İLHANLI DEVLETİ

( 1258 / 1335 )

———————-

1 – Kurucusu : Hülagü Han ( 1258 / 1265 )

Doğumu 15.10.1217 – 18  / Ölümü 8.2.1265  Meraga / İran

Babası : Tuluy 

Annesi : Sorgaktani Hatun .

Kardeşleri : Mengü ve Kubilay.

Çocukları : Abaka Han, Ahmed Teküder, Hyaxemet Khan, Tandon Khan, Taraqai Khan

2 – Abaka ( 1262 / 1282 )

3 – Ahmed Tegüdar ( 1282 / 1284 )

4 – Argun ( 1284 / 1291 )

5 – Geyhatu / Keyhatu ( 1291 /1295 )

6 – Baydu ( 1295 )

7 – Mahmud Gazan ( 1295 /1304 )

8 – Muhammed Hüdabende (Olcaytu) ( 1304 / 1316 )

9 – Ebu Said Bahadır ( 1317 /1335 )

—————————————–

Tarih boyunca Türk devletleri genelde, Avrasya coğrafyasının tamamı veya

büyük bir bölümüne egemen  olmuşlardır. Bu sınır zaman zaman Asya’nın

tamamını , Avrupa ve Afrika kıtalarını da içine almıştır.

—-

13. yüzyılın başlarında tarih sahnesine çıkmış olan Cengiz Han, kısa zamanda

hemen bütün Asya kıtasını , oğul ve torunları da Avrupa ve Afrika’ya kadar

uzanan geniş bir coğrafyayı  egemenlikleri altına almışlardır.

Cengiz Han tarafından kurulan devlet ,Türk kültürü ve töresi  ile yakından

beslenmiş, devletin sivil kadrolarında Harezm ve Uygur Türk’lerinden

yararlanılmıştır. Askeri sistemde Moğol üstün olurken,askeri sistem olarak ise

“ onlu sistem ” kullanılmıştır.

Cengiz Han’ın danışmanları ve oğullarının hocaları da Türk kökenli olan

Uygur’lardan seçilmiştir.

Ayrıca İlhanlı Devleti idari ve örgütsel dil olarak Uygur alfabesini kullandıkları

için İranlı yetkililer Uygur alfabesini öğrenmek zorunda kalmışlardır.

—-

Bu devletin siyasi manada ömrü uzun olmamış ise de bırakmış olduğu idari ve

mali / ekonomik  alandaki izler daha kalıcı olmuştur.

—-

Cengiz  İmparatorluğu’nun batıdaki temsilcisi konumundaki İlhanlı Devleti,

Cengiz Han’ın torunu Hülagu tarafından kurulmuştur.

—-

Hülagü, 1255 yılında ağabeyi Mengü Han tarafından Orta Doğu’da henüz ele

geçirilmemiş  toprakların fethini tamamlamak üzere görevlendirildi.

İlhanlı Devleti, kuruluşundan başlayarak  ilk elli yıl içinde ( 1256 /1306 ) idari

bakımdan Cengiz  İmparatorluğu’nun batıdaki temsilcisi olmuş ise de daha

sonraki  dönemde bu özelliğini kaybetmiştir.

Zira bu devletin dayandığı halkın çoğunluğu Türk unsuru olup, Moğol’lar zaman

içinde devlet hayatındaki etkisini kaybetmiştir. Kuruluş döneminde devlet

hayatında din faktörü etkili olmamış ise de, Ahmet Teküdar zamanında

İslam’iyetin devletin resmi dini olarak kabul edilmiş olması Türk’leşme

oluşumunu çabuklaştırmıştır.

—-

İlhanlı Devleti’nin kurulmuş olduğu topraklar 10.yy.’dan başlayarak gittikçe

yoğunlaşan Türk göç yolu ve sahası içinde bulunuyordu.

Büyük Selçuklu ve bu devletin dağılmasından sonra tarih sahnesine çıkmış olan

Harezmşah’lar Devleti ile ağırlıklı olarak yerel Türk beyleri bu coğrafyanın

idaresini  ellerinde uzun süre tutmuşlardır.

—-

Asya’da meydana gelen siyasi, sosyal ve diğer yaşananlar Ön Asya

coğrafyasındaki  Türk birikimini çabuklaştırmıştır.

Cengiz Han’ın batı seferinden sonra Ögedey Kağan zamanında batıda

görevlendirilmiş olan, Curmagun ve Elcigidey Noyanların gönderilmeleri, aynı

şekilde, Batu Han’ın ikinci Kıpçak seferi ve Hülagü’nün geniş yetkilerle

donatılmış olarak görevlendirilmiş olduğu İran seferleri bu değişimi

hızlandırmıştır.

—-

Büyük Hanlık merkezi olan Karakurum’da Cengiz Han’ın ölümünden sonra

başlamış olan saltanat uğraşına Ögedey , Çağatay , Tuluy  ve Cuci oğullarının da

katıldığını görüyoruz.

Mengü Han, daha sonra Cuci Han’ın oğlu Batu’nun da yardımı ile bu uğraşı

kazanarak Büyük Han olmuştur.

Mengü’nün tahta geçmesiyle, Cengiz Han zamanından beri uygulanmakta olan

bir  geleneği değiştirmiştir.

Doğu ve Batı yönüne ünlü generallerin ” Yeke Noyan ” gönderilmesi yerine , bu

görev, Moğol şehzadelerine verilmiştir.

—-

Mengü, kardeşi Kubilay’ı Çin’e gönderirken hemen aynı yetki ile diğer kardeşi

Hülagu’yu da Batı’ya göndermiştir.

Ayrıca, saltanat çekişmeleri sırasında sarsılan merkezi otoriteyi sağlamlaştırmak

maksadıyla Cengiz Han zamanından beri takip edilen ‘’  ULUS  VERME ‘’  yerine

bir çeşit atama  yoluyla, kardeşlerinden birini doğudaki, diğerini da batıdaki

topraklar üzerine göndermiştir.

—-

Bu durum, tarihi Türk devletlerinde görülen MERKEZ , DOĞU ve BATI  yani üçlü

sistem ile doğrudan ilgilidir.

Bu uygulama, Türk hakimiyet telakkisi / egemenlik anlayışı  ile Cengiz  hakimiyet

telakkisi / egemenlik  anlayışı arasındaki yakınlığı göstermektedir.

—-

Cengiz Han ve oğulları zamanında Moğol askeri valileri tarafından idare edilen

Batıdaki Moğol topraklarında merkezi yönetimin zayıflamasıyla başlamış olan

dahili / iç kargaşaların sonucu olarak, ülke genelinde yeni başarılar kazanılması

şöyle dursun, yer yer devletin mevcut / var olan  toprakları da tehdit / gözdağı

altına girmişti.

—-

Özellikle , Moğollar’ın ihmal / boşlama – savsaklama ve ihanetine / hainlik –

aldatma – içten bağlı olmamaya hiçbir şekilde izin vermemiş  oldukları vergi

sistemi de batıdaki idari uygulamalar sırasında bozulmuştu.

—-

Yukarıdaki sebeplerden dolayı Hülagü, 1253 yılında batı seferi için Kurultay

kararı ve Büyük Kaan’ın emri üzerine görevlendirilmiştir.

—-

Hülagü, batıda daha önce zaptedilmiş olan mevcut / ele geçirilmemiş var olan 

Moğol  topraklarından başka kendisinin ele geçireceği toprakları yönetmek

üzere görevlendirilmiştir.

Mengü Han, kardeşi Hülagü ‘ye  batıda yapacağı işlerle ilgili olarak başlıca üç

önemli görev vermiştir. 

1 –  İsmaili ’ leri  yenerek Azerbaycan’ı ele geçirdi ve hükümdar Rükneddin’i

öldürdü .

2 – 1258 de Bağdat Abbasi halifesi El – Mutasım ‘ı öldürerek , Abbasi’leri

ortadan kaldırarak sorununu çözdü.

3 – Suriye ve Mısır sorununu ise  sonuçlandıramamıştır.

1260 yılında Memlük’ler, Ket – Buka Noyan komutasındaki İlhanlı’ları Ayn-ı

Calut savaşında yenilgiye uğratınca Suriye ve Filistin’den çekilmek zorunda

kalmışlardır.

Çünkü Memlük / Kölemen ordusunun büyük bir kısmı askerliği meslek edinmiş Kıpçak

Türk’lerinden oluşmaktaydı.

İlhanlı’lar ikinci yenilgilerini 1277 yılında Sultan Baybars komutasındaki  Memlük

ordusu karşısında Elbistan’da almışlardır.

Esasen İlhanlı’lar , Memlük’ler karşısında aldıkları yenilgilerin dışında başka bir

yenilgiye uğramamışlardır.

Büyük Han’a bağlı olan Hülagü Han, İran, Irak ve Kafkasya’yı içine alan Anadolu

topraklarında bir egemenlik alanı oluşturarak Büyük Han’a bağlı anlamına gelen

“  İL – HAN ” unvanını almıştır.

—-

Hülagü’ nün idaresine verilen Moğol ordusu, ilk zamanlar var olan  Moğol

ordusunun hemen bütün özelliklerini taşımakta, sayıca da onun beşte biri

oranında idi.

Bu beşte bir oranı , devletin önem verdiği doğu ve batı yönünde daha önce

gerçekleştirilen diğer seferler ile Kubilay’ın Çin seferi sırasında da geçerli

olmuştu.

1294 yılında Çin’de bulunan Moğol hükümdarı Kubilay Han’ın ölümü üzerine

İlhanlı’lar  merkezden gittikçe uzaklaşmıştır.

—-

Moğol’ların batı yönünde düzenledikleri seferin önemli bir sonucu da, Moğol

ordusunda bulunan Türk kökenli askerler ile Moğol tehlikesi karşısında

oturdukları yurtlarını terk ederek batı yönünde yer değiştiren Türk boy’larının

Ön Asya’nın kök olarak  çehresini / yüzünü  Türk’lüğün yararına değiştirmiş olmasıdır.

Çünkü tarihçi Reşidü’d-din ( 1247 / 1318 İlhanlı veziri ) Moğol ordusu içerisinde

” TEME  ÇERİSİ  ” nden, yani  aile  bireyleri  ve var olan  mal varlığı ile birlikte

hareket eden askerlerden bilgi  vermektedir.

—-

Devletin kurucusu olan Hülagü ‘nün askeri gücü yanında idari ve mali

konulardaki uygulamaları incelendiğinde İlhanlı Devleti’nin konumu ve

döneminde üstlenmiş olduğu rol kısmen aydınlanmış olacaktır.

—-

Gerçekten – sonuç olarak , yeni devlete merkez olarak da Tebriz şehri

seçilmiştir.

—-

Hoca  Nasreddin Tusi ( 1201 / 1274 Fizik , Astronomi ve matematikçi )  başta

olmak üzere devrin ünlü ilim adamlarını yakın  çevresinde  toplamıştır.

—-

Hülagü ‘nün askeri ve idari alandaki başarılarına kuzeydeki Moğol topraklarının

egemeni  olan Altınordu / Altınorda / Devleti ( 1241 / 1502 )  kısmen engel

olmuştur.

( Cengiz’in büyük oğlu Cuci’nin küçük oğlu Batu Han tarafından kurumuş Türk

devletidir.

Orda : Çadır . Otağ demektir. )  

Hülagü ve Berke zamanında başlattıkları uğraş , yıllarca sürmüş ve iki ülkede bu

çekişmeden büyük zarar görmüştür.

—-

Mengü Kağan’ın ölümü ile başlayan taht  uğraşında  Hülagü, ağabeyi Kubilay’ın

yanında yer almış, Kubilay’ın Büyük Han olması ile de Kubilay Han’ın göndermiş

olduğu bir yarlığ / ferman – yazılı buyruk – emir  ile Ceyhun nehrinden Mısır

topraklarına kadar uzanan geniş topraklar onun idaresine verilmiştir.

Böylece fiilen var  olan  İlhanlı Devletini ,  Büyük Han da tanımış olmuştur.

—-  

İlhanlı Devletinin tüzüğünü / değergesini  gösteren belirtiler – işaretler 

arasında, Hülagü ‘nün ölümünden sonra tahta geçen oğlu Abaka’nın ;

1 – Amcası ve Büyük Han Kubilay’dan yarlığ / yazılı buyruk gelmeden İlhanlı

tahtına  oturmamış olması.

2 – İlhanlı hükümdarının bastırdıkları  paralarda önce Büyük Han’ın adının

anılması.

3 – Büyük Han’ın İlhanlı hükümdarlarının sarayında bir temsilcisinin /

özdeyicisinin  bulunmuş olması.

4 – Belli başlı askeri seferler sırasında alınmış olan kararlar ile şehzade ve yüksek

dereceli görevlilerin idam cezalarında da Büyük Han’ın son  kararı vermiş

olmasıdır.

—-

İlhanlı Devleti’nin Karakurum’a olan bu bağlılığı, Türk devlet geleneği ile de

yakından ilgilidir.

—-

İlhan Devleti’nin batıda almış olduğu ilk mağlubiyet 1260 yılında ünlü

kumandanlardan Ket-Buka Noyan kumandasındaki İlhanlı ordusunun Mısır

sınırında Ayn-Calut denilen yerde Memlük / Kölemen  ordusuna yenilmesi

olmuştur.

—-

Memlük / Kölemen  ordusunun hemen tamamı askerliği meslek olarak seçmiş

olan Türk asıllı  / çoğunluğu Kıpçak Türk’leri  askerlerden oluşmaktaydı. 

İlhanlı ordusu, aynı şekilde ordusunun hemen tamamına yakın kısımı Türk

unsurundan oluşan  Altınordu / Altın Orda Devleti ile yapmış olduğu uğraşta 

daha başarılı olmuştur.

—-

Cengiz Han tarafından kurulan bu devlet, gerek doğuda ve gerekse batıda ele

geçirmiş  olduğu topraklar üzerinde öncelikle kendi sivil ve askeri oluşumunu 

kurmuştu.

Bu teşkilatın / örgütlenmenin  sivil kadrolarında Türk boylarına ve  özellikle 

Uygur ve Harezm Türk’lerine ağırlıklı olarak görev verilmiştir.

Askeri sistemin başında hemen her zaman Moğollar bulunmuş ise de, devletin

kuruluşu sırasında Cengiz Han, Moğolların ” küren ” kabile sistemi yerine bir

Türk devlet geleneği olan ” ONLU  SİSTEM ”  i  benimsemiştir. Cengiz Han’ın

başarılarında bu sistem değişikliği önemli ölçüde etkili olacaktır.

—-

Ayrıca Cengiz Han’ın danışmanları , oğul ve torunlarının hocalarının da büyük bir

bölümü Türk  kökenli  ve  özellikle  Uygur Türk’lerine bağlı  kimselerdi.

—-

Moğollar’ın  yazı dili Uygur alfabesi olduğu için, İranlı memurlar İlhanlı Devlet

idaresinde görev alabilmek için Uygur alfabesini  öğrenmek  zorunluluğunda 

olduklarından  dolayı çağdaş kaynaklarda bu uygulama kapalı ifadelerle

eleştirilmiştir .

—-

1294 yılından sonra Gazan Han, Cengiz yasasını günün  gereksinimlerine göre

doğrultma ve  iyileştirmiş , darp edilen / basılan  paralarda Büyük Han’ın adını

kaldırmış ve böylece kendisini Büyük Han ilan etmiş ise de, devletin adı

”  İLHANLI ” olarak devam etmiştir.

—-

Cengiz Han tarih sahnesine çıktığı sırada, Ön Asya siyasi / idari ve iktisadi /

ekonomik bakımdan parçalanmış vaziyette / konumda  idi.

—-

Türk-İslam  aleminin en güçlü devletleri olarak batıda Harzemşahlar.

Türkiye Selçuklu Devleti ve Abbasi Halifeliği bulunuyordu.

Diğerleri ise birbirleriyle sürekli uğraş konumunda küçük siyasi kuruluşlardı.

—-

Yaklaşan Moğol tehlikesine karşı Harezmşah Muhammed’in ve daha sonra oğlu

Celaleddin’in yanlış politikası / siyaseti ve diğer bazı sebeplerden dolayı

Moğollara karşı  batıda ” Birleşik Cephe  ‘’ kurulamamıştır.

—-

Bu siyasi dağınıklık ister istemez ekonomik bunalımı da beraberinde getirmiştir.

—-

Gerçekten – sonuç olarak , o sıralarda Bağdat’tan Buhara’ya ticari malzeme /

gereç – donatı götüren bir kervanın 28 ayrı yerde gümrük vergisi ödemek

zorunda olduğu kaydedilmektedir.

Bu vergilere hediye ve benzeri masraflar / harcamalar da ilave edilince /

eklenince  ortaya büyük rakamlar çıkmaktadır.

Bu durum ticari hayatı olumsuz yönde etkilemiştir. Moğollar ve İlhanlı Devleti

zamanında ise, aynı cağrafyada siyasi birlik sağlanmış olduğu için tacirlerden /

tüccarlardan / ticaret yapanlardan – alıp satanlardan  daha az miktarda gümrük

vergisi alındığı düşünülürse o günkü ticari, mali ve  siyasi buhran / sıkıntı –kriz

hakkında bir fikir verilmiş olur.

—-

İlhanlı Devleti’nin idari, mali, askeri ve yargı müesseseleri / kurumları bir

yandan tarihi Türk devlet geleneği ile benzerlik gösterirken, diğer yandan da

kendisinden sonra bu cağrafyada kurulacak olan Celayirliler, Karakoyunlular,

Akkoyunlular, Safeviler ve  Osmanlı müesseseleri için de bir bakıma

model olmuştur.

Çünkü, İlhanlı Devleti’nin sivil yöneticileri genelde Türk kökenli kimseler olduğu

gibi, konu edilen devletlerin gerek Hanedan ve gerekse dayandıkları etnik unsur

da genelde Türk boylarına ait – bağlı  olmuştur.

Bilhassa / özellikle Uygur ve Harezmşahlar devletlerinde uzun zaman

görev  yapmış  ve bu işi aile mesleği haline getirmiş olan bazı ünlü ailelerin

(Cüveyni ailesi vb.) de etkisi büyük olmuştur.

İşte çoğunluğunu Uygur ve Harezm Türk’leri’nin oluşturduğu sivil mimarlar

İlhanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

—-

Bir benzetme yapacak olursak, Abbasi Devleti’nde Bermekoğulları, Moğollar

Dönemi’nde Yalvaç, İlhanlılar Devleti’nde de Cüveyni ailesi söz konusu

devletlerin sivil hayatında büyük rol oynamış aileler olarak bilinmektedir.

—-

İlhanlı Devleti’nin kuruluş döneminde hakim / egemen  din , Göktanrı dini ise

de, hanedan ve idareci zümre / topluluk  arasında Budist, Hıristiyan, Nestüri,

Yakubi ve diğer dinlere mensup / bağlı  olanlarda vardı.

—-

İslamiyet, zaman içinde diğerlerinin aleyhine / zararına  yayılmış ve Gazan Han

zamanında  devletin resmi dini olmuştur.

—-

Moğollara karşı batıda genel olarak halkı Müslüman olan siyasi kuruluşlar

mücadele / uğraş verdiği için özellikle devletin kuruluş döneminde Müslüman

halk büyük sıkıntı çekmiştir. Moğol İmparatorluğu’nun dini meseleler

konusunda son derece liberal olduğu söylenebilir.

( Liberal : Bireyin özgür ve serbest girişimci  olduğu ekonomik sistem .)

—-  

Hülagü ‘ nün 1265 yılında ölmesi üzerine Budist olan büyük oğlu ABAKA  tahta

geçmiştir.

İlhanlı Devlet teşkilatının / örgütlenmesinin  kuruluş ve gelişmesinde Abaka’nın

büyük emeği  olduğu bilinmektedir.

Abaka hayatı boyunca Müslüman Altınordu ve onun  bağlısı  Memlük / Kölemen  

Devleti ile uğraş vermiştir.

—-

Memlük Sultanı Baybars’ın Anadolu seferi ve Elbistan savaşında İlhanlı

ordusunu yenmesi üzerine Abaka’nın Anadolu’ya gelişi adeta katliama

dönüşmüş ve yüzyıllarca hafızalarda / belleklerde  silinmeyen bir olay  olarak

kalmıştır.

Bu olaydan  sonra Anadolu’daki İlhanlı baskılı etkileyimi   daha da artmıştır.

—-

1282 yılında Abaka Han’ın ölümü üzerine, yerine Müslüman olan Kardeşi Ahmet

Teküdar geçmiş ise de, yeğeni ARGUN , amcasına karşı çıkmış ve Sultan Ahmed’i

yenerek babasının tahtına geçmiştir.

—-

Budist olan Argun’un sonu gelmeyen aşırı harcamalarını  karşılamak için yahudi

dinine bağlı  olan Veziri Sa’dü-d-Devle’nin devlet bütçesini denkleştirmek için

koyduğu yeni vergiler ile kendi yakın akraba ve dost çevresini devlet hizmetine

alması yeni huzursuzluklara sebep olmuştur.

—-

Argun’un 1292 yılında ölmesi üzerine hanedan üyeleri, emirler ve hatunların da

katılmaları ile toplanan kurultayda GEYHATU / KEYHATU  hükümdar seçilmiştir.

—-

Bu sırada Keyhatu, Anadolu’da Karamanoğulları başta olmak üzere, yer yer

ayaklanan Türkmen’leri cezalandırmak için Anadolu üzerine gönderilmişti.

Keyhatu’nun tutumsuz ve eğlence düşkünü olması sebebiyle devletin mali gücü

zayıflamıştı. Veziri Ahmet el-Halif, ona kağıt para basmayı önerdi . 

—–

Böylece Çin’liler örnek alınarak İlhanlı Devleti’nde, ilk defa 1294 yılında KAĞIT 

PARA  sürüme – geçerli dolaşıma çıkarıldı.

Çin’de kağıt para en iyi cins ipekten yapılır ve kirlenince de toplanarak yıkanır ve

yeniden piyasaya sürülürdü. Çinliler bu paraya ” CAV / CAO ‘’ adını vermişti.

Keyhatu, kağıt paraları piyasaya sürünce madeni paraları yasakladı.

Ancak, halktan büyük tepkiler geldiği ve ekonomik  hayat felce uğradığı için dört

ay  sonra bu yasak kaldırılmıştır.

—-

1295 de  Şehzade Baydu , Argun’a karşı çıktı ve Argun’u yenerek İlhanlı tahtına

çıktı. Yanında Nevruz gibi bir veziri vardı.

Ancak onun saltanatı da uzun sürmedi. Çünkü, karşısına rakip olarak Horasan

valisi Şehzade GAZAN  çıkmıştır.

Vezir Nevruz , Gazan’a islamiyeti benimsetmekle kalmamış, Moğol geleneği

bozulmuş ve İslamiyet’in devletin resmi dini haline gelmesinde de önemli rol

oynamıştır.

Gazan Han, kuvvetli , zeki ,bilgili ve kavrayışlı kişiliği sayesinde, dağılmakta olan

devleti kontrol altına aldı ve maliyeyi ıslaha / iyileştirmeye çalıştı.

—-

GAZAN Han , zeki faal / etkin , kültürlü bir devlet adamıydı.

* Orduyu sıkı bir disipline alarak, yeniden oluşturdu.

* Komutanlara ” dirlik ” yani hizmet karşılığında  belirli arazileri  ayırmak –

bağlamak  suretiyle yeni bir uygulama getirdi.

—-

* Cengiz zamanında kurulmuş olan posta teşkilatı / örgütü  , Ögedey Han

döneminde geliştirilmiş, Gazan Han ise sistemi  ıslah etmiştir / iyileştirmiştir.

—-

Moğollar POSTA OLUŞUMU   istasyonlarına ” YAM ” diyorlardı .

—-

* Gazan Han ise yeni menzilhaneler / konak yerleri  yaptırarak ulakların /

habercilerin bu menzilhanelerde dinlenme ve  gereksinimlerinin karşılanmasını

sağlamış, onların halkı taciz / rahatsız  etmelerine ve soymalarına mani / engel 

olmuştur.

* Ziraatı / tarımsal üretimi  teşvik / isteklendirme maksadıyla su kanalları

açtırdı.

* Bunların etrafında yeni yerleşim sahaları kurulmasını sağlamış, siyasi

bakımdan ise, Anadolu genel valilerinden Baltu ve Sülemiş isyanları çıkmış ise

de  Gazan Han  bu isyanları bastırmıştır.

Ancak Anadolu’daki Moğol valilerinin de artık mutluluk isteklerini 

Türkmen’lere bağlamış olmaları da üzerinde ayrıca durulması gereken bir

konudur.

Bu yaşananlar , İlhanlı Devlet hayatında Türkmen’lerin durumunu

kuvvetlendirmiştir.

* Bozulmuş ve dağılmaya yüz tutmuş olan devleti ve onun  kurumlarını  yeniden

düzenlemiştir.

* Tebriz’de cami , medrese / okul , hastahane başta olmak üzere birçok dini ve

sosyal / toplumsal eserler yaptırmıştır.

—–

1304 yılında Gazan Han’ın ölümü ile yerine kardeşi OLCAYTU  geçmiş .

Gazan Han zamanında alınan önlemlerin sonucu  olarak, ülke genelinde huzur

ve  güven egemen olmuştur.

1316 yılına kadar dış politikada Memlükler / kölemenlerle  ile uğraş  devam

etmiştir.

Hatta Memlüklara karşı ortak hareket için, başta Papa olmak üzere Fransa ve

İngiltere devletlerine elçiler göndermiştir.

—-

Bu sırada, Osmanlı Beyliği’nin Kurucusu Osman Bey de Bizans’ı Marmara

sahillerinde sıkıştırmaktaydı.

Bizans İmparatoru Osman Bey’e karşı Olcaytu Han’a yaklaştı ve kızı Mariya’yı

İlhanlı sarayına gelin olarak göndermişti.

Son Türkiye Selçuklu Sultanı 2. Gıyaseddin Mesud’un Kayseri’de 1308 yılında

ölümü  ile Türkiye Selçuklu Devleti tarihe karışmış, Anadolu tarihinde Beylikler

devri başlamıştı.

—-

İlhanlı Devletine başta Karamanoğulları olmak üzere Anadolu Beylikleri yer yer

karşı çıkıyorlardı.

Bu tarihlerde İlhanlı Devleti’nın batı sınırı Kızılırmak nehrinden ileriye

gitmiyordu. Emir Çoban Anadolu seferiyle Konya ve Karaman’ı aldı ise de

devamında  burası tekrar Karaman oğullarına geçmişti. Aynı zamanda Altınordu

ile de çarpışmalar devam etmekteydi.

—-

Olcaytu Han, Kazvin ile Tebriz arasında Sultaniye adlı yeni bir şehir kurdurdu.

Bu şehir, devletin yıkılmasına kadar saltanat merkezi olarak kalmıştır.

—————–

Gazan Han , bir dünya tarihi yazdırmayı düşünmüş ise de, ortaya çıkan ve

Cami’u-t-tevarih adlı eser genelde, Türk’ler’in ve Moğol’lar’ın tarihine geniş yer

vermiştir. Bu eserin yazılmasına Gazan Han zamanında başlanmış, Olcaytu Han

zamanında tamamlanabilmiştir.

( Cami’ut – tevarih : Tarihlerin toplamı. Reşidüddin Fazlullāh-ı Hemedani’nin

(ö. 1318) modern anlamda ilk dünya tarihi olarak kabul edilen eserdir.)

——————

1316 yılında Olcaytu’nun ölümü ile, yerine henüz çocuk yaştaki oğlu Ebu Sait

geçirildi.

Yeni Sultan, bir Uygur Türkü olan Atabeği Emir Sevinç ile birlikte valisi

bulunduğu Horasan’dan gelerek tahta oturdu.

Hükümdarın küçük yaşta olmasından yararlanan vezir Tacettin Ali Şah ince

zekası sayesinde, diğer vezir Reşidüddin’i gözden düşürdü.

Beylerbeyi, Emir Sevinç’in ölümü üzerine yerine Emir Çoban getirilmiştir. 

Çoban, Moğolların Sulduz boyuna mensuptu / ait – bağlıydı .

İlhanlı Devleti’nın dayandığı iki boydan biri SULDUZ  diğeri de CELAYİR’ler olarak

bilinmektedir.

—-

Vezir Ali Şah Emir Sevinç’in ölümünü takiben çevirdiği entrikalar / hile ve

oyunlar  sonucu önce, Reşidüddin’i suçladı ve sonra da öldürttü.

Daha sonra da Çoban’a karşı olumsuz tavır takındı.

Maksadı İlhanlı Devleti’nin tek  egemeni olmaktır.

Anadolu valisi İrin-Cin ve Kurmuşu’nun isyanları, Emir Çoban tarafından

bastırıldı.

Emir Çoban, Altınordu’ya karşı da başarılar kazandı.

 İşte bu sırada Çoban’ın oğlu Dımaşk Hoca yüzünden Sultan ile beylerbeyinin

arası açılır.

Sultan, başta Dımaşk Hoca ve Çoban ailesine mensup / bağlı olan herkesin

cezalandırılması yönünde buyruk / emir çıkarttır.

Emir Çoban Anadolu valisi olan Büyük oğlu Demirtaş ile birleşerek Sultan’a karşı

yürümek istediyse de  başaramadı.

Kumandanlarının ihanetinin sonucu yenildi  ve öldürüldü.

Anadolu valisi Demirtaş Anadolu’daki Türkmen’leri de etrafına toplayarak ayrı

hareket etmeye başlamıştır. Bu iç uğraşların  devam ettiği  bir sırada Ebu Sait

1335’te öldü.

—-

Bu tarihten sonra İlhanlı Devleti’nin parçalanma dönemi başlamıştır.

—-

Merkezi otoritenin / yönetimin  zayıflaması ile birlikte her emir idaresi altındaki

toprağın  sahibi olmuştur.

Bu dönemde, İlhanlı tahtında iç uğraşlar  birbirini takip etmiştir.

Artık siyasi egemenlik , İran’dan Anadolu’ya geçmiştir.

Anadolu’dan İlhanlı tahtını ele geçirmek üzere hareket eden önemli  sayıda bir

kuvvet  İran’a çekilmişti.

—-

Bu sırada Anadolu’nun doğu ve güneydoğusunda aslen bir Uygur Türkü olan

ERETNA   Bey egemenliği ele geçirmiştir.

Eretna 1343 yılında Sivas ile Erzincan arasındaki Karanbük Savaşı’nı kazandıktan

sonra, kendini ayrı  hükümdar ilan etmişti.

—-

Türk devletleri ve Selçuk’lularda görülen Divan, Vezir, Naib ve Beylerbeyi vb.

unvanlardan bir çoğunun İlhanlı Devleti’nde de bulunduğu görülür.

Bu unvan ve kurumlar zaman ve  yere  bağlı olarak kısmî değişikliklerle

Osmanlı’lara da geçmiştir.

İlhanlı Devleti’nin bu konumu ile tarihi Türk Devletlerindeki kurumların /

örgütlenmenin  Osmanlı Devleti’ne geçmesinde aracılık görevini üstlenmiş

olduğunu söyleyebiliriz.

—-

* Devletin sivil idaresinin başında bulunan Vezir, mali ve idari bakımdan her

türlü yetkiye sahipti.

* İlhanlı hükümdarları bu konuda vezirlere geniş yetkiler vermişlerse de eceli ile

ölen tek İlhanlı veziri Tacettin Ali Şah olmuştur.

* Hülagü ‘nün ilk veziri ise Seyfüddün Bitikçi’dir.

* Selçuklu Devleti’nde Nizamü’l-Mülk ( 1018 / 1092 ) ne ise İlhanlılarda da Semsüddin Cüveyni ( 1285 de ölmüş ) aynı konum ve yetki sahibi olmuştur.

* Askeri bakımdan en yüksek mevkide ise Beylerbeyi bulunur ve onun yanında

Üç Ulus Beyi vardı. Beylerbeyi daha çok  merkezde; Ulus Beyleri ise, kendi

bögelerinde otururlardı.

* İlhanlı ordusu da, tıpkı tarihi Türk devletlerinde görülen ”  Sürek  Avı ‘’nda

olduğu gibi, orduyu eğitim ve manevra için aylarca süren av oyunları ihdas

etmişlerdi / oluşturmuşlardı.

* İlhanlı hükümdarları, tahta çıkışlarında ” Saçı Saçmak ” usulü yanında;

şehzadelere, noyanlara ve diğer ümeraya / üst subaylara  hil’atler / kaftanlar ,

askere bahşişler dağıtırlardı. Ahmet Teküdar tahta çıktığında, bu hil’atler

dışında her askere 120 dinar bahşiş vermişti.

( DİNAR : Yaklaşık olarak altın liranın dörtte biri değerinde olan eski bir para.)

* Aynı usul, Selçuklu ve diğer Türk devlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde

de ” Culus ” / tahta oturma bahşişi / armağanı şeklinde devam etmiştir ki, bu

usul zamanla Osmanlı Devlet bütçesine büyük külfetler / sıkıntı – zorluk

getirmiştir.

Yine, Türkiye Selçuklular’ında görülen Saltanat Naibliği / vekilliği İlhanlılarda da

vardı. Ancak bazen Vezir veya Beylerbeyi bu vazifeyi de üstlenebiliyordu. Çünkü,

Beylerbeyi Emir Çoban aynı zamanda Naib idi.

* İlhanlılar ve özellikle  Moğollar vergi konusunda  taviz / ödün  vermemişlerdir.

Mali işlerde, Defterdar’ın başında bulunduğu bir Divan ve Vergi Naibleri ile bu iş

yürütülürdü.

Osmanlılar zamanında da Siyakat yazısı ile yazılmış 7 ayrı defter bu iş için kullanılmıştır.

( Siyakat : Genellikle devlet dairelerinde kullanılmış bir yazı türü.

Satırları dar, harfleri noktasız olarak yazılan, Osmanlı Türklerine özgü bir tür resmî yazıya verilen ad.)

Kopçur, Gılan ve Tamğa gibi hayvan, arazi ve meslek vergilerinin hemen aynısı

Osmanlılarda da vardı. Şu halde kuruluş döneminde Osmanlı maliyesi İlhanlı

maliye sisteminin bir devamı gibi ise de, zamanla değişikliğe uğramıştır.

*  İlhanlı hükümdarı Gazan Han, kendinden önce uygulanan vergi ve diğer bazı

kanunları ki , bunlar genelde Cengiz Han Yasası idi , yeniden gözden geçirerek,

bir kısmını azalttı ve bazılarını da şartlara bağlı olarak arttırdı ve bunların adil bir

şekilde uygulanması, vergilerin toplanması konusunda da ağır cezai  hükümler

getirmiştir.

Osmanlı Devleti, diğer Müslüman ülkelerde kullanılmış olan ” Müstevfi “

yerine İlhanlıların kullandığı ” Defterdar ” unvanını kullanılmıştır.

* Hülagü zamanında ülke genelinde Müslüman uyrukluların  şer’i / dini ve

hukuki işlerine müderris / öğretmen  ve kadılar bakarlardı.

 Kadıların atamalarını  merkezde bulunan Kadı’l-Kuzzat yapardı.

Hukuki, siyasi, idari, örfî ve askeri mahkeme işlerine ” Yarguci ” bakardı.

Bunlar daha fazlaca  Cengiz Yasasına göre karar verirlerdi.

* İlhanlı Devleti’nin kurulduğu saha ve birlikte oldukları Türk unsuru, bu

devletin kuruluşundan kısa bir zaman sonra İslamlaşma ve devamında İslamiyet

bu devletin resmi dini olarak kabul edilmiştir.

İlhanlı Devleti’nin egemen olduğu coğrafya yüzlerce yıldan beri Türk boylarının

yurdu olmuş, Türk uygarlığına yer  olmuştu.

Devlet hayatına egemen olan Moğol unsuru zaman içinde etkisini ve yetkisini

kaybetmiştir.

Nitekim İlhanlı Devleti’nin dağılmasını takiben ortaya çıkan siyasi oluşumlar

arasında bulunan Celayir Ulusu’nun adını taşıdığı ” Celayiroğulları “

devleti zamanla de varlığını kaybetmiştir.

* İlhanlı Devleti’nin egemen olduğu coğrafyada kurulmuş olan Akkoyunlu –

Karakoyunlu ve Safevi Devletleri tarihi, kültürü ve geleceği ile Türk varlığını

temsil etmişlerdir / yansıtmışlardır.

* Gerek iç karışıklıklar gerekse Anadolu Beylikleri ve Memlüklerin kurduğu

birliktelikler  sonucu daha fazla direnemeyen İlhanlılar, otorite / idari kuvvet  ve

hükümdar eksikliği  nedeniyle 1336 yılında yıkılmıştır.

—-

Devlet yıkıldıktan sonra toprakları Anadolu beylikler, Irak ve Azerbaycan

Celayirliler ve Çobaniler, Güney İran Muzafferiler arasında bölüştürülmüştür.

————-

Kaynaklar

————-

1 – http://www.msxlabs.org/forum/tarihi-turk-devletleri/208031-buyuk-turk-devletleri-ilhanlilar-ilhanli-devleti.html

2 – http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=380269

3 – http://osmanlilar.gen.tr/Turk-ve-Islam-Devletleri/ilhanlilar.html

4 – http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/02/ilhanlilar-ilhanli-devleti.html

5 – Moğollar’ın Gizli Tarihi, s. 149; B. Y. Vladimirtsov, Moğollar’ın İçtimai Teşkilatı, Türkçe trc. Abdulkadir İnan,

6 –  Cüveyni (Alaeddin Ata Melik), Tarîh-i Cihangüşa, nşr. Mirza Muhammed Kazvini, III, London 1937, s. 12-18; Abu’l-Farac, Chronogrophy, trc. W. Budge, Londra 1932, Türkçe tercümesi. Ö. R. Doğrul, Ankara 1950, II, s. 555; el-Ömer. Mesâlikü’lebsâr, Tiesenhausen, Altınordu Devleti Tarihine Aid Metinler, İ. H. İzmirli terc.: İstanbul 1941, s. 394-95.

7 –  Reşidüd-din, Camiü’t-tevârih, nşr. Quatremere, Histoire des Mongols de la Perse, Paris 1836, s. 110, Cüveyni, I, s. 184.

8 –  Abdülkadir Yuvalı, Hülagu Han ve Zamanı, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara 1979, s. 58-63.

9 –  Moğollar’ın Gizli Tarihi, s. 149; B. Y. Vladimirtsov, Moğollar’ın İçtimai Teşkilatı, Türkçe trc. Abdulkadir İnan, Ank. 1944, s. 62.

10 – Z. V. Toğan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1946, s. 117.

11 – Bu hususta geniş bilgi için bk. K. Jahn. İran’da Kağıt Para, Türkçe trc., M. Altay Köymen. Belleten XXIII (1942).

Bayrak resmi : Wikipedia.org

————————————————-

Türk tarihimiz üzerine çalışma yapan tüm insanlarımıza kendim ve milletimiz adına teşekkürlerimi ve gönül borcumuzu sunuyorum .

Çalışmaları yapanlardan uçmağa varanlara Gök Tengri’den Rahmetler

diliyorum …

Bu çalışmayı , dileyen herkes dilediği gibi kullanabilir .

Amaç ; Türk çocuklarımızın tarihimizi doğru öğrenmeleri ve Atalarımız ile

gururlanmalarını  sağlamaktır .

İdris Kulaçoğlu .23.2.2019 05:25 çalışma odam .