ON OĞUZ / ON OK / HUNLAR 2

( Doğu Sakaları )

—————————– 

Mete mö.174 de ölünce  yerine oğlu JİYU ( mö.174 – mö. 161 ) geçti. 

lakabı : Lao – şang .

Çin elçisine söylevi  , Hunların toplumsal yapısını ve yaşama bakışını  anlatıyor;

* Hunların geleneklerinde, bakılan hayvanın eti yenir, sütü içilir, derisi giyilir.

* Sürüleri otlatmak ve sulamak için mevsime göre yer değiştirilir.

Bu yüzden onlar acil durumlarda ata binmede, ok atmada eğitimliydiler.

* Normal zamanlarda ise insanlar huzurludur, bir iş yapmazlar.

* Anlaşmaları ve hukukları basittir, kolayca uygulanır.

* Yönetenler ve yönetilenler arasındaki ilişki basittir, kolayca kurulur.

* Memleketin yönetimi tek bir vücut gibidir.

* Baba veya ağabey öldüğünde oğul veya kardeş onların karısıyla evlenir, çünkü soylarının, ailelerinin kaybolmasından korkarlar.

Bu yüzden Hun toplumu karmaşa içine düşse dahi boylarını, soylarını korurlar.

Bugün Çin’de oğul ve kardeşler ölen baba ve kardeşlerinin karılarıyla

evlenmiyorlar  ancak akrabalık bağları giderek zayıflıyor, akrabalar birbirlerini

öldürüyor.

Ailelerini (soyadlarını) değiştirmelerine gelince, işte bu yüzdendir.

Yine protokol kurallarının, ritüellerin / törenlerin  yarattığı tahribatlar /

bozukluk ve yıkımlar yöneten ve yönetilenlerin ilişkisinde çatışma

çıkarmaktadır.

Evin, binanın çok oluşundan dolayı  gücü tüketmektedir.

İnsanlar  yiyecek  ve  giyim gereksinimlerini  elde etmek için tarlalarını

sürmekte, ipek böceği yetiştirmekte, kendilerini korumak üzere yerleşimlerin

etrafına duvarlar, setler çekmektedir ve bu yüzden Çin halkı acil durumlarda

savaşmada talimli / eğitimli  değillerdir.

Normal vakitlerde ise çalışmaktan tükenirler. Siz toprak evlerde

oturan insanlar, boş boş konuşmayın, başlığınız da ne ola ! ”

—–

Çin elçisi tartışmayı uzatmak istediğinde Conghang Yue devam etti:

“Çin elçisi, daha fazla konuşma, bak Çin’in Hunlara taşıdığı ipekli dokuma, pirinç,

mayalanmış içki ölçüsünde olsun, güzel ve kaliteli olsun, daha ne söz?

Eğer verdikleriniz mükemmel / eksiksiz ve kaliteliyse tamamdır, eğer

mükemmel ve kaliteli değilse, kötüyse sonbaharı bekleyin, dört nala koşan

atlarımız tarlalarınızdaki mahsulü / ürünleri  çiğneyecek. ”

———

Hun İmparatorluğunun zayıflamasıyla dağılan Türkler aynı dönemde üç ayrı imparatorluk kurmuşlardır.

1 – Çin’e inen bir gurup orada TABGAÇ  /  ulu, saygıdeğer anlamında  Devletini kurdular.  

2 – Güneybatıya  inenler  AKHUN  Devletini kurdular.

3 – Batıya yönelenler Avrupa’nın içlerine kadar ilerlediler. AVRUPA  HUN Devletini  kurdular.

 Sonuç olarak ;                         

Türkler, 4-6. yüzyıllar arasında Çin’in başkentinden (Lo-Yang) Macaristan’a kadar geniş bir alanda ve aynı dönemde hüküm sürdüler / egemen oldular.

————————

HUNLARIN DEVLET

ÖRGÜTLENMESİ

————————

Asya Hunlarında devletin başındaki kişi Hakan / Çanyu unvanı taşırdı.

Han Şu’daki / Çin resmi tarihinde ki  kayıtta ise halkın Çanyu’ye, ÇENGLİ  GUTU 

dedikleri ,  Çengli’nin “ gök ” veya “ Tanrı ” ve  Gutu’nun ise “ oğul ” demek

olduğu  kaydedilmektedir.

Çengli  Gutu : Tanrının / Göğün oğlu .

—-

Bu unvanın yazılışı bizim için önemlidir, etimolojik / köken bilimi bakımından

açıklama  ise Çin kaynaklarındaki diğer birçok örnekte görüldüğü gibi doğru

olmayabilir.

Buna karşılık unvanın, “ TANRIKUT ” olduğunu düşünenler vardır. Avrupa

Hunlarında ise unvanın ne olduğu bilinmemektedir. Bu yüzden araştırma

eserlerinde  hükümdar, imparator gibi unvanlar verilmektedir.

—-

( Türk destanlarında anlatılanlardan yola çıkarak Türkler ‘’ GÖK  TENGRİNİN

ÇOCUKLARI ‘’ , ‘’ GÖK  BÖRÜLER ‘’ olarak anlatılmaktadır. Ben ÇENGLİ GUTU

ismini  kabul ediyorum.  ) İ.Kulaçoğlu.

————————-

 Asya ve Avrupa

Hunlarında  devlet ;

————————–

Sol – Sağ veya Doğu – Batı olmak üzere iki  kanatlıydı.

Asya Hunlarında kanatların başındakiler “ Bilge bey ” (Çin kaynaklarında: şianvang), Avrupa Hunlarında ise “ Küçük kral ” (Latin ve Bizans kaynaklarında) olarak adlandırılmaktaydı.

Kanatların başındaki doğrudan hükümdar ailesindendi.

Kaynaklarda adı bilinen ilk Asya Hun hükümdarı  Teoman / Touman, Avrupa Hunlarında ise Balamir’dir.

Asya Hunlarında devlet teşkilatında / örgütlenmesinde  baştaki Hakan / Çanyu’dan sonra unvanlar şöyleydi:

Sol – Sağ Bilge Bey,

Sol – Sağ Luli Bey,

Sol – Sağ Büyük General,

Sol – Sağ Büyük Komutan,

Sol – Sağ Büyük Danghu,

Sol – Sağ  Guduhou.

Hunlar “ Bilge ” sözü için TUÇİ  derlerdi.

Veliaht Sol Tuçi Bey olurdu.

Sol – Sağ Bilge Bey’lerden aşağı Danghu’lara kadar büyük olanların on bin küsur ve küçük olanların birkaç bin atlı askeri vardı.

Toplam 24 baş vardı.

Bunlar on bin atlının veya tümenin başı olarak bilinirlerdi.

Büyük unvanlar babadan oğula geçerdi.

Hunlarda Huyan, Lan, Şubu adlı soylu aileler vardı.

—-

Devlet teşkilatında soldakiler doğuda otururlardı.

Soldakilerin hükmettikleri topraklar, yani devletin sol kanat toprakları

Şanggu’nun doğusundan Mançurya halklarından Huimo ve Çaoşian (Kore)

topraklarına  kadardı.

—-

Devlet teşkilatında sağdakiler batıda otururlardı.

Sağdakilerin hükmettikleri topraklar, yani devletin sağ kanat toprakları

Şangjun’un batısından Kök Nor (Çinghai) taraflarında Tibetlilerin ataları olan Di

ve  Çiang halklarının yaşadıkları yerlere kadardı.

—-

Hakan / Çanyu’nun otağının kurulduğu topraklar Dai ve Yuncong topraklarına kadar uzanırdı.

Hunlarda herkesin toprağı vardı, belliydi.

İnsanlar suyun ve otun peşinden sürülerini göçürürlerdi, bu bakımdan konar- 

göçer bir hayat tarzı vardı.

En çok toprağa Sol-Sağ Bilge Bey, Sol-Sağ Luli Bey sahipti.

Sol-Sağ Gutuhou yardımcı memurlardı.

24 baş da kendileri binbaşı, yüzbaşı, onbaşı, küçük bey, yardımcı, komutan,

danghu, juçu gibi rütbeler oluştururlardı .

—-

Avrupa Hunları hakkında ise bu kadar ayrıntılı bilgimiz yoktur.

Hükümdardan sonra kanatlara hükmeden “ küçük kral ” ve yine merkezde

hükümdardan sonra yetkili olan, hanedandan gelme şartı bulunmayan bir

başbakanlık olurdu.

—-

İmparatorluk boyutundaki Hun devlet işleyişinde merkez ve merkez dışında

devasa / büyük ölçüde  bir teşkilat / örgüt  olduğu ortadadır.

Buna karşılık başka rütbe ve makamlar hakkında bilgimiz yoktur.

Kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla başbakan merkezde hükümdarın yanında

dururdu, hükümdar sefere çıkmadığı zaman orduya komuta ederdi.

Merkez teşkilatında mükemmel protokol / eksiksiz iletişim kuralları uygulanırdı,

müşavirler / danışmanlar , elçiler, saray muhafız / koruma  komutanları,

katipler/ yazıcılar  ve komutanlar bulunuyordu.

Kanatların başında olanlar merkeze tam olarak bağlıydı ama hükümdarın bilgisi

İçinde  komşularla ilişki kuruyorlardı . 

—-

Hatun ;

Asya Hunlarında  Hakan’ın / Çanyu’nun eşine “ YANCİ ” denirdi.

Hatunun karşılığı olmalıdır.

Devlet sisteminde aslında, Hun olan baş yanci / Hatundan  doğan çocuk veliaht / tahtın adayı olurdu.

Buna karşılık bu kuralın kimi zaman uygulanmadığı görülmektedir.

Hatun devlet teşkilatında söz sahibidir, kimi zaman yaşı küçük olan Hakan /

Çanyu namına devleti idare etmiştir.

Buna karşılık bilhassa / özellikle  devlet teşkilatında bozulmalar olduğu

dönemlerde, acizlik / zayıflık – iş  görememezlik doğduğunda, Çinli hatunlar söz

sahibi olmuş, Çin namına Hunlar aleyhine faaliyet yürütmüş, merkezden bilgi

sızdırmıştır. ( Yabancı kadınların devlete zararı .)

Çinli  Hatunların faaliyetleri neticesinde / çalışmaları sonucunda  Beyler

birbirine düşmüştür.

Avrupa Hunlarında ise ;

Asya Hunlarında olduğu gibi  Hun olan baş Hatundan doğan çocuk veliaht / aday

olabilirdi.

Attila’nın birçok hatunu vardı ama baş Hatunu  ARIKAN  / Arıg-han ’dan doğan

çocukları  başa geçme hakkına sahip olmuşlardır.

Kaynaklardan öğrenildiğine göre ; 

Arıkan, Attila’nın sarayında kendisine ait gayet gösterişli, süslü bir köşkte oturuyordu.

Kendi hizmetine bakan görevlileri vardı.

Hunlara gelen elçilerin kabulünde hükümdarın yanında bulunurdu.

Baş Hatundan başka diğer Hatunların da devlet teşkilatında yeri vardı .

———

MECLİS ;

———-

Türk devlet geleneğinde meclis çok önemlidir.

Asya Hunlarında devletin başındaki  Hakan / Çanyu sınırsız yetkilere sahip bir

diktatör değildi.

Onun iktidarını / yönetim kuvvetini  en önce meclis veya kurultayda alınan

kararlar sınırlardı.

Meclisten çıkan karara Hakan / Çanyu uymak  zorunda idi.

Bu sistemin işlediği zamanlar devlet güçlenip büyümüş ancak işlemediğinde

düzensizlik ve karmaşa meydana gelmiştir.

Türk bozkır devleti  bir boylar birliğidir.

Boy Beylerinin iştirak ettiği / katıldığı  toplantılarda Beylerin rızası /  onayı

olmadan hareket edecek devlet başkanı boylar arasında rahatsızlığa,

huzursuzluğa ve belki de isyana ve ayrılığa sebep olur.

Herhangi bir meselenin / sorunun  mecliste görüşüldüğü ve alınan kararlara

devlet başkanının uyduğunu gösteren çok sayıda tarih kaydı vardır.

—-

Avrupa Hunlarında meclisin yapısı hakkında çok bilgi yoktur ancak Asya

Hunlarınınkinden farklı olmadığı anlaşılmaktadır.

Priskos’un kendisinin de dahil olduğu / katıldığı  Batı Roma elçilik heyetinin

tekliflerini  / önerilerini  Attila’nın huzurunda ele alan ve “ logades ” diye

adlandırılan  Hun görevlileri anlatılmaktadır.

Attila’nın  davetindeki  eksiksiz  protokolü / uygulanan kuralları  anlatan

Priskos’un yazdıkları meclisin yapısı hakkında bir  fikir / düşünce sahibi olmamızı

sağlıyor :

“ Çadırımıza döndüğümüz zaman Orestes’in babası gelerek Attila’nın bizi saat

dokuzda  yemeğe davet ettiğini haber verdi.

Davet saatini bekleyerek saat dokuzda Batı Roma elçileri olarak davete katıldık.

Kapının eşiğinde  Attila ile karşı karşıya durduk.

Oturmadan önce bunların örf ve adetlerine göre Attila’ya selam vermek üzere

sakiler / içki dağıtıcıları elimize kadeh verdiler.

Elimizde bu kadehle oturmadan önce selam verdik.

Verileni içtikten sonra yemek sırasında oturmamız gereken  iskemlelere oturduk.

İskemleler her iki tarafta ve  duvarın yanında idiler.

Ortada bir divanda Attila oturuyordu.

Arkada bir divan daha vardı.

Bunun arkasında ise birkaç merdivenin üzerinde Attila’nın özel dinlenme  

ikametgahı  / oturma  yeri vardı.

Burası işlemeli tül perdelerle süslenmiş ve örtülmüştü.

Tıpkı Grekler ve Romalıların düğün evlerine benziyordu.

Yemekte en hürmetli / saygılı  yer Attila’nın sağ tarafı idi.

İkinci mevkii sol taraf idi. Biz de bu sol tarafta oturduk.

Fakat üstümüzde Berichus adlı bir İskit reisi bulunuyordu.

Onegesius  Attila’nın sağ tarafına oturmuş, karşısında da iki oğlu yer almıştı.

En büyük oğlu ise Attila’nın divanında ve belli bir uzaklıkta oturmuş olup

babasına saygıdan dolayı gözlerini öne eğmiş bulunuyordu.

Hepimiz yerimize oturur oturmaz saki / içki dağıtıcısı  geldi ve şarap dolu kadehi

Attila’ya verdi.

Attila bunu alıp sıraya göre ilk adamı selamladı ve şerefine içti.

Selamı alan, hemen ayağa kalkıyor ve içinceye kadar veya iade edinceye kadar

bir yere oturmuyorlardı. Daha sonra ayağa kalkan şarabı içmeden Attila’ya

sağlık diliyor sonra için oturuyordu.

Attila’nın şarapçısı gittikten sonra diğer şarapçılar geldiler.

Çünkü herkesin ayrı ayrı  sakisi / şarapçısı vardı. Böylece herkese ayrı bir şarapçı

şarap ikram etmekteydi / sunmaktaydı.

Bu suretle ikinci şahıs ve diğerlerinin şerefine içildikten sonra sıra bize geldi.

Bizim şerefimize de içildi.

Sonra selam merasimi / töreni  bitince sakiler çekildiler.

Önce Attila’nın hizmetçisi bir tepsi et ile içeri girdi. Sonra da bize hizmet edenler

ekmek ve yemek getirdiler. Masalara koydular. Bize ve diğer barbarlara /

yabancılara  çok tatlı ve leziz yemekler getirildi.

Diğer İskitlere / Sakalara  ve bize gümüş tabaklarda, Attila’ya ise tahta tabakta et getirmişlerdi.

Her  yönde  mutedil / ılımlı ve kanaatkar / yetingen  idi.

Misafirlere altın ve gümüş kadehler verildiği halde onun kadehi tahtadan idi.

—-

Sırtındaki elbiseleri, ayakkabıları, kılıcının kabzası, kılıfı ve atının takımları

askerlerininkinden hiç de farklı değildi.

Buna karşı diğer Saka / İskit komutanlarının bu eşyaları altın ve kıymetli taşlarla

süslü göz kamaştırıcı idi. Kendisininki böyle değildi. Yalnız diğerlerinden daha temizdi.

İlk porsiyonu yedikten sonra yine önceki gibi herkes ayağa kalkarak Attila’nın şerefine şarap içtik. Bundan sonra tekrar yerimize oturduk.

Masamıza başka yemekler getirdiler. Bu yemeği yedikten sonra yine aynı

şekilde içtik ve yerlerimize oturduk. Akşam olunca meşaleler yakıldı ve Attila’nın

huzuruna  iki barbar / Hun olmayan  gelerek, kendi yazmış oldukları Attila’nın

kahramanlıkları ve Saka / İskitlerin zaferleriyle ilgili şiirler okumaya başladılar .

Böylece Avrupa Hunlarında meclis ve devlet adamlarının konumu ve

toplantıdaki  protokoller / işleyiş hakkında az da olsa bilgi edinilmektedir.

————-

Diplomasi

————- 

Diplomasi : Toplantılarda ülkesini temsil etme / yansıtma – simgeleme işi ve

sanatı. gösterilen ustalık ve beceriklilik.

Asya Hunlarının diplomasiyi çok iyi bildikleri söylenebilir.

Büyük Hun Devleti’nin kuruluşundan itibaren / başlayarak  etraftaki güçlere

karşı  derhal savaş yerine diplomatik hamleler yapılmıştır.

Her şeyden önce devleti kuran Mete / Modu – Motu , içerideki toparlanmayı

sağlamak üzere Donghu’ların aşağılayıcı tekliflerini / önerilerini  başta kabul

etti, bu arada ordusunu savaşa hazırlıyordu.

Gerçek anlamda bir savaş durumuna geçene kadar diplomatik kanalları açık

tuttu, Donghu’lara saldırmaları için bir bahane / uydurma sebep vermedi.

Ordu hazır olduğunda diplomasi kanalını kapatarak hücuma geçti.

Mete ‘nin nasıl bir diplomasi dehası olduğu Çin’e yazdığı mektupların

üslubundan / yazılış şeklinden de  anlaşılmaktadır.

Mete ‘nin , karmaşa içindeki Çin’i yönetmeye çalışan imparatoriçeye gönderdiği mektuptaki dil bunun en açık delilidir:

“ Yalnız bir hükümdarım. Bataklıkta doğdum, yabani sığırların, atların engin topraklarında büyüdüm. Defalarca sınıra geldim. Çin’de de seyahat etmek istiyorum. Zatı alileriniz yalnızdır, tek başına oturmaktadır. İki hükümdar da mutsuzdur, endişelidir. Bende olup sizde olmayanı hediye etmek istiyorum.”

 Mete’nin  evlilik teklifi / önerisi yaptığı ve böylece Çin tahtına ortak olmak istediği anlaşılmaktadır.

Elbette Mete Çin’e gidip, Çin başkentinde oturacak değildi, maksadı Çin’i hemen her bakımdan kontrol altında tutmaktı.

Hun töresine göre Çin’den gelen elçiler, elçi olduklarını gösteren bastonu

Bırakmadan  ve yüzlerini boyamadan Hakan’ın / Çanyu’nun  otağına giremezlerdi.

Yine Çin elçisi soylu değil, Konfüçyüsçü bir üstat ise onun konuşmasına ikna olmamak / inanmamak  için sözünü keserlerdi.

Yaşı küçük olan elçinin ise, Hakan’a / Çanyu’ya suikast yapmak üzere geldiğini düşünüp, cesaretini kırarlardı.

Çin orduları her Hun toprağına girdiğinde Hunlar da karşılığını veriyorlardı. Çin sarayında Hun elçisi tutuklandığında, Hunlar da Çin elçisini tutuklarlardı .

Asya Hunları güçlü oldukları dönemlerde diplomasiyi çok iyi kullanmışlar, karmaşa ve zayıflık dönemlerinde ise aynı ölçüde etkili olamamışlardır.

—-

Türklerde, düşmana karşı askeri gücü hissettiren, korku veren diplomasi daima başarıya ulaşmıştır.

Bu geleneğin Hunlardan itibaren / başlayarak görüldüğü söylenebilir.

M.Ö. 176 yılında Mete , Çin İmparatoru’na gönderdiği mektupta taleplerini / isteklerini sıralamadan önce kendisini şöyle anlatmaktadır:

“ Tanrı’nın yardımıyla memurlarımız, askerlerimiz iyi durumdadır, atlarımız

güçlü kuvvetlidir, Yueci’ları yok ettik, hepsinin ya kelleleri, canları alındı, ya da

tabi oldular / bağlandılar  ve halledildiler / konuyu  çözümledik.

Loulan, Vusun, Hujie ve onların tarafındaki 26 memleketin hepsi artık Hun oldu.

Yay geren halkları birleştirip bir aile yaptım.”

—–

Avrupa Hunlarında diplomasinin hedefi başlarda etraftaki büyüklü küçüklü

halkları tabi / bağlı  kılmaya, yeterli güce eriştikten sonra Doğu Roma’yı

bastırmaya , Batı Roma ile iyi geçinmeye ve nihayetinde / sonucunda en büyük

olmak için Batı Roma’yı etkisizleştirmeye yönelikti. Yine belki de Mete ‘nin 

mektubundaki  gibi Avrupa sahasındaki Türk boylarını tek bir çatı altında

toplamak  esastı.

Böylece Beş – Ogur, Altı – Ogur, On – Ogur, Saragur, Akatir, Sabar gibi boyların hepsi On Oğuz / On Ok  / Hun bayrağı altında toplandılar.

Hunların hedefi dünya hakimiyetiydi / egemenliğiydi .

Bütün politikalar / yönetim ilkeleri buna yönelikti.

Uldız zamanında Bizanslılara ; 

—-

“ Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı ele geçireceğim.”

—-

tehdidinde / gözdağında  bu açıkça görülmektedir.

Yine diplomaside Hunlar, Doğu – Batı Roma’dan gelecek elçilere çok dikkat

etmişler, elçilerin sıradan insanlardan değil en aşağı konsül veya senatörlerden

olmasını, Attila’ya ve Hun ileri gelenlerine gönderilecek hediyelerin mevkilere /

makamlara göre belirlenmesini şart koşmuşlardı.

Hunlar elçilik hukukunu titizlikle uyguluyor, problem / sorun  yaşansa da elçinin

can ve mal güvenliğini sağlıyor, ihtiyaçlarını temin ediyordu / gereksinimlerini sağlıyorlardı.

Elçilerden başka, başkentteki Attila’nın sarayında yabancılarla  alakalı

yazışmaları yapan katipler ve çeşitli dillerde tercümanlar / çevirmenler de

görevliydi.

Son olarak Priskos’un Hun görevlileriyle ilgili şöyle bir kaydı vardır:

“ Ertesi gün Onegesius’un yanına giderek hiçbir iş yapmadan zaman

harcamamızın doğru olmadığından gitmek istediğimizi ve bunun için de bizi

bırakmalarını söyledik.

O da Attila’nın bizi göndereceği bir haberle bırakmak istediğini söyledi.

Bir müddet sonra Attila’nın emri hakkında diğer komutanlar ile toplanarak

imparatora  gönderilecek mektubu katiplere yazdırdı. Bu katipler / yazıcılar

arasında Mysia (Kuzey Batı Anadolu)’lı Ructicius da bulunuyordu. Bu adam

harpte esir düşmüş, yazabildiğinden barbarların yanında katip olarak

bulunmaktaydı.”

——————–

Toplumsal Yapı

——————–

Asya Hunları ile ilgili kayıtlarda onların en başta konar- göçer oldukları bildirilir.

Bu hayat tarzında çoğunlukla at, koyun, sığır ve bazen de deve, eşek, katır gibi

hayvanları beslerlerdi. Bu hayvanları otlatıp sulayabilmek için yılın belli

dönemlerinde belli yerlere göçerlerdi. Bu bakımdan sabit / yerleşik yaşanan

şehirleri yoktu, tarımla pek ilgili olmuyorlardı.

Bunun en önemli sebebi havanın çok soğuk olması, tarım yapmaya elverişli

sahanın az olmasıydı.

Hun toplumunda herkesin kendi toprağı ve otlağı vardı.

Hunlarda Çinlilerinki gibi yazı yoktu, kendine has yazıları vardı.

Bir konuda anlaşmayı sözlü olarak yaparlardı.

Küçük çocuklar daha yürümeye başladıkları andan itibaren koyunun sırtına

biner, yay gerip kuş, fare avlamaya çalışırlardı. Biraz daha büyüyüp gelişince

tilki, tavşan gibi hayvanları avlayıp etini yerlerdi.

Hun insanı sert yayları çekebilen, güçlü kuvvetli atlı askerdi. Onlar barış

zamanlarında esas işleri olan hayvancılıkla uğraşır ve doğada avlanırlardı. Bu

avlar onlar için bir savaş eğitimi gibiydi. Yine savaşmayı öğreniyorlardı, sürekli

savaşa hazırdılar, düşmanla karşılaştıklarında hiç zorlanmıyorlardı.

Orduda yay-ok, mızrak, kama (kısa kılıç) kullanırlardı.

Atın üzerinde uzaktan ok fırlatırlar, yakın döğüşte ise mızrak ve kama çekerlerdi.

Hunlar bu yüzden hafif silahlı birlikler olarak hızla düşmana saldırırlar, düşman

üstün gelmeye başlar başlamaz uygun bir şekilde geri çekilirlerdi.

———————-

Hun toplumunda

sosyal sınıflar;

———————-

Devletinde Çin’deki soylulara, derebeylerine uygulanan türde kurallar, rütbeler, protokoller yoktu.

En tepedekinden en alttakine kadar herkes gayet sade yaşar; beslediği hayvanın etini yer, derisini ve postunu giyerdi.

Savaşacak olanlara güç toplasınlar diye etin yağlı ve güzel kısmı yedirilir, kalanı diğerlerine ve yaşlılara dağıtılırdı.

Toplumda güçlü kuvvetli olanlara, cesurlara, savaşta kahramanlık gösterenlere saygı gösterilirdi.

Hunlar babaları ölünce üvey anneleriyle, kardeşleri ölünce yengeleriyle evlenirlerdi. Bunu aile birliğinin sağlamak, soyu korunmak, kadının iffetini tutmasını sağlamak, toplumda zinaya meydan vermemekti.

Hunlarda temel içecek dişi atın sütünden elde edilen kımızdı.

Asya Hunlarında ticaret en önemli geçim kaynaklarından biriydi.

Kurulan devletin en önemli işlerinden birisi ticaret yollarını kontrol altında

tutmak, pazarlara hakim olmak, malın fiyatını belirlemek, satılan maldan ve

gümrükten  geçen maldan vergi almaktı.

Hunlar genelde hayvansal ürünleri satıyor, karşılığında bozkırda üretemedikleri ürünleri satın alıyorlardı.

—-

Avrupa Hunları da kaynaklarda konar- göçer hayat tarzına sahip bir toplum olarak anlatılmaktadır.

Günlük hayatta pantolon, onun üzerine önü düğme ile açılıp kapanan ve dizlerine kadar uzanan palto giyerler, bunun da üzerine kemer takarlardı.

Yün ve keten gömlekleri vardı. Romalılar, iç çamaşırı ilk kez Hunlardan görüp kullanmaya başladılar.

At üzerinde sağlam durabilmek için ayaklarına deriden çizme geçirirlerdi.

Erkekler maddi durumlarına göre kemerlerinin tokalarını, kayışlarını,

çizmelerini, paltolarını altın, gümüş, değerli taşlarla süslerlerdi.

Başlarına geçirdikleri miğferleri de süslerlerdi.

Çizme ve kemerlerinde kartal başta olmak üzere çeşitli hayvan figürleri çizerlerdi.

Değerli taşlardan tokaları, süs eşyası olarak kolye, yüzük, bilezik, küpeleri vardı.

Avrupa Hunlarında da temel besin etti.

Av eti çok yaygındı. Etin yanında süt ürünleri esas besin kaynağıydı. Ayrıca bulunulan coğrafyaya göre balık da yenirdi.

Seferlerde tayın  / asker yemeği olarak  at, sığır etlerini kuruturlardı.

Marcellinus şöyle yazmaktadır:

‘’ Kendi hayat tarzlarında o kadar dayanıklıdırlar ki, ne ateşe ne de lezzetli

yiyeceklere  ihtiyaç duyarlar. Ancak her ne olursa olsun, her çeşit hayvanın

pişirilmiş etlerini, bacakları ile atın sırtına koyup, etlerin bir parça ısınmasını

sağlayarak yerlerdi.”

Avrupa Hunları çok sınırlı da olsa tarım yapar, tahıl ekerler, bundan ekmek pişirirlerdi.

İçecekleri kımızdı, bunun yanında galiba baldan yapılan MEDUS  adlı bir içkiyi de

severlerdi.

Avrupa Hunları için de ticaret hayati öneme sahipti.

Hun ülkesinden gelen mallar at ve sığır gibi canlı hayvan, hayvansal ürünlerdi.

Alınanlar ise ipek, tahıl başta olmak üzere konar- göçer hayatta üretilemeyecek

mallardı.

Avrupa Hunları pek çok el sanatında mahirdi / ustaydılar.

En başta çok iyi ok yaparlardı.

Eyer, at koşum takımları, ok ve kargı uçları gibi şeyleri mükemmelen üretirlerdi.

Ağaç işçiliğinde, oymacılıkta da çok iyiydiler. Yine seramik, cam, metal işlemede

de ileri oldukları arkeolojik kaynaklardan anlaşılmaktadır.

——————

Çiçi Yabgu

Küçük kağan

—————–

On Oğuz / On Ok  / Hun tarihinde  mö . 60  yılında Hohanyeh  Hakan oldu . Ağabeyi  Çiçi de sol Bilge Han’ı  / tahtın  adayı oldu.

Çiçi’nin ( mö. 60 / mö. 36 ) yaşamı ve düşünceleri Türk milliyetçiliği açısından çok önemlidir .

Çiçi , büyük olduğu için Hakan olmak istiyor ve kardeşi ile mücadele ediyordu / uğraş içindeydi.

—-

Çiçi Yabgu’nun askerlerine yaptığı tarihi konuşma çok ibret / öğüt – ders vericiydi.

O, şöyle diyordu:

—-

“ Boyun eğmeyeceğiz!

Çünkü bu, şan ve şerefle yaşamış olan Atalarımıza karşı, yapılması mümkün ihanetlerin / olası sadakatsizliğin en büyüğüdür!

Atalarımız bizlere, geniş ülkelerle birlikte geleceği de emanet ettiler / korumak için bıraktılar.

Savaşçı ve suvari / atlı  hayatımız sayesinde, yabancıları titreten bir millet olduk. Korumakla vazifeli / görevli bulunduğumuz bütün bu emanetleri, geçici  bir  yaşam  uğruna harcayamayız.

Hepimizin bildiği gibi savaşta erlerin kaderi / yazgısı ölümdür.

Biz ölsek de, kahramanlığımızın şanı yaşayacak, çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin / toplumların efendisi olacaktır! ”

——–

O yıllarda devlet, bazı topraklarını kaybetmiş, gelir kaynakları iyice azalmıştı. Memlekette sıkıntı vardı. Bu darlıktan kurtulmak için bazı On – Ok / Hun beyleri Hakana, Çin sarayına giderek, yardım istemesini, Hunların ancak böylece rahata kavuşabileceklerini söyledi.

Bunun üzerine Hohanyeh Han / Huhanşa   , devletin ileri gelenlerini topladı ve onların görüşünü öğrenmek istedi. Devlet büyükleri şöyle dediler :

‘’ Bu olamaz!

Hunlar cesareti ve güçlülüğü temel bir üstünlük ve şeref / onur meselesi / sorunu  olarak kabul eder. Başkasına bağlanıp, ona hizmet etmek ise aşağılıktır!

Hunlar, at üzerinde savaşarak devleti derlemiş ve kurmuşlardır. Hunlar, Çin’in dışında kalan yüzlerce kavim / toplum arasında, ünlerini böyle yaparak kazanmışlardır. Savaşmak ve ölmek, cesur yiğitlere göre bir iş ve bir vazifedir / görevdir!

Şimdi nasıl böyle yapabiliriz?

Ölünceye kadar savaşmaya hazır yiğitler, bizde her zaman bulunur.

Büyük ve küçük kardeşler, devleti ele geçirmek için uğraşıyorlar.

Devleti büyük kardeş ele geçirirse işleri o düzeltir.

O olmazsa küçük kardeş başarabilir.

O öldükten sonra ise bize, onun şerefi ve ünü kalır. Onun torunları ise, daima devletin başında kalarak, halkı idare ederler.

Çin , bugün bizden güçlüdür.

Fakat Hunları kendisine bağlayıp, diz çöktüremez.

Buna rağmen siz, Atalarımızın eski devlet ve idare prensiplerini / ilkelerini  unutarak ve Çin’e bağlanarak onlara hizmet edelim, diyorsunuz!

Bize  Atalarımızdan gelen devlet idaresi ile yol ve usullerini niçin bozalım ?

Çin’e bağlanarak, ona niçin hizmet edelim?

Biz, dirlik ve düzenimizi belki bu yolla bir süre düzeltebiliriz. Fakat yüzlerce toplum üzerindeki üstünlüğümüzü yeniden nasıl kuracağız? ”

—-

Bunun üzerine Çin’e bağlanmayı öğütleyen Hun Beyi ise şöyle konuştu:

‘’ Bu doğru değildir!

Bir devletin güçlü veya güçsüz olması, zamanla değişir.

Çin şimdi, en güçlü çağındadır. Türkistan’daki Wusunlar ile şehir devletlerinin hepsi, Çin’e bağlanmışlardır. Onlar adeta, Çin’in bir cariyesi gibi oldular.

101 yılından beri Hunlar, her gün bir yurt parçasını kaybediyor. Bunları yeniden elde edemeyiz. Bu durumda, kuvvete boyun eğmek zorundayız.

Yoksa bir gün bile rahat yüzü göremeyiz.

Eğer şimdi Çin’e bağlanıp, hizmet edersek, dirlik ve barış buluruz. Yoksa tehlike içinde kalır ve yok oluruz. Bundan daha iyi bir şey yapabilir miyiz? ”

——

Bütün devlet büyükleri bu sorunu uzun uzun tartışırlar.

Fakat Hohanyeh  Han kendisi, bu öğüdü kabul ederek halkını alıp

güneye yürüdü. Çin seddine kadar gitti ve oğlunu Çin sarayında

hizmete girmesi için gönderdi.

—-

Çiçi Yabgu ve yanındakilerin bağımsızlık düşünceleri, Türk Devletinin

milli politikası olmuş, bu yüzden çoğu zaman Türk milleti ölümü bile

göze almıştır.

—-

Onlardan binlerce yıl sonra da ;

Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Bağımsızlık / Kurtuluş Savaşı ” sırasında

—-

“ Ya İstiklal, Ya Ölüm ! ”

—-

sözü, bu anlayışın 20. yüzyıldaki bir ortaya çıkışıdır / görünümüdür.

—-

Biz Türkler, millet olarak Çiçi  / Küçük Yabgu’ya çok şey borçluyuz.

Bu kahraman insanların bizler için ölüme atılmaları, hayatlarını feda

etmeleri, unutulmaması gereken ibret / ders tablolarıdır.

Bugün varlığımızın sebebi olan insanları hatırlamak aklımızın ucundan

geçmiyor.

İyi ki, Çiçi / Küçük Yabgu var imiş, iyi ki bu milletten “ bir büyük Gazi ”

çıkmış; hepsini Rahmetle anıyoruz..

—-

Bu girişten sonra yaşananlara dönelim .

MÖ 60 yılında Hun tahtına Hohanyeh Han çıktı. Ağabeyi Çİ-Çİ de Sol Bilge hanı oldu. Fakat o, büyük olduğu için Hakan olmak istiyor ve kardeşi ile mücadele ediyordu.

—-

Hunlar, mö. 1. yüzyılın ilk yarılarına doğru eski güçlerini yitirmişlerdi.

Kendi aralarındaki kavgalar, Çinli casusların faaliyetleri / çalışmaları ,

birtakım doğal  felaketler  sonucunda , Hunlar hızla dağılmaya yüz

tuttular.

Çin siyasetindeki güçlerini büyük ölçüde kaybettiklerinden, bu kez

Çin’in Türkler üzerindeki politikaları etkili olmaya başladı.

—-

Özellikle Türkistan’ın doğu taraflarının elden çıkması askerî, siyasî ve

ekonomik açıdan Türklere büyük darbe vurdu.

Buna bağlı olarak daha önce Hun birliği içindeki pek çok boy ve

kavim / toplum , onlardan ayrılarak, Çin ile ittifak / anlaşma yaptılar.

Bu halkları yeniden itaat altına sokmak için özellikle  Wu – sun

topraklarına doğru bir sefere karar verildi.

Geri dönüşleri esnasında ani bir tipinin ve kar fırtınasının çıkması

yüzünden binlerce asker ve hayvan öldü.

M.Ö. 71 yılında, kuzeyden bazı Tölös kabileleri, batıdan Wusunlar ve

doğudan da Wu-Huanlar, aniden Hunlara saldırarak ağır bir hezimete

uğrattılar.

Sonuçta Türkler arasındaki ilk ayrılık mö. 55 yılında meydana geldi.

Zor durumda kalan Türk milletinin o zaman başındaki Tanhu Ho-han-

yeh ( mö. 58-31) Çin’in himayesine / korumasına girmek istemiş,

kardeşi Chih-chi’nin (Çiçi – Çiçik – Kiçik / Küçük) bu isteğe karşı çıkması

üzerine, ülke ikiye bölünmüştü. (mö. 55)

—-

Prensler arasında cereyan eden kavgalar umumi / genel manada

Hunların kan kaybına sebep oldu. Düşmanların yapamadığı kötülüğü

birbirine yaptılar.

Çinlilerin gözünde  itibarları / katında saygınlıkları aşındı.

Bir çok prens ve büyük kumandan sığınma isteği de Çin’in kapısını  

çaldı. En fazla gürültü çıkaran sığınmacı Hu-han-yeh olmuş, en itibar /

saygınlık  görende o idi.

Önce oğlunu rehin olarak gönderdiği Çin sarayına sonra kendisi

kapağı atmıştı. Bu hareketler sevimli değildi Milliyetçi denebilecek

Hunlular Hu-han-yeh’ten nefret etmiştiler.

Varlıklarıyla ses getiremeyen heveskar / istekli  Yabgular

önemsenecek etki bırakamadan kayboldular. Bazen yenden de zuhur

edip / ortaya çıkıp , sıraya girmeye çalışıyor.

Ama esasında iki Yabgu bulunmaktadır ;

Biri Hu-han-yeh , diğeri  de onun ağabeyi Çiçi.

Yiğitliğin yakıştırıldığı Çiçi dahi mecbur / zorunlu  kalıp , oğlunu

imparatora rehine gibi yollamıştı. Hu-han-yeh tam bir Çin bendesi

olup, Çin’in her türlü yardımıda onun ve adamlarının tarafına akmaya

başlayınca, Çiçi’nin rehine oğlunun fonksiyonu / etkisi kalmadı.

Çin’in himayesini / korumasını  gören Hu-han-yeh’e doğu ve güney

eyaletlerini bırakan Çiçi, kuzey ve batı eyaletlerini kendi iktidar /

yönetim sahası olarak kabullendi. Hunlar resmen ikiye bölünmüş

oldular.
Bir yanda Hu-han-yeh, bir yanda Çiçi, iki kardeşin taraftarlarının

özellikleri şöyle belirtilir :

* ” On Oğuz / On – Ok / Hunlu olma gururu” taşıyanlar Çiçi’nin,

Huzurlu / rahat yaşamaya meraklı olanlar Hu-han-yeh’in yanını seçmişlerdi.

İki kardeş tarafından da kendilerini temsilen Çin’e elçiler gönderiliyor, tabi / bağlı  olarak itibar / saygınlık  gören, saygın bağlıların adamı oluyordu.

* Esasen Çin’in resmen kabul ettiği Hun Hakanı Hu-han-yeh’ di.

Çiçi ise onlara göre bir asidir.

Hangi zaruret neticesi / zorunlu sonuç olursa olsun Hu-han-yeh Çin’e

bağlanmış, orada, ” gerçekten büyük bir üne sahip olmuştu. Hatta

öyle ki, bu günkü Çin okul kitaplarında bile, onun adını görmek

mümkündür / olasıdır. “

—-

Mö 44 yılında Hu-han-yeh Çiçi ile bir anlaşma yaptı .

Buna göre iki taraftan hangisi bir saldırıya uğrarsa , öteki ona yardım

edecekti .

(Çinlilerin en önemli özelliği düşmanı saydıklarını hileler ile birbirine

kırdırmaktır.)

Mö 49 yılında Çiçi , adeta ikinci bir Mete Han gibi hareket etmeye

başlamıştır .

Milli güçler Çiçi’nin dayanağı idi, onlarla beraber ” mö. 51’de harekete geçti.

Önce Tanrı  dağları  kuzeyi – Işık göl havalisindeki Wu-sunların

mukavemetini / dayanıklılığını kırdı ,  Tarbagatay bölgesindeki

Ogurları, daha kuzeyedeki Kırgızları ve İrtiş etrafındaki Ting-ling’leri

tabiiyetine aldı / kendisine bağladı.”

—-

Wu-sunlar enteresan bir kavim / toplum . Eski Çin tarihçileri derseniz

kelimenin tam manasıyla yabansılar.

Kendileri mükemmel / eksiksiz  insan, ama başkaları her hangi bir şey.

Geçmişte Çinlilerle ve Hunlarla farklı münasebetleri / ilişkileri olmuş,

o zamanla ilgili özet bilgiler sunulmuştu. Şimdi farklı bakış

sahiplerinden malumat / bilgi  almaktayız.

Wu-sunlar Çin başkentinden kuzey batıya doğru 5 bin km. kadar

uzakta yaşayan kimlikleri tespit edilemeyen / saptanamayan  bir

kavimdi / toplumdu.

“Çin’in tarihçileri bu adamların doğrudan doğruya maymundan

gelme, kızıl saçlı, yeşil kirpikli kimseler olduğunu anlatırlar.”

Yaşayış biçimleriyle Hunlara benzetilirler. Kendi kendilerine

yetemeyen, daima bir koruyucuya ihtiyaç / gereksinim duyan Wu-

sunlar coğrafya olarak yakınlıklarından dolayı Hunlara meyilli  idiler.

Hatta, Çin dostluklarını kazanmak amacıyla krallarına bir prenses

göndermiş, Hunlar da aynı yolu denemiş ve daha başarılı sonuç

almıştılar.
—-
Çiçi’den önce Wu-sunların iç işlerine el atan Çinliler onların iki küçük

krallığa ayrılmalarını sağlamıştılar.

Şimdi dostluklar mühimsendiği / önemsendiği  için Çiçi onlara elçiler

bir Hun Başbuğu’nun böyle bir teklifi / önerisi çok cazip /

göndermişti. İstediği sadece dostluk anlaşması idi. Normal bir

zamanda çekici  olmakla beraber, bu aralar durum nazikti.

Şayet Wu-sunlar Çiçi ile  dost olurlar ise, Hühanyeh’in ve Çin’in

şimşeklerini üzerlerine çekerler, teklifi / öneriyi  reddederlerse Çiçi de

tehlikeli bir düşman olabilir ve diğerleri imdada / yardıma  yetişene

kadar ortalık hallaç pamuğuna dönerdi.

Wu-sun kralı iki yüzlü siyasete soyunup, bir yandan Çiçi’ye gülücükler

gönderdi, müzakerelere / görüşmelere başlayabileceklerini bildirdi,

diğer yandan da Çinlileri uyardı.

Ayrıca Hunlara karşı 8 bin kişilik ordu gönderdi. Bu arada elçinin yahut

elçilerin kellesi vurularak Çin valisine takdim edildi / sunuldu. Kral

alçakça hareket etmiş, Hunları gafil avlamaya çalışmıştı. Çin askerinin

gelmesini bekleme sabrını dahi gösteremediğinden, ordusu doğrandı,

kendisi de bu savaşta can verdi.
—-
Küçük  toplumun  yaptığı kalleşlik kısa sürede cezalandırılınca, Çiçi’nin

akıncılık damarı  kabardı. Daha sonra ise, söylendiği gibi Tarbagatay

bölgesine yönelip Ogurlar, Kızgızlar ve İrtiş, taraflarındaki Ting-lingler

itaat altına alındılar. İşler iyi gitmiş, arka sağlama alınmıştı,  Wu-

sunlara dönen Çiçi, bir daha ve hem de daha ağır bir darbe indirdi.

Bütün bu başarılar iki yılda olmuştu.
—-
Çiçi, yaptığı savaşlarla taraftarlarının sayısını artırmış, Çin’den pek

korkusu kalmamıştı. Çinde bulunan oğlunun kendisine gönderilmesini

istedi. İmparator çok olumlu bulduğu bu arzuyu / isteği ,

nazlanmadan yerine getirdi ve birde elçi gönderdi. Çin’de yeni

imparator olan Yüan-ti, şehzadeyi götüren elçisinden bir daha haber

alamadı. Elçi’nin öldürüldüğü sanılıyor, sebep ise bilinemiyor. “

Bilinmeyen  bir sebepten dolayı.” Çiçi’nin öldürttüğü, bunu Çin

imparatorunun sonradan öğrenip Çiçi hakkında kararını verdiği

söyleniyor.

Kar Yolunda Kar’ın Azizliği

———————————–

Çiçi ile  Wu-sunların işi tamamen bitmemişti. K’ang-chü hükümdarlığı

da Wu-sunlarla komşu ve aralarında husumet / kin var.

Çiçi’ye bir haber gönderip askeriyle beraber gelmesini, müştereken /

birlikte  Wu-sunlara saldırmalarını teklif ettiler / önerdiler. Bu işin

amacı Wu-sunları kovalayıp Çiçi’nin Hunlarını onların yerine

yerleştirmekti. Gidilecek bölge Batı Türkistan idi , buranın yollarını iyi

tanıyan Çiçi, askerlerini alarak “Orhundan Bati Türkistan’a doğru yola

çıktı. Fakat yolda çok büyük bir soğuk oldu.”

Fırtına ve don dayanılmaz noktaya ulaşınca kadere rıza göstermekten

başka yapacak bir şey yoktu. Dönülemezdi, devam edildi, ama

savaşçıların çoğu donarak öldü ve sadece üç bin kişi Çiçiyle beraber

K’ang-chü’ye ulaşabildi.

( Aklıma Osmanlının Sarıkamış harekatı geldi . ) İ.K

Talihin / şansın  gülen yüzüne ihtiyaç / gerek vardı. Tamamı ne

kadardı, bilmiyoruz  belki 10 bin kişiydi ve elde sadece üç bin asker

kalmıştı. Çiçi istikbale / geleceğe bunlarla yürümek zorundaydı.

Geriye dönüş yoktu zira Hu-han-yeh bütün Hun topraklarını ele

geçirmişti.

K’ang-chü hükümdarının yanına  kadar vardılar ve Çiçi burada çok iyi

karşılandı. Belki abartılı rakamdır ama gerçek payı da yok değildir.

120 bin askeri varmış bu küçük ülkenin. Çiçi’nin elinde üç bin asker

var. Yine de savaşçı Hunlar fazla önem arz ediyor, ev sahibi hükümdar

Hun askerlerini kendi askerlerinden değerli görüyordu. Hun Hakanı de

K’ang-chü Hükümdarı can ciğer gibiydiler; bunu pekiştirmek, derilere

taşımak arzusuyla, biri birlerinin kızlarıyla evlenip hem damat hem

kayınpeder oldular.
—-
Sıra Wu-sunlarla savaşmaya geldi. Çiçi kumandanlığını askerleri

savaşçılığını bütün maharetleriyle ortaya koydular. Düşman askerleri

aç tavukların önüne atılan dardar gibi çiğnenip yenmekten başka işe

yaramadılar. Wu-sunların başkenti ele geçirildi (mö. 42) Ölenler öldü,

sağ kalanlar doğuya doğru kaçarak kurtuldular. Wu-sun toprakları

Hunlar’a kaldı.

Fergana’ya yürüdüler. Burada kale kuşatması gerekiyordu, fakat

Hunlar açık arazi savaşma alışık idiler, kuşatmalarda tecrübeleri /

deneyimleri yoktu. Şehir yağmalandı.

Uzun zamandır açlıkla, yoklukla pençeleşiyorlardı, aç gözlüydüler.

Fergana Vadisinde o kadar çok ganimet buldular ki, hiç birinden de

vazgeçemediler. Toplanan malların çokluğu, muhafaza edilecek /

koruyacak yere ihtiyaç gösterdi. Bir kale yapıp, depo olarak

kullanmayı düşündüler.

—-

Romalılarla Parthlar savaşmış lejyoner Romalıların bir kısmı Parthlara

teslim olmak zorunda kalmış, onlarda hizmet etmek için doğu sınırına

gönderilmiş.

Çiçi, muhkem / sağlam  bir kale yapılmasını istediğinde bu Romalı

piyadelerden de 100 kadarını kendi adamlarıyla çalıştırarak, Roma

tarzında inşaatı iki sene de tamamlattı.

Çiçi, diyordu ki:

—-

‘’ DEĞİŞMEK  ŞART !  ‘’  

—-

Bunun ilk örneğini, kuzey Moğolistan’daki ağırlık merkezini Çu-Talas

Nehirleri arasına kaydırıp, orada etrafı surlarla çevrili bir başkent inşa

ettirerek vermiş oldu.  (M.Ö.41)

Hunların yükseldiği devirlerde başta büyük yabgular,

çöküş devirlerinde de zayıf yabgular bulunmaktadır.

Düşman ne kadar kavi / kuvvetli olsa da iyi yönetici bir çıkış yolu

buluyor, kötüsü bunalıp / sıkılıp kalıyor. Çiçi, Hunlar için talih kuşu

olmuş, milletini  aydınlık ufuklara taşıyordu.

M. Ö. 41’den  başlayarak ,

” Mevki alarak İran, Afganistan, Hindistan, Doğu ve orta Avrupa

kıtaları bakımından Asya tarihinin bundan sonraki gelişmesinde

sürekli tesiri görülecek olan Türkistan sahasına Türk halkının iyice

nüfuzunu sağlamış oldu. Batı Hunları ve Fergana, Bahtria (Belh)

bölgesini kendine bağladı. Çin kaynaklarına göre, An-si bölgesini yani

güney-doğu sınırları ta Anadolu’ya kadar uzayan Parth

İmparatorluğunun kuzey-doğu kısmını zaptetmek / ele geçirmek  için

planlar kurdu.”

Çiçi ve K’ang-chü Hükümdarı

————————————–

Çiçi’nin son zamanlarında önemli rolü olan, yeni bölgeye yerleşmesini

sağlamış bulunan K’ang-chü hükümdarı ile birlikteliği uzun sürmedi.

Kesin bilgilerden yoksun olduğumuz halde, tahmini sebepten üretilen

düşmanlığın gelişimi Parthlara bağlanıyor. Uzun emeli olan Çiçi geniş

düşünüyordu. Parthlarla ittifak / birlik sağladı. Bu K’ang-chü

hükümdarının aleyhine bir gelişmeydi. Bu yüzden araya soğukluk

girdi. Bir gün, K’ang-chü Çiçi’ye ağır hakaretler etti. Çiçi K’ang-chü

prensesi olan hatununu ve yanında bulunan birkaç yüz K’ang-chü

beyini öldürerek, cesetlerini parça parça doğratıp nehre attırdı.”

—————–

Talaş Savaşı

Çiçi’nin Sonu

—————–

Çiçi  geriye dönük tasavvurlarıyla / düşünceleri ile günlerini geçiriyor,

savaşçıları etrafı surla çevrili şehir hayatına uyum sağlamaya

çalışıyorlar. Çin, eski bir davayı gündeme getirmek istiyor, sebepsiz

yere öldürülen elçilerinin intikamı alınmamış olduğundan huzursuzluk

duyuyor fakat Çiçi’nin bulunduğu uzak ve netameli / tekin olmayan –

güvenilmez bölgeye ordu sevkine / göndermeye de yanaşamıyordu.

Şartlar sürpriz gelişmelerle değişmese imparator asasını yüreğinde

taşıyacak, Çiçi’de, kendi planları çerçevesinde işine bakacak.
—–
Rivayete / söylentiye göre adı Ch’en Tang olan, kabiliyetli / yetenekli ,

iyi eğitim görmüş , küçük bir memur iken hapse düşmüştü. Bizim

Osmanlı döneminin sürgün yeri Fizan de Rusya’nın Sibirya’sı ne ise Çin için Batı ucu öyleydi.

Memur Ch’en Tang hapis cezasının, Batı ucunda, görevlendirilmeye

çevrilmesini talep etti / istedi. Dileği yerine getirildi, ama

maceraperest memur memnun kalmadı. Tekrar yurduna ve hür

olarak dönmek istiyordu. Bunun içinse, kahramanlık yapması lazımdı.

Çiçi’yi öldürmek, kellesini imparatora teslim edip, hürriyetini satın

almak hülyasına kapılan memur Çin’in Batı ucu valisinden izin

koparamadı.

” Fakat Ch’en Tang, valinin hasta olmasından yararlanarak sahte bir

buyruk / emir  hazırlayıp, Çinlilerden ve yerli halktan güçlü kuvvetli

olan savaşçıları topladı. Vali durumu öğrenince, askerleri geri

çevirmeye yeltendiyse de, Ch’en, kılıcını çekerek kendisini

engellememesini istedi. Bu durum karşısında korkuya kapılan valinin

kendisi de orduya katıldı.”
—-
Çiçi Han , çok geniş topraklar üzerinde hakimiyet / egemenlik  

kurmuş, ama henüz tam yerleşme sağlanabilmiş değildi. Her şeyin

yavaş yavaş yoluna gireceği, komşularla münasebetlerin / ilişkilerin

düzeleceği, Hunların huzur ikliminde yaşayacakları hesap ediliyordu.

Çin uzaktı ve kolay kolay rahatsız edici hareketlere tevessül

edemezlerdi / başlayamazlardı. Yani, Çiçi’nin, yaklaşmakta olan

tehlikeden haberi yoktu.

Çinliler Wu-sunları ve K’ang-chüleri saflarına katmışlar askerlerinin

sayısı 70 bini bulmuştu. Hun topraklarına giren Çinliler Talaş ırmağı

üzerindeki surlu Hun başkentini kuşattılar.

Çiçi gafil avlanmıştı. Şemsiyesiz, açık alanda sağanağa yakalanan

Hunlar ne yapacağını şaşırdılar. Hiçbir tedbir alınmamıştı, savunma

için imkanlar / olanakları yoktu ve zaten kapalı yerler onlara göre

değildi. Düşman ordusu kalabalık, kendi askeri az. Kurtuluş ümidi

olmasa da savaşmak şart olmuştu.
—–
Esir olmayı aklından geçirmeyen Çiçi şerefiyle / onuruyla ölmeyi tercih etmek / seçmek zorunda kaldı. Bundan sonrasını Çin kaynaklarından takip edeceğiz :

” Çiçi kalesinin duvarlarına beş renkli bayrağını  dikmiş, Hunların

hükümdarı olduğu müddetçe dünyanın hakimi olduğunu da iddia

edebileceğini ilan etmişti.

Küçük bir süvari kuvveti kaleden dış an çıkmış, büyük Çin kuvvetlerine

karşı yürümeye başlamıştı. Bu arada 60 (70) bin kişilik büyük Çin

kuvveti harekete geçmiş, bu küçük süvari kuvvetine hücum ederek

kaleye kaçırmıştı. Geceleyin Hunlar tekrar bir çıkış hareketi yapmışlar,

bu seferde büyük kuvvetler karşısında kaleye çekilmeye mecbur /

zorunlu  kalmışlardı. Ertesi günü umumi harp / genel savaş  

başlamıştı. Kaleyi müdafaa edenler / koruyanlar arasında kadınlarda

vardı. Kalenin üstündeki duvarların arasında kadın ve erkek cesetleri

birbirine karışarak yatmakta idi. Çiçi de bir ok  yüzünden

yaralanmıştı..”

—–

Yardımcı  kuvvetlerle beraber Çinliler her türlü vahşeti mübah /

korkunçluğu – acımasızlığı geçerli sayarak tam bir kıtal / savaş

yapıyorlardı. Kahramanca direnen kadınlı  erkekli Hun savaşçıları,

hayatlarının ucuza satmamaya aht / yemin etmiştiler.

Bunu ne derece başardıkları düşmanın hareketinden anlaşılıyor.

Çinliler bütün şehri ateşe verdiler.

” Çiçi Han’da sonunun geldiğini anlamıştı. Kanlarım kale burçlarında

oklayıp, aşağı attı. Kendisi de bir yolunu bulup kaçtı. Ama az sonra

düşmanın oklarına hedef oldu ve öldürüldü.

Savaşanlar arasında ne bir kadın, ne de bir erkek kalmıştı.

Bir Çin subayı kahraman Türk’ün başını kesmiş, bunu Çin’in hükümet

merkezine göndermişlerdi.

Son müstakil / bağımsız  Hun kralı da bu surede ortadan kaldırılmıştı.

Bu harpte 1518 maktul, 145 esir alınmıştı. Bunlar arasında çocuklar ve kadınlar bulunuyordu.”

Son cümleyi Gumdev şöyle söylüyor:
————————————————-
” Savaş bitmiş, hesaplaşma başlamıştı. Yabgunun hanımları, büyük

oğlu ve  1518 Hun’un kellesi vurulmuş, binden fazla kişi de galiplerin

merhametine / acımasına sığınmıştı.” Bu olayların meydana gelişi,

Çiçi’nin ölümü mö. 36 senesindedir.

——————

**** Hun büyüklerinin Hohanyeh Han’a verdikleri cevap, yalnızca

Hun tarihinin değil, bütün Türk tarihi ile dünya tarihinin de, en büyük

ibret vesikasıdır / ders belgesidir.

Vesika Hun Türklerinin devlet ve millet anlayışlarını gösteren çok

önemli bir metindir.

Hohanyeh Han’ın aldığı cevap çok sert olmuştur.

Bu cevap bugünkü Türk alemi için de büyük bir değer taşımaktadır.

Kurultayda konuşulan sözler, Türk kavmi / toplumu  ile Türk tarihini

yücelten, ana prensipler / ilkeler  ve düşüncelerdir.
————-
Kaynakça

————-
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ

Turktoresi.com

Prof. Dr. SAADETTİN GÖMEÇ

(Türk Tarihinin Kahramanları-II: Küçük Yabgu, Polis Dergisi, 13/52, Ankara 2007)

AKıpçaklar, Çev. Doç.Dr . Kürşat Yıldırım, İstanbul, 2009.( Ahincanov, S. M den çeviri ) Detay bilgi için başvurulmalı.

https://www.turktarihim.com/hunlar.html

Sadettin Gömeç, Türk-Hun Tarihi, Berikan Yayınevi, Ankara, 2002, s. 23,205,207 ,220,222,

Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, C. 1, s. 9,10, 27, 73.

( cilt 2, Ankara 1981, s. 314

Ali  Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hun İmparatorluğu, s. 28 – 37, 42 –73,96 – 106 ,115 – 126 ,130 , 150 – 151 ,154 – 156 ,163 – 167 , 427 – 445 ,448 – 459 ,

Ali Ahmetbeyoğlu, Attila’nın Sarayında Bir Romalı Grek Seyyahı Priskos’a Göre Avrupa Hunları, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2014, s. 49-50.

Konuralp Ercilasun,Türk Tarihinde Asya Hunları. Dergah Yayınları, İstanbul, 2019, s. 203.

Elvin  Yıldırım , “Orta Asya’da Erken Dönem Kültürleri ve Türk Kültürü’nün Ortaya Çıkışı”, Dünyanın Oluşumundan Sanayi Devrimine İnsanlığın Serüveni, Ed. A. Taşağıl-A. Kar, İstek Yayınları, İstanbul, 2018, s. 151-158.

Han Shu / Çinin resmi tarihi , Zhonghua Shuju, Beijing, 1997.

İdris Kulaçoğlu , Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan kitaplarından  çalışmalarım.

Batrak resmi : as bayrak.

———

Bilgileri topladım.

Emeği geçenlere teşekürlerimi sunuyorum .

İdris Kulaçoğlu. 16.1.2019 çalışma odam.