ATATÜRK ve TÜRK BİRLİĞİ 2

TÜRK   BİRLİĞİ

——————-

Türk Birliğinin bir gün mutlaka hakikat olacağına inanan Atatürk Finlandiya’da

yayın yapan “ TURAN “ isimli bir gazete çıkarttırmış ve bizzat el altından bu

gazetenin finansını devlet bütçesinden sağlamıştır. Bu gazete Atatürk’ün

ölümüne kadar yayınlanmış, Atatürk’ün ölümünden sonra devlet bütçesinden

ayrılan tahsisata / ödeneğe son verildiğinden yayın hayatına son vermiştir.

Bu gazete Rusça, Fince ve Türkçe dahil dört dilde yayın yapmakta ve çoğunluğu

Rusya’da dağıtılmaktaydı.

Bu gazetenin yayınlanmış olan birer nüshaları / sayıları Ertuğrul Zekai Öktem’in

özel arşivinde saklanmaktadır.

—–

Atatürk, Türk Birliği konusunda şöyle der :

Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına / gerçekleşeceğine inancım vardır.

Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapatacağım.

Türk Birliğine inanıyorum.

Yarının tarihi, yeni fasıllarını / bölümlerini Türk Birliği ile açacak, dünya

sükununu / huzur ve rahatlığını bu fasıllar içinde bulacaktır.

Türklüğün varlığı bu köhne / eskimiş – bakımsız aleme yeni ufuklar açacak,

güneş ne demek, ufuk ne demek  o zaman görülecek.

(Atatürk’ün Sofrası, İsmet Bozdağ, s.138)

——

Avrupalılar için nasıl ki Avrupa Birliği, Araplar için nasıl ki Arap Birliği meşru /

yasal – geçerli bir düşünce ve birlik ise , biz Türkler için de Türk Birliği aynı

derecede meşru bir ülkü / hedef ve düşüncedir.

——

Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına / gerçekleşeceğine  inanan Atatürk,

Sovyetlerin bir gün mutlaka dağılacağını biliyor ve o güne hazırlıklı olmanın

gereğine inanıyordu.

Bu konu ile ilgili olarak kendisine sorulan soruya verdiği cevap tarihimiz ve

devletimizin takip edeceği derin siyaset açısından çok önemlidir.

29.10.1933  de  Gazi Mustafa Kemal Paşa, genç bir doktor olan Zeki Bey’in  

sorusuna ;

‘’ Ülküler, devlet tarafından açıklanmaz ,  Millet tarafından yaşanır!

Nasıl, bakarken, gözlerimizi görmüyor ama  onunla her şeyi görüyorsak, Ülkü de

onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız.

Ben, Devlet Başkanıyım!

Sorumluluklarım vardır!

Bu sorumluluklarım altında konuşamam!

Dr. Zeki’yi de yanına alarak Genel Müdür Odası’na geçti. Oturdular.

Atatürk’ün arkasında, duvarda bir Türkiye haritası vardı. Karşısında oturan Dr.

Zeki’ye:

Benim arkamdaki haritayı görüyor musun? Dedi

Evet Paşam.

O haritada, Türkiye’nin üstüne abanmış bir blok var , Onu da görüyormusun?

Evet, görüyorum, Paşa hazretleri.

Hah, işte o ağırlık benim omuzlarımın üstündedir. Omuzlarımın üstünde olduğu

için, ben konuşamam!

Düşün bir kere.

Osmanlı İmparatorluğu ne oldu?

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu?

Daha dün, bunlar vardılar… Dünyaya hükmediyorlardı!

Avrupa’yı ürküten Almanya’dan bu gün ne kaldı?

Demek hiç bir şey, sür – git değildir.

Bugün, “ ölümsüz “ gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey

kalacaktır.

Devletler ve Milletler, bu idrakin / anlayışın içinde olmalıdırlar. 

Bu gün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir /

bağlaşığımız – anlaşmalımızdır.

Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız / gereksinimiz var!

Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi,

tıpkı Avusturya – Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir!

Bugün, elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler.

Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir!

İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir!

Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz

vardır.

Onları arkalamaya hazır olmalıyız!

“ Hazır olmak “ yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lazımdır.

Milletler, buna nasıl hazırlanırlar?

Manevi köprüleri sağlam tutarak!

Dil, bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür!

Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından

ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz!

Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi?

Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur!

Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz . Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.

Bunları kim yapacak?

Elbette Biz!

Nasıl yapacağız?

İşte görüyorsunuz, “ Dil Encümenleri “, “ Tarih Encümenleri “ alt kurumları –

komisyonları kuruluyor.

Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeğe

çalışıyoruz.

Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz.

Bir sevgi parlayacak aramızda tıpkı bir vücut gibi, kaderde / yazgıda ve

mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız.

Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimimiz olması gerekli.

Ortak bir mazimiz / geçmişimiz  var, bu maziyi, bilincimize taşımamız gerek.

Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi, Orta Asya’dan başlattık!

Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi

bilmeli…

İşte bunu sağlamak için de “ Türkiyat Enstitüsü / Türklük bilimi kurumu “ nu

kurduk kültürlerimizi, bütünleştirmeğe çalışıyoruz!

Ama bunlar, açıktan yapılmaz!

Adı konarak yapılacak işlerden değildir.

Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da sebep olabilir.

Bunlar, devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.

İşitiyorum :

Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören sığ düşünceli bazı vatandaşlarımız;

Paşanın işi yok !

Dil ile , tarih ile uğraşmaya başladı diyorlarmış.

Yağma yok!

Benim işim başımdan aşkın!

Ben bugün çağdaş bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının

Türkiye’sinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum.

Bu yaptıklarımız hiç bir millete düşmanlık değildir.

Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız!

Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel / olası dengeleri için hazır

olacağız.

Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum.

Açıktan söylemiyorum, kulağına söylüyorum.

Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran,çevrenin de böyle

davranması için gerekeni yap!

İdealler / ülküler – hedefler , konuşulmaz, yaşanır!

Yaşanmışlık ;  İhsan Sabri Çağlayangil’den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali,

Tevfik Rüştü Aras, Hikmet Bayur tarafından doğrulanmıştır.

(Atatürk’ün Sofrası; İsmet Bozdağ, İstanbul, s.11-26,

İsmet Bozdağ Atatürk’ün Avrasya Devleti, s.30.31.32) den nakil

Yusuf Koç-Ali Koç,

Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, sayfa 51-52 Ankara 2005)

—-

Bir gencin , ” Gençliğin İdeali ne olacak? ” sorusu üzerine Atatürk:

” Türklükten büyük ideal / ülkü – hedef olur mu?

Bugün sınırlarımız dışında bunca Türk yaşıyor.

Bunların arasında bir Kültür Birliği kurmalıyız.

Aynı tarihten geliyoruz, geçmişimizi yeterince bilmiyoruz. Aynı dili konuşuyoruz

ama birbirimizi anlamadığımızda oluyor.

İstanbul’da konuşulan Türkçe, burada Azerbaycan’da yayınlanan dergi;

Kırgız’da, Kıpçak’ta, Özbekistan’da, bizim anladığımız gibi anlaşılmalıdır.

Her tarafta İstanbul lehçesi konuşulmalıdır.

Hunlar, bütün Türk Aleminde, bizim anladığımız gibi anlaşılsın.

Niçin ben Türkiye Reisicumhuru olarak Türk Dili ve Tarihiyle bu kadar yakından

ilgileniyorum ?

İstiyorum ki, menşeimizle / kökenimizle  ilgili bilgiler birbirine eş ve sağlıklı

olsun. Temiz Türkçemiz, her tarafta aynı biçimde konuşulsun.

(İhsan Sabri Çağlayangil, “Sınırlarımız Dışında Yaşayan Türkler”, s.7)

——

M.Kemal , devrimci usul / yöntem ile DİL sorununu esastan çözmeye kara verdi.

Sakarya savaşı ( 23.8 / 13.9. 1921 ) arifesinde / öncesinde Ankara’da

toplanan Maarif / öğretim – eğitim kurultayında öğretmenlere söylevinde Türk

çocuklarına verilmesi gereken terbiyeden bahsederken / hakkında

konuşurken ;

‘’ Şimdiye kadar takip olunan / ardına düşülen tahsil / öğrenim ve terbiye /

eğitim + görgü + alıştırma usullerinin / yöntemlerinin , milletimizin tarihi

gerilemesinde en önemli amil / etken olduğu kanısındayım .

Onun İçin bir milli / ulusal terbiye programından bahsederken eski devrin

hurafatından / boş söylentilerinden ve yaratılış , vasıf / karakterimiz ile hiç de

ilişkisi olmayan yabancı fikir / düşüncelerden , doğudan , batıdan gelen bilcümle

/ bütün tesir / etkilerden  tam olarak uzak  bir MİLLİ / ULUSAL KARAKTER ve

TARİHİMİZ İLE uygun / yakışan bir kültür kasdediyorum . ‘’

diyerek  milli / ulusal eğitim ilkelerini ortaya koydu .

Düşman orduları kadar yıkıcı etkiler yapan GERİ ZİHNİYET / anlayış la savaşmak

gerekiyordu .

3.3.1924 de tevhidi tedrisat / EĞİTİM BİRLİĞİ kabul edildi .

——

* 1925 de Samsun gezisinde ;

‘’ Dünyada her şey için , maddi ve manevi duygular için , hayat için ,

muvaffakiyet / başarı için  en hakiki mürşit / yol gösterici  İLİM’ dir , FEN ‘ dir .

İlim ve fennin dışında bir mürşit /yol gösterici aramak gaflettir / dalgınlıktır ,

cehalettir / bilgisizliktir , delalettir / sapkınlıktır  . ‘’

——

*1925 de Kastamonu seyahatinde / gezisinde ;

‘’ Efendiler  ve ey millet !

Biliniz ki , Türkiye Cumhuriyeti  şeyhler / tarikat lideri – yöneteni , dervişler /

tarikatın /yasalarına uygun yaşayanlar , meczuplar / deli+ aklını yitirmişler

memleketi olamaz .

En doğru tarikat / yol , medeniyet / uygarlık yoludur .

Medeniyetin istediklerini yapmak , İNSAN OLMAK için şarttır ….. ‘’

——

Atatürk Türkiye dışındaki Türk devlet ve topluluklarına büyük bir önem

vermekte idi. Azerbaycan elçisi İbrahim Abilof’a söylemiş olduğu aşağıdaki

sözler O’nun Türkçülüğe ve Türk Birliğine verdiği önemi göstermesi açısından

önemlidir:

Azerbeycan Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi

sevinçlerimiz gibi olduğu için, onların muratlarına nail olmaları / kavuşmaları

hür ve müstakil / bağımsız olarak yaşamaları bizi pek ziyade / fazlasıyla

sevindirir. Türk’ün saadeti ve mazlumların halası yolunda Azerbaycan

Türklerinde kanını dökmeğe amade bulunduklarına dair olan beyanatınız

istilacılara karşı Türk’ün ve mazlumların kuvvetini artıran pek kıymettar / değerli

bir sözdür.

(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt:2,s.21)

——

Sefir Hazretleri,

Bugün bize meserretli / sevinçli bir bayram yaşattığınızdan dolayı T.B.M.M. ve

Hükümeti ve şahsım namına teşekkür ederim.

Bu bayram gününün benim için mesut bir ciheti / yönü daha vardır ki oda

müstakil / bağımsız  Azerbaycan Şura Hükümeti’nin sancağını çekmek şerefini

/ onurunu  bana bahşetmiş / sunmuş  olmasıdır.

(Atatürk, Azerbaycan bayrağını bizzat elleriyle göndere çekmiştir.)

Aziz arkadaşlarım Abilof Hazretleri;

Bugün Azerbaycan’ın istiklalini / bağımsızlığını  temsil eden bayrağı çekerken

ellerim bir takım hissiyat / duygular ve teessürat / sıkıntılar ile müteharrik/ yer

değiştirebilen olduğunu duyuyorum.

Filhakika / esasında  bayrağı çeken benim ellerimdi.

Fakat ellerimi tahrik eden / kışkırtan bugünkü bayramda manen müşterek /

ortak olan bütün Türkiye halkının hakiki ve samimi kardeşlik hissiyatı / duygusu

idi.

Sefir hazretleri ;

Azerbaycan sancağının Türkiye sancağının yanında Türkiye semasında

temevvücünü / dalgalanmasını görmek bütün milletimiz için büyük bir

bayramadır.

Bize böyle bir bayram günü yaşattığınızdan dolayı samimi teşekküratımı / içten

teşekürlerimi tekrar ederim.

(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt 2, s.23-24)

——-


Eski Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu Atatürk’ün Gazi Terbiye /Eğitim

Enstitüsünü ziyaretini anlatıyor:

Gazi, Gazi Terbiye’ye gelmiş. Tarih Muallimi / öğretmeni Hamdi Nazım Beyin

dersine girmiş.

” Dersinize devam ediniz, Muallim / öğretmen Bey . “

Diyerek arka taraftaki sıralardan birisine oturmuş. Maiyeti de / yanındakilerde

duvarın kenarında ayakta.

Kara tahtada ise bir Orta Asya haritası asılı.

Hamdi Nazım Bey, çalışkan bir talebesini / öğrencisini derse kaldırmış ve :

‘’ Eski Türkleri anlatınız .’’

Çocukcağız da ders kitabında okuduklarını anlatmaya başlamış :

‘’ Eski Türkler Orta Asyada göçebe olarak yaşarlardı. ‘’

Daha ilk cümle bitmeden Gazi:

” Dur!” diyerek, Hamdi Nazım Bey’e dönmüş ve:

Muallim / öğretmen Bey , tashih ediniz / düzeltiniz . ‘’

Hamdi Bey, neyi tashih etsin / düzeltsin.

Çocuğun söyledikleri, ders kitabında yazılı olan şeyler.

Şaşırmış, heyecanlanmış. Bu heyecan ile Gazi’ye :

‘’ Beyefendi . ‘’

Fakat Gazi’nin,

” Muallim / öğretmen Bey, sen benim kim olduğumu bilmiyor musun?” diye

çıkışması üzerine, büsbütün heyecanlanmış ve bir cevap verememiş.

Bunun üzerine, Gazi, tahtada asılı olan Orta Asya haritasının önüne gelerek,

dersi  kendisi anlatmaya başlamış :

” Çok eskiden, Orta Asya’da bir iç deniz vardı. Eski Türkler, bu iç denizin

etrafında ilk insan medeniyetini vücuda / meydana getirmişlerdi.” diyerek

bugünkü Gobi Çölü’nün bulunduğu yerin etrafını tebeşirle çizmiş ve anlatmaya

devam etmiş ;

( Bu gün biliniyor ki ; Asya’da 5 iç deniz varmış  . ) İ.K

” Bir müddet / zaman  sonra bu deniz kurumaya başladı. Bu deniz kuruyunca,

orada oturan Türkler de başka memleketlere göç etmeye başladılar.” diyerek

daha önceden daire içine aldığı Orta Asya’dan oklar ile göç yollarını göstermeye

başlamış.

Bir ok  Sibirya’ya.

Bir ok  Hindistan’a.

Bir ok  Anadolu’ya.

Bir ok  Avrupa’ya.

Bir ok  Afrika’ya.

Bir ok da ‘’ Bering Boğazı’nın üzerinden geçerek Kanada ve Amerika’ya.”

” Sizlerin Orta Öğretim Tarih derslerinde gördüğünüz göç yolları haritasının

kaynağı bu olaydır.

Bu harita halen, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde korunmaktadır.

( Osman Fikri Sertkaya, Türk Kültürü Dergisi, Yıl: 15, Sayı:169 , s.8-9)

——–

Atatürk’ün gözetim ve denetiminde bastırılan tarih kitaplarında şu ifadeler yer 

Almaktadır :

“ Tarihin en büyük cereyanlarını / akımlarını  yaratmış olan Türk Irkı, benliğini

en çok muhafaza etmiş / korumuş bir ırktır.

Görülüyor ki, tarihte en çok göze çarpar bir birlik arz eden / sunan  Türk Irkı

daima hakim / egemen olan  bariz / belirgin uzvi vasıflarıyla / doğal 

karakterleriyle , dimağının / beyninin  en kuvvetli mahsulü / ürünü olan

harslarıyla / ekin – kültürüyle , tarihi müşterek / ortak hatıralarıyla / anılarıyla ,

aynı zamanda bu günkü millet tarifine de / tanımına da en uygun büyük bir

cemiyettir / topluluktur.

Bütün tarihte böyle büyük bir ırkı, millet halinde görmek bilhassa / özellikle

zamanımızdaki insan heyetlerinin pek çoğuna nasip / pay – hisse – sahip

olmayan büyük bir kuvvet ve büyük bir şereftir/ onurdur.”

(Tarih 1, İstanbul 1931, Devlet Matbaası, s.20)

——-


“Büyük Kadırgan / Kingan dağlarından Baykal Havzasına, oradan Altay dağları

boyunca İtil havzasına vararak, Hazar Denizi havzası, Hindikuş, Pamir,

Karakurum, Karanlık Dağlar yolu ile ve Sarı Irmak ile tekrar Kingan Dağlarına

ulaşan çizgi içinde kalan mıntıka Türk’ün anayurdudur.”

( Tarih 1 , s. 25-26)

“Türk Milletine gelince ;

Sibirya’lardan, Baykal gölü kıyılarından tutunuz da; İran, Rusya

Azerbaycanlarından, bütün doğu Türklüğünden ta Akdeniz kıyılarına kadar

yayılan Batı Türkleri birbirlerini anlamakta zorluk çekmezler.”

(Mahmur Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali / devrimi , İstanbul 1940, s. 311)

——-
 “ Tarih diyor ki :

Devlet işlerinin başına, devletin kurucusu olan kavimden / toplumdan  başkaları

geçince o devlet inkıraz / son  bulur. Yani millet istiklalini / bağımsızlığını

kaybeder.

Misal / örnek  mi istersiniz?

İşte Abbasiler, işte Endülüs, işte Osmanlılar!

Yeni Türk Cumhuriyetinin devlet işleri başında mutlaka Türkler bulunacaktır.

Türk’ten başkasına inanmayacağız.”

( Tarih 1 , s. 446-447)

——-


Afet İnan’ın “Atatürk Hakkındaki Hatıralar ve Belgeler” adlı kitapta yer alan ve

orta öğretim ders kitaplarının içeriklerinin nasıl olması gerektiğinin çerçevesini

çizen soru listesinde “Çin ,Türkeli denilen yerler nerelerdir?” sorusu da yer

alıyordu.

Dolayısıyla bu soruya verilecek cevap çerçevesinde genç nesillere Doğu

Türkistan’ın tanıtılması ve Türklerin anayurdu olarak bilinmesi sağlanmış

oluyordu.



Atatürk’ün Doğu Türkistan’a ilgisini, özellikle, 1931 de başlayıp

12.11. 1933 de “ Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (DTİC) ” adında bir devlet

kurulmasıyla sonuçlanan bağımsızlık mücadelesi / uğraşı  sırasında daha

somut  olarak görüyoruz.


Bu dönemde, bir yandan Anadolu Ajansı ve hükümetin resmi yayın organı olan

gazetelerde, Doğu Türkistan’da yaşanan gelişmeler sürekli olarak kamuoyuna

duyuruluyor, bir yandan da diplomatik anlamda, bağımsızlık mücadelesine /

uğraşına destek veriliyordu.

Dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ( 1883 / 1972. 1920-1938 yılları

arasında beş dönem milletvekilliği, 1925-1939 yılları arasında Türkiye Dışişleri

Bakanlığı yapmış, siyasetçi ) , konuyla ilgili kendisine yöneltilen bir soruya,

Türkiye’nin, “ kendi dilini konuşan bir diyar ” / ülkelerde  yaşanan gelişmelerden

memnuniyet duyacağının doğal olduğu şeklinde cevap veriyordu.

Aynı şekilde, 1933 de , Afganistan’daki Alman Büyükelçisinin ülkesine

gönderdiği bir raporda da ;

“… Türk Hükümeti, Şarki / doğu Türkistan Türkleri’nin hareketlerine yakınlık

duymakta ve Sovyet Hükümeti’nin hoşuna gitmeyecek bazı şeyleri de el

altından yapmaya çalışmaktadır. ‘’ deniliyordu.

Şüphesiz bu gelişmeler Atatürk’ün bilgisi dışında gerçekleşemezdi.

12 Kasım’da bağımsızlık ilan edildikten hemen sonra bu haberin ilk duyurulduğu

ülkenin Türkiye olması ve yeni devletin bayrağının, rengi dışında, tüm

nitelikleriyle al bayrağa benzemesi tesadüf / raslantı değildir.

Aynı şekilde, DTİC’nin kurulma sürecinde Türkiye’den giden kimi şahısların

Önemli işlevler üstlendiği de bilinmektedir.

Memduh Şevket Esendal gibi, Türk lehçelerine vakıf ve Doğu Türkistan

meselesini / sorununu  yakından bilen bir insan, Doğu Türkistan’ın sınır

komşusu Afganistan’a büyükelçi olarak gönderilmiştir. Esendal göreve

başladıktan sonra ilk icraatlarından biri olarak, Doğu Türkistan’la ilgili bilgi

toplamaya başlamış, oraya gidip gelenler aracılığıyla bir istihbarat / haberleşme

– iletişim ağı oluşturmuş ve Afganistan’a çıkan Uygurlarla da yakın bir irtibat /

bağlantı içinde olmuştur.

Bunların yanı sıra, Esendal’ın görevi sırasında, Atatürk’ün talimatıyla / emirleri

ile  bir grup Doğu Türkistanlı eğitim için Türkiye’ye getirilmiş ve harpokullarına

yerleştirilmiştir.

Türk ordusunun çeşitli kademelerinde generallik rütbesine kadar görev yapan,

ardından Doğu Türkistan Vakfı’nı kurarak çok sayıda Uygur gencinin yetişmesini

sağlayan Mehmet Rıza  Bekin bunlardan birisidir.

( 1925 Hotan / 16.2.2010 . Emekli Tuğ general . 1986 / 2010 Doğu Türkistan

Vakıf başkanı . )

—-

Mustafa Kemal Atatürk, Doğu Türkistan’dan haberdardı, oradaki gelişmeleri

yakında takip ediyor, gerekli desteği açık ya da gizli olarak vermeye çalışıyordu.

Ve Doğu Türkistan’ın geleceği için yetişmiş insana olan ihtiyacı da çok iyi

görmüş, bunun için gerekli adımları da atmıştı.

(Doç.Dr.Abdülhamit Avşar- Atatürk ve Doğu Türkistan makalesi / köşe yazısı)

—-

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan 1 sene sonra , Türk Dış İşlerinin başarılı

politikaları sayesinde 1924 ile 1948 tarihleri arasında yüzlerce Uygur ve Hui

askerlere Ankara ve Sivas’ta askeri eğitim verilmiştir. Uygurların içinde bazı

askerlerin ailesi Türk tarihinin önemli kişilerindendir.

( Dostan düşman Çin . Gün Dergisi 1981 . s. 67 )

——–

M.Kemal diyor ki ;

‘’  Benim hayatta yegane fahrim  / tek onurum , tek servetim / zenginliğim

Türklükten başka bir şey değildir .’’

( Mahmut Esat Bozkurt. ( 1892 / 1943. Atanın yakın çalışma arkadaşı )

Yakından Hatıralar. s.95 )

——–

Bu memleket tarihte Türktü, bu gün Türktür ve ebediyen / sonsuzluğa kadar

Türk olarak yaşayacaktır. ‘’

( Taha Toros . ( 1912 / 2012 .Türk kültür tarihçisi )

Atatürk’ün Adana Seyahatleri / gezileri. S.23 . 1923 )

——–

Benim hayat yolum şu düstur / genel kural olacaktır.

‘’ Türklük ve Türkler en yüksekte . ‘’

( Manevi kızı Sabiha Gökçen, Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, s.365)

——–

‘’ Türk! Öğün. Çalış. Güven.’’

( Manevi kızı Afet  İnan . Atatürk Hakkında . s.304 )

——–

1925 yılında İngiliz ateşi militer / askeri uzman diplomat / dış siyasetçinin

sorusuna cevaptır.

‘’ Bir Türk  dünyaya bedeldir . ‘’

——–

Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden / övünen  Tedoz, İtalya

yarımadasına inmek isteyen Türk Attilla’ya, barış görüşmesinden önce sormuş:

” Siz hangi asil ailedensiniz? “

Attilla da ona cevap vermiş :

” Ben asil bir milletin evladıyım! “

İşte benim cevabım da size budur!  

(Ruşen Eşref Ünaydın ( 1892 / 1959 Diplomat , yazar , gazeteci ),

Atatürk; T. Ve D.K.H., s. 54)

——-

Türk milleti büyük bir arslandır.

Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış göz ile görülmez küçük

varlıklarız.

O arslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılap / devrim hareketleri ve

hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek / kışkırtabilmek.

İşte bizim için iftihar / övünç edebilecek rol budur. 1931.

(Asım Us 1884 / 11.12.1967. Hukukçu , siyasetçi ), Hatıra Notları, s. 322)

——-

‘’ Ben batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım.

Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini şahsen /

kişisel olarak tanırım ve bu tanışmam da harb / savaş  sahalarında olmuştur,

ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur. Yemin ederek size temin

ederim ki / bana güveninki bizim milletimizin manevi kuvveti bütün milletlerin

manevi kuvvetinin üstündedir. ‘’

1920 (Atatürk’ün Söz.Demeçleri . 1, s. 81)

——–

‘’ Türk milleti, güzel her şeyi, her medeni şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir

eder/ beğenir.

Fakat muhakkaktır ki / kesindir ki , herşeyin üstünde tapındığı bir şey

varsa, o da kahramanlıktır.

Bu sözlerim şüphesiz bugünkü uyanık Türk gençliğinin kulaklarında yüksek ve

tesirli akisler / etkili yankılar yapacaktır.

Yüksek huylarına / karakterine  ehemmiyetle / önemle baktığım Türk

çocuklarından daha az şey istemem.

Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek

maksatlar / amaçlar uğrunda ölmesini biliriz.

(Makbule Atadan 1885 / 1056 .M.Kemal’in kız kardeşi Anlatıyor.

Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk 3 , Der: Niyazi  Ahmet  Banoğlu 1913 Batum /

1992. Gazeteci , yazar. s. 79)

——–

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var.

Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz.

Ve şunu kati / kesin olarak söyleyeyim ki bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için

herşeye girişir ve bu gaye / amaç uğrunda her fedakarlığı yaparsa, muvaffak /

başarılı olmaması olası  değildir. Elbette muvaffak / başarılı  olur.

Muvaffak olamaz / başaramaz  ise o millet ölmüş demektir.

Şu halde millet yaşadıkça ve her türlü fedakarlıkta bulundukça muvaffak

olamaması hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz.

1919 (Mazhar Müfit Kansu.1872 / 1948. Devlet adamı,milletvekili , vali .

E.O.K. Atatürk’le beraber; cilt: 2, s. 346)

——-

‘’ Dünyanın bize hürmet / saygı göstermesini istiyorsak evvela / önce  bizim

kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti / saygıyı hissen / duygusal, fikren

/ düşüncesel , fiilen / eylemsel , bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim ve 

bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır.

1923 (Atatürk’ün S.D. 2, s. 143)

——-

Felaketler / yıkımlar , elemler / üzüntü ve sıkıntılar , mağlubiyetler / yenilgiler

milletler üzerinde bir takım etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir.

Felaketler, elemler, mağlubiyetler / yenilgiler milletler üzerinde bir takım

etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir. Bu etkenlerin başlıcası, öyle kara

günlerinde sonra milletlerin uyanması vakalarını bulması ve kendi benliğini

duymasıdır.

Milletleri yükselten bu özelliklere bir etken daha ilave edelim / ekleyelim :

İntikam hissi / duygusu.

Milletlerin kalbinde intikam hissi / duygusu olmalı.

Bu alelade / sıradan  bir intikam değil, hayatına, ikbaline /  mutlu olmasına ,

refahına / bolluk – rahatına  düşman olanların zararlarını yok etmeye yönelen

bir intikamdır.

Bütün dünya bilmeli ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek

elimizden gelmez ve gelmeyecektir.

Düşmana merhamet / acımak  acizlik / kuvvetsizlik  ve zaaftır / yetersizliktir.

Bu, insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yok oluşunu ilan etmektir.

1923 (Atatürk’ün S.D. 2. s. 117)

——-

Mazinin / geçmişin  kararsız, çürümüş zihniyeti / anlayışı  ölmüştür.

Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini / öz saygısını , şerefini

/ onurunu tanıtmağa kadirdir / kuvveti yetendir.

Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar.

Haysiyetinin / öz saygısının bir zerresine, vatanın bir avuç toprağına vuku

bulacak tecavüzün / meydana gelecek sarkıntılık – el uzatma bütün

mevcudiyetine / varlığına vurulmuş darbe olacağını artık Türk milletinin

farketmediğini sanmak hatadır. 1924

(Behçet Macit .yazar. , Gazi ve Eserleri, s. 96)

——

Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerinin çocuklarına kendinden

sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır :

“Benim Türk milletine, Türk cemiyetine / toplumuna , Türklüğün istikbaline /

geleceğine ait ödevlerim bitmemişti, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden

sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.”

Bu sözler bir ferdin / bireyin değil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir.

Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen / sürekli  

tekrar etmekle son nefesini verecektir.

Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milleti’nin nefesinin sönmeyeceğini onun

ebedi / sonsuz olduğunu göstermelidir.

Yüksek Türk, senin için yüksekliğin hududu / sınırı yoktur.

İşte parola budur. 1935

(Atatürk’ün T.T.B. 4. s.575-76)

——-

10 UNCU YIL

KONUŞMASINDAN

‘’ Az zamanda çok ve büyük işler yaptık.

Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan

Türkiye Cumhuriyetidir.

Bundaki muvaffakiyeti / başarıyı  Türk milleti’nin ve onun değerli ordusunun bir

ve  beraber olarak kararlı bir şekilde yürümesine borçluyuz.

Fakat yaptıklarımızı asla kafi / yeterli   görmeyiz.

Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde / zorunluluğunda  

ve azmindeyiz / kararlılığındayız.

Yurdumuzu dünyanın en mamur / işlenmiş  ve en medeni / uygar  memleketleri

seviyesine çıkaracağız. Milli kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne

çıkaracağız.

Daha az zamanda daha büyük işler başaracağız.

Bunda muvaffak / başarılı olacağımıza şüphem / kuşkum yoktur.

Çünkü Türk Milleti’nin karakteri yüksektir.

Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir.

Çünkü Türk Milleti milli birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir.

Ve çünkü Türk Milleti’nin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda

elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet / yapıcı – tanıtlı – açık – olumlu  

ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle / önemle  belirtmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti /

toplumu  olan Türk Milleti’nin tarihi vasfıda güzel sanatları sevmek ve onda

yükselmektir.

Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri /

doğuştan – yaratılıştan  zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli

birlik duygusunu mütemadiyen / aralıksız  ve her türlü vasıta / araç  ve

tedbirlerle / önlemlerle besliyerek inkişaf ettirmek / geliştirmek milli

ülkümüzdür.

Asla şüphem / kuşkum yoktur ki ;

Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı / karakteri ve büyük medeni kabiliyeti

/ yeteneği  bundan sonraki inkişafiyle / gelişimi ve yükselişiyle atinin / geleceğin  

yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti !

Ebediyete / sonsuzluğa akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını

daha büyük şereflerle / onurlarla , saadetlerle / mutluluklarla huzur ve refah /

bolluk ve  rahatlık içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene! 1933

(Atatürk’ün S.D. 2, s. 272)

——-

Memleket ve millet hizmetlerinde / görevlerinde  baş olmak isteyenlerin ilham /

esin kaynağı, milletin hakiki / gerçek  hisleri / duyguları  ve emelleridir /

istekleridir.

Bizim anılmağa değer bir hareketimiz varsa o da milletin duygu ve eğilimlerinde

varlığına temas etmeğe / dokunmaya çalışmaktan ibarettir.

Her türlü muvaffakiyet / başarı  sırrının, her nevi / çeşit kuvvetin, kudretin /

yapabilme kuvvetinin hakikî kaynağının, milletin kendisi olduğuna kanaatimiz /

inancımız  tamdır. 1925

(M.E.İ.S.D. 1, s. 26)

——-

Biz, ilhamlarımızı / esinlerimizi , gökten ve görünmez alemlerden değil,

doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Bizim yolumuzu çizen ;

İçinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler

tarihinin binbir facia / yıkım  ve ıstırap / acı kaydeden yapraklarından

çıkardığımız neticelerdir / sonuçlardır. 1937

(Atatürk’ün K.A.N., s. 40)

——-

Bu millet hakiki eğilimine zıt düşünceye sapanlara yönelmemektedir.

Bununla bugün çok övünüyorum. Bundaki isabetin / hedefi vurmanın  sırrını

izah / açıklamak  için derhal söylemeliyim ki bizim ilham kaynağımız doğrudan

doğruya büyük Türk Milleti’nin vicdanı olmuştur ve daima olacaktır.

Bütün hareketi, verimi, kuvveti milli vicdandan aldıkça, bütün

teşebbüslerimizde  / girişimlerimizde milletin sağ duyusunu, rehber / yol

gösterici saydıkça şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da milleti doğru

hedeflere eriştireceğimize imanımız tamdır. 1925 (Atatürk’ün B.N., s. 92)

Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyeti / yeteneği ve yüksek

sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur. Bu büyük millet,

arzu / istek ve istidadının / yeteneğinin yöneldiği istikametleri / doğrultuları

görmeye çalışan ve görebilen evladını daima takdir / beğenmiş ve himaye

etmiştir / korumuştur. 1926

(Atatürk’ün S.D. 1, s. 337)

——-

Millet sevgisi kadar büyük mükafat / ödül yoktur.

İstiklal harbinde / Bağımsızlık savaşında  benim de milletime ettiğim bir takım

hizmetler / görevler  olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan hiçbirini kendime

mal etmedim / sahiplenmedim.

Yapılanın hepsi milletin eseridir, dedim. 

Aranacak olursa, doğrusu da budur.

Mazide / geçmişte sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları

olduğumuzu  isbat etmek için, yapmamız lazımgelen  / gereken şeylerin hepsini

yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük

işlerimiz vardır. İlmi çalışmalarda bunlar arasındadır.

Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem / önerim  şudur :

Şahsınız / kendiniz  için değil, fakat mensup / bağlı olduğunuz millet için elbirliği

ile çalışalım ,  çalışmaların en yükseği budur.

(Muzaffer Göker. 1888 / 1959. Siyasetçi , T.T.K. Belleten, cilt: 3, sayı. 10, 1939, s. 388)

——-

Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış

olmakla övünç duyuyorum.

” Yapacağım. Yapacağız. Yapabiliriz. “

dediğim zaman onların gerçekten yapabileceğime inanmıştır. 

Sakarya Muharebesi başlamadan evvel ;

“Düşmanı memleketimiz içinde boğacağız.” demiştim.

Bana bazı mühim / önemli sayılan yerlerden ;

“Milleti beyhude / BOŞ  yere kırdırmayınız.” demişler.

Romenlerden, Bulgarlardan, Yunanlılardan bahsederek kurtuluşumuzu geleceğe

bırakmanın uygun olacağını söylemişlerdi.

Fakat milletin kabiliyetini / yeteneğini , imanını göz önüne alarak onlara ;

“Hayır, yapacağız!” demiştim.

Şimdi de milleti refaha, ilerlemeye, memleketi mutluluğa sevketmek /

yöneltmek  için mevcut kabiliyetimizi / var olan yeteneğimizi  gözönünde alarak

“Bunu da yapacağız!” diyorum. 1923  

(Atatürk’ün S.D. 2, s. 70)

——-

Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, istidat / yetenek ve liyakatte /

yeterlilikte de bütün milletlerden üstündür.

(Yusuf Ziya Özer.1870 / 1947 Hukukçu , siyasetçi.

T.T.K. Belleten, cilt: 3, Sayı: 10, 1939, s. 287)

——-

Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat / yardım – destek kaynağı

milletimin sinesidir. 1919

(Reşit Paşanın Hatıraları, s. 86) 1858 /1924 Osmanlı dış işleri bakanı.

——-

Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna ve benim uğruma, canını vermeğe hazır

olmasaydı ben hiçbir şey yapamazdım.

(Behçet Kemal Çağlar, Atatürk, Anekdotlar -Anılar, Der. : Kemal Arıburnu, s. 39)

1908 / 1969 . 10.yıl marşımızın yazarı . Şair.

——–

Ben binbir müşkül / zorluk  karşısında yılacak bir insan olsa idim büyük işlerin

rehberliğinde, milletim beni yaya bırakırdı.

Milletimin iyi niyetine daima minnettarım / gönül borcum vardır.

(Afetinan, Atatürk hakkında H.B. S. 21)

——–

Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı

vereceğim. (Haziran 1937)

——–

Hayatımın bütün safhalarında olduğu gibi, son zamanların buhranları / krizleri

ve felaketleri / yıkımları  arasında da, bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur

ve istirahatimi / dinlenmemi , her nev’i şahsi / çeşit kişisel  duygularımı, milletin

selameti / esenliği ve saadeti / mutluluğu namına feda etmekten zevk

duymayayım.

Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegane

/ tek millet Türklerdir. (1937)

——–

Kudretsiz dimağlar / yapabilme kuvveti olmayan beyinler , zayıf gözler, hakikati

kolay göremezler. O gibiler büyük Türk  milletinin yüksek seviyesine nazaran

geri adamlardır. (1925)

——–

Millet, muasır / çağdaş medeniyetin bütün milletlere temin ettiği / sağladığı

hayat ve vasıtaları, esasta ve şekilde aynen ve tamamen gerçekleştirmeye kati

karar vermiştir. Millet, yenilik ve ıslahat / yenileştirme  sahasında gösterdiği

gayretlerin asırlardan beri olduğu gibi, türlü yalan ve dolanla biran bile

durmasına müsaade / izin  vermemek  azmindedir / kararlığındadır.

Millet, milletlerarası umumi / genel  mücadele / uğraş  sahasında hayat sebebi

ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak muasır / çağdaş  medeniyette

bulunabileceğini, sabit olmuş bir hakikat / gerçek diye benimsemiştir.

Millet, saydığım değişiklikler ve inkılapların / devrimlerin tabii / doğal ve zaruri

icabı / zorunluluğu gereği  olarak umumi / genel iradesinde ve bütün

kanunlarında, ancak dünya ihtiyaçlarından mülhem / içine doğmuş ve ihtiyacın /

gereksinimiz değişmesiyle değişip gelişmesi esas olan dünyevi bir idare

zihniyetini / anlayışını hayat düsturu / kuralı saymıştır. (1925)

——————

Devamı 3 de .