ATATÜRK İLKELERİ

Atatürk İlkeleri, çağdaşlaşma yönünü belirleyen ve Atatürk Devrimleri’ni

oluşturan  düşüncelerdir.

Atatürkçü Düşünce Sistemi içinde birbirine bağlı bir bütün oluşturan Atatürk

İlke ve Devrimleri, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırabilmek için

bilimsel düşünceyi esas alan aklın ve mantığın çizdiği yollardır.

Bu nedenle Atatürk ilke ve devrimlerinin temelinde yapıcı olup doğruya ve

yararlı  olana  yönelmek vardır.

Atatürk İlkeleri, başlangıcından beri Türk Devrimi içinden doğmuş ve onun

uygulamalarına  yön vermiştir.

Atatürkçülük konularını araştıran bilim adamları bu ilkeleri Temel İlkeler ve

Bütünleyici İlkeler olarak iki başlıkta toplarlar.

Bu ilkeler, Atatürk’ün devlet anlayışına hakim / eğemen olan ulus devlet, tam

bağımsızlık, ulusal egemenlik ve çağdaşlaşma hedefinden kaynaklanmaktadır.

Atatürk İlkeleri, önce dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın

program ilkeleri olarak benimsenmiştir.

1937’de çıkarılan bir kanunla 1924 Anayasası’na eklenen ilkeler, bu uygulama

ile hukuken Türk ulusuna mal edilmiştir.

Konu başlıkları ;

——————–
1- Temel ilkeler

——————
* Cumhuriyetçilik
* Milliyetçilik
* Halkçılık
* Laiklik
* Devletçilik
* Devrimcilik  / inkılapçılık


2 – Bütünleyici ilkeler

—————————
* Ulusal bağımsızlık
* Ulusal birlik
* Çağdaşlık
* İnsanlık sevgisi
* Akılcılık
* Ulusal egemenliktir.

————————
Temel ilkeler

CUMHURİYETÇİLİK

————————

Cumhuriyet  ;

Egemenliğin halkta olduğu devlet yönetimi demektir.

Cumhuriyet, demokrasinin bir uygulama şekli olup halkın kendi kendini

yöneterek, yönetimde söz sahibi olduğu rejim demektir.

Cumhuriyetçilik  ise ;

Devlet yönetiminde cumhuriyetin bulunması demektir.

Arapçada halk demek olan “cumhur” kelimesinden gelir.

Bu bakımdan, halk ve yönetim kelimelerinin bir araya geldiği “demos” ve

“kratos”, yani demokrasi sözcüğünün eş anlamlısı kabul edilebilir.

Atatürk, Cumhuriyet için;

“ Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare ” ifadesini

kullanmıştır.

Cumhuriyet yönetimi 1923 yılından itibaren anayasaya eklenmiştir ve

anayasanın birinci maddesidir.

Anayasanın ikinci maddesinde de cumhuriyetin nitelikleri belirtilmiştir.

Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine

bağlı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.

Atatürk demokratik cumhuriyeti benimsemiştir.

Bununla ilgili olarak ;

“Demokrasinin tam ve en belirgin şekli cumhuriyettir” demiştir.

Aynı zamanda Atatürk, cumhuriyeti Türk gençliğine emanet ederek ülkenin

sürekli yenileşme ve çağdaşlaşma içinde olmasına çalışmıştır.

————————–
Kavramın  gelişimi

————————-
Ali Suavi, Namık Kemal ve başka Genç Osmanlılar özellikle Amerikan ve Fransız

 devrimlerinin de etkisiyle sultanın otoritesini kısıtlayacak bir rejim talep

ediyorlardı / istiyorlardı.

Özellikle 2. Abdülhamit döneminde ( 31.8.1876 / 27.4.1909 )Fransız

düşünürlerinin  görüşleri Jön Türkler arasında geniş ölçüde yayıldı.

Atatürk de bu oluşumun bir parçasıydı. Atatürk’e kadar reform

/ iyileştirme düşüncesi , meşrutiyet / padişah veya kral ve meclis düşüncesinin

ötesine  geçmemişti.

Cumhuriyet düşüncesinin gelişme fırsatı bulması özellikle Birinci Dünya Savaşı’nı

izleyen  dönemde oldu. Savaştan sonra Rusya, Almanya ve Avusturya gibi

imparatorluklar  yerlerini cumhuriyet rejimlerine bıraktı.

1918 de Azerbaycan ilk Müslüman cumhuriyet olarak kuruldu.

Rusya’daki diğer Müslüman halklar da kendilerini cumhuriyet olarak ilan etti.

 Cumhuriyet  düşüncesi  böylece bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya yayıldı.

—–
Atatürk’ün cumhuriyet  kurma  tasarımını ne zaman planlamaya başladığı tam

 olarak   bilinmemektedir.

Buna karşın, daha 1919 daki milliyetçi toplantıların raporlarına bakarak

bağımsızlık mücadelesinin / uğraşının başından  başlayarak  Atatürk’ün

cumhuriyetçi  düşüncelerden  etkilenmiş olduğu söylenebilir.

Ancak sultanlığa ve halifeliğe bağlılığın kuvvetli olması nedeniyle Atatürk ve

onun gibi düşünenler , düşüncelerini gerçekleştirmek için beklemek zorunda

kaldılar. Cumhuriyet, saltanatın kaldırılmasından ( 1.11.1922 ) neredeyse bir yıl

sonra  ilan  edildi. ( 29.10.1923 )

——————
MİLLİYETÇİLİK

——————
Ana madde: Atatürk milliyetçiliğidir.

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı kültür milliyetçiliğidir.

Irkçılığı ve ümmetçiliği reddeder.

Türk milletinin mutluluğu, birlik ve beraberliği için çalışmaktır.


Atatürk’e göre  millet ;

Geçmişte bir arada yaşamış, bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama

inancında ve kararında olan, aynı vatana sahip, aralarında dil, kültür ve duygu

birliği olan insanlar topluluğudur.

 
Atatürk ve Türk ulusu sayesinde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ve bu sayede

milliyetçilik ilkesi de ortaya koyulmuştur.

M KEMAL’in ‘’ MİLLİ SİYASET ANLAYIŞI ‘’ Müdafaa-i hukuk öğretisinin

 MİLLİYETÇİ’liği  ile ondan sonra oluşturulmuş Turancı , batı ve Amerikan

milliyetçiliğinin  bir ve aynı olmadığını burada belirtmemiz gerekir

düşüncesindeyim .

———-

Bunu da en doğru şekilde onun sözleri ile ortaya koyabiliriz !! 


NUTUK / SÖYLEV’DEN ;

———-
‘’ Bizim açık ve uygulama niteliği gördüğümüz öğreti ‘’ MİLLİ SİYASETTİR ‘’.


Milli siyaset dediğimiz zaman kasdettiğimiz mana  şudur ;


Ulusal sınırlarımız içinde , her şeyden önce KENDİ GÜCÜMÜZE / sahip

olduğumuz ve yarattığımız olanaklara dayanarak varlığımızı koruyup ,

memleketin gerçek MUTLULUK ve İMARINA çalışmaktır .

—–

Gerçi bize milliyetçi derler ama biz öyle milliyetçileriz ki , bizimle işbirliği yapan

bütün  milletlere hürmet / saygı ve riayet ederiz / uyarız.

Onların milliyetçiliklerinin bütün icaplarını / gerekenlerini  tanırız .

—–

Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencilce /  yalnız kendini düşünen, kendi

çıkarlarını  herkesinkinden  üstün tutan,  ve mağrurca / kendini beğenmiş –

gururlu     bir milliyetçilik  değildir ! ‘’ 

———-
Görüleceği üzere ULUSAL SİYASETİN  ‘’ ırkçı ‘’ nitelikleri olmadığını , hümanist /

insancıl bir milliyetçilik olduğunu 1920 ve 1937 de ki konuşmalarında çok açık

ve net ortaya koymuştur !

—–

1920 de meclisin niteliğini tanımlamıştır ;


‘’ Yüksek meclisimiz oluşturan kişiler yalnız Türk değildir , yalnız Çerkez değildir ,

yalnız Kürt değildir , yalnız Laz değildir , fakat hepsinden oluşmuş Müslüman

ögelerdir .

İçtenlikli bir toplamdır .        

Şu halde , bu yüksek heyetin temsil ettiği / birinin veya bir topluluğun adına

davrandığı , hukukunu , hayatını , şeref ve şanını kurtarmak için azmettiğimiz

emeller / kesinlikle yapılmasına karar verilen  istekler , yalnız bir İslam unsuruna

ait değildir , çeşitli İslam öğelerinden oluşmuş bir kütleye / bütüne aittir! ‘’ 

——

1937 de ;


‘’ Bütün dünya milletleri aşağı , yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla

meşguldürler / uğraşı içindeler.

Bu itibar / saygınlık – güvenilir olma ile insan mensup / ait – bağlı olduğu

milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar , bütün dünya milletlerinin

huzur ve refahını / gönençini – bolluk, rahatlık ve varlık içinde iyi yaşamalarını 

düşünmeli , kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer verirse , bütün dünya

 milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır! ‘’ 

————————————

ATATÜRK  MİLLİYETÇİLİĞİ  ; 

————————————

İnsancı olan , insanlığı temel alan ve  bütün  ırk , dil , din farklılıklarını  reddeden

/ kabul etmeyen bir milliyetçiliktir.

————–

HALKÇILIK

————–
Halkçılık ilkesi, ulusal egemenliği ön planda tutar ve demokrasiyi benimser.
Devlet, vatandaşın refah ve mutluluğunu amaçlar.

Vatandaşlar arasında iş bölümü ve dayanışmayı öngörür.
Ulusun devlet hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanmasını sağlar.
Atatürk’ün halkçılık ilkesinden anlaşılan ;
Toplumda hiçbir kimseye, zümreye ya da herhangi bir sınıfa ayrıcalık tanınmamasıdır.

Bütün herkes kanun önünde eşittir.

Halkçılık ilkesine göre;

Hiçbir kimse başkalarına karşı din, dil, ırk, mezhep veya ekonomik açıdan üstünlük sağlayamaz.

—–
Halkçılık, Mustafa Kemal tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisi’nin

programında şu şekilde tanımlanmıştır:

“Bizim için insanlar yasa önünde tamamen eşit işlem görmek zorundadır.

Sınıf, aile, fert arasında bir ayrım yapılamaz.

Biz, Türkiye halkını çeşitli sınıflardan oluşan bir bütün olarak değil, sosyal

yaşamın gereksinimlerine göre çeşitli mesleklere sahip olan bir toplum olarak

görmekteyiz.“

Kadın-erkek eşitliği konusunda gerekli önlemlerin alınmış olması; öğretim

birliğinin gerçekleştirilmiş olması ,  her yurttaşın öğrenebileceği yeni bir Türk

alfabesinin hazırlanması ve her yurttaşın devlet organları önünde eşit işlem  

görmesi  konusunda alınan önlemler halkçılık ilkesini destekler niteliktedir.

Tarihçe

———-
Sultan Abdülaziz döneminde ( 25.6.1861 / 30.5.1876 ) başta Ali Suavi ( 1839 /

1878  Düşünür , yazar )olmak üzere kimi Osmanlı aydınları Rusya’daki narodniki

hareketinden etkilenerek halkın sorunlarıyla ilgilenmeye başladılar.

( Narodniki : 1860-1885 yılları arasında Rus toplumunu etkilemiş olan ve “köylü

komünizmi” diye özetleyebileceğimiz çarlığın yıkılıp toprakların köylülere

dağıtılmasını savunan görüştür.

Narodnik narod “halk” sözcüğünden türemiştir. Rus İmparatorluğu’nda 19.

yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan sosyal-devrimci bir harekettir. )nnd sözlük.

19. yüzyılın sonlarında başta Mehmet Emin Yurdakul ( 1869 / 1944 Milli şair ve

milletvekili ) olmak üzere birçok edebiyatçı halkçılıktan etkilenmişti.

1908 Devrimi’nden sonra halk sözcüğü geniş bir kullanım alanı buldu. Halkçılık,

uzun bir süre iyiliksever aydınların, kitlelerin yararına harekete geçmesi olarak

düşünülmüştü.

—–
Bu anlayış 1. Dünya Savaşı sonrasında değişmeye başladı.

Ziya Gökalp ( 1876 / 1924 . Türk yazar, toplumbilimci, şair ve siyasetçi , Türk

milliyetçiliğinin babası )  1918 de Sovyet Devriminden kısa bir süre sonra,

Durkheim’in ( 1858 / 1917 . Fransız toplum bilimci ) etkisiyle sınıf savaşının kötü

olduğu sonucuna varıyor ve buna karşı halkçılığı savunuyordu.

Ziya  Gökalp halkçılığı şöyle  tanımlıyordu ;

—–
“Eğer bir toplum birkaç katman veya sınıftan oluşuyorsa, o zaman eşitlikçi bir

toplum  değildir.

Halkçılığın amacı katman veya sınıf farklılıklarını bastırmak ve bunların yerine,

birbirleriyle dayanışma içinde olan meslek  gruplarından  bir  sosyal yapı

oluşturmaktır. ‘’

—–

Başka bir deyişle, halkçılığı şöyle özetleyebiliriz:


‘’  Sosyal sınıflar yoktur, meslekler vardır ! ‘’

—–
Bu yaklaşım büyük oranda korporatizme işaret ediyordu.

(Korporatizm, toplumu, Atatürk’ün deyişiyle birbirlerinin “lazımı ve melzumu /

gerekeni ve gerekli kılınması / olmazsa olmazı ” olan, birbirlerini uyum içinde

tamamlayan organlardan (meslek guruplarından ) oluşan bir organizma olarak

 görür.

 ‘’Hissimin / duygularımın  babası NAMIK Kemal , düşüncemin babası Ziya

Gökalp ‘tir ‘’demiştir.)
Bu anlayış Kurtuluş Savaşı boyunca  milliyetçileri büyük  oranda etkiledi.

Atatürk , Türkiye’de  henüz sınıfların gelişmemiş olduğunu ısrarla vurgulamıştır.

Dayanışma düşüncesini de komünizmle ve sınıf savaşımı düşüncesiyle mücadele

edebilmek / uğraş vermek olarak  benimsemiştir.

Halkçılık çabuk benimsenen bir ilke olmasına karşın, Atatürk İlkeleri arasında en

kolay  terk edilen ilke olmuş, 2. Dünya Savaşı sonrasında, hızlı sanayileşme ve

kapitalistleşme sürecinde büyük oranda arka planda kalmıştır.

———-

LAİKLİK  

———-
Laiklik, devletin vatandaşlarıyla olan ilişkilerinde inançlara göre ayrım

yapmaması ve  herhangi bir inancın, özellikle de bir toplumda egemen olan

inancın, aynı toplumda azınlıkların benimsediği inançlara baskı yapmasını

önlemesi demektir.

Diğer bir tanımlamayla da devlet yönetiminde herhangi bir dinin başvurulacak

kaynak alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan

prensiptir ki devlet düzeninin, eğitim kurumlarının ve hukuk kurallarının dine

değil, akla ve bilime dayandırılmasını amaçlar.

—–
Ayrıca, din işlerini kişinin vicdanına bırakarak bireyin din özgürlüğünü

koruyabilmesini sağlar.

—–
Laikliğe  göre, insan yaşamında ibadetin dışında her türlü tasarruf / tutum –

kullanım , dine / Kutsal kitaba  göre değil, anayasaya, yasalara ve kurallara göre

yapılır. Din, kişinin özel yaşamının bir parçasıdır.

Laiklik ise din ve dünya işlerinin ayrılmasıdır.

—–
Mustafa Kemal 1924 yılında yaptığı bir konuşmada ;

” Dünya yüzündeki her şey için, maddi ve manevi her şey için, yaşam için ve

başarı  için en doğru yol gösterici bilimdir, tekniktir.

Bilimin ve tekniğin dışında yol gösterici aramak, düşüncesizliktir, bilgisizliktir,

yanlıştır.” demiştir.

Laiklik, devletçilik dışındaki diğer ilkelerin hepsinin de ön koşulları içinde yer

alır:
——————-
Demokrasinin ön koşuludur çünkü laiklik olmadan gerçek bir düşünce özgürlüğü

de olamaz.
——————-
* Devrimciliğin ön koşuludur  çünkü laikliği kabul etmemiş bir toplumda, bilimin

 ve çağın gereklerinin gerisinde kalmış kurumları değiştirmenin tartışması bile

genellikle yapılamaz.

* Halkçılığın ön koşuludur  çünkü bir din devletinde halkın istekleri değil, dinsel

” seçkin “lerin düşünceleri önemlidir.

—–
Atatürk, laiklik anlayışını, kendi  el yazısı  ile kaleme aldığı ” Medeni Bilgiler “

kitabında, sadece din ve devlet işlerinin değil, dinin de siyasetten ayrılması ve

yasaların dine göre değil, toplumun gereksinmelerine göre yapılması ilkelerine

bağlamaktadır.

—–

Türkiye’de laikleşme aşamaları şunlardır:

* Saltanatın kaldırılması (1.11.1922)

* Halifeliğin kaldırılması (3.3.1924)

* Tekke ve zaviyelerin kapatılması (30.11.1925)

* “Devletin dini İslam’dır”  cümlesinin  anayasadan çıkarılması (10.4.1928)

—————-

DEVLETÇİLİK

—————-
Devletçilik, Mustafa Kemal Atatürk’ün 6 temel ilkesinden biridir.

Ülkenin genel ekonomik  etkinliklerinin  düzenlenmesi ve ÖZEL SEKTÖRÜN

girmek istemediği veya yetersiz kaldığı  ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı

alanlara girmesini öngören ilkedir.

Buradaki önemli saptama şudur :

* ÖZEL  SEKTÖRÜN GİRMEK İSTEMEDİĞİ  veya  YETERSİZ KALMASI.

* ULUSAL ÇIKARLARIN GEREKLİ OLDUĞU  KONUMLAR .

—–
Atatürk’ün devletçilik ilkesi ;

* Türk toplumunun ulaşmak istediği çağdaş ve modern bir düzen için gerekli olan ekonominin  güçlendirilmesi ve ulusallaştırılmasıdır.

* Devletçilik ilkesine göre, devlet ekonomiyle ilgili olarak doğrudan doğruya

müdahale yapabilir/ işin içine katılabilir. 

—–
Ekonomik ATILIMLAR sadece devlet tarafından yapılmayacak, özel teşebbüslere

izin verilecek fakat hiçbir özel GİRİŞİM devlet kontrolünden ve DENETİMİNDEN

çıkamayacak.

—–
Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusal ekonomiyi, sağlam temeller üzerine oturtma

amacına yönelik olarak  ;

‘’ İktisaden / ekonomik açıdan zayıf bir ulus, fakirlik ve sefaletten / yoksulluk

sıkıntısından kurtulamaz. Toplumsal ve siyasi felaketten yakasını kurtaramaz.”

 felsefesine / düşüncesine dayalı olarak Atatürk İlkeleri arasında yerini almış

olan  ilkedir.

—–
Atatürk bu ilkenin amacını ;

“Bizim güttüğümüz ” devletçilik ” bireysel çalışma ve etkinliği esas tutmakla

beraber, olabildiği kadar  az zaman içinde ulusu refaha / RAHATLIĞA   ,

ülkeyi  bayındırlığa / GELİŞMİŞLİĞE eriştirmek için, ulusun genel ve yüksek

yararlarının  gerektirdiği  işlerde özellikle ekonomik alanlarda, devleti fiilen

ilgilendirmektir.”   diyerek açıklamaktadır.

—–

Ülke içinde güvenliği ve adaleti kurmak ve sürdürmek, bu suretle yurttaşların

her çesit özgürlüklerini dokunulmazlık altında bulundurmak,

Dış siyasal ve öteki uluslarla ilişkileri iyi yöneterek, ülkede her çeşit savunma

güçlerini, her an hazır tutarak ulusun bağımsızlığını güvence altında tutmak ve

bu uğurda başka çare kalmazsa, silahla savunmaktır.

————————
İçeriği ve gelişmesi

————————
Atatürk, Devletçilik ilkesini, Halkçılık ilkesi ile bağlantılı olarak

değerlendirmektedir.

Yoksul, yüzyıllardır ihmal edilmiş / İLGİ GÖSTERİLMEMİŞ olan halkın kalkınması

ve  çağdaş yaşam düzeyine ulaşması için 1923-1930  yılları arasında, kalkınma

için  gerekli yatırımları yapması özel girişimcilerden beklendi.

Ama bu işlevi yerine getirmeye özel kişilerin yeterli parası, yeterli deneyimleri

ve  yeterli teknolojik birikimi olmaması yanında Dünyayı sarsan 1929 Dünya

Ekonomik Bunalımı, liberal / serbest ekonomi politikalarının başarısızlığını vurguluyordu.

Ülkeyi kalkındırmak, halkı çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için

“DEVLETÇİLİK” ilkesini benimsedi.

Böylece hem üretim arttırılacak, sanayi gerçekleştirilecek, hem de hakça bir

paylaşım  yapılacak ve ekonomik gücü kullanan bir sınıfın HALKI EZMESİNE

olanak  verilmemiş olacaktı.

——————

DEVRİMCİLİK

( inkılapçılık )

——————
İnkılapçılık  / Devrimcilik , Türk ulusunun çağdaşlaşması yolunda yapılan Atatürk

devrimlerinin  benimsenmesi, geliştirilmesi ve her türlü tehlikelere karşı

korunmasıdır.

Bu ilke, seçkinciliği açıkça yansıyan, halkla bütünleşmeye ve dolayısıyla

demokratik  yöntemlere  büyük önem veren Türk milliyetçisi bir devrimcilik

anlayışıdır.

Atatürk’ün  Devrimcilik anlayışının iki yanı bulunur.

*  Eski düzenin geçerliliğini yitirmiş kurumlarını yıkıp, yerlerine çağın

gereksinmelerini   karşılayacak kurumları koymakla ilgilidir.

*  Aynı zamanda sürekli olarak yeniliklere, değişimlere açıklık biçiminde

anlatmakta ve kalıplaşmaya karşı çıkmaktadır.

—–
Atatürk, yaptığı devrimin ülkeye kazandırdıklarının korunmasını devrimcilik

ilkesinin bir gereği sayıyordu.

Ama onun açısından sorun o noktada bitmiyordu.
—–
Koşulların değişeceğinin, değişen koşulların yeni kurumları, yeni atılımları

gerektireceğinin  bilincindeydi.
—–
Bu nedenledir ki, Atatürkçülüğün KALIPLAŞMASINA, bir anlamda devrimin

dondurulmasına karşıydı.

 Koşullara koşut olarak sadece kurumların değil, düşüncelerin de değişmesinin

gerekliliğini biliyordu.

*İşte bu nedenledir ki, Atatürk’ün Devrimcilik ilkesi, aynı zamanda bir

“SÜREKLİ DEVRİMCİLİK ” anlayışını da yansıtmaktadır.

—–
En ilerici kurumlar bile, koşullar içinde eskir.

En ileri bir devrimin bekçiliği ile yetinenler, günün birinde değişen koşulların

gerisinde  kalmaktan, tutuculaşmaktan kurtulamazlar. Atatürk düşüncesinde

sürekli  devrimcilik anlayışının temel sebebi budur.

————

Kaynakça

————

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr

https://www.kulturportali.gov.tr/

https://ata.msb.gov.tr/Genel/icerik/ataturk-ilkeleri

https://www.ufuk.edu.tr › ataturk-ilkeleri-ve-inkilaplari

Dr.Tunca Özgişi. https://yalova.edu.tr/Files/UserFiles/50/2._dnm_tarih_notlar.pdf

(Detaylı bilgi için değerlendirilmelidir. )

http://kepsut.gov.tr/ataturk-ilkeleri

https://www.kastamonu.edu.tr

Bütün yönleri ile Atatürk . Yakup Kadri Karaosmanoğlu

İnceleme . Doç.Dr. Emel Poyraz

İdris Kulaçoğlu ….. 14.4.2021 çalışma odam . 01:40