TÜRK SAVAŞ GELENEKLERİ

Eski Türkler karakteristik olarak savaşçılık kimliği kazanmışlardır. Yaşayış tarzları, coğrafi  etkenler, töre , kültür ve birikimleri bu kimliği kazanmalarında belirleyici olmuştur.

Bozkır ikliminde yaşayan bir ulus olan Türkler sert iklim koşulları, coğrafi etkenler , Orta Asya’daki diğer boy ve uluslar arasındaki uğraşlar sonucu zorlu bir yaşam sürmüşlerdir.

Bu zor şartlar, Türklerin savaşçı olarak yetişmesine neden olmuş ve tarihte de ORDU – ULUS  olarak tanımlanmaları sonucunu doğurmuştur.

—-                                                     

Kadim / eski  Türklerin konar göçer yaşam şekilleri  dolayısıyla sürekli at üstünde ve askeri talimle / öğretimle – alıştırmalarla  geçen yaşamları , bugün yerleşik düzende yaşayan Türk devletleri ve topluluklarının sahip oldukları toprakların temelini oluşturmuş ve bizleri ünlü  bir mirasın / bırakıtın kalıtçıları   kılmıştır.

Eski Türkler, kalabalık sürülerini yazın ve kışın ayrı otlaklarda bulundurmak, otlakları ve suyu silahla korumak, sahip olunan hayvanların bakımı ve tedavisi için gerekli önlemleri geliştirmek, gerektiğinde var olan otlaklardan birlikte faydalanmak için diğer boylarla anlaşma yapmak ve oluşabilecek anlaşmazlıkların çözümlenmesi  için hakem heyeti seçmek ve sonucunda bölgede meydana gelebilecek  bir gözdağı için bir araya gelerek güçlü bir  BİRLİK kurmak zorundadırlar.

Bunun için yerleşik toplumların göstereceğinden çok daha fazla bir çaba gerektiği açıktır.

İşte bu nedenle Türkler, yalnızca savaşlarda toplanan ve sonrasında dağılan bir ordu yerine, kurumsallaşmış ve her türlü saldırıya karşı her an hazır bulunan bir ordu sistemini benimsemişlerdir.

—-

Türklerde halk ordu, ordu ise halk idi.

—-

Özellikle uzun süren akınlarda, çoğu zaman aileler de askerlerle beraber gitmişlerdir.

Akınlardan sonra yapılan yurtlanma  ve yerleştirmelerde ise doğal olarak askeri sistemin izleri görülmüştür.

Örneğin Çin tarihine göre, Batı Türklüğü’nün temelini oluşturan “ On-ok ” yani On-boy Türkleri böyle askeri bir sistemin sonucunda meydana gelmişlerdir. Böylece Türklerde her birey savaşçı kimliği kazanmış ve askerlik Türk milletinde meslek değil, bünyesinde bulundurması gereken bir özellik olmuştur.

—-

Türklerde savaşa katılmak, cesur olmak ve savaşta düşman askeri öldürmek kutsanmıştır. Bir savaşçının en büyük yardımcısı ve bir anlamda da kendisine hız sağlayarak silah olma özelliğini kazandıran atlarıdır.

Türklerin özünden saydığı  atlar, Türkler tarafından mö. 4000-3500 yılları arasında ehlileştirilmiştir. At üzerinde doğan, atı ile gömülen, Tanrısına at kurban eden Türkler, atı savaş sahasında da kullanarak düşmanlarına karşı hız ve hareket yeteneği kazanmıştır.

At binmede kolaylık sağlayan hem biniciyi hem atı yormayan eyer takımları, yüzyıllar boyunca sürekli değişerek gelişmiş ve yeni koşullara ayak uydurmuştur.

—-

Bozkır Türk halkına, sürekli başarılar sağlayan başlıca konulardan biri de aynı zamanda savaş hazırlığı olan sürekli spor hareketleri idi.

Kadın , erkek ayrımı yapılmadan ata binmek, ok atmak , avcılık  herkesin doğal uğraşlarındandır. At yarışları, cirit, gülle atma, güreş, doğancılık gibi oyunlar bir çeşit savaş hazırlığıdır.

Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar döneminde avcılık yoluyla askeri eğitim verme yöntemi uygulanmıştır.

Avlanma usulü ordu komutanları ve askerler için savaş yöntemi ve sanatını öğrenmede en etkili yol idi.

Avlanma anlayışları ;

Yabani hayvan bir çember içine alınıp kuşatılırdı. Sonra bu çember içine doğru ilerlenmeye başlanırdı. Merkez kuvvet ile iki tarafındaki ek kuvvetler, aralarında belli bir ara  bırakıp birbirleri ile iletişim içinde olarak eş güdümlü olarak hareket ederlerdi.

Savaşta da durum aynıdır. Bu yöntemle Eski Türklerin kötü yaşam koşulları ve kötü hava şartlarında ayakta kalabilme gücü arttırılmakla birlikte, sürekli yer değiştirmeden dolayı karşılaşabilecekleri açlık, susuzluk, hastalıklar gibi olumsuzluklar karşısında direnme güçleri arttırılmıştır.

—-

Türk ordusunun diğer toplumlardan farklı olarak üç yönü saptanmıştır.

Türk ordusu paralı değildir,

Türk ordusu süreklidir,

Türk ordusu temelde süvarilerden / atlı askerlerden kuruludur.

—-

Büyük On – Ok ‘lar  / Hun Devleti ordusu bu anlamda kurumsal bir yapıda yapılanan tarihteki ilk Türk ordusu olarak kayıtlara geçmiştir.

—-

İlk düzenli / ilkeli ve yasaları olan  Türk ordusu, Büyük Hun Devleti hükümdarı Mete Han tarafından 10.000 atlıdan oluşan  askeri birlik  olarak kurulmuştur.

(Tabgaçlar, Göktürkler ve Uygurlarda “ TÜMEN ” adı verilmiştir.) İ.K

Türk tarihi açısından çok önemli bu durum nedeniyle Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihi, Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan mö. 209 yılı olarak kabul edilmiştir.

—-

Komutanların her birinin atkuyruğundan yapılmış birer tuğu vardır.

Tuğ sayısı , şekli ve rütbeye göre değişir Kağanın tuğunun başında altından bir kurt başı vardır.

Birliklerine göre değişen şekillerde flamalar da taşımışlardır. Savaş meydanlarında süvariler, atların renklerine göre, belli kanatlarda yer almışlardır.

( Flama : İki veya üç köşeli, küçük boyutlu bayrak.)

—-

İlk düzenli / ilkeli ordunun Tümen olarak adlandırıldığı bu sistemde ordunun başında ” TÜMENBAŞI ” bulunuyordu.

Tümene bağlı olan 1000 kişiden oluşan birliğe ” BİNBAŞI “,

Binli birliğe bağlı 100 kişiden oluşan birliğe ” YÜZBAŞI ” ,

Her yüzlü birliğe bağlı 10 kişiden oluşan Onlu birliğe ” ONBAŞI ” rütbelerine sahip birer komutan emir komuta sistemi içerisinde kumanda ediyordu.

( Bu yapılanma günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da kullanılmaktadır.)

—-

Onlu sistemde kullanılan komuta zinciri sadece savaş zamanı değil, barış zamanı da devlet işleyişinde kullanılmıştır.

Bu durum aslında budunlar / toplumlar  ve boyların sıkı işbirliğinin göstergesidir. Bu ilişki, Türk devletinin sağlamlığını ve devamlılığını sağlayan başlıca etken olmuştur.

—-

Atlı birliklerden oluşan ilk Türk ordularında atlı araba , kılıç, kalkan, mızrak, balta ,kargı , ok ve yay gibi silahlar kullanılıyordu.

İlk kez Hunların yaptığı ( Mete Han ) “ ıslıklı oklar ” etkili birer savaş aletidir.

Türkler at üzerinde hareketli iken dört yöne ok atabilmekteydiler. Düz ve çengelli ok uçları (temren) kullanmışlar, çok iyi kement atmışlardır.

Türk askerleri oklarını özel kılıflarında korumuşlardır. Sadaklar iki çeşittir. Kapalı olanlarda, oklar kılıfın içine doğru yerleştirilmiştir. Bir de açık cepli kılıflar vardır. Bu ok kılıflarında okların uç kısmı yukarıya doğru yerleştirilmiştir. Ok kılıfı okçunun kemerine takılmıştır. Sağ tarafta bazen de kemere takılarak sırtta taşınmıştır.

(Eski Türklerde ordunun en önemli gereklerinden biri at arabasıdır. Çin kaynaklarına göre atlı araba mö.2000 yıllarında Türkler tarafından kullanılmıştır. )

—-

Ordu, surlar arkasında / kalelerde  korunmasa da çok sayıdaki gözetleme kulelerinden yararlanmışlardır.

—-

Türkler kalabalık ordu yapısına sahip olduğu için yiyecek bulmak  önemli bir konu olmuştur. Türkler zaman ve çevrenin en zor şartları içinde dahi yiyecek ve malzeme bütünleme – tamamlamalarını  yapabilmişlerdir.

Diğer ordular askeri beslemek üzere binlerce hayvan getirmek zorunda kalırken, Türkler yiyecek gereksinimlerini et konservesi ile karşılamışlardır.

Konserve et, Çin’de ve Avrupa’da ortaya çıkmadan en aşağı 500-1000 yıl önce Türklerce bilinmektedir.

—-

Askeri müzik olgusu da Eski Türklerde köklü bir şekilde gelişmiştir.

Büyük Hun Devleti zamanında bilinen ilk askeri müzik topluluğu olan

“ TUĞ  TAKIMI ‘’  oluşturulmuştur.

Hunlar döneminde Tuğ takımları;

1 – Yırağ  / saray, zurna

2 – Borguy  / boru

3 – Tümrük / davul

4 – Küvrük / kös  / büyük davul

5 – Çeng  / zil ‘ den oluşmaktadır .

Tuğ takımlarının başlıca eylemi olan “ Tuğ vurma ”, bir savaş işareti olarak nitelendirilir, savaşa giderken ve savaştan gelinirken çalınırdı.

Kulakları sağır edercesine çalınan davul sesleri, savaş alanlarında bir güç ve gövde gösterisi sergileyerek düşmanın ürkmesine sebep olmuştur.

Tuğ takımları, Göktürk ve Uygurlarda da varlığını sürdürmüştür.

Osmanlılarda ise Merter takımı , bu görevi üstlenmiştir .

Türk Savaş Taktikleri

Yöntemleri

————————–

Türk savaş sistemi keşif / açınlayım – yerinde görüm , yıpratma – yorma savaşları ve baskınlar üzerine kurulmuştur.

—-

Süratin / hızlı hareketin  savaştaki öneminin fakında olan Türk orduları, atın sağladığı sürat / hız  avantajını / üstünlüğünü çok iyi kullanmışlardır.

Atlı birlikler savaş esnasında çok hızlı bir şekilde dağılıp toplanabiliyor, hareket halinde yaptıkları ok atışlarıyla savaşın kaderini belirliyorlardı.

—-

Türk savaş stratejileri / gengüdüm – izlenen yolları  açısından savaş meydanının keşfini  / açınlayımını – yerinde görümünü yapmak  ve düşmandan önce savaş meydanına gelerek önemli noktaları tutmak asla ihmal edilmezdi / boşlanmaz – savsaklanmazdı . Coğrafi koşullar göz önünde bulundurulur, stratejik / askeri önemdeki  noktalar düşmandan önce tutulurdu.

—-

Savaş esnasında Hilal Taktiği / Turan Taktiği  /  Kurt Kapanı olarak adlandırılan yöntem kullanılırdı.

Bu savaş stratejisi / yöntemi – izlenen yolu , Malazgirt Meydan Muharebesi / savaşında , Niğbolu savaşı ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nde başarıyla uygulanarak diğer milletlerin ordularına da ilham / esin kaynağı  olmuştur.

HİLAL  YÖNTEMİ

(Kurt Kapanı-Turan Taktiği)

———————-

Tarihte büyük Türk ordularının tamamında kullanıldığı şekliyle Osmanlı ordusu tarafından da sıklıkla kullanılan bir stratejidir / izlenen yoldur / yöntemdir .

—-

Bu savaş stratejisi / izlenen yolu  iki aşamalı olarak uygulanırdı.

İlk aşamada ” Sahte Ricat / aldatıcı , kaçıyormuş gibi  geri çekilme ” olarak adlandırılan geri çekilme taktiği / yöntemi – yolu uygulanırdı.

Okçu birlikler oklarıyla düşmanın savunmada kalmasını sağlar ve ardından öncü birlikler hücuma / saldırıya  geçerdi.

Öncü birliklerin kısa sürecek olan saldırısının hedefi düşman ordusunun mukavemetini / dayanma kuvvetini  test ederken yormak ve düşmanı pusu kurulacak alana çekmekti.

—-

Kısa süren bu hamlenin ardından öncü birlik süratle geri çekilirdi.

Atlı birlikler sahte kaçış esnasında ok atışlarıyla büyük kayıplar verdirirlerdi. Düşman pusu kurulan alana kadar çekildiğinde emir komuta zinciri kopuyor ve düşman ordusu tamamen düzensiz / kuralsız konuma  gelmiş oluyordu.

—-

Durumu farkeden düşman ordusu için artık çok zorlu bir süreç başlıyordu.

Türk ordusu artık ” İmha / yok etme ” aşamasına geçiyor ve düşmanını alt etmek için birkaç saat yetiyordu.

Coğrafi koşulları çok iyi kullanan Türk ordusu, stratejik / askeri öneme sahip  noktalara kurduğu pusu sayesinde herşeyin bittiğini farkeden düşmanını tamamen imha / yok ediyordu.

—-

Gerçekten de bu yöntemde temel amaç, insan vücuduna girmiş mikropların ilaçlar yardımıyla kuşatılarak yok edilmesi gibi, düşmanın ummadığı bir anda etrafını çevirmek ve onu yok etmekti.

Türk ordusunun düşmanın karşısına önce sadece bir dizi asker olarak çıkması yanıltıcıdır. Çünkü ilk anda alelade bir sıra olarak görünen ordu aslında, merkez ve iki kanat olmak üzere üç temel bölümden oluşmuştur. Burada Eski Türklerin avcılık eğitimi esnasında uyguladıkları yöntemin düşman karşısında hayata geçirildiği görülmektedir.

YARIM  ÇARK

( Bozkır yöntemi )

————————

Bozkır  taktiği olarak da adlandırılan bu askeri yöntemde  düşman ile vücut teması sağlanmıyordu.

Düşman kuvvetlerine ok atım mesafesi / uzaklığı  olan  40-50 metre de konuşlanan atlı birlikler, bir halka şeklinde sürekli hareket halinde oluyordu.

En önde olanlar oklarını attıktan sonra yerini ardından gelenlere bırakıyor ve tekrar döngü başa dönene dek okunu yayına yerleştirirken dinlenme fırsatı buluyordu.

Yarım Çark yöntemini  Hun, Göktürk, Uygur, Gazneli, Karahanlı ve Selçuklu tarafından birçok harpte kullanılmış bir yöntemdir.

KURTCEBE  YÖNTEMİ

—————————

İlk olarak Rus ordularına karşı uygulanan bu strateji / gengüdüm – izlenen yol , düşmanın güçlü ve sayıca üstün olduğu durumlarda uygulanıyordu.

Türk ordusu düşman unsurlarına karşı küçük gruplara dağılarak savaş alanını genişletirdi.

Bu duruma uyum sağlamaya çalışan düşman ordusu alanı genişletmek için yayıldığında pozisyonunu / konumunu – duruşunu  kaybeder ve düzensiz / kuralsız  hale / konuma  gelirdi.

Savaş , geniş bir alanda başladıktan sonra Türk atlıları süratle birleşerek tek bir noktadan saldırıya geçer ve şaşkınlık yaşayan düşmanına karşı egemenliği – üstünlüğü ele geçirirdi.

SAD YÖNTEMİ

( S harfi yöntemi )

——————

SAD harfinden esinlenilerek hazırlanan bu stratejide /  gengüdüm – izlenen yol      atlı birlikler düşmanın kaçış güzergahını / geçilecek yolunu tutmak için SAD harfinin kuyruk bölümüne konuşlanırdı.

Sarma ve saldırı harekatı olarak düzenlenen bu planda ordunun bir bölümü SAD harfinin güneyine, diğer bölümü doğusuna konuşlanırdı.

Büyük Taarruz’da başarıyla uygulanan bu strateji / yöntem , Yunan ordusunun savaşı kaybetmesine neden olan taktik / askeri yöntem  olarak tarihe geçmiştir.

—-

İskit tarzı savaş yöntemi ise;

Düşmanın yiyecek ve içecek gereksinimini sağladığı kaynakları kurutmak ve insan ve hayvanları için kıtlık baş gösterdiğinde düşman üzerine harekete geçmektir.

Türkler düşmanlarının en sıkıntılı zamanlarını kollarlar ve bunu fark ettikleri anda  üzerine gitmişlerdir.

—-

Osmanlı zamanında sefer yapılacak bölgeye çok öncesinden Ahmet Yesevi dervişleri gönderilir ve o bölge her açıdan hazırlanırdı.

Sözü sonu

————

Eski Türklerin  savaşçılık kimliği Tengri’nin kut vermesi , bozkır – konar göçer yaşamları , töre ve kültürleri , zorunlu göçler , bağımsızlık anlayışı ile oluşmuştur. Bu kimlikte en önemli etken  Türklerin ordu – millet anlayışıdır.

Ordu , her zaman için hazırdır .

Çünkü ordu , halktır . Halk , ordudur .

Ülküleri , tüm dünyaya barış ve esenlik sağlama istekleridir .

Türklerin hareketli bir yaşamlarının  olması ve bu ortama  çocukluklarından başlayan uyum ve alışkanlıkları en büyük üstünlükleri olmuştur.

Toprak savunmakla ilgili bir kaygısı bulunmayan Türklerin, buna bağlı olarak bölge savunması gibi hareketsiz  uygulamaları bulunmamaktadır.

Hareketlilik  özelliği ve taktiği bulunmayan düşman birlikleri, Türkler karşısında her zaman ve şartlarda yenilmişlerdir. Bununla birlikte her ne kadar amaç barışın sağlanması da olsa, savaş hayatta kalma aracı olmuştur.

————

Kaynaklar

————

* https://www.turktoyu.com/turk-savas-gelenekleri…

* Aksoy, M. (1998). Türklerde At Kültürü ve Kımız. Türk Dünyası Tarih Dergisi, (142):38-44.

* Baykara, T. (2001). Türk Kültür Tarihine Bakışlar. Ankara:Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

* Çakan, V. (2006). Orhun Uygur Devleti Ordusu’nun Silahlanması ve Eğitimi Üzerine Bir İnceleme. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, (1-2):165-175.

* Çataloluk, O. (2012). Türk’ün Genetik Tarihi. İstanbul:Togan Yayıncılık.

* Erdemir, H.(2002). Yabancı Yazarlara Göre Türklerde Savaş ve Taktik. Türkler Ansiklopedisi, (c.2, s.938-943). Ankara:Yeni Türkiye Yayınları.

* Gömeç, S. (1997). Kök Türk Tarihi. Ankara:Akçağ Yayınları.

* Güney, A. (2002). Türk Siyasal Kültüründe Devlet Anlayışı. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Isparta: Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

* Hudyakov, Y.S. (2002). Eski Türklerde Silah. Türkler Ansiklopedisi, (c.3, s.468-477). Ankara:Yeni Türkiye Yayınları.

* Kafesoğlu, İ. (2011). Türk Milli Kültürü. Ankara:Ötüken Yayıncılık.

* Ögel, B. (2001). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. İstanbul:Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.

* Kaya, E.E. (2012). Türk Ordu Geleneğinde Askeri Müzik Olgusu. İdil Sanat ve Dil Dergisi, 1(3):93-105.

* Roux, J.P. (1997). Türklerin Tarihi. İstanbul:Milliyet Yayınları.

* Şahin, Ş. (2005). Türk Kültüründe At Arabası. Bilig, (32):165-178.

* Şencan, Y.C. (2007). İslamiyet Öncesi Türk Devlet Geleneği. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

* Turgut, G. (2008). Türk Kültürü ve Uluslararası Savaş Hukuku. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

* Yusupcan, Y. (2009). Türk Kültürünün Çin Kültürü Üzerine Etkileri. Turkish Studies, 4(3):2351-2370.

* Serap Cansu KEMAL ( yenidenergenekon.com )

İdris Kulaçoğlu .12.3.2019 çalışma odam .