TÜRKLERDE ÇOCUK ve BÜYÜK OYUNLARI

Oyunlar zeka, beden ve kültür gelişimine etkili olup uğraş ve kendine yeterlilik duygularını verir.

————–

KARAGUNI  / Saklambaçtır.

Saklambaç oyunu gizlenme, pusuya yatma, avını bekleme, sessizlik, düşmanı aldatma ve sabırlı olmayı öğreten bir oyundur.

Bu  oyun bugünde oynanmaktadır. Bu durum kültür devamını göstermektedir.

———–

MÜNÜZ  / Buynuz / Boynuz :

Bu oyun şu şekilde oynanırdı. Çocuklar su kenarında toplanırlar. Bu göllerin kenarında bulunan kumların üzerine otururlar. Bacaklarının arasına kum doldururlar. Bu kumlara elleriyle vurular.

Bu çocuklardan birisi ebe olur.

Ebe başında boynuz olan hayvanların isimlerini sayar.

Ebenin söylediği her hayvan isminden sonra çocuklar tempolu bir şekilde tekrar ederler.

Fakat ebe birdenbire boynuzsuz bir hayvan adı söyleyince bazıları şaşırıp ebenin söylediğini tekrar ederler ki bu durumda ceza alırlardı.

Orda bulunan çocuklar ceza olarak bunları suya atarlardı.

Bu oyunla çocukların dikkatli ve dayanıklı olmaları gerekirdi.

—————

KUZURCUK :

Bu oyun kız çocukları, insan suretinde oyuncaklar yaparak oynamaları şeklindedir.

Günümüzde de devam etmektedir.

Bu durum Türk oyunlarının çok eskilere gittiklerini göstermektedir.

Aile bağlarını güçlendiren bir oyundur.

———-

TEPÜK : 

Bir nevi futbol oyunu idi.

Bedensel gelişim ve uğraş kararlılığını kuvvetlendire bir oyundur .

Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyıl sonlarında yazdığı Divanü Lugatit Türk (DLT),

 taşıdığı dilbilimsel değer dışında, erken devir Türk kültür hayatı ve bu hayatı

biçimlendiren sportif faaliyetlere / etkinliklere  ilişkin verileri bakımından da Türk spor  tarihinin önemli bir kaynak eseridir.

—-
DLT ‘deki oyun ve sporlar arasında bir de “ TEPÜK ” kavramı yer almaktadır.

( DLT : Paylaşılan düşünceler birliği )

DLT ‘ deki tepük cisminin anlatımı ve oyuna ilişkin olarak:

—-
“Kurşun eritilerek iğ ağırşağı şeklinde dökülür, üzerine keçi kılı veya benzeri bir

şey  sarılır, çocuklar bunu teperek oynarlar” şeklindedir.

—-

Görüldüğü gibi, Kaşgarlı, oyun aracı cismi sadece meteryal  teknik açıdan

tanımlamaya çalışmış  ancak  oyunun oynanış biçimi ve kuralları hakkında,

 çocukların oynadığı ve ayakla tepmek esasına dayalı olduğu dışında bilgi

vermemiştir.
—-
TEPÜK  OYUNU , birbirini takip eden, ardışık vuruşlara dayalıdır.

Oyun aracı cismin “ baş ” denilebilecek belirgin bir kısmı vardır ve vuruş

esnasında ayağa bu kısım temas etmektedir / değmektedir.

Vuruş sonrası cisim dikey olarak yükselirken baş kısmı yukarıya, inişte ise

aşağıya  dönüktür. Dolayısıyla, oyun aracı  tepük, uçuş güvenliğini ve dengesini

sağlayıcı  aksamı olan bir cisim görünümü vermektedir.


O halde, tepük, uçuş esnasında baş kısmının yönünü belirleyen, baş kısmından

daha hafif, kuyruk denilebilecek ilave bir aksamla donatılmış olmalıdır.

—-

Le Coq’un 20. yüzyıl başlarında Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği folklor

araştırmalarında Uygurlarda tespit ettiği / saptadığı tepkük oyunu ve oyun aracının,28  tepük ile benzerliği dikkat çekicidir.

—-

DLT’den çok daha önceki yüzyıllara ait Çin kroniklerinde / olay sıralamasında  , çin kültür çevrelerinde  oynanan bir tür ayak topu oyununun ustaları olarak komşuları Proto / Ön – Türk boylar  gösterilmekte ve oyun aracı olarak da, genellikle sekiz parçalı dikilmiş bez ya da deri kılıflara hayvan kılları doldurularak yapılan topların kullanıldığı  vurgulanmaktadır.

—————-
Bilgi notum :

Bu bilgiler şunun için çok önemlidir .

Demek ki ;

Bu gün ‘’ futbol / ayak topu ‘’ adı verilen oyunun İngiliz’lerin 1800

yılların sonlarında bulduklarını söyledikleri ve kendilerine mal ettikleri bilgisinin

doğru olmadığıdır .
Ve o çağlarda Türk insanının , çocuk oyunlarında bile teknik bilgi seviyesinin ne

kadar yüksek olduğu saptamasıdır. Topun yapılışında ki özellikleri ile.

—————-

KÖÇÜRME /

MANGALA

oyunu

—————-

Yere çizilmiş bir takım çizgiler üzerine dizilen taşları göçürme / yiyip bitirme ve yer kapma dolayısıyla öbür tarafın taşlarını bir bir toplayarak kazanılan bir oyundur.

Beş taş veya dokuztaş denilen oyuna benzerdir.

Bugün Saka / Yakut Türk’lerinin çocukları da bizim beş taş dediğimiz oyunu ve topaç dediğimiz oyunları oynamaktadır.

—–

Kaşgarlı Mahmud’un  Divanı Lügatit Türk ‘te  MANGALA  oyununun  tarihçesi şöyle anlatılır ;

—-

Mangala Türk  zeka ve strateji oyunu ile ilgili tarihi araştırmalar oyunun Sakalar / İskitler , On – Ok ‘lar / Hunlar ve Köktürk / Göktürkler döneminde oynandığını göstermektedir.

Günümüzde pek çok Türk halkında unutulan bu oyun, konar – göçer bozkır hayatını son yüzyıllara kadar devam ettiren Kazak, Kırgız, Türkmen ve Altay gibi bazı Türk halkları arasında günümüze kadar gelmiştir.

—-

Karahanlılar, Selçuklular ve  Osmanlıların da Mangala adıyla oyunu devam ettirdiğini görüyoruz. Bunu 16. yüzyıla ait Osmanlı minyatürlerinden de izlemek olasıdır.

—-

* Mangala Türk Zeka ve Strateji Oyunu iki kişi ile oynanır.

* Oyun tahtası üzerinde karşılıklı 6’şar adet olmak üzere 12 küçük kuyu.

* Oyuncunun taşlarını toplayacağı birer büyük hazine bulunmaktadır.

* Mangala Oyunu 48 taş ile oynanır.

* Oyuncular 48 taşı her bir kuyuya 4’er adet olmak üzere dağıtırlar.

* Oyunda her oyuncunun önünde bulunan yan yana 6 küçük kuyu, o oyuncunun bölgesidir.

Karşısında bulunan 6 küçük kuyu rakibinin bölgesidir.

* Oyuncular hazinelerinde en fazla taşı biriktirmeye çalışırlar.

* Oyun sonunda en çok taşı toplayan oyuncu oyun setini kazanmış olur.

Oyuna kura ile başlanır.

Oyunda 4 ana temel kural vardır.

—-

TEMEL KURAL 1

———————-

Kura  sonucunda  başlama hakkı kazanan oyuncu kendi bölgesinde bulunan istediği kuyudan 4 adet taşı alır. Bir adet taşı aldığı kuyuya bırakıp saatin tersi yönünde, yani sağa doğru her bir kuyuya birer adet taş bırakarak elindeki taşlar bitene kadar dağıtır.

Elindeki son taş hazinesine denk gelirse, oyuncu tekrar oynama hakkına sahip olur. Oyuncunun kuyusunda tek taş varsa, sırası geldiğinde bu taşı sağındaki kuyuya taşıyabilir. Hamle sırası rakibine geçer. Her seferinde oyuncunun elinde kalan son taş oyunun kaderini belirler.

TEMEL KURAL 2

——————–

Hamle sırası gelen oyuncu kendi kuyusundan aldığı taşları dağıtırken elinde taş kaldıysa, rakibinin bölgesindeki kuyulara da taş bırakmaya devam eder. Oyuncunun elindeki son taş, rakibinin bölgesinde denk geldiği kuyudaki taşların sayısını çift sayı yaparsa (2, 4, 6, 8 gibi) oyuncu bu kuyuda yer alan tüm taşların sahibi olur ve onları kendi hazinesine koyar. Hamle sırası rakibine geçer.

TEMEL KURAL 3

——————–

Oyuncu taşları dağıtırken elinde kalan son taş, yine kendi bölgesinde yer alan boş bir kuyuya denk gelirse ve eğer boş kuyusunun karşısındaki kuyuda da rakibine ait taş varsa, hem rakibinin kuyusundaki taşları alır, hem de kendi boş kuyusuna bıraktığı taşı alıp hazinesine koyar. Hamle sırası rakibine geçer.

TEMEL  KURAL 4

———————

Oyunculardan herhangi birinin bölgesinde yer alan taşlar bittiğinde oyun seti biter.

Oyunda kendi bölgesinde taşları ilk biten oyuncu, rakibinin bölgesinde bulunan tüm taşları da kazanır. Dolayısıyla, oyunun dinamiği son ana kadar hiç düşmez.

Mangala Oyunu 5 set olarak oynanır.

Oyunu kazanan oyuncu (1) puan, kaybeden (0) puan ve berabere bitiren oyuncular yarım (0,5) puan alır.

——————————–

ALTERNATİF OYUN ŞEKLİ

KALE  KURALI

———————————

1 ve 2. Temel kural “ kale kurallı ” oyunda aynen geçerlidir.

(Taşları dağıtırken hazinelere taş bırakma kuralı hariç)

3. ve 4. Temel kural “ kale kurallı ” oyunda uygulanmaz.

Onun yerine ;

Oyuncu elinde bulunan taşları dağıtırken elindeki son taş, rakibinin bölgesinde denk geldiği kuyudaki taşların sayısını 3 yaparsa o kuyu oyuncu tarafından ele geçirilmiş olur.

Oyuncu ileride rakibi ve kendisi tarafından bu kuyuya koyulacak tüm taşların sahibi olur. Sahibi olduğu taşlar oyuncunun kendi hazinesine koyulur.

Kale kuralının uygulandığı oyunlarda taşları dağıtırken hazinelere taş bırakma kuralı ortadan kalkar.

Kaleyi belirlemek için farklı renkte taşlar kullanılır.

Oyuncular 6 nolu kuyuya kale kuramaz.

Bir sette her oyuncu sadece bir kez kale kurabilir.

Oyunculardan herhangi birinin önünde bulunan kuyularda taş kalmadığı zaman oyun sona erer.

Önünde ki kuyularda taş kalan oyuncu bu taşları kendi hazinesine koyar.

Son olarak hazinelerde bulunan taşlar sayılır. Hazinesinde en fazla taş olan oyuncu oyunu kazanır.

——————————

Merak ettim ve  aldım .

Gerçekten zeka oyunu .

Ailece severek oynuyoruz.

—————-

ÇELİK – ÇOMAK :

Biri uzun diğeri kısa iki sopa ile oynanan oyundur.

—————–

AŞUK / AŞIK :

Bu aşık, bir kemiktir.

Bugünkü çocukların misketlerle oynadığı gibi bir oyundur.

Bu kemiğin 4 yüzeyi vardır. Düz yüzü, sırt yüzü, çukur ve anaç denilen yüzeyleri vardır.

Anaç denilen kısım avuç içini dolduran bir yüzeydir.

Bu oyunda önemli olan bu aşık kemiğinin düz yüzünün yere gelmesidir.

Buna tam yerine oturdu manasında Cuk oturdu denirdi. 

————— 

YALNGU / SALINCAK :

Çocukların çok sevdiği bir oyunda salıncakta sallanmak idi.

Salıncaklarda sadece çocuklar değil baharlarda bayramlarda nevruzlarda genç kızlarda sallanırdı.

( Nevruz : Baharın ilk günü. Gece ile gündüzün eşit olduğu 22. Mart günü . )

———

CEVİZ :

Divanda ceviz oyunundan iki yerden bahsetmesine / konu yapılmasına  rağmen nasıl oynandığı hakkında bilgi verilmemiştir.

Bu oyunda;

Atıç : Çocukların ceviz oynadığı çukur

Eteçlik : Ceviz oynamak için çukur açılmış yer.

—————–

POLO  OYUNU

Günümüzün ingiliz Polo’su ..

TÜRK’ler büyük kavim  göçünden önce Altay’da oynardı.!

İngilizler bilmeli ki, onların sevilen oyunu polo, (at üstünde sopalarla oynanır) Onlar tahta bir top değil de düşmanın deri bir torbaya sarılmış kafasını sürerlerdi. TÜRK’ler eski oyunlarının çoğunu unuttukları gibi, bu oyunlarını da unutmuşlardır.

Kaynak : Ey Dünya İnsanları Hepiniz TÜRKSÜNÜZ.(Gene D. Matlock)

————————

TİMUR   SATRANCI

————————-

 Timur satranç oyununu oynamayı çok seven biriydi.

Ne zaman sinirlense ve gergin olsa bu oyunu oynayarak rahatlardı.

Timur’un satranç  oyununu çok iyi bir şekilde oynadığını bilen çevresi onunla bu oyunu oynamaktan çekinirdi.

Bu nedene bağlı olarak  bir süre sonra Timur’a normal satranç ile oynamak basit geldi  ve büyük satrançla oynamaya başladı.

—-

Timur satranç tahtasının karelerini artırarak, 10 x 11  boyutlarına çıkarır ve oyunun taşlarına iki deve, iki zürafa, iki boğa, iki aslan, iki debbabe / Mancınık , iki öncü, bir vezir, bir gözcü / bakan  ve diğer bazı taşları ekleyerek kendince oyunu geliştirdi

 Örnek olarak ;

——————

* Deve 3 hamle ileri – geri veya yana doğru gittikten sonra bir hamle sağa veya sola yapabilir.

* Mancınık normal piyona biraz benziyor. Sağa, sola, ileri ve geri iki hamle yapabilir.

* Bakan sadece dört tarafına tek hamle yapar.

* Öncüler ise normal satrançtaki filler gibi çapraz gidiyor , tek farkı ilk bir kare atladıktan sonra çapraz hamle yapabiliyor.

—-

İbn Arabşah ‘ın  taş yerleşim  tablosu incelenmelidir .

—————————

TÜRK ATLI OYUNLARI

—————————

GÖKBÖRÜ

ULAK  TARTIŞ

OYUNU

( Ulak = Oğlak )

Eski  Tengri  inanışında bir dini tören olan gökbörü oyunu, zamanla spor biçimini almıştır. Orta Asya Türklerinin düğünlerde ve eğlencelerde oynadığı geleneksel atlı sporlarından biri olan gökbörü, bölgesel deyişlere göre gökböri, kökperi, kokkeri, oğlak , Ulak Tartış  oyunu olarak adlandırılmıştır.

Türk boylarında küçük farklılıklarla oynanmasına rağmen özde aynıdır. Eski Türkler tarafından milli spor olarak kabul edilen bu oyun, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde son yıllara kadar “ ÖDÜL  KAPMACA ” adıyla oynanmakta idi. Tek fark oğlak yerine, pösteki /  koyun veya keçi postu kullanılmasıydı.

Kazakistan’ın Seyhun bölgesinde ve bu bölgenin kuzey tarafındaki bozkırlarda gökbörü oyunu günümüzde de tüm canlılığıyla devam etmektedir. Türkistan’ın da en önemli atlı sporlarındandır. Özbekler ve Kırgızlar tarafından da günümüzde oynanmaktadır.

Gökbörü oyununun özü at salıp koşarak oğlağı kapmaktır.

Oyun alanı, çizilen geniş daire ile belirlenir.

Buna “ HALKAL  / adalet çemberi ” denir.

Oyundaki oğlağın başı ve ayakları kesilerek içine saman doldurduktan sonra karnından dikilir. Doldurulmuş oğlak, oyun alanının ortasına bırakılır.

Biniciler aynı uzaklıktan atlarını “ ŞİKAR / AV  ” denilen oğlağa doğru koştururlar. Dörtnala atlarını koştururken eğerden kayarak oğlağı yerden kapmaya çalışırlar. Oğlağı yerden kapan, onu eğerinin üzerine yerleştirir ve bir ayağı ile kıstırarak sıkıca tutar. Sol elinde dizgin, sağ elinde kamçı olduğu halde dörtnala kaçar.

Diğer atlılar oğlağı atlının elinden almak için takip ederler. Atlı sınırlandırılmış alanın çevresinde, şikar / av ile bir tur atabilirse bir sayı kazanmış olur ve  şikarı / avı yere bırakır.

Bu defa bir başka oyuncu alarak kaçırır. Oyun böylece  sürüp gider. Diğer biniciler, av  elinde olan biniciye yetiştiklerinde her yönden çevresini sararlar. Herkes  avı  ele geçirmek için çaba gösterir. Ellerinin serbest kalması için kamçılarını dişlerinin arasına sıkıştırırlar. Avı ele geçirmek için herkes çeker, iter çok çetin bir boğuşma olur. Bazen atlar yuvarlanır, binicisinin öldüğü bile olur. Biniciler birbirlerini attan düşürebilirler.

—-

Grup oyunlarında, bir grup binicisi oğlağı kapıp kaçarken aynı grubun binicileri, onu savunur ve dizleri arasında av bulunan arkadaşlarına rahat hareket etme olanağı sağlarlar.

Oyun için belirlenen uzaklığı, oğlak ile aşan ya da alan çevresinde dolaşıp turu tamamlayarak en çok sayıyı toplayan binici veya grup, oyunun galibi sayılır. Oyunun süresi katılan binici sayısına göre belirlenir.

Gökbörüde  ortaya ödül ya da ödüller konulur.

Uygurlarda oyunu kazanan atlı ya da atlılar, oyunda kullanılan oğlağı , köyün ya da kentin en zengin ve saygın kişinin bahçesine atarak  armağan  beklerlerdi. Oyun sonrası bir şölen verilir ve parçalanmış olmasına rağmen oyunda kullanılan oğlak da kızartılarak diğer kesilen hayvanların etleri ile birlikte konuk oyunculara dağıtılır.

—-

Gökbörü oyununun bazı bölgelerde, günümüzdeki engelli at yarışlarına benzer şekilde oynandığı da görülmektedir. Ancak bu engelli gökbörü oyunu günümüz engelli at yarışları ile karşılaştırılamayacak kadar zor koşullar taşımaktadır. Gökbörü oyununda atın hızından çok, binicinin kuvvet ve becerisi önemlidir.

—-

Gökbörü oyununa yoksul ya da zengin herkes katılabilirdi. Farklı renkte elbise ya da başlık giydirilen yarışmacıların içinde, bir birine düşman olan yarışmacıların olmamasına da dikkat edilerek seçim yapılırdı.

———–

KIZBÖRÜ

———–

Gökbörü oyununun evlenme törenlerinde yapılan türüne, kolbörü  / kızbörü adı verilirdi. Bu oyunda da kesilmiş oğlak, gelin tarafından kaçırılır, damat ve diğer delikanlılar onu kovalar ve gelin oğlağı kaptırmamaya çalışırdı. Bu oyun çoğu kez gelinin iyi bir binici, iyi savunucu ve güçlü bir yapıya sahip olduğunu kanıtlamak amacıyla düzenlenirdi.

——–

BEYGE 

——–

Beyge oyunu, kasaba ve köylerdeki evlenme çağına gelen genç kızlar için evlenmeye talip / istekli  olanlar arasından seçim yapmak üzere oynanan bir oyundur.

Bütün isteklilere , yapılacak yarışmanın gün, saat ve yeri bildirilir. İstekliler , isterse kızı sevip de herhangi bir nedenle istek  olmaya cesaret edemeyen gençler de atlarına binerek bu yere toplanırlar.

—-

Kız, en iyi ve süratli koşan ata bindirilir. Verilen işaretle kız atını dörtnala sürer, gençler de onu kovalamaya başlarlar. Kızı eş olarak almak isteyen gençler arasında başlayan yarış, onu yakalayıp atın terkisine alarak halkın toplandığı yere getirmesiyle sona erer.

—-

Kızın istemediği gençlerden biri kızı terkisine almak için yaklaştığında kız elindeki kamçıyla o gence vurarak kendisinden uzaklaştırır.

Kızın istediği genç yaklaşmış ise durum değişir.

Karşı koymalar ve kamçı darbeleri daha az ve daha yavaş ancak diğerlerinin dikkatini çekmeden yapılır. Bu durumu anlayan genç, kamçı darbelerine aldırmadan ona yaklaşır ve onu kucaklayarak atının terkisine alır. Sonuçta birbirine kavuşan gençlerin derhal nikâhları kıyılır.

—-

Eski Türkler, kadına büyük önem vermişler, onların da erkekler gibi, sosyal özgürlükten yararlanmalarını ve her türlü etkinliğe katılmalarını istemişlerdir. Bunun sonucu olarak kadınlar da erkekler gibi ata binmiş, ava gitmiş, güreş tutmuş , beyge ve kızbörü oynamışlardır.

———————

ÇÖĞEN-ÇEVGEN

———————

Batılıların , Türklerden aldığı ve adına POLO denilen oyundur.

Türklerden Hindistan’a gelmiş ve Babür’lüler ile pekişmiştir.

Çinlilerin   Çevgen ile tanışmaları  Türk  Tang  hanedanı  ile olmuştur.

Batılı tarihçilerin belirttiği gibi mö.6 tıncı yy dan başlayarak iyi bir POLO oyuncusu olan Türkler / Kırgızlar – Kazaklar – Özbekler – Türkmenler – Karahanlılar – Gazneliler , Ak koyunlular ve Kara koyunlular – Memlükler – Selçuklar ve Osmanlılarda oynadıkları biliniyor .

Gence’li Nizami ( 1126 / 1200 ) bir Çevgen oyununda Türk kadınlarının erkelerle beraber ve onları zorlayacak şekilde oynadıkları anlatır .

—-

Çöğen çevgen Türklerin Orta Asya’da icad ettiği / ortaya çıkarttığı , atla oynanan milli  bir oyundur. “ çevgen ” in sözlükteki karşılığı “ ucu eğri değnek ” tir. Kaşgarlı Mahmut Divanü Lü-gati’t -Türk adlı eserinde Türklerin bu oyuna ÇÖĞEN dediklerini yazmıştır. Çöğen oyununa bazı yörelerde çevgan, tubuk, tuy, bandal ya da çukanyon da denilirdi.

—-

“Ol anıng birle çöğen urdı ümleşü: O, onunla şalvarını ortaya koyarak çevgen oynadı.”

 “Ol mening birle topık kapıştı: O, benimle çevgen oyununda top kapıştı”

 “Tanguk: Çevgen oyununda, gerilen ipten topu geçirebilen adama verilen ipek kumaş parçası.”

 ” Bandal: Ağaçtan, omuz başı şeklinde çıkarılan parça. Bunu çocuklar alırlar, geceleyin közünü birbirlerine vururlar atarlar.

Buna “ OT  BANDAL ” denir. Çevgen oyununda oynanır.”

Divan’da çevgen oyundan başka, ucu eğri değnek, baston anlamlarında da kullanılmaktadır:

“Ol manga çöğen eğişti: O bana çevgen eğmekte yardım etti.”

 “Ol çöğen egtürdi: O, çevgen eğdirdi.”  diye anlatılır.

—-

Bu oyun geniş ve düz bir alanda (yaklaşık futbol sahasının iki katı) en az dört ve en fazla on kişilik takımlar hâlinde, 1,5 metre civarında çevgen ağacı ile takımların kalelerine karşılıklı top atma şeklinde oynanırdı ve en çok gol atanın galip gelmesi, oyunu idare eden hakemin de at üstünde olması, oyunun 15 dakikalık ve daha fazla sürelerle 3 veya 5 devreli oluşu, oyunda mutlaka davul ve  zurnanın olması gibi özellikleriyle bilinmektedir.

—-

Oyun alanını belirlemek için alan kenarlarına çekilen çizgiye ve kale taşları arasına gelen ipe “ TASIL ” adı verilirdi.

Sahanın ortasına, söğüt ya da akça ağaçtan yapılmış, ayva büyüklüğünde üzeri deri ile kaplı bir top konur, bu topa da “ GUY ” adı verilirdi.

—-

Bu oyun at üzerinde oynandığı için at ile binicisi arasında büyük bir uyum olması gerekmekteydi. Çöğen için hazırlanan atlarda, bazı nitelikler aranır ve bunlara özel eğitim yöntemleri uygulanırdı. Atın topa doğru sıçraması, süratle giderken kısa dönüşler yapabilmesi, ani durması ve çabuk hareketlerle rakibini geçebilmesi, binicinin isteklerini çabuk kavraması ve gürültüden ürkmemesi gerekirdi.

Çöğen oyunu için atın biraz tıknaz ve yere yakın olanı seçilirdi. Ayrıca bedeni geniş, göğsü iyi gelişmiş, boynu adaleli, sırtı kısa, beli geniş, bacakları sağlam, güven dolu ve çabuk hareketler yapabilme nitelikleri aranırdı. Bu becerileri ata kazandırabilmek için de mükemmel bir eğitim uygulanırdı.

—-

Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig / Mutluluk bilgisi  adlı eserinde, elçilerin bilmesi zorunlu kılınan heyet (astronomi), hendese (geometri), tıp, yabancı diller ve satranç ile birlikte çöğen oyununda da hüner sahibi olmaları gerektiği belirtiliyor.

——

CİRİT

——

Cirit takımlar halinde at üzerinde oynanan eski bir savaş oyunudur.

Bugün Anadolu’nun birçok yerinde oynanan atlı cirit oyunu, eski Türklerin çok sevdiği bir binicilik oyunuydu.

Cesaret, algılama sürati, refleks ve denge gibi özellikleri bünyesinde barındıran bu oyun iyi bir binicilik ve ata hakim / egemen olmayı gerektirirdi.

Türkler, barış zamanlarında at ve askerlerini zinde / sağlıklı  ve kuvvetli tutabilmek için atlı cirit sporunu tesis etmiş / oluşturmuş böylece insanları ruh ve bedenen eğiterek yarınlara hazırlamışlardır.

Günümüzde cirit oyununda iki takım bulunur.

Bu takımlar 70 ile 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak alanın en gerisinde 6’şar, 8’er veya 12’şer kişi olarak dizilirler.

Ciritçiler bölgesel giyimleriyle atlarına biner.

Sağ ellerine atacakları ilk ciriti, diğer ellerine de yedek ve yetecek miktarda cirit alırlar.

İki tarafın birinden bir atlı öne fırlar, karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşır. Karşı tarafın oyuncularından birisinin adını seslenerek meydana davet eder. Sağ elindeki ciriti ona doğru savurur, sonra geri döner, atını kendi dizisine doğru mahmuzlar. Karşı tarafın davet edilen oyuncusu hızla onu takip eder, elindeki ciriti geri dönüp kaçan karşı taraf elemanına fırlatır. Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir ciritçi onu karşılar. İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışır. Bu defa rakibi onu kovalar ve ciritini atar. Oyun böylece sürer. Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır. Eğer ciritçi attığı çavganı rakibine değilde ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder.

———–

Benim çocukluğumda oynadığımız oyunlar ise ;

* 7 Taş :

5 cm lik  düz taşların 7 tanesi üst üste dizilir. Kabul edilen bir uzaklıktan küçük topla devirmeye çalışılır. Deviren takım kabul edilen çizginin üzerinde dururlar. Kaybeden takımdan biri taşları yayar ve çizgidekileri top atışı ile vurup , oyun dışı yapmaya çalışırken kaçan topları arkadaki arkadaşları hemen vurucuya atarlar. Bu sırada çizgideki takımın görevi 7 taşı üst üste dizmeye çalışmaktır.

—-

* 9 Taş :

Bir şekli ; 7 Taş oyununun 9 taş ile oynana şeklidir.

Bir başka şeklide :

İki farklı renkli taşlardan oluşan 9 taş oyunu, eğlenceli olmasının yanında zeka unsurlarını barındıran oyunlar içerisinde yer almaktadır.

İç içe 3 kare ve  kenarların ortasından en içteki kareye doğru çizgiler çizilir.

Köşeler ve kesişme noktaları oyunun alanıdır.

Her oyuncu tahta üzerine bir taş koymaya başlar. Böylece her oyuncu sırasıyla taşlarını dizmeye başlarken 3 tane aynı renkte taşı yan yana getirmeye çalışır. Eğer bu taşlar yan yana getirilirse o zaman rakibin bir taşını dışarı atma şansı elde edilir. Bütün taşlar tahtaya dizildikten sonra, kaydırma suretiyle oyun devam eder. Yine yan yana üç taş dizilimi yapılmaya çalışılır.

—-

Misket oyunları  :

Kafa – karış : Hem misket ile hem de taş ile oynanırdı.

Kaptan / çukur : 1.5 m / 1.5 m lik karenin köşelerine ve tam ortasına küçük çukurlar açılır. 5 çukura misketini sokan oyunu kazanır.

Günümüzde ‘’ Baş  oyunu ‘’ : Misketler bir çizgiye dizilir. Bir tarafı BAŞ olarak seçilir.5 m uzaktan misket ile Baş  veya en yakınına vurmaya uğraşılır. Baş ‘a vuran tüm misketleri alır. Baş’a yakın vurulduğunda , vurulan misket ile sonrasındakiler kazanılır.

—-

Topaç  :

Yerde dönen topaçı , topaç ile vurmaya çalışmaktır. Vuran Topaç , vurduktan sonra  dönmelidir.

—-

Çember :

Telden bir çember yapılır ve  çembere uygun hale getirilmiş tel ile itilerek gezdirilir.

—-

Yağ  satarım , bal satarım :

Çocuklar daire şeklinde çömelirler. Ebe , dairenin dışından  çocukların etrafında koşarak dönerken elindeki bezi bir arkadaşının arkasına bırakır ve dönmeye devam eder . Arkadaşı anlamamışsa bezi alır ve arkadaşının sırtına vurmaya başlar . Vura vura boş yere kadar gelirler . Vurulan ebe olur. Eğer bezi anlarsa , bezi alır ve ebeyi kovalar .

—-

Yakalamaca / Kurtarmaca :

Bir evin kapısı kale yapılır. Önüne çizgi çizilir. 2 takıma ayrılırlar. Kura ile bir takım yakalayan olur. Önemli olan rakip takımın tamamını yakalayıp , kaleye koymaktır. Yakalanan arkadaşını veya arkadaşlarını  kurtarmak için eline / ellerine değmek gerekir. Oyun böyle sürer.

—-

Dama oyunu :

Dama, iki kişinin karşı karşıya oynadığı bir masa oyunudur. 64 kareden oluşan 8×8, 10×10 ya da 12×12’lik dama tahtaları üzerinde oynanır.

İlk sıra boş bırakılır. 2 ve 3 üncü sıraya 16 taş dizilir . Rakip de kendi önündeki ilk sırayı boş bırakarak 7 ve 6 ıncı sıralara taşlarını dizer.

Komşu kareler boş ise sağa, sola ve ileri hareket edebilir fakat geri gidemez. Bütün taşların amacı en ileri sıradaki boş bırakılan kareye ulaşıp “dama” olmaktır. Dama olarak güçlenen taş geri hareket  yeteneği kazanır, ayrıca karşı tarafın bir veya birkaç taşını almak şartıyla birden fazla karede L şeklinde hareket edebilir.

Satrancın aksine bütün taşlar aynı biçimde hareket eder.

Türk damasında amaç karşı tarafın taşlarını tüketip oyunu kazanmaktır. Her iki oyuncununda bir hamle hakkı vardır. Bir taraf hamlesini yaptıktan sonra sıra karşı tarafa geçer. Oyun sonunda her iki tarafın da bir taşı kalmışsa (taşlardan biri dama olsa bile), oyun beraberlikle sonuçlanır ve bu durum “gayyım” olarak adlandırılır.

1889 yılında Kitapçı Harekil Efendi iki dama küçük kitapçığı   yayımlamıştır. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde bulunan bu eserde dönemin ünlü damacılarının oyunlarına yer verilmiştir.

Eserde; Ethem Bey, Derviş Hampar, Nadir Molla, Halil Paşa, Şakir Baba ve İbrahim Bey’in ünlü oyunları anlatılmaktadır.

Sultan Abdülaziz bir dama meraklısı olduğu için o dönem Türk daması için görkemli bir dönem olarak anılmaktadır.

—-

Çivi  oyunu :  

Herkesin eve kapandığı, bu nedenle kalabalık oyunlar için yeterince oyuncu bulunamayan kış günlerinin favorilerinden olan bir yetenek oyunudur.

İki kişi arasında ıslak ancak donmamış ve çamura dönüşmemiş yumuşak bir zeminde 2 büyük çivi ile oynanır. Oyunun amacı rakibinin çivisini, etrafını çembere alarak hapsetmektir.

Oyuna kimin başlayacağını (sıralamayı) saptamak için çivi ile yere orta uzunlukta bir çizgi çizilir. Her iki oyuncu da çivisini bıçak gibi yere atarak çizgiye en yakın konumda yere saplamaya çalışır. Çizgiye en yakın saplayan kişi oyuna önce başlar.

Sıralama oyununu kaybeden kişi çivisini dik şekilde yere eliyle (atmadan) saplar ve bırakır. Diğer oyuncu çivisini yere “atarak” yerdeki çiviye yakın bir yere saplar. Daha sonra çivisini sökerek tekrar atar ve iki nokta arasını dik bir çizgiyle birleştirir.

Bu şekilde tekrar tekrar yere atarak (saplayarak) rakibin çivisi etrafında dar, spiral labirentler oluşturmaya çalışır. Çivi yere saplanmadığı ya da çizgiler kesiştiği zaman sıra diğer oyuncuya geçer. Çizgilerin kesişeceği anlaşıldığında oyun alanına zarar vermemek için hatalı çizgi (son çizgi) yere çizilmez.

Sıra kendisine geçen oyuncu hapsedildiği konumdan kurtulmaya çalışır. Dar labirentlerden çizgilerini birleştirerek çıkmayı başardığında rakip oyuncunun son deliği etrafında yeni bir labirent örmeye çalışır. Oyun bu şekilde taraflardan biri kımıldayamaz hale gelene (pes edene) kadar devam eder.

Çivi oyununun passız, temiz bir çivi ile oynanması gerekir. Yaralanma riskine karşı küçük çocuklar tarafından oynanmaması ve çivi yere atılırken elden kaçmaması için çok dikkatli olunması gerekir. Sırası geçen oyuncu ve izleyiciler, çivi atan oyuncudan uzakta durmalıdır.

—-

Futbol :

2 taş ile kale yapılır. Önceden belirlenen gol sayısına erişen takım oyunu kazanır.

Bir yer kale seçilir. Yandan yapılan ortalara kafa ile gol atmaya uğraşılır.

10 m / 5 m lik alan çizilir . Alan tam ortasından 2 ye ayrılır. 2 kişilik takımlara ayrılınılır. Top yere düşmeden paslaşılabilir ve diğer takımın bölgesine atılır. Topun  yere 1 kez değmelidir.

—-

Voleybol :

Karşılıklı 2 evin kapısına ip gerilir .  El ile oynanır. 3 pasa izin vardır.

—-

Sek sek oyunu :

Yere 50 cm karelik bir + bir + iki + bir + iki  kutu çizilir.

5 cm karelik düz taş alınır. Oyuna başlayan ilk kutunun önüne gelir arkasını döner ve ilk kutuya taşını atmaya çalışır. Atabilirse tek ayakla zıplayarak ve taşı iteleyerek  tek kutulara getirmeye çabalar . geri dönüp ilk oyunu bitirirse tekrar arkasını döner ve bu sefer 2 inci kutuya taşı atmaya çalışır . Atabilirse oyuna devam eder . Böylece tek kutular bittiğinde ilk kutuyu sahiplenir. 2 inci turu başarabilirse 2 inci kutuyu sahiplenir. Rakip için oyunu zorlaştırır.

—-

Tombala , Uzun eşek , birdir bir , kızma birader , hepsini al , domino , Tabu / sözcük anlatma , Scrabble / sözcük yazmaca  , Jenga / aralardan tahta çekme  gibi oyunlarda vardır.

—-

Yumurta vurma oyunu ;

Bu oyunda kazanan taraf, yenilen  tarafın istediklerini yerine getirmesini ister.

———–

KAYNAK  

———–

DİVANÜ LÜGATİ’T TÜRK

Ey Dünya İnsanları Hepiniz TÜRKSÜNÜZ.(Gene D. Matlock)

Türklerde Spor Tarihi, (Tuncer KURT, Mahmut KILIÇ, Muhammet Nuri KILIÇ, Fatih ÖZBAYRAKTAR)

Doç.dr. Mehmet Türkmen . Türk dünyası araştırmaları 2009.

sayı 183 . sayfa 479 – 491 .

http://www.avrasyasporbirligi.com

tdba.net  ( Türk sporu bilgi arşivi )

Bilimdili.com

tr.wikipedia.org

yasev.com

milliyet.com.tr

İdris Kulaçoğlu . 29.1.2013 pazartesi . saat : 23:38 çalışma odam.