YAŞLI ADAM ve YILAN

Çok eskiden köyün birinde, yaşlı adam ve oğlu yaşarmış.

Bu köyün hemen karşısında, çok ama çok yüksek bir dağ varmış ve bu dağın tam tepesinde, içinde yılan bulunan bir kuyu varmış.

Ne zaman yaşlı adamın başı derde girse, bu yılanın yanına gider ve yılan da ona, bir altın verirmiş.

Gel zaman, git zaman yaşlı adam artık oraya çıkamaz hale gelmiş.

Birgün, oğlunu yanına çağırmış ve demiş ki:

Bak oğlum, o dağın tepesinde bir kuyu var.

Oraya git kuyudan bir yılan çıkacak, benim oğlum olduğunu söyle.

Sana vereceği emaneti, al ve bana getir.

Oğlu tamam baba deyip, koyulmuş yola.

Kuyunun başına gelince, yılan çıkmış.

Oğlan anlatmış her şeyi, yılan da kuyuya inmiş ve bir altın vererek, bunu babana götür demiş.

Oğlan da içinden, şöyle düşünmüş:

Eğer ben bu yılanı öldürürsem, kuyudaki bütün altınları alır ve çok zengin olurum.

Yerden aldığı bir taşı yılana fırlatmış, taş yılanın kuyruğuna gelmiş.

Yılan can havliyle oğlanı ısırmış, derken epey zaman sonra oğlan zehirlenerek ölmüş.

Yaşlı adam iyileşmiş ve doğru yılanın yanına gitmiş.

Her şeyden haberi olan yaşlı adam, başlamış yılana anlatmaya;

İşte öyleydi böyleydi, o cahildi falan filan demeye ve gel tekrar eskisi gibi dost olalım, demiş.

Yılan şöyle cevap vermiş:

Bende bu kuyruk acısı, sende de bu evlat acısı varken, biz artık dost olamayız..!

——

Sahip olduklarımızın değerini bilmeliyiz.

İdris Kulaçoğlu .