günümüzdeki Bişkek şehrinde (Alamüdün suyunun kıyısında),

Tokmok şehri yakınlarında, Merkezi Tanrıdağ’da ortaya çıkmıştır.

Kalkolitik Çağ  / Taş – Bakır Çağı ( m.ö 5500 – m.ö 3000) bakır işletmeciliği ve ilk demir  aletlerinin  kullanımı olmuştur.

Bu devre ait bakır kalıntıları Oş ve Celal Abad bölgelerinde Ketmentöbö vadisinde bulunmuştur.

—–

Kırgızlar hakkında ilk yazılı bilgiler  m.ö  201 yılına aittir.

Çin yıllıklarında Kırgızları  m.ö  2.- 1. asırlarda Hunlar / On – Ok / On – Oğuz / Doğu Sakaları  zamanındaki olaylar anlatılırken görmekteyiz  ve bu sıralarda nüfuslarının 100-150 bin civarında olduğu öngörülmektedir.

Burada Kırgız adı, Mo-tun’un / Mete Han’ın  hakimiyet / egemenlik altına aldığı kavimler / toplumlar arasında  anılır .

Kırgızlar hakkındaki bir diğer bilgi de, m.ö 201 yılında yaklaşık bir asır geçtikten sonradır. M.Ö  99 da Kırgız topraklarının idaresine Hunlar tarafından esir edilmiş olan, Çinli  komutan Li – Ling  getirilmiştir. Li-Ling ‘in  Hun hükümdarının kızıyla da evlendiği  rivayet edilir / söylenir.

Bu Çin asıllı komutan m.ö  90 yılında Kırgız süvarilerinin / atlılarının başında Çinlileri bozguna uğratmıştır. Aynı zamanda bu komutan ile gelen Çinlilerle, Kırgızlar arasında evlenmelerin söz konusu olduğu, fakat Türklerin Çinlilerle karışanları, uğursuz saydıkları da bilinen bir gerçektir.  

Hun / On – Ok / On – Oğuz / Doğu Sakaları  yönetimine giren Kırgızlar, Hunların Küçük / Çiçi  Yabgu  zamanında, bugünkü yurtları Tanrı Dağı ve Issık Köl bölgesine  doğru geldiler.

M.S. 65 yıllarında Çin’in Güney Hunlarıyla birleşerek, Kuzey Hunlarına karşı savaş başlattıklarını ve bundan istifade eden Kuzey Hunlara bağlı Kırgız gibi kabilelerin /  Boyların  isyan ettiklerini görüyoruz.

M.S. 90’lı yılların başında, Kırgız Türkleri  yine Çin sülalesi Han’larla bir olup, Hunlara / On – Ok / On – Oğuz / Doğu Sakalarına  üst üste darbeler vurunca, bu kez onlar tıpkı Küçük Yabgu Hunları gibi Talas bölgesine gelerek, Pamir’deki Wu-sunları  yerlerinden edip, topraklarını  zaptettiler / ele geçirdiler .

Çin kaynaklarında, Hunların yıkılışından sonra kendilerine “ Hakas ” da denilen Kırgızlar, m.ö 2. ve 1. yüzyıllarda Baykal Gölü’nün batısı, Balkaş Gölü’nün doğusu, Bar Göl’ün kuzey tarafları, Yenisey’in orta kısımlarında, kısaca Tanrı Dağlarının doğusu ile Tannu-Ola arasında bulunmuşlardır.

Büyük  olasılıkla  13. asırdan sonraki Moğol istilasından sonra da bugünkü yurtlarına  kalabalık olarak gelmişlerdir.  

Miladi 4. asrın ikinci yarısında, Kuzey Çin’de oluşmaya  etmeye başlayan Tabgaç sülalesiyle yakın ilişkilerde bulunan Kırgızlar, onların egemenliğini  kabul ettiler. Daha sonra Juan – juanların idaresi altına girdiler. Bir kısmı da diğer Tölös boylarıyla birleşti.

560 yılında Mo-kan  Kağan  idaresindeki Kök Türklerin egemenliğine  giren Kırgızlar, Kağanlığa vergi vermek ve ihanet etmemek şartıyla serbesttiler.

İşbara Kağan tahta çıktığı sırada (581-587) Kırgızların, Mo-kan’ın oğlu Apa’nın idaresine geçtiklerini, ancak İşbara’nın Apa’ya şiddetle hücum ettiğini ve bu yüzden  bugünkü Kırgızistan’ın güney ve Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesi (Çin işgalindeki Doğu Türkistan), batısında Özbekistan, kuzeyinde Kazakistan ve güneyinde de Tacikistan bulunmaktadır.

—–

Yedinci yüzyılın başında Orta çağ Seyyahlarından biri olan , Suyang – Szan Kuzey Kırgızistan’ı  anlatan  yazılar bırakmıştır. 629 yılında Çin’den Hindistan’a giden bu Budist gezgin gördükleri hakkında bilgiler vermiştir. Çüy vadisine geldiğinde Batı Göktürk Kağanı Ton Yabgu Kağan kendisini kabul etmiştir. Seyyah Sogd ülkesini ve Türklerin yaşadığı bir çok  bölgeyi  gördüğünü bildirmektedir.

—–

Özbek Türk’ü İmami’nin 1662 – 1663  yazdığı Özbek Türklerinin milli destanı olan Han-name / Han’lar tarihindeki rivayetlere / söylencelere göre ve Çingiz Han’dan sonra yapılan  Türk-Özbek şecerelerinde / soy ağaçlarında  Oğuz Han’ın vezirlerinden biri olan Kimeri’nin soylarından ve Kıyat’ın torunlarından olan Buyan Han’ın dört nikahlı karısı ve kırk tane de kuması , başka bir rivayete göre de 70 kuması  vardı.

Buyan’ın, 64 yaşına girdiği halde, hiç oğlu yoktu. Kendisi hep oğlan istemişti, ama Tanrı, ona kırık kız vermişti.

Bugün de hala onlara Kırk Kız derler.

Bu kadınlardan doğan kırk kızdan bugünkü Kırkız  / Kırgız  toplumu  ortaya çıkmıştır.

—–

Zeki Velidi  Togan, Kırgızlar için ;

“Eski Kırgızlar, Tanrı dağlarının Wu-sun ve Türgişlerle  ırk olarak  yakın bir boydur. Kırgız , Kırk-er  anlamındadır .” demektedir.

Kırgızlar, bilinen tarihte ilk defa Büyük Hun Devleti’nin Sah-yü’sü Mo-tun zamanında anılmışlardır. Buna göre Hunların kuzeyinde bulunan Kırgızlar, Ting-ling, Ch’ü-she, Hun-yü, Hsin-li gibi boylar arasında yaşıyorlardı.

Kırgızlar, Kök Türklerin fetret / duraklama devrinde (648’lerde) Çin’e bağlanarak faaliyet gösterme çabasında oldukları, hatta bir ara Sır – Tarduşların egemenliğine  de girdikleri, kendilerine Sır-Tarduşların Yinçü Bilge Kağan’ı tarafından İl – teber , Kırgız İl-teberlerinin Çin’e de gittikleri biliniyor. Arkasından Bars – Bey  adlı birinin Kırgızların Kağanı ilan edildiğini görüyoruz. Bars Bey, Bilge’nin kız kardeşi ile evlendirilerek bir yakınlaşma oluşturuldu. Fakat daha sonra, Bars Bey’in de Kök Türk Kağanlığına karşı ayaklandığı ve öldürüldüğü görülmektedir.

Kapgan Kağan, Çin’e karşı birlikte mücadele etmeyi önerdi , Kırgızlardan ret cevabını alınca, harekete geçti. 709 yılında Kırgızlar bir Türk boyu olan Çiklerle işbirliği yaparak Kök Türklere isyan ettilerse de 710 yılında tekrar boyun eğdirildiler.

Bundan sonra Kırgızlar, hemen hemen Kök Türk Kağanlığına hep sadık kaldılar. Köl Tigin’in yoğ / yıkanma törenine  onlar da bir temsilci gönderdiler.

Kök Türk Kağanlığının yıkılışından sonra Uygurların başa geçmesine de muhalefet ettiler / karşı çıktılar .  

752 senesinde, bir Tokuz / Dokuz – Oğuz-Kırgız ittifakı / birleşmesi söz konusudur. Fakat, Uygur Kağanı Moyun-Çor’un usta siyaseti ve gücüne karşı hiçbir muvaffakiyet / başarı gösterememişlerdir.

Bir süre sonra onların Uygurlardan ayrılmak istediklerine şahit oluyoruz. 

Kök Türk kitabelerinden / yazıtlarından edinilen bilgilere göre Kırgızlar, Kök Türk hakimiyetini  / egemenliğini  kolay kabul etmemişlerdi.

Kırgızlardan yardım gören Uygur Kağanı Bögü’nün bakanı Tun Baga Tarkan, Bögü’yü tahttan indirmiştir. Bu tarihten sonra Uygur Kağanlığında Kırgızların üstünlüğü görülmeye başlar.

9. yüzyılın başlarında Uygur Türkleri ile  yaptıkları bir savaşta büyük kayıp verdiler.

839 yılının sonunda Uygur Kağanının öldürülmesiyle, Türk Devletinin başına Kırgız Türkleri  geçmiş oldular.

Kırgız Türkleri de  tıpkı Uygurlar gibi, Çin adına başka toplumlar savaştılar. Ötüken’deki Uygur hakimiyetine / egemenliğine son veren Kırgızlar, Kögmen ve Songa-Yış’ın kuzey bölgelerinde yaşıyorlardı. Bugünkü Hakasların yurdunda bulunuyorlardı.  

1119 da  Cengiz Han’ın, Kırgız bölgesinin hakimi olmasından sonra Kırgızlar, başlangıçta Çengiz’e bağlanmakta sorun çıkardılar. Fakat onun üstünlüğünü kabul ederek, önünden kaçmak zorunda kaldılar.

Bu zamanda Tanrı Dağı vadisine gelen Kırgızlar gittikçe çoğaldılar.

Kırgızların bugünkü yurtlarına ne zaman geldikleri  konusunda  Rus ve batılı araştırmacılar arasında  tartışmalar vardır. Bunlardan bazıları Kırgızların Tanrı Dağlarına 16.-17. yüzyıllarda gelmiş olduklarını iddia etmişlerdir.

Yine Arap coğrafyacılarının eserlerinde Kırgızların bir kısmının Yenisey’de oldukları söylenirken, bir kısmının da 10. yüzyılda Tanrı Dağlarında oldukları anılır.

Buna karşılık Reşideddin, Sibir’i anlatırken  buranın Kırgız bölgesinin kuzeydoğusunda olduğunu söylemektedir.

Reşideddin’in bu açıklamasına  dayanarak Bahaeddin  Gömeç, a.g.m., s.90-92; Gömeç, Uygur Türkleri …, s.48, 55-56.  Kırgızların Tanrı Dağları mıntıkasını yurt tutmalarının kesin tarihi olarak Moğol istilası sonrası gösterilebilmektedir.

—–

1218 de Kırgız ve Tümet kuvvetlerinin isyanı bastırıldı ve Kırgızlar tekrar itaat altına alındılar. Çingiz / Cengiz , bilindiği üzere ölmeden evvel dört oğlu arasında sahip olduğu toprakları paylaştırmıştı.

Buna göre Yenisey bölgesi Kırgız Türkleri Tuluy’a.

Tanrı Dağ bölgesi Kırgız Türklerini  Çağatay hakimiyeti altına girmiş oldu.

—–

1232 de Kırgız Türkleri , Tuluy öldükten sonra, Moğol ordularına karşı geniş bir isyan başlattı. Savaş Kırgızların zaferiyle sona erse de, sonuçta  boyun eğmek zorunda kaldılar.

Bu savaşlar sonunda bir kısım Kırgız Türkleri  Tanrı Dağları, Talas, Narın ve hatta Semerkant taraflarına geldiler.

1242 tarihlerinde  Cengiz’in oğulları Çağatay ile Ögedey öldükten  sonra Moğol beyleri arasında kıyasıya mücadeleler başladı. Bu yüzden hem Yenisey Kırgız bölgesi, hem de Tanrı Dağı Kırgız toprakları amca çocuklarının savaş meydanı oldu. Kırgızların mücadeleleri 13. yüzyılın ikinci yarısından sonra da sürdü.

Cengiz  hakimiyetinden sonra Orta Asya ve Türkistan’da sosyal düzenin bozulması, 13.-17. asırlar arasında Kırgız tarihi hakkında bilginin, çok az olmasına neden olmuştur.

1292-1293 senelerinde  Cengiz’in oğlu Kubilay’ın hakimiyetinde bulunan Altay ve Yenisey  bölgesindeki Kırgız Türklerini  tamamen itaate almak için, bir komutan idaresinde Kubilay’ın buraya bir ordu gönderdiğini  görmekteyiz.

Kırgız halkı Hakas Minusinsk ovasına çekildi. Kırgız toprakları tekrar işgal edildi / ele geçirildi. Aynı zamanda Kırgızlar Kubilay’ın ordusuna da girerek en cesur savaşçılar olduklarını gösterdiler.

1348 ’ lerde Çağatay soyundan  Esen- Buka’nın oğlu Tuğluk Temür tarafından kurulduğu söylenen Moğolistan Hanlığı, Tanrı Dağı Kırgızlarını hakimiyet altına aldı. Tugluk Temür iktidarını güçlendirmek için İslamiyet’i kabul ederek, devletin resmi dini ilan etti. Ve etrafındaki konar-göçerleri bu dini kabul etmeye zorladı. Fakat bütün Kırgızların İslamiyet’i kabul ettiğini sanılmamaktadır.

Tanrı Dağı bölgesi Temür Han ile Moğol  Hanlarının savaş meydanına döndü.

Bu yüzden Kırgız Türklerinin  bir kısmı Tekes Nehri civarlarına, bir kısmı da Aksu taraflarına göç etti.

15. yüzyıl ortalarında Temürlüler karışıklıklar içine düştü. Bu yüzden Kırgız boyları  güçlenerek, kendi başlarına hareket etmeye başladılar.

1514  de Türkistan’da Yarkent Hanlığı kurulmuştu ve aşağı yukarı Kırgızlar 170 yıl kadar da bu Han’lığın hakimiyetinde kaldılar. Han’lığın idarecileri Kırgızlara karşı bir takım olumsuz hareketlerde bulununca, onlarda isyan ettiler.

1679 yılında Kalmuklar / Cungarlar , Tanrı Dağı etrafındaki Kırgızları tehdide / gözdağı vermeye başladılar.

Kök Tengri Dinini kabul eden Kırgızlar arasında İslamiyet, 8. yüzyılda Fergana’da gerçekleştirilen fetihler sırasında yayılmaya başladı.

Önce Fergana havzasında yaşayan Kırgızlar, daha sonra ki asırlarda özellikle Karahanlı hakimiyeti sırasında ülkenin merkezinde ve kuzeyindeki Kırgızların bir kısmı İslam’a girdi.

17. yüzyıldan başlayarak  tasavvufun etkisiyle Kırgızlar arasında İslamiyet hızla yayıldı. Müslüman Kırgızlar Hanefi mezhebine bağlıdır.

( Tasavvuf : Tanrı’nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dini ve felsefi / düşünce akımı. ) İ.Kulaçoğlu

Barthold’un verdiği kayda göre :  

16. yüzyılda Moğol idaresinde bulunan Kırgızlar, İslam Dini’nden henüz habersizdiler. Yani Kök Tengri  dinini yaşıyordular.

( Bakınız, Öztürk, a.g.e., s.267. )

Ayrıca, İslam kaynaklarında ölülerini yakan tek Türk toplumu  olarak Kırgızlar gösterilirler.

( Bakınız, Şeşen, a.g.e., s.78. )

—–

Pamir Kırgız Türkleri  tamamen  Kalmukların egemenliği altına girdi. Aynı zamanda Rusların 16. yüzyılın sonlarına doğru Sibir Hanlığını ele geçirmeleri üzerine ve Küçüm Han’ın ölümünden sonra ülke Rus kolonisi haline gelmeye başlamıştı.

Sibirya Türkleri işgal edenlerle yiyeceklerini paylaştıkları halde, onlardan Çar adına zorla vergi alındı.

17. asırda Hakas / Kırgız  Han’lıkları kuruldu.

Bunlar arasında Ezer / Yezer , Altısar, Altır ve Tubin / Tuba Hanlıklarını sayabiliriz.

Hakas bölgesinin 16. yüzyıldan başlayarak Rusların eline geçtiği görülür. Ruslar buraları işgal etmekle kalmadılar, aynı zamanda bir çok yere Rusça adlar verdiler. Hakasların en verimli topraklarına Rus kolonistler iskan edildiler / yerleştirildiler.

Rus hakimiyetinden sonra buralarda yeni bir dönem başlar. Bütün Türk yurtlarında olduğu gibi, Hakasya’da da yeraltı ve yerüstü kaynakları talan edilerek, Moskova’ya götürüldü.

—–

Bugün Hakas ülkesinde Kök Türk ve Kırgız çağından kalma bol miktarda runik kitabeye / yazıta  rastlanmaktadır.

17.-18. asırlarda en göze çarpan taraf Kalmuklarla olan mücadelelerdir. Onlara karşı en şiddetli direnişi Kırgız ve Kazak Türkleri veriyordu.

17. yüzyılın ilk yarısında birlikte düzenledikleri seferlerle Kalmukları Sibirya’ya kadar çekilmek zorunda bıraktılar. Fakat zamanla aralarındaki bağlar zayıfladı. Bundan yararlanan Kalmuklar oldu.

1633 baharında Türk topraklarına yeniden saldırdılar.

1678 senesinde Yar-kent’i alan Kalmuklar,

1684 de de Oş ve Sayram’a sahip oldular.

İşte Kırgızların, Kalmuklarla olan bu savaşları ünlü Manas Destanı’nda da yer almıştır.

—–

Kırgız Türkleri, 1700 senesinde kurulan Hokand Hanlığının hakimiyetini  gönüllü olarak kabul etmişlerdi. Kısa bir süre sonra Hokand Hanlığının idaresi Kırgız Türklerinin eline geçti.

1741-1742 yıllarında Kalmuklar Issık-Köl, Fergana ve Taşkent gibi yerleri ele geçirdi.

18. asrın ortalarına doğru bir Kırgız grubu da Yenisey havzasından kalkarak İli bölgesine geldi ve Türkistan’ın gittikçe güçlenmesini kendi geleceği için tehlikeli gören Çin, 1757 de gönderdiği kuvvetli bir ordu ile önce Doğu Türkistan’ı, sonra da Hokand Hanlığı’nı yendi. Çin’e karşı Uygur, Kazak ve Kırgız Türklerinin  başlattığı mücadeleye / uğraşa Cihangir hoca önderlik etmekteydi.

1826 da Kırgız ve Uygurların desteğiyle Kaşgar’ı zaptetti / ele geçirdi. Ancak, yetmiş bin kişilik bir Çin ordusu harekete geçince, Cihangir Hoca, bazı Kırgız Beyleri tarafından Çinlilere teslim edildi. Çin’de idam edildi. Bu olayda yine Manas Destanı’nda yer bulmuştur.

1846 yılında Ruslar Hokandlıların Kazalinsk kalesini işgal ettiler. Fakat Türkler yaklaşmakta olan tehlikenin farkına hala varamadılar. Kırgız Türk boylarının, belki de aralarındaki kavgalar yüzünden adeta birbirleriyle yarışırcasına Rusya’nın hakimiyetine girmek istediklerini görmekteyiz. Ancak onların Rusya ile birleşmeleri çoğu zaman şahsi / kişisel çıkar ilişkileri  seviyesinde  kalıyordu. Ruslar, kendi egemenliklerine  geçen Kırgız beylerine külliyetli / çok yüksek miktarda hediye veriyorlardı.

Kırgız Türkleri , ilk Rus istilası sırasında Kazak Türklerine benzediklerinden dolayı Kazak etnik adıyla isimlendirilmişlerdi. Fakat 1855 yıllarında Rus istilası Tanrı Dağlarına ulaşınca, gerçek Kırgızlar meydana çıkmış ve Ruslar bu Türk boyuna  KARA  KIRGIZ  adını vermişlerdir.  

Bu arada Rus hükümeti aldığı bir kararla işgal edilen yerleri “Türkistan Bölgesi” adı altında Orenburg’a bağlı bir askeri valilik haline getirdi.

Kırgız Türklerinin önderliğinde devam eden Hokand Hanlığı, ne Osmanlı Devleti’nden ne de İngiltere’den yardım görmedi.

1876 da Hokand tamamen Rusların eline geçti. Rusların kötü idaresine ilk baş kaldıranlardan biri Kırgız Türkleri olmuştur. Rusya’nın, büyük bir kültürel asimilasyon politikası uygulayarak, Kırgız Türklerini kendi benliklerinden uzaklaştırıp yeni bir kimliğe büründürmek istemesi, isyanlara, kanlı savaşlara neden olmuştur. Devrimden ve kanlı bir iç savaştan sonra 1919-1920 yıllarında Kırgızistan’da, Sovyet gücü kuruldu.

1924 yılında Kara – Kırgız Özerk  muhtar bir bölgesi.

1925 yılında  Kırgız  Özerk  bölgesi.

1926  yılında  Kırgız Otonom Sovyet Cumhuriyeti.

1936  yılında  Kırgız  Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

1982 de Türkiye ‘de Van’ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir ‘e yerleştiler.

15.12.1990 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci içine girmesi üzerine egemenliğini  kazandı.

31.8. 1991 yılında  bağımsızlığını  ilan etti ve Kırgızistan Cumhuriyeti kuruldu.

——–

Orta Asya’da yer alan Kırgızistan’ın komşuları kuzeyde Kazakistan, batıda Özbekistan, güneybatıda Tacikistan, güneydoğuda Çin Halk Cumhuriyetidir.

Yüzölçümü : 199.900 km².

Başkenti : Bişkek.

İkinci büyük şehri Oş’tur

Nüfusu : 6.1 milyon ( 2017 ).

Kırgız %52,4, Rus %18, Özbek %12,9, Ukrayna %2,5, Alman %2,4, diğer %11,8.

Çuy, Isık Göl, Oş, Talas, Celalabad, Narin ve Batken adlı yedi idari bölgeye / oblast ‘a ayrılmıştır ve çok partili demokratik bir rejimle yönetilmektedir.

Dili : %91 Kırgız Türkçesi , %2,2 Lezgi, %1,8 Rusça, %1,5 Ermenice, %3,3 diğer.

Okur – yazar durumu : 15 yaş ve üzeri için: %99,5 ( 2017 ).

Kırgızca ilk kitaplar 1911 de Kazan’da basılan M. Şamırkanov’un ‘’ Kıssa Zilzalisına  / Zelzele hikayesi ’’  ve K. Sarsekeev’in aynı yıl Ufa’da basılan ‘’Alippe / Elifba  adlı  eserleridir.

1. Arabaev’in 1912 de Orenburg’da basılan ‘’ Cazuu Örnöktörü  / Yazı örnekleri’’ ve aynı yıl basılan bir ‘’ tarih kitabından ‘’ başka eser yok gibidir.

İlk Kırgızca gazete ancak 1924 de çıkmaya başlayan Erkin Too’dur / Özgür dağ ‘’dır.

Para birimi : Kırgız Somu.

Din : %75 Müslüman, %20 Rus Ortodoksları, %5 diğer.

Dışa satım / İhracat :

Başta elektrik enerjisi , tarım ve hayvancılık ürünleri (tütün, pamuk, yün, ham deri , et , tütün vb.), çeşitli ham maddeler ( altın, cıva, demir , uranyum vb.), kömür, ipekli dokuma ve diğer tekstil ürünleri , hidro güç, makine, ayakkabı.

Tarım ürünleri : Tütün, pamuk, patates, sebze, üzüm, meyve, koyun, keçi, büyükbaş hayvan, yün.

İç alım / ithalat :

Buğday, petrol ürünleri, şeker, tıbbİ malzeme, ziraat makineleri ve çeşitli mamul / işlenmiş  maddeler oluşturmaktadır.

——

Ülke ekonomisi tarım, hayvancılık ve madenciliğe dayalıdır.

Kırgızistan’da tarım yoğun olarak Fergana havzası ile vadi tabanlarının genişlediği alanlarda yapılmaktadır. Ülke arazisinin ancak % 7’si tarıma elverişlidir. Tarım arazisinin büyük kesimi tahıl (buğday, arpa, mısır) ve yem bitkilerine ayrılmıştır. Sulamanın düzenli yapılabildiği yerlerde başta pamuk, tütün, şeker pancarı olmak üzere çeşitli endüstri bitkileri ve sebze, meyve yetiştirilmektedir.

Tarıma dayalı sanayi kollarının başında gıda sektörü yer almaktadır. Özellikle konservecilikte önemli gelişmeler olmuştur.

Oş  yöresi tarihi çağlardan beri ipekli kumaş dokumacılığı ile ünlüdür.

Ülkenin çeşitli yörelerinde ondan fazla tekstil fabrikasıyla birçoğu Bişkek ve Oş’ta bulunan kürk, konfeksiyon, deri eşya ve ayakkabı atölyeleri faaliyet göstermektedir.

Ayrıca elektronik eşya, makine yapımı ve metalürji alanlarına yönelik sanayi kolları da vardır.

Kümes hayvancılığı, arıcılık, nehir ve göl balıkçılığının da ekonomiye katkıları vardır. Çalışan nüfusun yarısına yakını geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlar.

——

Kırgızistan  soylu atları ile ünlüdür.

At günümüzde de Kırgızistan’da hayatın vazgeçilmez ihtiyaçlarından biridir. Diğer Türk halkları arasında artık unutulan Yak / Hotoz / Tibet Sığırı besiciliği Kırgızistan’da hala sürmektedir.

——

Ülke ekonomisinde elektrik enerjisinin önemli payı vardır. Elektriğin % 77’si akarsulardan üretilir. Özellikle Narin nehri üzerinde pek çok santral bulunmaktadır. Üretilen enerjinin büyük kısmı Özbekistan, Kazakistan ve Tacikistan’a satılır.

——

Yeraltı kaynakları bakımından çok zengin olan ülkede 100’den fazla maden çeşidi bulunmaktadır. Bunların başında 5 milyar tondan fazla rezervle kömür gelir ve Orta Asya’daki kömür yataklarının yaklaşık yarısını oluşturur. Diğer önemli yeraltı zenginlikleri petrol, doğal gaz, cıva, antimuan, altın, bakır, demir, volfram, uranyum ve tuzdur.

Ülkede pek çok termal ve maden suyu kaynağı bulunmaktadır.

——

Kırgızistan yeryüzündeki hemen tamamı dağlık ülkelerden biridir.

Büyük bölümü Tien Şan / Tanrı dağları   sistemi içinde  olan dağlar, aralarında yer alan tektonik depresyonlarla / çöküntü çukurlarıyla  birbirinden belirgin şekilde ayrılmış sıralar halinde uzanır. Güneyde “dünyanın çatısı” denilen Pamir kütlesine ait dağlar bulunur. Bu dağların yükseltisi çok yerde 6000 metreyi aşar. Kırgızistan’ın en yüksek noktası Pobeda doruğudur (7439 m.).

——

İklimi : Deniz etkisinden uzak ve yüksek dağlarla çevrili olduğu için ülke topraklarında şiddetli bir kara iklimi hakimdir. Yaz ile kış ve gündüz ile gece arasındaki sıcaklık farkı çok belirgindir. Yağışlar azdır.

——

Kırgızistan akarsu ve göl bakımından zengin bir ülkedir.

Akarsuların pek çoğu kısa ve coşkun akışlıdır. Akarsuların hiçbiri denize ulaşmaz. Bunların en önemlisi olan Narin nehri kaynaklarını Isık Göl’ün güneyindeki dağlardan alır ve batıya doğru akarak Özbekistan’da Siriderya’ya karışır.

Kurbaş ve Tur nehirleri de Siriderya’nın kollarıdır.

Diğer akarsulardan Kızılsu Amuderya’ya, Aksu Tarım nehrine ulaşır.

Talas ve Çu ise Kazakistan çöllerinde yeraltına sızarak ve buharlaşarak kaybolur. Isık Göl’ün çevresindeki dağların kar ve buzullarından beslenen çok sayıda küçük akarsu da bu göle dökülür.

Ülkedeki irili-ufaklı tektonik / çöküntü çukur  kökenli 3000 gölün en büyükleri Isık Göl, Sırı-Çelek, Çatır ve Song  gölleridir.

——

Kirlenmemiş ilginç doğası , özgün kültürel yapısı, misafirperver insanı, dağcılık, kayak, kanoculuk, avcılık (daha çok “berkut” adı verilen şahinle avcılık), at sporları ve özellikle Isık Göl, Oş, Celalabad, Bişkek çevresindeki modern otel, dinlenme tesisi ve kaplıcalarıyla Kırgızistan turizm potansiyeli yüksek bir ülkedir.

Ön – Türk  tarihinin  belgeleri niteliğinde ki Saymalı Taş dağının zirvesindeki on binlerce kaya resmi, dünyanın en uzun destanlarından olan Manas ve Er Tüştük destanları, dünyaca tanınan yazar Cengiz Aytmatov, Kırgızlar’ın dünya medeniyetine en büyük katkılarındandır.

—————————-

Kırgız Türk edebiyatı

—————————-

* Çağdaş Kırgız edebiyatı, Çağatay edebiyatının bir devamı sayılır.

* Bu edebiyat; sözlü halk edebiyata olarak yaşayagelmiştir. Mit, efsane, destan, masal, bilmece, atasözü türleriyle zengin ve güçlü bir biçimde yaşayan sözlü edebiyat Er Töştük, Manas gibi birçok destan meydana getirmiştir.

* 20. yüzyılın ilk yarısında yetişen şairlerse; çağdaş edebiyatın temelini oluşturmaya başlar.

Ancak, bu edebiyatın esas kurucuları; Kasım Tınıstanulı, Sıdık Karaçayev’dir.

* 1920’li yıllar, çağdaş Kırgız edebiyatının ilk dönemini oluşturur. Ekim devrimi sonrasında edebiyat “toplumcu gerçekçilik” anlayışının etkisine girer. Bu yıllar edebiyatın gerek öz gerekse biçim bakımından yenilikler denediği bir dönemdir.

* Taşkent ve Almatı gibi kentlerde öğrenim gören genç yazarlar Kazakça ve Tatarca dergilerde göründükten sonra kendi ülkelerinde çıkan yayın organlarında da yazmaya başladılar.

* 1924 den sonra çoğalan bu süreli yayınlar, edebiyatın canlanıp gelişmesinde büyük rol oynar, ‘’ Erkin Too ‘’ adlı Kırgız gazetesi bu yıl içinde yayımlanır.

* 1930’lu yıllarda ekonomik ve kültürel alanda görülen gelişmeler edebiyatı da etkilemiş; yazarlar, kurulan birçok dernek içinde yer almıştır.

* Şiirde serbest ölçüye de bu yıllarda geçilmiştir. Eski ve yeni biçimli şiirler lirik / coşkulu , epik / destansı , didaktik / öğretici , pastoral / kır yaşantısı – çobanlama  türlerde kendini göstermiştir.

* Düzyazının gelişmesine Tokombayev öncülük etmiştir. Bu dönemin eserlerinde Kırgızlar’ın kendi yaşantılarına yer verilmesi dikkat çekicidir.

* İkinci Dünya Savaşı, tema / ana konu  ve konularda bir değişiklik yapmıştır. Savaş konusu edebi türlerden gazeteye ve dergilere kadar yayılmıştır. Yurt sevgisi, vatanın savunulması, yiğitlik… vb. temalar çokça işlenmiştir. Bu dönemde  Osmanov dikkat çekicidir.

* 1945 – 1955 yıllan, Savaş Sonrası Kırgız Edebiyatı olarak adlandırılır.

1950 ortalarında Cengiz  Aytmatov’un öykü ve romanları gün ışığına çıkar. Edebiyatta sınıfsal bakış açısı bu dönemde görülür.

* 1991de Kırgızistan’ın bağımsızlığının kazanılmasıyla, edebiyat filizlenmeye başlamıştır.

—–

Kırgız Türklerinin yetiştirdiği değerli insanları ayrı bir başlık altında paylaşacağım.

————-

Kaynakça

————-

Gülşen İnci Yılmaz .yüksek lisans tezi Ankara 2006. Ankara Üni. Sosyal Bilimler enst. Tarih ana bilim dalı.

—-

Ahmet Taşağıl, a.g.e., s.74 – 75

Saadettin Gömeç, “Kırgız Türklerinin Tarihine Kısa Bir Bakış”, Kafalı Armağanı, Ankara 2004, s. 63 – 64 – 84 – 85 – 86 – 87- 88 – 90 – 93 – 96 – 97 – 100.

Gökyay, a.g.m., s.313-314. 469

Prof.Dr. Bahaeddin Ögel .Türk mitolojisi 1. Cilt.  

Zeki Velidi Togan . Togan, a.g.e., s.426

Mehmet Saray, “Kırgızistan” Maddesi, İslam Ansiklopedisi, Cilt 25, Ankara 2002. s.441 – 443

Enver Konukçu, “Hokand Hanlığı”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 18, İstanbul 1998, s.215.                      

Geniş bilgi  için : Aydın İdil . Yerel kaynaklara göre Kırgız tarihi. Bişkek 2012.

https://insamer.com/tr/kirgizistan_904.html

Mehmet  Kıldıroğlu, Kırgızlar ve Kıpçaklar, Ankara 2013, s. 30-40.

Bayrak  resmi : Türk bayrak

——–

Aydın İdil  Beyin ;

‘’ Kendi ulusunun tarihini öğrenmek isteyen herkese saygı ile . ‘’

Sözün  özü budur.

İdris Kulaçoğlu 17.5.2021 çalışma odam . 00:45