ATATÜRK ve TATAR AYDINLARI

Kazan Tatarları, Rusya Federasyonu içerisinde yaşayan yüzden fazla etnik grup

arasında sayı bakımından Ruslardan sonra ikinci sırada yer almaktadırlar.

2010 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre Rusya Federasyonu’nda

5.310.000 Tatar yaşamaktadır.

Bunlardan 2.000.000’u Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Özerk

Cumhuriyeti’nde, geriye kalan kısmı da Rusya Federasyonu’nun diğer

bölgelerinde  kayıtlıdır.

Yurt dışındaki Tatarların sayımı ayrıca yapılmadığından bütün dünyadaki

Tatarların toplam nüfusu hakkında kesin bir rakam vermek güçtür.  Yaklaşık

olarak  BDT coğrafyası da içinde olmak  üzere Rusya dışında bir milyondan fazla

Tatarın yaşadığı düşünülmektedir.

( BDT : Bağımsız Devletler Topluluğu . ) İ.K

BDT ülkelerinin yanı sıra Tatarların yaşadıkları ülkelerin başında Çin, Finlandiya,

ABD,  Litvanya , Polonya , Japonya gibi ülkeler gelmektedir. En kalabalık Kazan

Tatarı nüfusunun bulunduğu ülkelerden biri de Türkiye’dir.

Türkiye’ye diğer ülkelerden farklı olarak birkaç kez göç dalgası oldu.

İlk toplu göçler 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşti.

Kazan ile Astrahan Hanlıkları ele geçirildikten hemen sonra Ruslar, bölgede

Hristiyanlaştırma ve Ruslaştırma politikasını başlattılar. Ayrıca Ruslar, Hac

yolunu da gerek Kafkasya gerekse İdil-Ural Müslümanları için kapattılar.

Rusların dini ve sosyo­ekonomik alanlardaki baskısı gittikçe arttı. Tatarların

asırlardır bağlantı içerisinde oldukları Osmanlı Devleti’ne göç etmeye

başlamasına neden oldu. Bu tarihte göç eden Tatarların hatıralarındaki satırlar

göç nedenini açıkça ortaya koymaktadır:

“Çarlık Hükümeti’nin Müslümanların mektep ve medreselerini kapatacağını,

Kur’an-ı Kerim’deki “ kafir / inkar eden ” kelimelerinin çıkartılıp yeniden

bastıracağını duyduk… ”

( Medrese : Genellikle İslam dini kurallarına uygun bilimlerin okutulduğu yer.

Görenekçi yöntemlerle yürütülen öğretim kurumu.) İ.K

Bu tarihlerde gelenlerin çoğu din adamı veya dini  kurumlarda eğitim görmek

isteyen öğrencilerdi. İslamiyet’i serbest bir şekilde yaşayabilmek ve din eğitimi

almak isteyen bu tarihteki muhacirlerin / göçmenlerin çoğu Mekke, Medine,

Şam, Dobruca gibi Osmanlı eyaletleri ile Anadolu’nun çeşitli şehirlerine yerleşti.

Osmanlı’nın “ yeni vatan ” olarak seçilmesinin nedenlerinden biri de ortak tarihi

ve kültürel mirasın yanı sıra İdil-Ural Müslümanlarının Hac yolunun Osmanlı

topraklarından geçmesi sebebiyle bu toprakları ve dolayısıyla da devleti iyi

tanımalarıydı.  

1890 da , Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın Rusya Müslümanlarının dini nedenlerden

dolayı yurtdışına göç edebileceklerini ilan etmesidir.

1892 de ise ,  2. Abdülhamit’in Rusya’dan birkaç Müslüman’ın Osmanlı

topraklarına  göç etmelerine izin vermesi, bu dönemdeki göç sürecinin daha

kolay  yaşanmasını sağladı.

1891 yılında Rusya’da yaşanan kıtlık da göç edenlerin sayısının artmasına neden

oldu.

1897 tarihindeki nüfus sayımı da Tatarların Osmanlı Devleti’ne göç etmelerine

neden oldu.

Tatarlar, bu nüfus sayımının bir bahane olduğunu ve asıl amacın Müslümanları

Hristiyanlaştırmak olduğunu düşünüyorlardı ki, bu tarihte göç edenlerin sayısı

arttı.

Özellikle Samara, Ufa, Orenburg ve Kazan şehir ve köy halkı göç etti.

İdil-Ural bölgesinden Türkiye’ye yapılan göçler konusunu çalışan Arzu Kılınç

Ocaklı, sadece 19. yüzyılın ikinci yarısında bölgeden Türkiye’ye 10.000’den fazla

insanın göç ettiğini yazmaktadır.

Bu sayı şüphesiz yalnızca kaydı tutulan ve toplu göçleri içeren göçmenlerin

sayısını yansıtmaktadır. Göçler aslında çok büyük sosyal bir mesele / sorun olup

bir çok roman ve hikayeye de konu oldu.

Örneğin :

Tatar yazarı GALİASKAR  GAFUROV  (1867-1942) ‘’ TUTAM ‘’ adlı hikayesinde 1894

yılında Osmanlı’ya göç etme nedenlerini muhacirlere / göçmenlere yılda iki defa

ürün alınan bereketli toprakların verilmesi, toprağı sürmek için saban ve

hayvan, ev yapmak için de ağaç yardımının yapılması ve göçmenlerin askere

alınmaması gibi haberlerin halk arasında yayılması olarak göstermektedir.

Bir başka Tatar yazarı GAHMUT  GALEU (  ise ‘’ MUHACİRLER / göçmenler ‘’ adlı

tarihi romanında 1897 nüfus sayımını konu almakta ve bu sayımın göçlere

neden olduğunu yazmaktadır.

Osmanlı’ya göç eden Tatarların bir kısmı Eskişehir ve civarına yerleşirken, geriye

kalanlar Kütahya yakınlarına Efendiköprü adında bir yerleşim yeri kurma hakkını

elde ettiler.

Her iki bölgede Tatarların bugün de yaşadıkları bilinmektedir.

1954 tarihinde Efendiköprü köyünden  birkaç aile Manisa yakınlarına Karaköy

köyünü kurdular. Bu köylerde Tatarlar arasında 1917 yılına kadar hakim olan

cemaat içi ilişkiler, eski türküler ve çeşitli merasimler o zamandan bugüne

aynen uygulanmaktadır.

Ankara ile Konya arasındaki Böğrüdelik köyünün nüfusunu da ilk göç dalgasıyla

gelen Sibirya Tatarları oluşturmaktadır.

Böğrüdelik, Türkiye’deki en büyük Tatar köyü olup, yaklaşık 1.100 kişilik bir

nüfusa sahiptir. Köyde 400 ev, bir okul ve cami bulunmaktadır ki, bu cami 1908

yılında Omsk yakınlarındaki Karakul, Yelanlı, Yanaul köylerinde yaşayan Sibirya

Tatarlarının desteğiyle yapılmıştır.

Tatarların Anadolu’ya göçleri 20. yüzyılda da devam etti.

20. yüzyılın başında yaklaşık 2.000 Tatarın göç ettiği bilinmektedir. İdil-Ural

Türklerine yönelik siyasî ve dini baskının devam etmesi, 1917 İhtilali ve SSCB’nin

kurulmasından sonra söz konusu baskının artması, Türkiye’deki Tatarların

Anadolu’daki akrabalarıyla yazışmaları ve akrabalarının Anadolu’da sürdükleri

hayattan övgüyle  anlatmaları , bu dönemdeki göçlerin başlıca sebepleriydi.

19. yüzyılın ortalarında Şam ve Hicaz vilayetine yerleşen Tatarlar, 1. Dünya

Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yenilmesinden sonra Türklerle birlikte bu

topraklardan ayrıldılar. Gelen göçmenler genellikle Eskişehir, Kütahya, Manisa,

Ankara, İstanbul, Malatya gibi şehir ve köylere yerleştirildiler.

1950 ve 1960’lı yılların başlarında ise Türkiye, Tatarların yeni göçüyle karşılaştı.

Bu tarihte Türkiye’ye gelen göçmenler Çin’deki Tatarlar’dır. Çin’de

Komünistlerin iş başına geçmeleriyle birlikte Müslümanlara karşı baskı

uygulanmaya başlandı. Bu da Tatarların Türkiye’ye göç etmelerine neden oldu.

Yeni göçmenler, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere genellikle büyük

şehirlere yerleşti.

Göçler sırasında, özellikle de ikinci dalgayla çok sayıda Tatar aydını Türkiye’ye

geldi. Bunların bazıları Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında Türkiye

Cumhuriyeti’nin kuruluşunda önemli rol oynadı ve Türk tarihinde derin izler

bıraktılar.

——————————

 MUSA   AKYİĞİTZADE

——————————

(1865, Kabil köyü / Çambar bölgesi / Penza / Kazan / Rusya –  6. 9.1923,

İstanbul)

Fikir adamı, gazeteci-yazar .

Gaspiralı’nın teşvikiyle / isteklendirmesi ile üniversite öğrenimi için İstanbul’a

giderek Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Okulu)’den mezun oldu (1891).

1892 yılında Harbiye Okulu’nda meşhur Tatar yazarı Musa Akyiğitzade

(Mehmet Musa 1864 / 65 -1923) hocalığa başladı.

Musa Akyiğitzade’nin Rusça ve ekonomi dersleri verdiği bu okulda bilindiği gibi

Mustafa Kemal de eğitim aldı (1899-1902).

Musa Akyiğitzade’nin genç Mustafa Kemal ile karşılaşıp karşılaşmadığı

bilinmemekle birlikte ekonomi derslerini Akyiğitzade’nin yazdığı kitaplardan

(İktisat Yahut İlmi Servet ve Avrupa Medeniyetinin Esasına Bir Nazar / Bakış )

okumuş  olmalıdır . Akyiğitzade, milli  ekonomi doktrininin Türkiye’deki

ilk temsilcilerindendir ve himayeci / korumacı bir gümrük politikası izlemek

gerektiğini savunmuştur.

————————

YUSUF   AKÇURA

————————

( 1876 / 1935 )

Mustafa Kemal Atatürk’ün değer verdiği Tatar aydınlarının başında Yusuf

Akçura  gelmektedir.

1876 yılında Rusya’nın Ulyanovsk ilinde doğan Yusuf Akçura, babasının ölümü

üzerine annesi tarafından İstanbul’a getirildi (1833) ve Harbiye Okulu’nu bitirdi.

Ancak Jön Türk hareketine katıldığından dolayı 1899’da Fransa’ya kaçmak

zorunda  kaldı.

1903’te Paris Siyasal Bilgiler Okulu’ndan mezun olduktan sonra Kazan’a döndü

ve meşhur Üç Tarz-ı Siyaset (Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük)  makalesini /

köşe yazısını  kaleme aldı (1904’te yayımlandı).

Kazan’da çıkan ilk Türkçe gazetelerden Kazan Muhbiri‘nin yayın kurulunda yer alan Akçura ayrıca bir teşkilatçı olduğu için Türk boylarını bir araya toplamak

gayesiyle arkadaşları ile birlikte “Rusya Müslüman İttifakı” adlı büyük siyasi

partinin kuruluşunda önemli rol üstlendi.

Bunun üzerine takibe alınan Akçura, 1908’de Meşrutiyet’in ilanından sonra

yeniden İstanbul’a geldi ve Harp Akademisi ile Darülfünun’da siyasi  tarih

dersleri verdi.

1931’de Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin (Daha sonra

Türk Tarih Kurumu adını aldı) kuruluş çalışmalarında görevlendirildi,

1932’de de cemiyetin başkanlığına seçildi.

1935’te ölen Akçura, ayrıca Türk Derneği ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında

yer aldı, Türk Yurdu‘nun başyazarı ve editörü oldu. Bu faaliyetlerinin yanı sıra

Akçura  çok sayıda eser kaleme aldı.

———————————

SADRİ  MAKSUDİ  ARSAL

———————————

( 23. Temmuz. 1878  /  20. Şubat .1957 )

Türk-Tatar devlet adamı, hukukçu, akademisyen, düşünür ve siyasetçi.

Türkiye’nin kuruluş yıllarında Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye’ye

davet edilmiştir.

Türkiye’de Türkçülüğün temelini atanlar arasında bulunur.

Cumhuriyetin ilk hukuk fakültesi olan Ankara Hukuk Fakültesi’nin kurucu

hocalarındandır.

Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasında önemli katkıları

olmuştur.

Atatürk’ün sıkça görüştüğü bir başka Tatar aydını da Sadri Maksudi Arsal idi.

1878 ’de Kazan’ın Taşsu Köyü’nde doğan Sadri Maksudi Arsal Rusya’daki

eğitimini tamamladıktan sonra 1902’de Paris’te Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu.

1906’da Rusya’ya dönen Arsal, politika ile ilgilenmeye başladı ve genç yaşta

olmasına rağmen 2. Duma’ya üye seçildi.

1918’de yurt dışına çıkmak zorunda kalan ve 1924’te Fransa’dan Türkiye’ye

konferanslar vermek için gelen Maksudi’nin “Türk Birliği”, “Türk Tarihine Bakış”,

“Dillerin Gelişiminde Akademilerin Rolü” başlıklı konuşmaları, Türkiye’de büyük

ilgi gördü.

Sadri Maksudi’ye Türkiye’de kalması için teklif yapıldı / önerildi ve 1925’te Sadri

Maksudi, Türkiye’ye gelip yerleşti.

Akçura gibi Sadri Maksudi’nin de Türkiye’ye büyük hizmetleri oldu.

Türk Tarih Kurumu’nun kuruluşunda yer alan Arsal (1930 kurultayında Tarih

Heyeti’nin kuruluşunu teklif etti), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Türk

Hukuk Tarihi dersi (bu dersi veren ilk hocalardan) ve aynı zamanda Tarih

Bölümü’nde İskitlerle /  Sakalara dair dersler verdi.

Mustafa Kemal, onu sık sık yanına çağırır ve onunla ülke meselelerini istişare ederdi / karşılıklı görüş alış verişi yaparlardı.

Araştırmacılar yüzden fazla görüşmenin yapıldığını yazmakta ve bundan dolayı

Sadri Maksudi’yi Atatürk’ün gayriresmî danışmanı olarak adlandırmaktadırlar.

Sadri Maksudi 1930’dan 1938’e kadar ve 1950’de milletvekilliği de yaptı, ancak

üniversitelerle bağını koparmadı ve Ankara Hukuk Fakültesi’nde ders vermeye

başladı.

Sadri Maksudi, Türkçe’nin sadeleştirilmesi, Arapça ve Farsça kelimelerden

arındırılması tezini de ortaya koydu. Türk dilinde yapılan değişikliklerde onun

büyük etkisinin olduğunu söylemek mümkündür.

Türk Dili İçin adlı kitabının da Atatürk tarafından takdir gördüğü bilinmektedir.

———————————-

HAMİT   ZUBEYR  KOŞAY

———————————-

( 1897 / 1984 )

Mustafa Kemal Atatürk ile görüşen bir diğer Tatar ilim adamı – arkeolog ve

etnolog Hamit Zubeyr Koşay (1897-1984) idi.

1909’da Osmanlı Devleti’ne ailesi ile birlikte göç eden Hamit Zubeyr,

Selanik’teki medresede eğitim gördü, ardından Macaristan ile Almanya’daki

şarkiyat / doğu enstitülerinde eğitim aldı. Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil

Kurumu’nun kuruluşunda önemli rol alan Koşay, Etnografya Müzesi’nin de

kurucularındandır.

——————————-

AKDES   NİMET  KURAT

——————————-

( 1903 Tataristan / 8.9.1971 İst )

Türkiye’de en fazla tanınan Tatar aydınlarından biri de Akdes Nimet Kurat’tır.

1903 de Tataristan’ın Yana Çeşme şehrinin Berkete köyünde bir molla ailesinde

dünyaya gelen Akdes Nimet Kurat, 1920’de liseyi bitirdi ve yurt dışında tahsil /

eğitim yapmayı düşündüyse de, Rusya’da bilhassa Tataristan’da açlık ve sıkıntı

yıllarının (1920-1921) başlaması onun hayallerinin gerçekleşmesine izin

vermedi.

1924 yılında Türkiye’ye sığınarak İstanbul Darül­fünunu Edebiyat Fakültesi’ne kaydolarak önce felsefe, sonra tarih bölümünde eğitimine devam etti.

1925 de Profesör Fuat Köprülü, Akdes Nimet’i asistan olarak yanına aldı ve

Türkiyat Enstitüsü çalışmalarında görevlendirdi. 1928 yılında Tarih Bölümü’nden

mezun olduktan sonra Almanya’ya gönderildi.

1933 yılında Bizans sahasında bir tez hazırlayarak doktor unvanını aldı ve bu

tarihten sonra İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’nde görev yaptı.

Akdes Nimet Kurat’ın en büyük hizmeti, hiç şüphesiz kaleme aldığı

çalışmalardır.

Prut Seferi ve Barışı, Rusya Tarihi, Türk-İngiliz Münasebetlerinin Başlangıcı ve

Gelişmesi (1553-1610), Türkiye ve İdil Boyu, Türkiye ve Rusya, IV-XVIII.

Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Peçenek Tarihi

adlı eserleri günümüzde de üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmaya

devam  edilmektedir.

——————————-

REŞİT  RAHMETİ  ARAT

——————————-

( 1900 / 29. Kasım. 1964, İstanbul )

Mustafa Kemal Atatürk’ün üniversite reformu ve Avrupa’daki profesörleri

Türkiye’ye davet etme siyaseti çerçevesinde Türkiye’ye gelen bir başka Kazanlı

ilim adamı da Reşit Rahmeti Arat’tır.

1900 yılında Kazan’ın eski Ücüm kasabasında dünyaya gelen Reşit Rahmeti Arat,

orta eğitimini tamamladıktan sonra 1922 yılında gittiği Berlin’de Mukayeseli /

karşılaştırmalı Türk Dili Araştırmaları Kürsüsü’nün kurucusu Prof. Dr. W. Bang-

Kaup’un öğrencisi ve yardımcısı oldu.

1927 de doktorasını tamamlayıp 1931 yılında doçent olan Reşit Rahmeti Arat,

1933 yılında Türkiye’ye Maarif  Vekaleti tarafından davet edildi ve 33

yaşındayken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı

Kürsüsü’ne profesör tayin edildi / atandı.

Reşit Rahmeti Arat, Türk Tarih Kurumu üyesi, Türk Dil Kurumu üyesi, Türk

Kültürünü Araştırma Enstitüsü kurucu üyesi ve Milletlerarası Şark tetkikleri /

doğu incelemeleri Cemiyeti sekreteriydi.

O da Türkiye’ye gelen diğer Tatar bilim adamları gibi umumi  Türk tarihine dair

çok sayıda eser verdi.

Kutadgu bilig , Babürname  gibi .

———————

AHMET  TEMİR

———————

( 14.11.1912 / 18 .4. 2003  Ankara’da  )

14 Kasım 1912’de Tataristan Özerk Cumhuriyeti Samara vilayetine bağlı

Bügülme  / Bugulma  kazasının Elmet  / Almetyevsk  köyünde doğdu.

17.6.1929’da arkadaşı  AHAT  URAL  BİKKUL  ile birlikte Bügülme’den ayrılan

TEMİR   VOLGA , Hazar ve Kafkasya üzerinden uzun ve tehlikeli bir yolculuktan

sonra Batum’dan Türkiye’ye iltica etti / sığındı. (8.7.1929)

Atatürk döneminde Türkiye’ye gelenler arasında Ahmet Temir’i de zikretmek /

anmak gerekmektedir.

1929 yılında 17 yaşındayken Ahmet Temir Volga, Hazar Denizi ve Kafkasya

üzerinden Batum’a gelip Türkiye’ye geçti ve Trabzon Muallim Mektebi ile

İstanbul’daki Haydarpaşa Lisesi’nde eğitim aldı.

Doktorasını Almanya’da yaptıktan sonra tekrar Türkiye’ye dönen Ahmet Temir,

Türkiye’de Mongolistik çalışmaları başlatan ilk bilim adamı oldu ve bu alanda

çok sayıda eser verdi.

Moğolca üzerine yaptığı çalışmalarla hem dünyada hem de Türkiye’de çok

önemli bir yer edinen Ahmet Temir’in bu alandaki en önemli katkılarından biri

de ‘’ Moğolların Gizli Tarihi ‘’ ni  Türkçe’ye kazandırmasıdır.

1962’de Ankara’da kurulan Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, bizzat kaleme

aldığı tüzük ile onun kurduğu bir merkezdir.

—————————————-

ABDULLAH  BATTAL  TAYMAS

—————————————-

( 1883 / 1969 )

Dil bilimci , yazar .

Atatürk döneminde Türkiye’ye gelen ilim adamlarından biri de Abdullah Battal

Taymas’dır.

1883 doğumlu Abdullah Battal, 1925 yılında Türkiye’ye gelerek Türkiyat

Enstitüsü Müdürü merhum Ord. Prof. Fuat Köprülü’nün isteği üzerine

Rusça’dan birkaç eser çevirdi.

Dışişleri Bakanlığı’nda da görev yaptı, aynı zamanda bazı gazete ve dergilere yazılar yazdı.

Atatürk’ün emri ile Türkçe’ye çevrilen Yakut Dili Sözlüğü’nün tercümesine de katıldı.

İbn-i Mühenna Lügatı / sözlüğü  ile Büyük Kırgız sözlüğü gibi çalışmaları daha

sonra Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti tarafından basıldı.

BAZI ESERLERİ :

Kazan Türkleri (1925), Rusya’dan Ayrılan Milletler (1927), İbnî Mühennâ Lügati (1934), Kırgız Sözlüğü (Yudahin’den çev., 1946), Rus İhtilalinden Hatıralar (1947), Yeşil Rize ve İli (Yolculuk hatıraları, 1950), Kazanlı Türk Meşhurları (1958-59), Ben Bir Işık Arıyordum (1962), Kazan Türkçesinde Atasözleri ve Deyimler (1968).

—————————

AYAZ  İSHAKİ  İDİLLİ

—————————

(23 . 2. 1878 Yavşirma köyü  Kazan, Rusya / 22.7.1954 Ankara )

Bilim adamı ,Roman YazarıAnı YazarıOyun YazarıÇevirmenGazeteci

AraştırmacıÖykü YazarıYazar.

Ayaz İshaki, Kuzey Türklerinin kültürel ve milli uyanış döneminde yetişmişti.

Bu uyanış tarihi ile ilgili olarak adlarını Türk büyükleri içine yazdıran Şehabettin

Mercanı, Hüseyin Feyzhan, Abdülkayyum Nasirî ve Kırımlı Gaspıralı İsmail Bey’i

örnek almış ve onların etkileri altında kalmıştır.

Onlar Kuzey Türklerinin uyanışı için tarih, pedagoji ve felsefe alanlarında

çalışmışlar, Ayaz İshaki Bey ise edebî eserleri ile bu harekete katkıda

bulunmuştu.

Tatar kökenli  Ayaz İshaki  Türkiye’ye ancak 1939’da geldi.

Daha 18 yaşındayken ilk eseri (Taallümde Saadet / İlim bilme – öğrenme de

mutluluk ) yayımlanan İshaki, 1902’de Hürriyet dergisini neşretmeye /

yayınlamaya başladı.

1905’te Tan Yıldızı gazetesi ile Tan dergisini çıkarttı.

Ancak yayınlar, Çarlık Hükümeti tarafından kapatıldığı gibi İshaki de hapse atıldı.

Daha sonraki tarihlerde Tavış, İl, Söz gibi gazeteleri yayımlayarak milli

mücadeleyi /  uğraşı sürdürdü.

Türkiye’ye geldikten sonra Türk Yurdu mecmuasında çalıştı, makaleler yazmaya

devam etti, Züleyha adlı romanını da Türkiye Türkçesi’ne çevirdi. Ondan fazla

gazete ve dergi, 50’ye yakın da ilmi ve edebî eser neşretti.

Ayaz İshaki , milletin manevi  terbiyesi için edebiyat estetiği aracılığıyla çalışmak

gerektiği düşüncesinde karar kıldı. İshaki , eserlerini meydana getirirken,

eserinin konusunu halkın içinden aramış ve bulmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk döneminden önce ve ondan sonra da çok sayıda Tatar

ilim adamı Türkiye’ye gelip yerleşti. Türkiye’ye göç eden Tatar aydınları çeşitli

alanlarda büyük hizmetlerde bulunup önemli müesseselerin kuruluş süreçlerine

katıldılar.

Tatar aydınlarının en önemli özellikleri, ilmi faaliyetlerinin / etkinliklerinin

ötesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında Yeni Türkiye’nin oluşumuna

önemli  katkılarda bulunmaları oldu.

Prof dr İlyas Kemaloğlu

(Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi . )

Alıntı Kaynak:

Toplumların Birbirine Bakışı Türk – Rus İlişkileri 3. Çalıştay Bildirileri

(28 Nisan 2011, Ankara)

https://www.altayli.net/ataturk-ve-tatar-aydinlari

——

İlyas beyin yazısına  değerli Türk aydınlarımızın yaşam notlarını  ekledim .

İdris Kulaçoğlu …. 11.1.2021 çalışma odam . 01:20