TÜRKLERDE SANAT

Tarihi mö 30 binlere kadar uzanan Orta Asya,  çeşitli kültürleri bünyesinde barındırmıştır.

Mağara duvarlarına , taşlara çizilmiş resim ve yazılar sonrası bu bölgede yer alan en önemli kültürler:

1.Anav Kültürü  / Batı Türkistan bölgesi

2. Afanesyevo  / Sayan Dağları’nın kuzeybatısı

3. Andronova Kültürü  / Altaylardan Ural Dağları’na kadar uzanan bölge

4. Karasuk Kültürü  / Karasuk Nehri civarı

5. Tagar Kültürü  / Abakan bölgesidir.

—-

Bu kültür bölgelerinde topraktan ve madenlerden yapılmış süs eşyalarına, nakışlarla bezenmiş seramik parçalarına, tuğladan yapılmış evlere, çeşitli dokumalara ve yazıtlara rastlanması gelişmiş bir kültürü göstermektedir.

—-

Orta Asya Türk kültürünün temeli, İlk Türk Devletleri’nin konar – göçer yaşam biçimine göre şekillenmiştir.

On – Ok / Hunlar ve Köktürklerde taşınabilir sanat eserleri ortaya çıkarken, Uygurlarda ise yerleşik hayata geçmelerinden dolayı farklı eser tipleri ortaya çıkmıştır.

—————

Türklerde

Çadır Sanatı 

—————

Yerleşik ev kültüründen bilgisi olan Türkler yaşam şekilleri gereği çadırda yaşamayı  seçmişlerdir. Bu durum çadır sanatının gelişmesine etki etmiştir.

YURT adı verilen çadırlar keçeden yapılmaktaydı. Çadırlar alçak kubbeli olup iç çatısı ağaç iskeletlidir. Tepelerinde havalandırmayı sağlayan bir delik bulunmaktadır.

Türklerdeki çadır geleneği daha sonraki dönemlerde anıt mezar ve dini mimari üzerinde de etkisini göstermiştir.

Özellikle Türklerin ölü gömme merasimi denilen YUĞ törenlerinde çadırın kullanılması ölülerin mezarı üzerine kerpiç , ağaç ve taştan kulübe yapılmasını doğurarak KURGAN ların  ortaya çıkmasına sebep olmuş, bu durum daha sonraki dönemlerde anıt mezar mimarisini ve süsleme sanatını da etkilemiştir.

On – Ok / Hun Türklerinde kumaş, keçe ve çadır üzerine aplike tekniği ile yapılmış süslemeler görülür. Süslemelerde konu olarak kaplanla dağ keçisinin grofonla geyiğin savaşımları betimlenmiştir.

( APLİKE : Düz veya desenli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş durumu .

GRAPON  kağıdı : Renk renk süsleme kağıtlarıdır.  )

————

KURGAN

————

Kurgan, Orta Asya’daki eski Türk mezarlarına verilen addır.

Genelde devlet yöneticisi olanlar için yapılmıştır. Kurganlar tahtalarla, bazen de taşlarla çevrili mezar odalarının üstüne bir metre ile yedi metre arasında toprak yığılmasıyla oluşturulur.

Kurganlarda asıl mezar odası bazen dikdörtgen, bazen kare veya oval olabiliyordu.

Ölü bedenin  bulunduğu yere bazen doğrudan ulaşılabiliyor bazen de bu oda altta yer alıyordu. Döşemesi ağaç kütükleri ve kalastan yapılıyordu. Ölü bedenlerin başı doğuya çevrilmiş olur ve eşyaları ile birlikte kurganlara  gömülürdü.

Kurganın farklı bölgelerinde at kalıntılarına  da rastlanmıştır.

—-

Bugüne değin, bulunan en önemli kurgan Kazakistan’daki ESİK  Kurganı’dır.

Esik Kurganı’nda bulunan altın elbiseli adamdan daha önemlisi yarısı kırık bir kabın üzerindeki yirmi altı harflik iki satır yazıdır. Bu yazı bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı olarak kabul edilen Yenisey ve Orhun Anıtları’ndaki yazılardan yaklaşık bin yıl daha eskidir. Böylece ilk Türk yazısının tarihi milattan önce beşinci yüzyıl olarak kesinleşmiştir.

—————————

Anıt Mezar Geleneği

ve   Mimari

—————————

Anıt mezar geleneği, Köktürklerde daha da gelişerek devam etmiştir. Orhun Irmağı kıyılarında bulunan Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan Anıtları önemli örneklerdir.

Anıt mezarlar dikdörtgen bir alan içinde, tören yolu ve bu yol üzerinde ölen kişinin yaptıklarından ve devletin durumundan konu eden  anıtlar, çeşitli heykeller ve sunaktan oluşur.

—-

Uygurlar Döneminde ( ki bu 2. Uygur dönemidir  745 / 840 ) anıt mezar anlayışı  biraz daha şekillenerek kubbeli sisteme geçilmiştir.

Uygurlar “ STUBA ” denilen kubbeli tapınaklarda duvar ile kubbe arasındaki bağlantıyı sağlamak için üçgenler kullanmışlardır.

Daha sonra Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde kullanılan bu üçgenler

“ TÜRK  ÜÇGENİ  ” olarak adlandırılmıştır.

—-

Uygurlar, mimarinin ilk örneklerini vermişlerdir. Düzenli kentler bu dönemde görülür. Kentler savaşlar nedeniyle surlarla çevrilidir.

Evler, saraylar, dinin etkisiyle yapılan manastır ve tapınaklar Uygur kent mimarisinin önemli  ögeleridir.

—-

Karahanlılar  döneminde ( 840 / 1042 ) , Türk-İslam sanatının temelleri atılmış ve bu dönemin mimari eserleri sonraki döneme örnek olmuştur.

—-

Gazneliler döneminde (  963 / 1186 ) Hint ve İslam sanatları kaynaşmış, bu dönemde gelişen Türk sanatı Selçuklularda ve Hindistan’da ( Babürler ve sonrasında  )gelişecek olan Müslüman Türk sanatını etkilemiştir.

—-

İran ve çevresine egemen olan Büyük Selçuklular (  1040 / 1157 ) ; Abbasi, Sasani ve Karahanlı sanat ve mimari geleneklerini geliştirerek yeni sentezlere ulaşmış ve Türkiye Selçuklu sanatına kaynak oluşturmuşlardır. 

—-

Anadolu’da kurulan devletler ise yeni yapı teknikleri ortaya koymaktan çok birikimlerini kullanarak yaşadıkları bölgenin yapı malzemeleri ve mimari özelliklerinden yararlanarak yeni eserler yapmışlardır.

İlk Türk beylikleri tarafından yapılan eserlerde tuğla tekniği yerine kesme taşlar kullanılmıştır. 

Yüzeyler renkli taşlar, kemerler ve halat motifi figürler ile daha da zenginleştirilmiştir.

Süslemelerde bitki ve hayvan motifleri kullanılmıştır.

Bu süreçte birçok yeni eser inşa edilirken mimaride revak, eyvan, portal vb. yeni ögeler görülmüştür.

—-

( Revak : Yapının ön yüzünde bir kemer dizisi ile dışa açılan üstü örtülü uzunlamasına yer.

Eyvan : Üç tarafı ve üstü kapalı, bir tarafı avluya ya da diğer bir yere açılan bölüm.

Portal : Ana kapı, taç kapı.

Kemer : İki sütun veya ayağı birbirine bağlayan mimari öge.

Avlu : Bir yapının veya yapı grubunun ortasında kalan üstü açık, duvarla çevrili alan. ) İ.Kulaçoğlu.

—- 

Saltuklulardan (  1071 / 1202 ) kalan Kale Mescidi ve Tepsi Minare  / Erzurum  ile Mengüceklilerden (  1072 – 1080 / 1228 ) kalan Divriği Ulu Camii / Sivas  ilk Beylikler dönemine ait önemli eserlerdendir.

—-

Büyük Selçuklular, Karahanlı ve Gaznelilere göre daha büyük çapta camiler yaparak “ EYVANLI TİP / Sundurmalı – büyük salonlu  ” cami şemasını geliştirmişlerdir.

Ortaya çıkan bu klasik cami planı, daha sonraki dönemlerde de cami mimarisine temel olmuştur. Büyük Selçukluların  İran’da yaptıkları ve “ Mescidi Cuma ” olarak adlandırılan bu camiler kubbenin önem kazandığı ve planın kubbeye göre tasarlandığı ilk camilerdir.

Türkiye / Anadolu  Selçuklu ( 1075 / 1308 ) camileri de Büyük Selçuklularda olduğu gibi çok sütunludur. Ayrıca bu dönemde Gazneliler zamanında ilk defa inşa edilen ahşap direkli camiler ve küçük mescitler de görülmektedir.

—- 

Mimar Sinan’la birlikte inşa edilen camilerde merkezi plan geliştirilerek alanın üzeri tek bir kubbeyle örtülmüş ve başlangıçtan beri amaçlanan geniş mekan / yer oluşturma çabaları başarıya ulaşmıştır.

Mimar Sinan (  1490 / 1588 ) eserlerini inşa ederken o dönem teknolojisinin yanı sıra, matematik, statik, fizik vb. bilimlerden de yararlanmış ve yetiştirmiş olduğu öğrencileriyle kendinden sonraki dönemde de etkisini sürdürmüştür. 

—-

Osmanlı  ( 1299 / 1922 ) minareleri önceki dönemlere göre daha ince ve süslü olup estetik bir görünüme sahiptir. Camilerde sayıları altıyı bulan minareler yapılmıştır. Farklı bölümlerden oluşan minarenin taş veya tuğladan olan gövdesi genellikle çokgendir. Bu gövdeler burmalı ve yivli yapılı olup kabartmalar ve motiflerle süslüdür.

Selçuklu ve Osmanlı da  Kervansaraylar , medreseler / okullar , Şifahaneler / sağlık evleri gibi eserler ortaya konmuştur.

—-

On – Ok / Hunlar ve Kök Türklerce bilinen kerpiç ve tuğladan yapılmış toprak damlı ev  mimarisi  Uygurlarda gelişme göstermiştir. Bu evler yarım metre yüksek bir tuğla duvar üzerine inşa edilir, genellikle tek katlı avlulu, dikdörtgen planlı olup evlerin pencereleri ilk zamanlar yuvarlak ve kemerlidir. Çatıları ise kiremitle örtülüdür.

Uygur evleri plan açısından Anadolu’daki Türk evleri ile ortak özellikler göstermektedir.

—-

Bu dönemde yapılan manastır ve tapınaklar, yer  tasarımı ve avlu etrafındaki oda dizileri  Türk İslam devletlerindeki medreselere örnek olmuştur.

—-

Köktürkler döneminde ( 552 / 745 ) heykel sanatı önemli gelişme göstermiştir.

Heykellerdeki  yüz ve saç  ile giyim şeklinin  gerçeğe yakın bir şekilde yontulması dikkat çekicidir. Ayrıca öldürülen düşmanları  simgeleyen balballar da diğer heykel örnekleri arasında yer almaktadır.

“ Bengütaş / sonsuz taş , baba taş, kadın taş ” gibi adlarla da anılan balballar, mezar taşı olarak günümüze yansımıştır. Özellikle Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkleri (  1340 / 1514 ) bu geleneği yaşatmışlardır. Yakın zamana kadar Tunceli ve Muş yöresinde koç biçimli mezar taşları yapılmıştır.

—-

Uygurlar Döneminde heykel sanatındaki gelişme devam etmiştir.  İşlenmesi kolay alçı, toprak, ahşap, taş ve madenden eserler yapılmıştır. Heykeller balbal donukluğundan kurtularak hareketlendirilmiş, gerçek anlamda heykel sanatının doğuşu başlamıştır.

At başı heykelinin kalıp döküm tekniğiyle yapılması bu ve benzeri heykellerin geniş bir kullanım alanı olduğunu ve aynı örnekten çok sayıda yapıldığını göstermektedir. Bu dönemde heykel sanatının gelişmesinde dini inançlar da etkili olmuştur.

—-

Mağara  duvarları ve taşlar üzerindeki resimlerden sonra Türk resim sanatının temeli Uygurlar  döneminde atılmıştır.

Uygurların tapınakları süslemek için yaptıkları duvar resimleri  / freskonde insan yüzü duyguları  ifade edecek şekilde resmedilmiş, portre / yüz çizimi sanatına geçiş yapılmıştır.

—-

Kitapları süslemek için kullanılan minyatürlerin konuları dini ya da günlük yaşamdan  seçilmiştir.

Türk minyatür sanatının kaynağını oluşturan Uygur resim ve minyatür sanatı, Mongol / Bin Kol / Moğollar aracılığıyla  İran ve Anadolu’ya taşınarak Anadolu Türk sanatını etkilemiştir.

Çini sanatının da ilk olarak Uygurlarda kullanıldığı da bilinmektedir. Uygurların yerleşim merkezi olan Karahoço’da  yapılan kazılarda tapınakların zeminlerinde çini parçaları bulunmuştur.

—-

Türkler ,  demircilik, dokumacılık, dericilik, maden ve ahşap işçiliği gibi el sanatları ile uğraşmışlardır, yaptıkları eserleri çeşitli hayvan ve hayvan uğraş  sahnelerini gösteren motiflerle süslemişlerdir.

Türk sanatındaki bu süslemeye “ HAYVAN  ÜSLUBU / YÖNTEMİ ‘’ denmektedir. Türklerin yaşam  şeklinden  kaynaklanan ve  On – Ok ‘lar / Hunlar döneminde başlayıp tüm Orta Asya’da yaygın olarak kullanılan bu yöntem , İslamiyet’ten sonraki dönemde özellikle taş süslemelerde sıkça kullanılmıştır.

—-

Türk maden sanatının ilk örnekleri altın, gümüş, demir ve bronz gibi madenlerden elde edilmiştir. Türkler ham demirden çelik elde ederek kılıç, kalkan, mızrak, ok uçları vb. eşyalar yapmışlardır.

—-

Ahşap işçiliğine önem veren Türkler, gereksinimlerine  göre sandalye, masa, dolap, karyola gibi ev eşyaları, mutfak takımları, göçlerde kullanılan araba ile at koşum takımlarını da ustalıkla yapmışlardır.

Türkiye Selçuklu eserlerinde görülen gösterişli taş işçiliğine karşılık Beylikler Döneminde süslemede sadeleşme görülür. Yapılarda mermer kaplamalar kullanılmaya başlanmıştır. 

Taş süslemelerin yanında Türk sanatında önemli bir yer tutan ahşap işçiliği , yapıların pencere ve kapı kanatlarında, cami minare ve minberlerinde uygulanmıştır. Ağaç işlerinin en anıtsal eserleri olan minberler, 7. yüzyıldan başlayarak Türkiye / Anadolu Selçuklu sanatında çok parlak bir gelişme göstermiş bu durum Beylikler Döneminde de devam etmiştir. 

—-

Türklerde yaşam  şekline  bağlı olarak hayvancılık Türk sanatını da etkilemiştir. Hayvan ürünlerinin  değerlendirilmesiyle ortaya çıkan dokumacılık önemli el sanatlarından biri olmuştur.

Yünün kolayca işlenmesinden elde edilen keçe ;  çadır, giysi vb. yapımında kullanılmıştır. Dokumacılığın bir dalı olan halıcılık da ilk dönemlerden başlayarak Türklerde  önemli  bir sanat dalı olmuştur.

Pazırık Kurganı ve Doğu Türkistan mezarlarında ( mö. 5 yüzyıl) bulunan Türk düğümlü halı parçaları Türklerde bu sanatın ilk dönemlerden itibaren / başlayarak yaygın olduğunu göstermektedir.

Pazırık kurganında , 2 çok değerli halı bulunmuş.

Bir tanesi keçeden, 4.5 x 6.5 metre boyutlarında . 1 metreden daha büyük dikilmiş figürler de dahil olmak üzere, çok renkli bir aplike ile süslenmiş, kaliteli renkli keçeden dikilmişti. Halının merkez sahnesinde, bir at binicisi, tahtta oturan ve elinde çiçek dalı olan bir tanrıçaya yaklaşıyor.

Her santimetrekaresinde 36 simetrik ilmek olan Pazırık Halısı’nda kullanılan gelişmiş teknik, dokuma tecrübesinin / deneyiminin ve evriminin uzun bir geçmişi olduğunu gösteriyor.

Merkez alanı kırmızı renkte olan halının etrafında hayvanlardan oluşan iki bordür var. İç bordürde geyikler yer alırken, dış bordürde ata binen erkekler yer almakta.

Kurgandaki  adamın sol omzunda, kedigillerden bir avcıyı betimleyen ( kaplan olabilir) bir dövme yer alıyor. Sağ omzunda ise bir at dövmesi var.

Sağ kolda, yabani bir eşek ya da at ile çizgili bir kuyruğu olan vahşi hayvanın dövmesi var.

Cildin katlanması nedeniyle bu figürler fotoğraflarda tam olarak görülemiyor. Ellerinde bazı kuş figürleri bulunurken, bacaklarında ise bir grup toynaklı hayvan yer alıyor.

Kadının omuzlarında hiç dövme olmamasına rağmen kollarında birçok dövme bulunuyor.

Sol kolunda yırtıcı bir kuş, bir geyiği öldürüyor.

Elinde ise horoz dövmesi var.

Kadının vücudunda da, adamda olduğu gibi sadece gerçek canlılar resmedilmiş ve fantastik canlılara dair betimlemeler yok.

Kadının sağ kolunda, iki kaplanın ve bir kar leoparının bir geyiğe saldırdığı karmaşık bir sahne var.

————–

El Sanatları

—————

El sanatlarının ilk olağanüstü örnekleri taş ve duvar yazıt ve resimleridir .

Büyük Selçuklularla parlak bir dönem yaşayan maden sanatı 12. yüzyılda Artuklular ve Selçuklularla Anadolu’da varlığını sürdürmüştür.

Oyma, kakma, kabartma gibi çeşitli tekniklerin kullanıldığı bu sanat kandil, şamdan, buhurdanlıklar / tütsülükler  gibi gündelik yaşama ilişkin birçok madeni eşyada kendisini gösterir. 

—-

İlk Türk devletlerinden başlayarak  yaygın olan halı ve kilim dokumacılığı gelişerek devam etmiştir.

İran’da halıcılığın gelişmesinde Büyük Selçukluların önemli rolü olmuştur.

Halıyı Anadolu’ya Türkler getirmiş ve halıcılık Orta Anadolu’dan Batı’ya yayılmıştır. Halılarda baklava, yıldız gibi geometrik şekiller, bordürlerde  bitki ve hayvan figürleri kullanılmıştır.

Beylikler Döneminde halıcılık, gelişimini devam ettirmiş, İslamiyet’ten önceki genelde hayvan üslubuna bağlanan temalar hızla ayıklanmış; yerini bitkisel ağırlıklı süsleme, yazı ve geometrik şekillerden oluşan soyut kavramlara bırakmıştır.

——————————–

TEKELDUZ

( Azerbaycan halk sanatı )

——————————–

Kendine özgü dekoratif sanatlardan biri de tekelduzdur.

19. yüzyılda tekelduz sanatının merkezi Azerbaycan’ın kadim / eski diyarı Şeki şehri olmuştur.

Tekelduz sanatında esas materyal olarak yerli ve ya yurtdışında üretilmiş kırmızı, siyah ve koyu mavi renkli kadife ve mahut kullanılıyordu.

( Mahut : Üstün . Yünlü kumaş )

—-

Kelime anlamında TEK ELLE DİZ  anlamına gelen bu sanat önceleri bir erkek mesleği olarak kabul görmüştür.

—-

Uzak seyahate çıkanlar veya cezaevlerinde bulunanlar evlerine mektup yazamayınca tekelduz kullanmışlardır.

Bu dikiş türünde her bezek / süs  bir ifadeyi simgelediğinden, bir kaç işaretle uzun cümleleri ailelerine yazarak gönderebilmişlerdir.

Eski el sanatı olan tekelduz siyah kadife ve yün kumaş üzerinde yalnız bir elle dokunmaktadır ama goblen üslubunda olan dikmeler keten üzerine işlenmektedir.

Tekelduz incelik ve zaman gerektiren bir sanat türüdür.

Bazen bir çalışmanın süresi 3-4 ay sürebilmektedir.

İşlemelerde ipek ipler kullanılır.

Genelde takkeler, çantalar, yastık yüzleri ve sofra örtüleri hazırlanır.

——————-

SİPSİ

( TÜRK  çalgısı )

——————-

Hepimiz zamanında Kavaktan söğütten düdükler yapmışızdır  elbetteki işte tamda o yaptıklarımıza sipsi denildiğini biliyor muydunuz ?

—-

Nefesli çalgılar grubundan bir Türk halk müziği çalgısı.

—-

İlk orta Asyadan çıkmış ve Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle KABAK  KEMANE  gibi, Teke yöresi gurbet havası açışlarında sık duyulur.

 Teke Yöresi sipsiyi geliştirmiş enstrüman gibi kullanıyor.

Bizim sipside tek delik olur.

Çocuklar düdük gibi kullanır.

Başta Burdur ve Isparta olmak üzere, Fethiye’den kuzeye doğru Denizli’ye kadarki bölge içerisinde sıkça kullanılan yöresel bir müzik aletidir.

Yörüklerin çalgısıdır.

———————–

Bir ilginç buluşda ;

———————–

Rusya Bilimler Akademisi Sibirya Şubesi Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nden 53 yaşındaki Profesör Andrey Borodovsky’nin 2004 yılında  Altay Dağlarında Chultukov Log mezar höyüklerinde , 25 yaşında bir kadının boynunu süsleyen  17 boncuktan oluşmuş ve tamamı sağlam  parlak renkli lamine camdan yapılmış, paha biçilmez mücevherdir.

Bilim adamları, 2.300 ila 2.400 yıl önce öldüğünü belirtiyorlar.

—-

“Kolyenin çarpıcı bir renk çeşitliliği, derin ve açık sarı ve mavinin güzel tonları var.

Altay antikalarıyla / eski eserleri ile 30 yıldan fazla bir süredir çalıştım ve bu kolye şimdiye kadar gördüğüm en güzel keşif / buluş .” dedi.

—-

Sadece kesik uçlardan görülebilen çok renkli desenlere sahip cam kamışı veya çubukların üretimini içeren ‘’ MİLLEFİORİ  tekniği ‘’ ile yapılır.

Çubuk bir fırında ısıtılır, ince oluncaya kadar çekilir ancak tasarımı camın enine kesitinde tutar. Soğuyunca boncuklar halinde kesilir.

—-

‘’ Boncuklar tendondan yapılmış bir ip üzerine kondu.

Her boncuk oldukça geniş, çapı 2 ila 2.5 cm’dir. ‘’

—-

Profesör ;

‘’ Boncukların yaşlarının 2.300 ila 2.400 yıl arasında olduğundan emindir çünkü mezarlık höyüğündeki Sibirya için çok daha yaygın olan ayna ve bıçak gibi diğer eserlerin bu döneme ait olduğu bilinmektedir.

Oysa kolyenin varlığı, önceki tüm Sibirya mezarlarındaki keşiflerle karşılaştırıldığında tamamen benzersizdir.

“Kırım’da İskit höyüklerinde benzer görünüşlü buluntular var ancak bunlar sadece tek boncuklardı , asla tam bir kolye değildi” dedi.

—-

Kolyeye  ‘’ Kleopatra’nın Kolyesi ‘’  adını verdi.

Olağanüstü kolye şu anda Novosibirsk’teki Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü tarafından tutuluyor.

Bu güne kadar sergilenmemiş.

———

Kaynak

———

Tarihbilimi.gen.tr

Dersimiztarih.net

Turktarihsınıfi.com

Kpssdetarih.com

Tarihyolu.com

Turkportali.net

Yardimcikaynaklar.com

arkeofili.com

http://www.sendeazerbaycanigor.com

Türk kültürümüze ait yeni bilgi ve belgelere ulaştığımda ek bilgileri paylaşacağım .

İdris Kulaçoğlu. 8.3.2021. çalışma odam.