ON OĞUZ / ON OK / HUNLAR 1

( Doğu Sakaları )

—————————– 

Günümüz  arkeoloji / kazı bilimi ile elde edilen belge ve bulgularla kesin olarak kanıtlanmış ve kanıtlanmaya devam etmektedir ki  Türkler , çeşitli  boylardan oluşmuş tek bir millettir.

—-

Tarih içinde  çeşitli boy üst  birliktelikleri /  konfederasyonlar  oluşturarak devletler ve  imparatorluklar kurmuşlardır .

Devletler ve  imparatorluklar   bu birliktelikleri sağlayan boyların veya  kurucuların isimleri ile anılmışlardır.

—-

Çoğunlukla  arkeologlar , tarihçiler ve araştırmacılar dil bakımından doğru ve yeterli bilgiye sahibi olmadıkları , belge ve bulguları kendi çıkarlarına uygun kullanmak istedikleri için gerçeklerden uzaklaşmışlardır.

( Bu konuda pek çok örnek vardır. Bu örnekleri yazılarımda paylaştım. Kylver taşı / Futhark alfabesinde olduğu gibi . )

Türk milletini bir bütün olarak göstermek işlerine gelmemiş, bilinçli olarak  farklı millet isimleri kullanmışlardır.

—-

**  Türk tarihçilerinin en büyük  yanlışı da  , yabancıların oluşturduğu tarih  yazılımlarını tam doğru kabul etmeleri ve bu yanlış bilgileri çalışmalarında kullanmalarıdır !

İşte  bu  nedenle  Türkler  tarih içinde çok farklı isimlerle anılmışlardır.

Bu günün ve yarınların Türk  tarih araştırmacıları bu karmaşıklığı çözmek için

Ön- Türkçe , doğu Türkçesi / Çağatayca ve Türk lehçelerini öğrenmek

zorundadırlar.

—-

Türk tarihi ve kültürüne giriş 1 başlıklı yazımın  başındaki açıklamamı burada tekrarlamak  gereği duydum.

—-

Yukarıdaki açıklamama katkı olması  bakımından ;

İlk Türk devletini Hunlar kurmamışlardır.

Anadolu’ya 1071 den  binlerce yıl öncesinde gelmişlerdir.

Türk dili , dünya dillerinin temel ögesidir.

—————————-

İLK  TÜRK DEVLETLERİ

—————————-

1 – ON – OYUL  FEDERASYONU / Birlikteliği. mö 9000 .

( ON  NOTASI ‘ ndan biliyoruz. Orta doğuda HUN denilmiştir.)

2 – BİR OY BİL FEDERASYONU. m.ö  8000 – m.ö  1517

Bir = Evren , bir olmak , birlik .

Oy = İnanç , Bir olma inancı .Düşünce ,istemek , düşünmeyi ifade etme aracı ,

Sistem , devlet.                

Bil = Egemenlik , ülke .   

( Birlik inancına sahip egemenlik – ülkesi  birliği. )

3 – AT OY BİL FEDERASYONU.   m.ö 1517 – m.ö 879

At = atılmış , fırlatılmış , Tanrı ruhuna sahip olmak .

Tanrı ruhuna sahip  inanç  egemenliği – ülkesi birliği .

4 – TÜRÜK BİL FEDERASYONU

m.ö 879 – m.s 575  dir .

On = Orta Asya’daki isimdir.

Türk  ülkesi birliği.

Belgeleri :

Yoluğ Tigin’lerin / Olayları yazanların Hoytı  Tamır  günlükleri .

Bilge Atun Uquq  ( Türük bil komutanı  m.ö 572 – m.ö 535 )

Önre  Binabaşı ( Türük bil komutanı  m.ö 530 – m.ö 493 )

Alp  Erin ( m.ö 332 )

—-

Oğuzlar :  Üç Oklar – Bozoklar .

Uygurlar :  9 Oğuzlar / 9 Oklar.

Hunlular : On- Oklar  / On – Oğuzlardır.

( Bu birlikler ve bağlı devletler hakkındaki detay bilgiler İlk Türk Devletleri yazımda  vardır. ) İdris Kulaçoğlu.

———–

Amacım :

Hunların  Devlet olarak bilinen 700 yıllık tarihleri ( mö. 240 – ms. 496 ) ve öncesi

hakkındaki  bilgileri  toplamak .

————

Hunlular kendilerini ‘’ Hun ‘’ ve ‘’ Şin ‘’ olarak isimlendirmişler.

“ ŞİN ” sözcüğü , kadınlı erkekli savaşçı bir toplum anlamındadır.

Şinyu ise : Şin’liler demektir.

Tıpkı TÜRÜK ve OĞUZ gibi unvanları birlikte kullandıkları gibi. 

ŞIN ve HUN iki ayrı Türkçe kelimedir. 
Hun kelimesinin Türkçe’de en yakın ses karşılığı KÜN ‘dür.

Divanü Lügat’it Türk’te KÜN kelimesinin ince kef (ﻛ) ile yazılması bizi

şaşırtmamalı. Arapça’da bulunan KHA (خ) sesi sonuna Ü koymak mümkün

olmuyor. Bu nedenle ince ünsüz olarak Kef ile yazılmış ancak kelimenin bizzat

Hunlar tarafından okunuşu KHÜN olmalıdır.

KHÜN  sözcüğünün  anlamını incelediğimizde şaşırtıcı şekilde TÜRK ve OĞUZ

sözcükleriyle  aynı düşünceyi  yansıttığını görürüz.

TÜRÜK ifadesi Göktürk döneminde ortaya çıkan Türeyiş destanına ilişki ile Türemiş, Türdeş anlamını karşılar. 

Aynı Tür’den olan, Tür’ü bir, birlikte Türeyendir. 

OĞUZ kavramında ise OĞ kelimesi kadim / eski  soy bağını yansıtarak  doğan çocuğa OĞ – UL , yakın akrabalara OĞ – UŞ , aynı akrabalık bağını geliştirdiği topluma OĞ – UZ  sözcüğünü kullanır.

Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi KHÜN de genel anlamı ile halk ve unsuru olduğu milleti anlatır.

Bu soyut  deyiş  Güneş ve Gündüz kelimelerinin de anlam kökü olmuştur.

Eski Türklerde göğün kutsiyetini / kutsallığını ve güneşin saygı ve ibadet unsuru olduğunu biliyoruz.

Gumilev, Hunların din ve dünya  düşüncelerini iletirken ;

Güneş doğarken doğuya dönerek saygı gösterdiklerini söyler.

Bu yönüyle halk anlamına gelen KHÜN, halka eşlik eden anlamında KHÜN – EŞ  kavramlarını türetmişlerdir.

Hunların büyük saygı gösterdikleri  ışık ve yaşam kaynağı olan bu göksel varlığı halkının eşi kabul etmeleri , bir yönüyle de kendilerini güneşin halkı olarak görmelerinden   ileri gelir. 

—-

Tüm bu verilerin ışığında Köktürk  / Göktürk döneminden başlayarak Türk ve

Oğuz  kavramları  birlikte kullanılmış, Köktürk / Göktürk öncesi dönemde de

kendilerini  aynı anlam ve düşünce  karşılığıyla KHÜN ve ŞİN olarak 

tanımlamışlardır.

Tıpkı On Oğuz / On  Ok / Hun öncesi dönemlerde SAKH  / SAKA   ve KHUM /

KUMAN  kavramlarıyla anlattıkları gibi .

Aslında bu düşünceyi  günümüzde de kullanmaktayız.

KHÜN , Türük , Oğuz kavramlarına paralel olarak aynı anlam ve düşünceyi 

yansıtan  ULUS  kavramını da  kullanmaktayız.

—————————-

ON – OK / ON – OĞUZ

HUN   HAKANLARI

—————————-

Asya Hun imparatorluğu

( 18 milyon km kare )

(mö 240 / ms 216 )        

————————

Teoman / Tu-men ( mö 240 – mö 209 ) Touman ( Çince ).

Mete / Mo-tun / Mao-tun  ( mö 209 – mö 174 ) Modo / Motu ( Çince )

Oğlu Jiyu / Lakabı : Lao – şang   ( mö 174 – mö 161 )

Jiyu ‘nun oğlu  Kün-çin / Çün-çın ( mö 161 – mö 126 )Junçen ( Çince )

İ-çin hsen  ( mö 126 – mö 114 ) Yicişie Çanyu ( Çince )

Vu – vey  ( mö 114 – mö 105 )

Vu – şi –lu –ir /  Canşilu ( mö 105 – mö 101 )

Çü – li- hu ( mö 101 – mö 100 ) oğlu çok küçük olduğundan amcası Sağ Bilge Beyi Goulihu başa geçti.

Çü – i – hou  / Çü – d – hu /  ( mö 100 – mö 96 ) Büyük oğul Sol Bilge Beyi,

Hulugu Çanyu.

Hu – lu – ku ( mö 96 – mö 85 )

Huand  ( mö 85 – mö 68 ) Huyandi Çanyu ( Çince )

Hsü – lü – çüan – çü ( mö 68 – mö 60 ) Şulüçuançu Çanyu ( Çince )

Vu – çü – . ( mö 60 – mö 58 )

Ho – han – yo ( mö 58 – mö 31 ) Huhanye ( Çince )

Fu – çu –ley – cu – ci ( mö 30 – 20 ) Fuculei  Çanyu ( Çince )

Su – hse – cu – di ( mö 20 – mö 12 ) Jumişu, Souşie Ruodi Çanyu adıyla başa geçti. ( Çince )

Çü- ya – cu –di ( mö 12 – mö8 ) kardeşi Jumoçe, Çeya Ruodi Çanyu olarak başa geçti. ( Çince )

Vu – çu – liu – cu – di ( mö 8 – ms 13 ) Yerine kardeşi, Vuculiu Ruodi Çanyu

adıyla başa geçti.( Çince )

Vu – ley – cu – di ( ms 13 – ms 18 )

Hu – tu – ır – şı –tao – gao – cu – di ( ms 18 – ms 46 ) Yu Çanyu ( Çince )

Vu – ta – i ho ( ms 46 )

——————————-

İmparatorluk 2 ye ayrıldı .

GÜNEY – DOĞU HUN İMP .

( ms 48 – ms 216 )

——————————-

Hu –han –sin ıı ( ms 48 – ms 56 )

Çu – fu – yu – di ( ms 56 – ms 57 )

İ- fa – yu – d ( ms 57 – 59 )

Hsien – tung – şu – cu – ti ( ms 59 – ms 63 )

Çui – cu –çü –in-ti ( ms 63 )

Yoh – şıh – çu – hu – ti ( ms 63 – ms 85 )

İ-tu – yü – lü ( ms 86 – ms 88 )

Hsiu – lan – şı – hu – d ( ms 88 – ms 93 )

——————————

KUZEY – BATI HUN İMP.

( ms 48 – ms 93 )

——————————

Pu – nu ( ms 46 – ms 83 )

San – mu – li – tz ( ms 83 – ms 84 )

Yu – lu ( ms 84 – ms 85 )

Yu – çu –çien  ( ms 89 – ms 93 )

Bu tarihten başlayarak Güney – Doğu Hun imp . na katıldılar .

——————

An – guo ( ms 93 – ms 94 )

Ting – tu – şı – cu – hu – ti ( ms 94 – ms 98 )

 Van – sı – cu –ti ( ms 98 – ms 124 )

Vu – çi – hu – şı – co ( ms 124 – ms 127 )                             

Çü – çı – cu – şı – çu – çio ( ms 127 – ms 140 )

Çü – hsiu ( ms 140 – ms 143 )

Hu – lan – cu – şı – çu – çiu ( ms 143 – ms 147 )

İ- ling – şı – çu – çiu ( ms 172 )

Tu – di – cu – şı – çu – çiu ( ms 172 – ms 177 )

Hu – çıng ( ms 177 – ms 179 )

Çiang – çü ( ms 179 – ms 188 )

Dı – çı – şı – çu – hu ( ms 188 – ms 195 )

Hu – çu – çuan ( ms 195 – ms 216 )

————————-

AVRUPA HUN İMP .

( ms 374 – ms 496 )

( 4 milyon km kare )

————————–

Balamir / Balamber ( ms 374 – ? )

Uldız ( ms 380 – ms 410 )

Karaton ( ms 410 – ms 422 )

RUA ( ms 422 –  ms 434 )

( Kardeşleri  Mancuk –Aybars  ve Oktar .)

ATİLLA ( ms 434 – ms 453 )

( Mancuk ‘un oğlu )

İlok ( ms 453 – ms 454 )

 ( Atilla’nın oğlu )

Dengizk ( ms 454 – ms 496 )

( Atilla’nın oğlu )

İmek ( ms 496 – ? )

( Atilla’nın oğlu )

 —————–

Hazırlayan : Tuğrul  Çavdar ‘dır .

Resim ve yazılar küçük olduğu için büyüteç ile yazdım .

Elimde bilgi olsun diye inat ettim .

Doç. Dr. Kürşat  Yılırım’ın notları ile karşılaştırdım.

Çince  isimleri ekledim.

İdris Kulaçoğlu . 10.1.2019  çalışma odam . 14:55

————————-

ON 0K / HUNLARIN

KÖKENİ

————————-

Çin kaynaklarındaki  On Oğuz / On Ok / Hun varlığı  tarihi  süreçte  doğrulanır.

MÖ 1600’lerden başlayarak  Çin efsanelerinde  GUİFANG / Şeytan ülkesi ,

MÖ 1000-250 arası  ŞİANYUN  ,

Çin tarih yazıcılığının yıllıklara ve disiplinli kayıtlara dönüştüğü mö. 3. yüzyıl  da bu tanımlar derlenir ve ŞİONGNU  kavramında  karar kılınır.

Çin kaynakları, birbirinin devamı olduğunu  doğrular.

Hunların Altay – Kingan dağları arasındaki varlığı en az mö. 3 bin yıla dayanır. 
—-

Çin kaynaklarında ‘’ ŞİONGNU ‘’ olarak isimlendirilen Hunları  Doğu Sakaları

olarak tanımlayabiliriz.

—-

Han Hanedanlığı’nın (mö. 206 – ms. 220)  resmi tarihi olan Han Şu’ya  göre ;

Hunların  en eski beylerinden biri olarak anılan ÇUNVEY ’den Büyük Hun

Devleti’nin kurucusu Çince adı MODU / MOTU  / METE ’nin babası TOUMAN /

TEOMAN ‘ a  kadar bin yıldan fazla yaşamışlardı. ( Binlerce yıl )

Devlet bazen parçalanmış, zayıflamış ve bazen ise birleşip güçlenmişti.

Mete / Modu – Motu  devrinde güçlenerek kuzeydeki bütün halkları kendilerine

bağlamışlardı. Bundan sonra Çinliler onların kökenleri ve devlet teşkilatları /

örgütlenmeleri  hakkında  kayıt tutmaya başlamışlardır. Bu kaynaklara

dayanarak  çeşitli yorumlar yapılmıştır.

—-

On – Ok / On Oğuz / Hunların kurduğu devlet farklı kavimlerden / topluluklardan  ,  boylardan  oluşan bir konfederasyondur / üst  birliktir.

Mete’nin oluşturduğu  üst birlikte  yer alan Türkler Çin’in kuzeyinde ve

kuzeybatısında yaşıyorlardı.

Gansu , Ordos , Kuzey Çin bölgelerini ellerinde tutuyorlardı.

Gobi  Çölü’nün, Altay ve Tanrı Dağları’nın kuzeyinde ve güneyinde

kalabalıklardı. Zaman zaman Orta Çin’e giriyorlardı. Çin içlerine kadar inen

Türkler arasında  Moğollar / Bin Kol  grubu da  vardı.

——–

( Burada Moğol sözcüğünü  açıklamalıyız :

MOĞOL kelimesi de eski Köktürk ve Kıpçak şivelerinde MIN QOL  /  BİN KOL

anlamını  taşır.

Timuçin , Cengiz Han unvanını alarak Han ilan edildiğinde bu imparatorluğu

MINKOL  / MINQOL , binlerce kolu (askeri/ordusu) olan devlet anlamını veren ismi sunar.

O andan itibaren / başlayarak el ağzında MINKOL olarak adlanmaya başlar.

Çin ve Avrupa tarih zaman biliminde / dizininde  değişik sesle yazılarak yani

‘’ Ng ‘’ yazılımı  ile MO{GN}OL / Mo{ng}olia   olmuştur.

—                                  

MOĞOL DİYE BİR IRK / BİR HALK  YOKTUR . 

Bugün kendilerini Moğol olarak tanıtan halkın  öz  isimleri ise ;

HALHA , OYRAT  , daha eski adı MÜNGÜ’dür. ) İ.Kulaçoğlu .

———–

Hunların doğusunda Tunguzların / Şuşenlerin Atalarının olduğu bilinmektedir.

Bu bakımdan Hunların Türk, Moğol, Türk – Moğol karışımı, Türk-Moğol – Mançu karışımı olduğuna yönelik çeşitli görüşler vardır.

Burada görüşlerde üç farklı millet geçmektedir.

Buna göre Hunlar Türklerin, Donghu’lar / Hu’lar Moğolların ve Suşen’lar ise Tunguzların Atalarıdır.

Bu boyların oluşturduğu koalisyon, 7. yüzyıldan başlayarak 10. yüzyıla kadar

Şivey (Türk Yazıtları’nda  Otuz Tatar olarak geçer) olarak anıldı.

Şivey’ler / Otuz Tatarlar  ise gerçek Moğollar olarak kabul edilmektedir.

( Bu gün kanıtlanmıştır ki ;

Hunlar / Oğuzların  on  boyunun  birleşmesi ile oluşmuştur.

Moğollar / Bin Kollar anlamında Türk boylarıdır.

Bu arada Çinlilerinde bir birlik  görmeleri , Ön – Türk Devletlerinde ki

birlikteliğinin devamı olduğunu göstermektedir. ) İ.Kulaçoğlu.

—-

İlk bilgilere göre Hunların Ataları mö. 2350 ’ lerden önce Şan (Dağ) Rong’ları, Şianyun, Hunyu adları altında, Çin’in kuzey sınırlarında yaşarlardı.

———————

Yaşam  şekilleri :

———————

Konar – göçer yaşarlar ve çoğunlukla at, koyun, sığır ve bazen de deve, eşek, katır gibi hayvanları besleyerek geçinirlerdi.

Bu hayvanları otlatıp sulayabilmek için yılın belli dönemlerinde belli yerlere göçerlerdi. Bu bakımdan sabit / kalıcı  yaşanan şehirler kurmamışlardı, tarımla pek uğraşmıyorlardı.

Herkesin kendi toprağı ve otlağı vardı.

Hunlarda Çinlilerinki gibi yazı yoktu.

Bir konuda anlaşmayı sözlü olarak yaparlardı.

Küçük çocuklar daha yürümeye başladıkları andan itibaren / başlayarak 

Koyunun  sırtına  biner, yay gerip kuş, fare avlamaya çalışırlardı. Biraz daha

büyüyüp  gelişince tilki, tavşan gibi hayvanları avlayıp etini yerlerdi.

Hun insanı sert yayları  çekebilen , güçlü – kuvvetli atlı askerdi.

Onlar barış zamanlarında  esas  işleri olan hayvancılıkla uğraşır ve doğada

avlanırlardı.  Bu avlar onlar için bir savaş eğitimi gibiydi.

Sürekli savaşa hazırdılar, düşmanla karşılaştıklarında hiç zorlanmıyorlardı.

Orduda yay , ok, mızrak, kama / kısa kılıç  kullanırlardı.

Atın üzerinde  iken  uzaktan ok fırlatırlar, yakın döğüşte ise mızrak ve kama

çekerlerdi. Hunlar bu yüzden hafif silahlı birlikler olarak hızla düşmana

saldırırlar, düşman üstün gelmeye başlar başlamaz uygun bir şekilde geri

çekilirlerdi. Düşman kuvvetleri an merkezlerinden uzaklaştığında tekrar döner

ve saldırarak orduyu yok ederlerdi.

———————-

Hun toplumunda

sosyal  sınıflar:

———————-

On – Ok  /  Hun  Devletinde Çin’deki soylulara, derebeylerine uygulanan türde

kurallar, rütbeler, protokoller yoktu.

En tepedekinden en alttakine kadar herkes gayet sade yaşar , beslediği

hayvanın etini yer, derisini ve postunu giyerdi. Savaşacak olanlara güç

toplasınlar diye etin yağlı ve güzel kısmı yedirilir, kalanı diğerlerine ve yaşlılara

dağıtılırdı.

Toplumda güçlü kuvvetli olanlara, cesurlara, savaşta kahramanlık gösterenlere

saygı  gösterilirdi.

Hunlar babaları ölünce üvey anneleriyle, kardeşleri  ölünce  yengeleriyle

evlenirlerdi.

Onlarda Çin geleneğindeki gibi toplum adları, saygınlık adları, lakapları

yoktu , herkes kişi adıyla bilinirdi.

( Çinliler ile ilişkileri sırasında görüşmelerden  ve  mektuplaşmalardan  bu

konuda net bilgi ediniyoruz . ) İ.Kulaçoğlu.

—-

M.Ö 1000 lerde  Karasuk  kültürü , Hunların Atalarının kültürüyle doğrudan

eşleşmektedir.

Güney Sibirya sahasında, mö. 8. yüzyıldan sonra görülen Tagar Kültürü

döneminde  güneyden gelen topluluklarla bölge insanı karışmıştır.

Bu kültür taşıyıcılarının gelişmiş bir sanat anlayışı vardı. mö. 4. yüzyılda başlayan

Taştık Kültürü ise doğrudan doğruya sayılan kültürlerin devamıdır.

Bunda özellikle at çok önemlidir.

Ok, metalden yapılan balta, bıçak gibi silahları da çok  iyi biliyorlardı.

—————

METE  HAN 

Çince  adı :

MODU / MOTU

—————

Teoman’ın /  Touman  Çonyu’nun  mö. 209 da  ölümü sonrası doğal olarak oğlu Mete / Modu  başa geçecekti.

Töreye göre de ancak ilk eş /  Baş Hatundan olan çocuk başa geçebilirdi.

Teoman’ın 2. eşi kendi çocuğunu tahta çıkarmak istedi .

Teoman , Mete ‘yi  bir anlaşma çerçevesinde devlet idaresinden uzaklaştırmak

amacıyla    güneybatı  tarafındaki  Yueci ’lere / Tohorlar/ Soğdaklara  rehine / güvence olarak gönderdi.

( Atilla’nın Romalılara rehin olarak verilmesi gibi ! )İ.K

Mete  rehine iken, Touman  aniden Yueci’lara saldırdı.

Yueci’lar ise anlaşmaya uyulmadığı gerekçesiyle Mete’yi  öldürmek istedi.

Mete  ise onlardan bir at çalarak Hun ülkesine döndü.

Touman oğlunun cesaretini takdir ederek / beğenerek  onu 10 bin atlıdan

oluşan bir ordunun   başına geçirdi.

Mete , orduyu eğitmekle işe başladı.

Islık  çalan oklar  yaptırdı .

——–

( Orta Asya kavimlerini / toplumlarını ilk defa tek bir bayrak altında toplayarak

siyasi birliği sağlayan Mete Han  ile birlikte Türk ok ve yayları, daha

sonraları adından çokça söz ettirecek bir efsane haline gelmiştir.

Bu devirde Çin İmparatorluğu’na gönderilen mektuplarda Hun Birliği

“ YAY  ÇEKEN  TOPLUMLAR  ” olarak anlatılmış ve Hunların  silahları

kullanmadaki maharetleri – becerileri – yetenekleri  vurgulanmıştır.

Bu dönemdeki okçuluk tarihi ile ilgili önemli bir gelişmeyi de, Mete Han’ın

“ ISLIK  ÇALAN ” yahut “ SES – VIZILTI  ÇIKARTAN  ” oku icat ederek Türk

Okçuluğu’na yeni bir ok türünü kazandırmasıdır.

—-

Düşman askerleri üzerinde korku yaratmak ve savaş konumunu bozmak /

pisikolojik  etki altında bırakmak amaçlı  kullanılır.

Daha sonraları  “ ÇAVUŞ  OKU ” diye anılarak çoğu zaman işaret vermek ve yön

göstermek amacıyla kullanılmıştır. Ok yapımında ise İskitlerden gelen gelenek

devam  ettirilerek Hu / Huş ağacı kullanılmıştır.

—-

Hunların Avrupa’daki  kolları  olanAvrupa Hunları (374 – 469) devrinde, temel

silah olarak ok ve yay kullanılmış ve Avrupa Hunları’nın daha Balamir devrinde

( 374 / bilinmiyor ) kısa sürede büyük başarılar göstermeleri ok ve yay

kullanımındaki  becerilerine bağlanmıştır.

Bu başarıda ok ve yayın kullanımı kadar bu silahların imalinde / üretiminde 

kullanılan  usul / yöntem de etkili olmuştur.

Hun tipi yay yapım usulü İngiltere’ye kadar yayılmış ve burada gerçekleştirilen

kazılarda Hun tipinde bir yay imalathanesine / üretim yerlerine rastlanmıştır.

Kaynaklarda bu devirde pek çok yay ustasının olduğu ve yayların babadan oğula

miras / kalıt – bırakıt  kaldığını bilinmektedir.) İ.Kulaçoğlu.

——–

Mete’nin  emrine göre herkes okunu, ıslık çalan okunu fırlattığı yere fırlatacaktı,

bu emre  uymayanlar öldürülecekti.

Av esnasında okunu fırlattığı yere ok fırlatmayanları öldürttü.

Kendi atına nişan aldı / doğrulttu , ata ok fırlatmaktan çekinenleri yine  öldürttü.

Eşine  nişan aldı / doğrulttu  , yine ok fırlatmaktan korkanları idam ettirdi.

Sonucunda  bir avda babası Teoman / Touman’ın atına doğrultunca , askerler

tereddütsüz / karasızlık  göstermeden okunu fırlattı.

Meye ‘ ye  göre artık ordu hazırdı.

Babası Teoman  ile çıktığı bir av esnasında okunu babasına doğrultunca 

askerleri hep birlikte oklarını  Teoman Han’a  fırlattılar.

Sonra  analığını , üvey kardeşini, kendisine karşı çıkan görevlileri öldürttü.

—-

M.Ö. 209 ’da Mete , Han  olarak Hunların başına geçti . 

——————-

Mete ‘ nin 

İlk Faaliyetleri /

etkinlikleri

——————-

Çin kaynaklarında Donghular / Moğollar, Şuşenler ise / Tunguzlar olarak geçer.

Mete’nin  babasını öldürerek tahta çıktığını öğrenen Donghu’lar / Moğollar , elçi

göndererek  ondan Teoman’ ın  göksel atını istediler.

Mete  maiyetine / yanında bulunanlara durumu sorunca hepsi Hunların değerli bir atının verilemeyeceği cevabını verdi.

Buna karşılık Mete , atın komşudan daha değerli olmadığını söyleyerek gönderdi.

Çok geçmeden Donghu’lar / Moğollar  elçi gönderip bu kez Mete’nin  cariyelerinden birini istediler.

Mete , maiyetine / yanında bulunanlara sorduğunda hepsi sinirlenerek kabul edilemez olduğunu söylediler.

Mete  ise bir kadının komşudan daha değerli olmadığını söyleyerek verdi.

Her istediklerinin yerine geldiğini gören Donghu’lar küstahlaşarak / saygısız ve kabalaşarak  batıya doğru ordularını  yürüttüler ve iki ülke arasında 1000 li / metre kare  genişliğinde kimsenin yaşamadığı, boş bir toprağı istediler.

(Han Shu / Çin resmi tarihi , s. 3749.)

Her iki taraf da bu boş arazinin iki yakasında karakollar  kurmuşlardı. Elçileri bu boş araziyi talep edip / isteyip  Hunların karakoldan  ileri gidemeyeceklerini söyledi.

Mete ,  yanında bulunanlara durumu sorunca, bu işe yaramaz toprağın verilebileceği cevabını aldı.

Bununla birlikte Mete  sinirlenerek devletin temelinin toprak olduğunu, verilemeyeceğini söyleyerek verme taraftarı olanları idam ettirdi.

Derhal atını sürüp Donghu’lara / Moğollara hücum etti / akın başlattı.

Hunların saldıracaklarını tahmin etmeyen / öngöremeyen Donghu’lar hiçbir

tedbir / önlem almamışlardı. Böylece Mete  komutasındaki Hun ordusu

Donghu’ları büyük bir mağlubiyete / yenilgiye uğratarak onların mallarını

ganimet / savaşta ele geçirilen olarak aldı.

Mete  Hun ülkesine döndükten sonra bu kez güneybatıdaki Yueci’lara yöneldi.

Onları yenip yerlerinden etti.

Ardından Sarı Irmak’ın güneyindeki  Loufan ve Baiyang beyliklerinin topraklarını ilhak etti / ülkesine kattı.

Hunlar, Çin İmparatorluğu komutanı Meng Tian’in Sarı Irmak’ın güneyinde Hunlardan aldığı toprakları tekrar ele geçirdiler.

Böylece Sarı Irmak’ın güneyi tekrar Çin ve Hun ülkelerinin sınırı oldu.

Mete’nin  orduları Cunuo, Fuşi’ya kadar ilerledi ve ardından Yan ve Dai’ya

saldırdı. Bu sırada Çin’de Batı Çu Beyi Şiang Yu, Çin İmparatorluğu’na karşı

başkaldırdı. Çin’de karışıklıklar başladı. Bunu iyi değerlendiren Mete  iyice

gücünü / kuvvetini  toparladı. Yay geren asker sayısı 300 bini geçmişti.

Hunların ilk beyi olarak zikredilen / anılan  Çunvey’den Teoman’a kadar 1000 küsur yıl geçmişti. Bu süreçte Hunlar bazen güçlenmişler, bazen zayıflamışlar,birleştikleri veya bölündükleri zamanlar olmuştu.

Hunların tarihlerindeki bu kopukluklar sebebiyle geçmişlerinin  şeceresi / soy ağacı  bilinmemektedir.

Mete  döneminde Hunların en güçlü dönemini yaşadıkları söylenebilir.

Mete  Çin’in kuzeyindeki bozkırlardaki bütün boyları kendisine bağladı ve artık

Çin topraklarına dayandı. Bu yüzden Çinliler en büyük düşmanları olan Hunları

tanıyabilmek için onlar hakkında ayrıntılı bilgiler kaydetmeye başlamışlardı.

—-

Büyük Hun Devleti’nin Teşkilatı / örgütüyle  ilgili kayıtlardan en önemlisi devlet

yapısı, sınırlarla ilgiliydi.

Devlet teşkilatıyla / oluşumuyla  ilgili bilgilere göre Hunların başındaki adama

Çanyu denirdi.  Luandi ailesinden gelmeydi.

Halk ona Çengli Gutu Çanyu derdi.

Hunlar “gökyüzü” için ÇENGLİ , “ oğul ” için GUTU derlerdi.

Çanyu ise “ engin ”, “ ulu ” anlamlarına gelirdi.

Devlet teşkilatında unvanlar şöyleydi:

Sol-Sağ Bilge Bey,

Sol-Sağ Luli Bey,

Sol-Sağ Büyük General,

Sol-Sağ Büyük Komutan,

Sol-Sağ Büyük Danghu,

Sol-Sağ Guduhou.

—-

Hunlar “ bilge ” sözü için TUÇİ  derlerdi.

Veliaht Sol Tuçi Bey olurdu.

Sol-Sağ Bilge Bey’lerden aşağı Danghu’lara kadar büyük olanların on bin  ve küçük olanların birkaç bin atlı askeri vardı.

Toplam 24 baş / üstün olanlar vardı.

Bunlar on bin atlının veya tümenin başı olarak bilinirlerdi.

Büyük unvanlar babadan  oğula  geçerdi.

Hunlarda Huyan, Lan, Şubu adlı soylu aileler vardı.

—-

* Devlet teşkilatında / oluşumunda  soldakiler doğuda otururlardı.

Soldakilerin hükmettikleri / egemen oldukları topraklar, yani devletin sol kanat

toprakları  Shanggu’nun doğusundan Mançurya halklarından Huimo ve Çaoşian

(Kore) topraklarına kadardı.

* Devlet teşkilatında / oluşumunda  sağdakiler batıda otururlardı.

Sağdakilerin hükmettikleri / egemen oldukları topraklar, yani devletin sağ kanat

toprakları  Shangjun’un batısından Kök Nor  / Çinghai  taraflarında Tibetlilerin

ataları olan halklarının yaşadıkları yerlere kadardı.

Çanyu’nun otağının kurulduğu topraklar Çin’in orta – kuzey kısımları olan

Dai ve Yuncong topraklarına kadar uzanırdı.

(Han Shu / Çin resmi tarihi , s. 3750 )

—-

Hunlarda herkesin toprağı vardı, belliydi. İnsanlar suyun ve otun peşinden

sürülerini  göçürürlerdi, bu bakımdan konar – göçer bir hayat tarzı vardı.

En çok toprağa Sol-Sağ Bilge Bey, Sol-Sağ Luli Bey sahipti.

Sol – Sağ  Gutuhou yardımcı memurlardı.

24 baş da  binbaşı, yüzbaşı, onbaşı, küçük bey, yardımcı, komutan, danghu, juçu

gibi rütbeler oluştururlardı.

—————————

Hunların Toplantıları,

Gelenekleri, Yasaları :

—————————-

Çin kaynaklarında Hunların toplantıları, gelenekleri, yasaları hakkında bazı bilgiler bulunmaktadır.

Buna göre ;

Hunlar yılda üç kez kurultay yaparlardı.

* Yılın ilk ayı bütün beyler Çanyu’nun otağında az kişiyle toplanır, kurban sunarlardı.

* Beşinci ayda, Longçeng’daki kurultaya herkes katılırdı.

Bunda  Atalarına, göğün – yerin ruhlarına, Tanrı’ya kurban sunarlardı.

* Sonbaharda, atlar semirdiğinde Dailin’de kurultay yaparlar, insanları ve hayvanları sayarlardı.

—-

Hunların kanunlarına  göre :

* Kılıcın kabzasını tutup kınından yaklaşık 23 cm çeken idam edilirdi.

* Yağma ve hırsızlık yapanlar hanelerine / evlerine ve ailelerine giremezlerdi.

* Suç işlendiğinde, hafif suçlarda kişinin vücudu burulup vurulurdu, ağır suçlarda ise idam söz konusuydu.

* Hapis cezası 10 günü bulmazdı.

Bütün ülkede tutuklu sayısı birkaç kişiydi.

* Hun Çanyu’su / Hakanı  güneş doğduğunda ve ay çıktığında otağından çıkar

selamlardı. Başlar / üstün olanlar  solda oturur, kuzeye yönelirlerdi.

On günlük periyotta / dönemde  5. ve 6. günü üstün tutarlardı.

* Ölüyü öte dünyaya uğurlarken, onu iç tabut ve dış tabuta koyarlar ve yanına altın, gümüş, elbise bırakırlardı.

* Mezarların yeri belli edilmezdi, üzerine ağaç dikmezlerdi, yas elbiseleri giymezlerdi.

Ölünün eşi , bakanları – görevlileri, cariyeleri, tabi / bağlı olanlar cenazeye katılırlardı, bunların sayısı onlarca, yüzlerce ve hatta binlerce olurdu.

* Bir iş yapacakları zaman daima ayı gözlerlerdi, ay parladığında savaşa çıkarlar, ay ışık saçmadığında veya görünmediğinde savaştan çekilirlerdi.

* Savaşta düşmanın kellesini kesene bir kase içki verilir ve aldığı ganimet ona sunulurdu, ele geçirdiği kişiler ise esir yapılırdı. Bu yüzden onların savaşında, herkesin kendi elde ettiği, kendisine kalırdı, yani herkes ganimet alırdı.

Düşmanı kuşatmak için onların ordusunu yanıltmada ustaydılar.

Düşman üstüne kuş sürüleri gibi ilerlerler, zorda kalıp yenildiklerinde ise bulutlar gibi dağılırlardı.

* Savaşta ölenin cesedini getirenler, ölenin mülkünü alırdı.

—-

Kısa sürede Hun gücünün çok geniş bir sahaya yayılması şüphesiz ki Mete’nin

başarısıydı.

Bozkırda herkes onun dehasına / zekasına ve gücüne saygı duyuyordu.

M.Ö 206 da , Çin’de Han İmparatorluğu kuruldu.

Çinliler içeride düzeni henüz sağlamıştı. İmparator, güçlenen Hunlar karşısında

Han Şin’i Dai’ya gönderdi, onun merkezi bugünkü Şanşi’deki Mayi oldu. Hunlar

Mayi’ye büyük bir sefer düzenleyip şehri kuşatınca Han Şin teslim oldu.

Hun orduları bundan sonra güneye doğru ilerlediler, Goucu Dağı’nı aştılar,

Taiyuan’a saldırdılar, Jinyang eteklerine kadar geldiler. Bunu gören Han

İmparatoru Gao kendi komutasındaki bir orduyla Hunlara hücum etti.

Bununla birlikte kış vaktiydi, çok soğuktu, epey kar yağdı ve çok sayıda Çin

askerinin  parmakları dondu.

Bu arada Mete , yenilmiş gibi davranarak çekildi, Çin ordusunu üzerine çekmek

istiyordu. Çinliler Hun ordusunu kovalamaya başlayınca, Mete az sayıda ve zayıf

askerini  göz önünde tutup Çinlileri iyice içeri çekti.

Bunun üzerine piyade / yaya asker  esaslı 320.000 kişilik Çin ordusu kuzeye

doğru Hunların peşine düştü. İmparator Gao önden bugünkü Datong şehri olan

Pingçeng’a ulaştı. Askerlerinin bir kısmı ise yoldaydı.

Mete  iyice içeri çektiği imparatoru, 300 küsur binlik atlı ordusuyla Baydeng

Dağı’nda kuşattı. Kuşatma yedi gün sürdü. Kuşatma içindeki Çinliler, dışarıdaki

Çinlilerle bağlantı kuramadı, herhangi bir yardım alamadı. Hun ordusunun atlı

birlikleri Baydeng Dağı’nın dört bir tarafını çevirmişlerdi.

Batıdakiler ak, doğudakiler gök, kuzeydekiler kara / yağız , güneydekiler al

renkteydi.

Çin İmparatoru Gao, Mete’nin  eşi olan Çinli Hatun’a gizlice elçi gönderdi,

hediyeler sundu. Bunun üzerine Hatun Mete’ye iki tarafın birbirine zarar

vermemesi  gerektiğini, Çin’i ele geçirse de idare edemeyeceğini, Çin’de

oturamayacağını ve ayrıca Çin İmparatoru’nu koruyan ruhları da göz önünde

bulundurması  gerektiğini söyledi.

Mete  eşini dinledikten sonra, Mayi’de esir edip kendi tarafına geçirdiği Han

Şin’in generallerinden Vang Huang ve Cao Li’yi bekledi.

Bu iki generalin ordusu gelmeyince onların Çin tarafına geçip bir aldatmaca

peşinde olduklarından şüphelendi ve yine Hatun’un sözlerini de dikkate alarak

kuşatmanın bir ucunu açarak Çin ordusunun tahliye olmasına / boşaltılmasına 

izin verdi.

Bunun  üzerine Çin İmparatoru Gao ordusuyla kuşatmadan çıkıp dışarıdaki

orduyla birleşti. Mete’de  ordusunu çekti. İmparator da ordusunu çekti ve

ardından Mete  ile “ saraydan Çinli eş vererek barış ” yapmak üzere Liu Jing’i

gönderdi.

(Çinlilerin bu siyasetine HEÇİN  sistemi denir, “ evlilik yoluyla barış ” anlamına gelir)

Hun generali olan Han Şin, Cao Li ve Vang Huang gibi komutanlar ile birlikte

yapılan barış antlaşmasına rağmen zaman zaman Dai, Yanmen, Yuncong’a

hücum etti, yağma faaliyetleri / çalışmaları  yaptı.

Aradan çok geçmeden Han İmparatorluğu’na karşı savaşan Çen Şi (ö. 196) isyan

etti ve Han Şin ile birleşerek Dai’a hücum etti. Çin İmparatoru Fan Kuai

komutasındaki bir orduyu onların üzerine gönderdi. Bu Çin ordusu Dai, Yanmen

ve Yuncong’u geri aldı ancak Çin Seddi’nin dışına çıkamadı. Bu esnada çok

sayıda Çin generali ordularıyla ardı ardına gelip Hunlara sığınıyordu.

İyice güçlenen Mete , sık sık güneye iniyor, Dai topraklarını çiğniyordu.

Bu akınlarla Çin çok zor duruma düşünce imparator Liu Jing’i elçi olarak

gönderip hanedandan bir Çinli gelin vererek evlilik yoluyla barış yaptı ve her yıl

Hunlara belirlenen miktarlarda ipek, yiyecek, içki vermeyi kabul etti.

Antlaşma yapılınca Mete / Modu akınlarını epey azalttı. Çin’in yaşadığı buhran

/  kriz – bunalım  içerisinde Yan Beyi Lu Van da isyan ederek 10 bin askeriyle

birlikte Hunlara katıldı. Çin bu dönemde hem isyanlarla hem de Hun akınlarıyla

karmaşa içine düştü.

—-

İmparator Gao öldükten sonra yerine geçen İmparator Hui (194-188) ve

İmparatoriçe Gao (187-180) dönemlerinde Hunlar daha da güçlendiler.

Mete , karmaşa içindeki Çin’i yönetmeye çalışan imparatoriçeye mektup

göndererek şöyle dedi:

—-

“ Yalnız bir hükümdarım. Bataklıkta doğdum, yabani sığırların, atların engin

topraklarında büyüdüm. Defalarca sınıra geldim. Çin’de de seyahat etmek

istiyorum. Zatı alileriniz yalnızdır, tek başına oturmaktadır. İki hükümdar da

mutsuzdur, endişelidir. Bende olup sizde olmayanı hediye etmek istiyorum.”

( Mete’nin zekasını ortaya koyuyor. ) İ.K

—-

İmparatoriçe evlilik teklifi / önerisi yapan bu mektuba çok sinirlendi.

Çen Ping, Fan Kuai, Ji Bu gibilerini huzuruna çağırdı.

Mektubu getiren elçinin kellesinin alınmasını ve sefere çıkılıp Hunlara saldırılmasını tartışmaya açtı.

Fan Kuai, emrindeki 100 bin kişilik orduyla Hun topraklarını tamamen

çiğneyebileceğini söyledi. Ji Bu ise buna itiraz etti / karşı çıktı.

Daha önce Han İmparatorluğu’na karşı savaşan Çen Şi isyan ettiğinde karşısına

çıkan Çin ordusunun 320 bin kişi olduğunu, Fan Kuai’yın üst general olduğunu,

Hunlar İmparator Gao’yu kuşattığında Fan Kuai’yın kuşatmayı dışarıdan

yaramadığını, kuşatma içindekilerin aç bitap düştüğünü, yaylarını

geremediklerini, bu utancın bütün Çin’de hala bilindiğini, Fan Kuai’yın 100 bin

kişilik orduyla sefere çıkmasının Çin’e büyük bir darbe olacağını, aldatılmaya

gerek olmadığını, Hunları tatlı sözlerle yumuşatmak ve sert konuşup

kızdırmamak  gerektiğini söyledi. Bunu dinleyen imparatoriçe cevap olarak şu

mektubu gönderdi:

—-

“ Hakan / Çanyu , zavallı memleketimizi unutmadı, mektup bahşetti, zavallı

memleketimiz korktu, endişe duydu. Kendi kendime dönüyorum, yaşlandım,

nefesim yetmiyor, saçlarım ve dişlerim döküldü, yürüyüşüm aksak. Çanyu

duyduklarından hoşnutsuz olmasın. Zavallı memleketimizin suçu yoktur, affedici

olmalısınız. Şahsımın iki imparatorluk arabasını, iki baş atını size sunuyorum”

( Cevaptaki zekayı alkışlıyorum . ) İ.K

—-

Mete  mektubu okuyunca elçi göndererek teşekkür etti, at hediye etti ve

ardından ona Çin sarayından, hanedandan bir kız gönderilerek evlilik yoluyla

barış antlaşması yapıldı.

( Tarihimizi incelediğimizde yabancı kadınlarla evlilik çoğunlukla büyük sıkıntıları oluşturmuştur. ) İ.K

Bu arada Büyük Hun Devleti’nin kurucusu Mete /  Çanyu, mö. 174 yılında öldü.

Hun  tarihinde  bir dönem kapanmış oldu.

————-

————-

Hun Devletinin bulunduğu coğrafi sahayı bugünün Moğolistan toprakları olarak

kabul  edebiliriz.

Bilindiği üzere Türklerin Ata yurdu olarak görülen Ötüken, Göktürk, Uygur ve

Moğol Devletlerinin olduğu gibi Hun Devletinin de devlet merkezidir. 

Hun Devletinin merkezi sınırlarını çizecek olursak doğuda Mançurya’nın Kingan

Dağlarından batıda Altay Dağları arasında kalan, kuzeyinde Sibirya Ormanları,

güneyinde Gobi gölü bulunan münhasır bir bölge karşımıza çıkar. Bu bölgede

ortalama rakım 1463 Metredir. 

Doğusu aşılması imkansız / olanaksız Altaylar, batısı muhkem / sağlam surlar

gibi dizilmiş Kingan Dağlarıyla çevrili, güneyinde ise Çinlilerin İblis / şeytan 

ülkesi  / Guifang  olarak adlandırdığı  Gobi Çölü bulunur.

Kuzeyi çevreleyen Sibirya Ormanları vahşi doğasıyla düşmanlara karşı korunaklı

bir alan olduğu gibi ok ve yay yapımında kullanılan kompozit malzemeler için

benzersiz bir hammadde kaynağı durumundadır.

İhtişamlı / görkemli dağlardan gelen bereketli / bolluk yaratan akarsular Hun ovasına hayat verir.

Ancak etrafı çevreleyen yüksek dağlar okyanuslardan gelecek nemli havanın

geçemeyeceği kadar yüksektir. Her ne kadar sulak ve bereketli bir coğrafya olsa

da gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı 50 derecenin üzerine çıkabiliyor. Bu

bereketli coğrafyada yaşayabilmek için asimetrik / bakışımsız bir yaşam modeli

geliştirmek  zorunludur. 

Merkezi Hun coğrafyası ormanlara sahip, hem akarsularla beslenen bereketli bir

coğrafya hem de çevresi dağ ve çöllerden oluşan coğrafi setlerle çevrili güvenli

bir alan olması Hun Toplumunun bölgede uzun yıllar var olabilmesini , 

güç / kuvvet merkezi haline gelecek büyük bir devlet kurabilmesini sağlamıştır.

Devletin merkezi, yani Hun Hükümdarının otağı sanıldığı kadarıyla Orhun ve

Tula Irmaklarının kıyısında, iki nehrin arasında bulunuyordu. Bu iki ırmak kuzeye

doğru akarak Selenge Irmağına katılır ve Baykal Gölüne akar.

—-

ÖTÜKEN , Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinin başkenti durumundadır.

Her ne kadar  fiziki sınırları çizilmese hatta Ötüken ismi hem soyut hem somut

anlamıyla  düşünülsede  Ötüken olarak anılan bölgenin neresi olduğuna

dair elimizde belirli canlandırmalar bulunuyor.

Türk yazıtlarında Ötüken ile ilgili geçen ifadelerde rastladığımız üzere ;


—-

*  Atalarım 80 yıl tahtta kalmışlar. Ötüken  yurdu , Ögres  yurdu imiş.

Bu ikisinin arasında, Orhun Irmağında hüküm sürmüşler.

(Taryat  yazıtı , Doğu /3-5)


*  Ötüken ve Ögres  yurdu arasında hüküm sürmüş / egemen olmuş . Suyu

Selenge imiş.

(Şine Usu yazıtı , Kuzey/2)

—-
Anlaşılacağı üzere Ötüken coğrafya isminden çok bir makam adıdır ve kimi

dönemlerde bulunduğu yer değişiklik göstermiştir. Yazıtlarda geçtiği üzere

Orhun Irmağı ile Selenge Irmağı Ötüken olarak anılmıştır ancak bu iki alan

birbirlerinden  yüzlerce kilometre uzaktadır.

Ayrıca Ötüken Dağı’nın da  bulunduğu yeri bilmekteyiz.

Bu dağ en yakınındaki Orhun Irmağından yüzlerce kilometre güney-batıdadır.

—-

Ötüken isminin anlamını inceleyecek olursak ;

“ Buyruk Verilen Makam ” şeklinde bir anlamla karşılaşırız.

Divanü Lugat-it Türk’te :

ÖT kelime kökü Ötüş, yani güzel / zarif / ince  / hikmetli / bilgili söz olarak

türetildiğini görebiliriz.

Örneklendirecek olursak;

ÖTÜK  : Hakana  sunulan dilek / istek .

ÖTÜKÇİ : Hakanın  yardımcısı  / Veziri .

ÖTÜKLÜK :  Hakandan dileği / isteği olan kimse .

anlamlarındadır.

Buradan anlaşılıyor ki ;

ÖTÜKEN :  Hakanın makamı , emir ve buyruklarının ilan edildiği, hükümlerin

verildiği makam anlamına geliyor olmalıdır.

( Ötüken : Yasa sahibi . ) İ.K

————

Bu bölümün devamı ON OĞUZ / HUNLAR  2 de.

————                               

Kaynakça

————

Kıpçaklar, Çev. Doç.Dr . Kürşat Yıldırım, İstanbul, 2009.( Ahincanov, S. M den çeviri ) Detay bilgi için başvurulmalı.

https://www.turktarihim.com/hunlar.html

Sadettin Gömeç, Türk-Hun Tarihi, Berikan Yayınevi, Ankara, 2002, s. 23,205,207 ,220,222,

Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, C. 1, s. 9,10, 27, 73.

( cilt 2, Ankara 1981, s. 314

Ali  Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hun İmparatorluğu, s. 28 – 37, 42 –73,96 – 106 ,115 – 126 ,130 , 150 – 151 ,154 – 156 ,163 – 167 , 427 – 445 ,448 – 459 ,

Ali Ahmetbeyoğlu, Attila’nın Sarayında Bir Romalı Grek Seyyahı Priskos’a Göre Avrupa Hunları, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2014, s. 49-50.

Konuralp Ercilasun,Türk Tarihinde Asya Hunları. Dergah Yayınları, İstanbul, 2019, s. 203.

Elvin  Yıldırım , “Orta Asya’da Erken Dönem Kültürleri ve Türk Kültürü’nün Ortaya Çıkışı”, Dünyanın Oluşumundan Sanayi Devrimine İnsanlığın Serüveni, Ed. A. Taşağıl-A. Kar, İstek Yayınları, İstanbul, 2018, s. 151-158.

Han Shu, Zhonghua Shuju, Beijing, 1997.

İdris Kulaçoğlu , Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan kitaplarından  çalışmalarım.

Bayrak resmi : Hepsiburada.com

———

Bilgileri topladım.

Sadeleştirmeleri yaptım.

Emeği geçenlere teşekürlerimi sunuyorum .

İdris Kulaçoğlu. 16.1.2019 çalışma odam.