YADA / YEŞİM TAŞI

Türk ve Altay mitolojilerinde Simya Taşı /  Cada Taşı da denir.

Türk mitolojisinde /  efsane biliminde yağmur yağdıran sihirli taş. Büyü Taşı.

—-

YADA TAŞI ,Altay Dağları’nın buzullu bölgelerinde bulunur.

Altay Türkleri, Yada Taşları’nı kuru ve sıcak yerlerde saklarlar.

Kullanacaklarında taşı buradan alır, işi bitince de yerine korlar.

Yazın çok sıcak olduğunda, bunalan atlarını serinletmek için Yada Taşı’nı, atların yelelerine asarlar.

Kullanmadan önce soğuk suyun içine koyup su içinde birkaç gün bırakırlar. Ölen taşları diriltmek için hayvan ciğerlerine sararlar.

—-  

YADA  Taşları yumruk büyüklüğünde olup koyu renklidirler.

Üzerlerinde damar damar çizgiler bulunur.

Ele alınınca yaygın olarak bir soğukluk duyulur.

Sallanınca kulağa, taşın içinden kimi sesler gelir.

Üç yıl kullanıldıktan sonra yavaş yavaş gücü azalır.

Yada Taşları’nın en iyileri, kendi kendine hayvan veya kuş biçimi almış olanlarıdır.

Taşlar, kullanıldıktan sonra su içine konup saklanır.

—- 

YADA TAŞININ KAYNAĞI

/ KÖKÜ

——————————–

Türk Halk Edebiyatlarında Yada Taşı:

Yada taşı motifi / betimlemesi Doğu Türklerinin halk edebiyatlarında da pek çok tekrarlanmaktadır.

Kırgız-Kazakların ‘’ Er Gökçe ‘’  destanında, Altın Ordu’nun ünlü kahramanı Er Kosay da, maiyetindekilerin / yanında bulunanların  susuzluktan sıkıntıları üzerine, Er Kosay, atının eğerleri altından Cay taşını (Yad Taşı) alıp, birkaç defa sallayarak yere koyuyor ve yağmur yağmaya başlayarak, yağmur suyunu içiyorlar.

Abdülkadir İnan, Kırgızların Manas Destanı’nın büyük Çin seferi rivayetinde / söylencesinde  Almabet adlı kahramanın yağmur yağdırmak için “ bulutları efsunladığı ” sihirlediği zikredilmektedir / anlatılmaktadır.

Yada Taşı’nın Kırgız destanlarındaki yansıması ise çok farklı adlar altında, düşmanla savaşları sırasında kahramanları zor durumdan kurtaran bir taş olarak karşımıza çıktığı ve üç ayrı şekilde adlandırıldığı görülmektedir .

————————

1 –  BURHUN  TAŞ :

————————

İki  Kalmuk yiğiti Erke ile Torko olası Seyitbek saldırısına karşı kendilerini koruması için Tanrılarının sureti olarak kabul ettikleri “ Burhun Taş ”a sığınırlar:

… Erke Torko eki şer

Colgo çıktı kamınıp

Zu saktagan keçilder

Burhununa tayılıp.

Baatırlardı koldo dep

Uzatıp turdu cabılıp.

Burhun Taş’ı kuçaktap

Laylamalap calınıp

….

Seyitbekke bet aldı.

———————–

2 –  KIR / BOZ TAŞ:

———————–

Semetey, annesi Kanıkey’in isteğine uyarak bir kazan dolusu et pişirir. Kara kızıl kan çıkması üzerine babası Manas’ın dirilmeyeceğini anlayan Semetey, Kan Çoro ve Kül Çoro ile birlikte uğuldayan Kır Taş’a doğru dua etmek için yarış ederek yola çıkarlar.

O sırada bir grup askerin, doru ata binmiş birinin önderliğinde geldiğini görünce de Semetey Kan Çoro’yu, Kır Taş’a yollayıp etrafı gözetlemesini ister. Destanda ise bu durum:

Kazanı tes kaynatıp algaysın.

—-

Semetey salıp kirip berdi deyt.

Kuptan okup aldı deyt.

Ak-bos beni çaldı deyt.

Azır tayıp aldı deyt.

Toodoy bolgon bir adam

Tor’at minip keliptir

Altı sanalaş köp koldu.

Kagılayın Kan Çorom

Kañıraktay Kır Taştı

Salıp barıp tosup al!

 satırları ile verilmekte; Kır Taş sürekli ses çıkaran, ülkenin sınırını çizen kutsal bir nesne olarak değerlendirilmektedir.

——————-

3 –  KARA TAŞ :

——————-

Er-Tabıldı’da Eldiyar “ Eldiyar Kara Taştı dubalap kara suunun tubunõ salıp taştap al da attandı ”

satırlarından da anlaşılacağı gibi, Tanrının kendilerini koruması, su bereketinde kar yağdırması için Kara Taş’a dua okur ve onu kaynaktan beslenen bir ırmağa atar. Çınasıl, Canıl’a:

—-

Baatırlardı aralap

Baştan ayak taanıp al.

Kakıragan Kara Taş

Cer-Suunu tintip al . 

diyerek tedbirli olmasını / önlemlerini almasını  ister.

——————

Yada taşının menşei / kaynağı / kökü  hakkında çoğu efsanevi nitelikte olan çeşitli  rivayetler / söylentiler  vardır. Bu rivayetler / söylentiler  ışığında söylenebilecek şey, Seroşevski ‘ nin ifadesidir ;

—-

‘’ Türk’lerin nazarında /  bakışı ile mukaddes / kutsal tanınan herhangi taşın , YADA mahiyetine / iç yüzüne  alınabileceği / nitelenebileceği / içselleştirileceği anlaşılmaktadır . ‘’

—-

Yada taşının rengi ve şekli konusunda başka rivayetler / söylentiler  bulunur.

———

Yakutlarca bilinen ve ‘’ SATA ‘’  denilen yağmur taşının, çok küçük bir insan başı şeklinde olduğudur.

Canlı olduğu iddia edilen Sata’ nın evde tutulamayacağı, hangi hayvandan meydana gelmişse onun yapağası / kırpılmış yünü  içine sarılarak, bir delik içinde dikkatle gizlemek / saklamak  gerektiği, Sata ‘ nın öldükten sonra artık başka taşlardan hiçbir farkının kalmayacağı ilave edilmektedir.  Sata taşı canlı bir insan kafasına benzer. Yüzü gözü kulağı, ağzı çok açık görülür. Kadın veya bir yabancı eli ona dokunduğunda, kuvvetini kaybeder.

—-

Fuat Köprülü, Mahmut bin  Mansur un eserine dayanarak, yağmur taşı için,

” Kolayca ufalanabilir, büyük bir kuş yumurtası kadar olup  3 türlüdür:

1-Kırmızı beneklerle dolu beyaz toz renginde.

2-Beyaz temiz ve koyu kırmızı.

3-Muhtelif / çeşitli  renklerde.

Şekli hakkında muhtelif fikirler vardır”demektedir.

(Çağdaş Türk halklarının folklarında yada taşı efsanesi / söylentisi en çok yayılmış efsanelerden biridir. Bu taş Yakutlara göre, at, inek, ayı, kurt gibi hayvanların midesinde bulunur.

( En kuvvetli YADA taşı KURT’un karnından çıkarılan taştır . ) 

—-

Yada taşı ile nasıl yağmur yağdırıldığı hususunda da çeşitli rivayetler / söylentiler vardır.

—-

Bazılarının bu taşı yüksekten alçağa doğru akan suyun içine konulduğunu, bazıları da sallandırıldığını ve bunun kullanılışını yalnız Türkler’in bildiğini, bunu kimseye söylemeyip sır tutuklarını, kimseye öğretmediklerini söylüyor.

—-

Türkler ve Moğollar, tabiatın hassas dengelerini korumak konusunda son derece dikkatli davranmışlardır.

—-

Özellikle av ve süngü törenleri dolayısıyla tabiatın dengesini bozmamak için dikkatli davranırdı.

Yaz törenlerini bilhassa / özellikle kışın yapmamak gerekir.

Çünkü bu işlem bitki ve hayvanlara zarar verir.

Yazın ona sık sık başvurmamak lazımdır zira pek çok kurt ve böceğin ortaya çıkmasına sebep olur.

—-

Yadacıların durumuna ise:

—-

Yadacılığı meslek edinmiş kimselerin hepsi yoksul kimselerdir.  

Yadacıların  YADA  yapışlarında çoluk çocuklardan birinin ölmesi veya elindeki malını yitirmesi veya hayvanlarının çalınması gibi bir felakete /  yıkıma uğradıkları kendilerinden duyulmuştur.

Hükümdarlar yadacıların kayıplarını her defasında tazmin etmeye / zararı karşılamaya  çalışmıştır.

Yadacılığın her ne kadar İslamdan sonra yapıldığına rastlansa da, bu adetin unutulmasında Türkler’in İslamiyete girmiş olmalarının rolü olsa gerekir.

—-

1 -Kaynaklardan da ifade edildiği / belirtiltiği  gibi, yadacıların Yada esnasında söyledikleri sözlerin bir Müslüman için küfre götürücü nitelikte olması.

2 -Allahın taktiri / isteği kabul edilen rüzgarın esmesi, yağmurun yağması gibi tabii / doğal  olaylara müdahaleyi / karışmayı İslam inancı ile bağdaşır bulmamaları.

3 – Yadacıların her Yada yapışına müteakip / devamında  mutlak suretle bir zarar görmelerine  dair olan yaygın kanaat dolayısı ile Yadanın zamanla unutulmasında amil / etken  rol oynamış olmalıdır.

—-

Hıristiyan ve Moğollaşmakta olan bir Türk kavmi / toplumu  Naymanlar da muharebelerde / savaşlarda  yadacıları kullanıyorlardı.

—————

Türk Kültüründe “ Yada Taşı “ diye bilinen taş vasıtası / aracılığı  ile bir nevi sihir yoluyla kar ve yağmur yağdırıldığının pek çok örneklerine rastlamaktayız.

Bu  konuda  Çin kaynaklarında olduğu gibi İslam kaynaklarında (Arap, Fars ve Osmanlı) da bilgi vardır.

İslam kaynaklarında ‘’ hacerü’l metar ‘’ , Fars  kaynaklarda ‘’  seng-i metar (yağmur taşı)  , seng-i ceda (ceda taşı) ‘’ diye geçen taşa, muhtelif / çeşitli  Türk lehçelerinden Yakutça’ da ‘’ Sata ‘’ , Altaycada ‘’ Cata ‘’ , Kıpçak grubu lehçelerinde ‘’ Cay ‘’ adı verilir.

Yağmur taşını,’’ YAT ‘’diye isimlendiren Kaşgarlı Mahmud, “ Bir türlü kamlık(kahinliktir). Belli başlı taşlarla (yada taşı ile) yapılır. Böylelikle yağmur ve kar yağdırılır ,  rüzgar estirilir. Türkler arasında tanınmış bir şeydir. Ben bunu Yağma ülkesinde gözümle gördüm. Orada bir yangın olmuştu, mevsim yaz idi. Bu suretle kar yağdırılırdı ve Ulu Tanrı’nın izniyle yangın söndürüldü. ” demektedir.

—-

 Kırgız Sözlüğü’nde de ;  

“ CAY  TAŞ : Güya koyun işkembesinde bulunan ve yağmur yağdırma hassasına malik /  özelliğine sahip olan küçük taş” denilmektedir.

—-

Tarama Sözlüğü ;  

” Yada taşı, eskiden usulüne göre kullanılınca yağmur yağdırdığına inanılan bir taş, yağmur taşı” denir.

—-

İngilizce sözlükte ;  

” Yede, Cebrail tarafından Nuh Peygamber’e verildiği bilinen bir taştır. Yağmurun yağışına ve yağan yağmurun kontrolüne vesile / sebep olur” denilmektedir.

—-

Çin kaynaklarından naklettiğine / ilettiğine  göre ;

Göktürkler‘in kurttan türeyişi ile ilgili efsanelerden birinde, Göktürkler’in Atalarının kabile / oymak  reisinin onyedi kardeşinin olduğu ve kurttan doğmuş olduğu ve diğerlerinden farklı olduğu belirtilmektedir.

Tabiat / doğa üstü bir kudrete ve özelliklere sahip olan kardeşin yağmur yağması, rüzgarın esmesi hususunda / konusunda emirler verebildiği belirtilir. Bu da onların Ataları  On – Ok  / Hunlar dan geliyordu.

On – Ok  / Hunlar düşmanlarına karşı yağmur dolu ve kar yağdırarak veya fırtına ve rüzgar çıkararak onları mağlup ediyor / yeniyor  ve bunu yapabilen kahinlere sahip bulunabiliyorlardı. Onların 5.asırda kuvvetlenen Cücen (Juan-juan) lerin bir istilasına karşı kendilerini bu sayede korudukları kaydedilmiştir.

—-

Altay-Türk masallarından olan ‘’  Kara-atlı  ‘’ Masalı‘nın kahramanlarından Kara-atlı Han’ın oğlunun üstün kuvvet ve cesareti yanında, attığı nara ile dokuz karış kar yağdırdığı, her yandan rüzgar çıktığı zikredilir / anlatılır.

—-

Alplerin silahları arasında Yada taşı vardır,

isterlerse havayı istedikleri gibi değiştirebilirlerdi.

—-

Manas Destanına göre Alp Almanbet çok usta bir Yadacı idi.

—-

Bozkır destanlarında Yada geleneği çok önemli yer tutar.

—-

Evliya Çelebi (1611-1682), Kafkasya yollarında seyahat ederken (1641), bir yerli büyücünün galip efsunlarla / sihirlerle bulutları gökte toplayıp sağnak boşandırdığını  anlatmıştır.

—-

Şerefeddin Yaltkaya, İslam öncesi cahiliyet devri / bilgisizlik dönemi Arapları arasında da istediği zaman yağmur yağdırabilen kimseler bulunduğunu, bunlardan birinin de meşhur Arap şairi Mütenebbi olduğunu kaydetmektedir.

—-

Ziya  Gökalp ‘in değerlendirmesine göre, İslamiyet öncesi devre ait Türk destanlarından olan ‘’ Böğü Tekin efsanesi ‘’, bu taşın gökten inen altın ışıktan meydana geldiğini gösteriyor.

Bu efsaneye göre, Kutlu Dağ’ı vücuda getirmiştir. Kutlu Dağ, yeşim taşından bir kayadır ki, Türk’ler in elinde bulundukça Türk hakanlığı dünyaya hakim / egemen  kalmış,  Türük Bil federasyonu ( mö 879 / ms 575 )  sınır karakol komutanlarından olan   Yuluğ Tekin zamanında Çinliler, bu gafil / dikkatsiz hükümdarı aldatarak Türklerin bu kıymetli / değerli  tılsımını elinden almışlarıdır.

Bunun akabinde / sonrasında  Türkler’in büyük göçü meydana gelerek Türkler her tarafa dağılmış ve bu sırada Uygurlar da Beşbalık ülkesine kadar gitmişlerdir. Bu rivayet / söylenti  YADA taşının eski Türk hayatındaki ehemmiyetini / önemini  gösteriyor.

—-

Kırgız-Kazaklar ın ‘’ Er Gökçe destanı ‘’ na göre, Altın Ordu’ nun meşhur / ünlü kahramanı Er Kosay, çölde susuzluktan sıkıntıya düşen ordusunu bu sıkıntıdan kurtarmak için, cay taşını atının ciğerinden çekip çıkarmıştır. Kırgızlara göre cada (cay) taşı koyun karnında bulunur. Bu taşla yazın kar yağdırmak mümkündür / olasıdır.

—-

Kaşgar taraflarında bu taşın beyazına “ AK  TAŞ / ÖRÜNK  TAŞ    ”, karasına da “ KARA Taş ” denir.

—-

Timur ve Uluğ Bey zamanlarında da çok önem verilen nefrit taşından bahsedilmektedir / anlatılmaktadır.

Buna göre;

Uluğ Bey

“ Yedi su ”dan geçerek Issık gölünün kuzey kıyısını izliyor” Karşi’de bulunan ve güya evvelce Çin imparatorlarının külliyetli / oldukça çok miktarda  bir para mukabilinde / karşılığında satın almak istedikleri  iki büyük nefreti parçasını Semerkand’a götürmekle mükellef / yükümlü iki bin kişiden mürekkep / birleşik  bir kıta diğer bir yolu takip ediyordu. Taşların getirilmesi için mahsus / özel  arabalar yapılmış ,  ya atlar veya öküzler koşulmuştu. Bu taşların Semerkand’a getirildikten sonra Timur’un kabri / mezarı üzerine konduğunu müverrihler / tarih  yazarları kaydetmişlerdir.”

—-

Sultan Mahmut Harzemşah’ın çadırında, yazın yaşlı bir adamın, su dolu bir tası alıp çadırın ortasına koyduğu, sağına ve soluna iki boru diktiği ve üçüncüsünü yükseğe diktiği, yağmur taşı renginde bir yılanın bu borudan aşağı sarktığı, neredeyse yılanın başının suyun sathına / yüzeyine kadar yaklaştığı, sonra iki adet YAT TAŞINI   tasa daldırıp çıkardıktan sonra birbirine sürttüğü, sonra  her birini bir tarafa fırlattığı ve bu hareketi yedi defa tekrarladığı, sonunda tastan su alıp her tarafa serptiği ve gökyüzünü koyu bulutlar kaplayıp yağmur yağdığı anlatılıyor.

Bu yadacı ihtiyarın, işlem sırasında başı açık ve ayaklarının çıplak bulunduğu, hiddetli bir durum gösterdiği ve bazı sözler mırıldandığı, bu esnada çok yorgun göründüğü ve acı çektiği belirtilmektedir.

——————————

Osmanlı / Rus savaşları

ve  YADA taşı

——————————

YADA  taşı nın savaşlarda silah olarak kullanılışının son örneğini 18.yy ın son yarısına rastlayan 1768-1774 Osmanlı Rus savaşlarında görüyoruz.

—-

Kaynakların ifadesine / bildirdiğine göre 1768-1774 savaşında Osmanlı Ordusunun uğradığı ilk büyük yenilgi bu sebeptendir.

Rus ordusunun dörtte birini oluşturan gayrimüslim Kalmuk Türkleri tarafından, Müslüman Osmanlı Türklerine karşı silahın kullanılması sonucu perişan olan Osmanlı Ordusu, pek büyük kayıplar vermiş ve Karadeniz’in kuzeyindeki bütün toprakları terk ederek, Tuna Nehri nin beri yakasına kadar çekilmek zorunda kalmıştır.

————-

Türklerin Yada taşı ile yağmur yağdırdıklarına dair başka kaynaklarda da bilgiler mevcuttur / vardır . Ancak esasen bizim burada arzuladığımız şey, bu usulün 18.yy sonu Osmanlı Rus Savaşlarında kullanılmış olmasını ortaya koymaktır.

————-

Rusya nın Lehistan ın iç işlerine müdahalesi / karışması sonucu başlayan 1768-1774 Osmanlı Rus Harbi nin, Hotin Muharebeleri sırasında, Hotin de bulunan Mustafa Kesbi nin anlattığına göre ;

—-  

Hotin Kalesine yürüyen Rus ordusu, Kaminiçe önlerinde ordugah kurmuştur. Tuna Nehri nin karşı kıyısındaki İzvançe Sahrası’na hayvanları için ot toplamaya giden Hotin Kalesi muhafızları / korumaları , pek çok defa Rus katarına süvarilerinin saldırılarına hedef olmuştur.

Ot toplamakla meşgul olan muhafızlar / ilgili olan korumalar , Ruslar tarafından saldırıya uğrar, esir edilerek götürülmek istenirdi.

Durumu kaleden izlemekte olan Hotin muhafızları duruma müdahale edip Rusları takip eder ve zaman zaman küçük çaplı muharebeler / savaşlar meydana gelirdi.

Her muharebe / savaş  sonrası dönüşte, piyade / yaya ve süvari / atlı muhafızlar/ korumalar , şiddetli yağmura tutulurlar, nehir o derece taşardı ki, piyadelerin / yayaların geçişlerine fırsat tanınmadığı için, süvariler onların atlarının terkine / arkasına alarak Hotin kıyısına geçmek zorunda kalırlardı. Fakat yinede bu geçişler sırasında pek çok asker suda boğularak hayatını kaybetmekte ve ciddi zayiatlar / kayıplar vermekteydi.

—-

Defalarca tekrarlanan bu hadiseden / olaydan başka diğer hadisede, Serdar-ı Ekrem’i  geçerek Ruslar üzerine hücum etmek istediği sırada meydana gelmiştir.

( Serdar-ı Ekrem : Padişahın katılmadığı seferlerde ordu komutanlığı yapan sadrazama verilen unvan. ) İ.K

1768 Seferine ordunun başında vezir-i ekrem sıfatı ile çıkan yağlıkçızade  Mehmet Emin Paşa nın gevşekliği ve tedbirsizliği / önlem almayışı dolayısıyla azli / görevden alınması üzerine, bu makama getirilen Moldovancı Ali Paşa, seleflerinin / halef – selef  / yerine geçenlerin  durumuna düşmemek için, Hotin karşısında, Tuna Nehri nin öte yakasında bekleyen Galiç’in kumandasındaki Rus kuvvetleri üzerine yürümek ve Rusların Hotin üzerinde oluşturdukları tehdidi / gözdağını  ortadan kaldırmak istedi. Nehir üzerine inşa edilen köprüden karşıya geçildi(9.9.1769).

—-  

Serdar ı Ekrem Ali Paşa’nın ordusu Rus kuvvetleri üzerine hücum etmek üzere nehrin karşı tarafında bulunduğu sırada, gittikçe ziyadeleşen / fazlalaşan şiddetli bir yağmur başladı.

Etrafındaki dağ, vadi ve derelerden katılan yağmur suları ile nehir iyice coşup kabardı ve taştı.

Kurulmuş olan köprü de kırıldı ve çöktü.

Köprünün çöküşüne, nehrin akıntısından ziyade / daha fazla , nehrin yukarı mecrasında / yatağında bulunan Rus askerleri tarafından nehre bırakılan büyük ağaçlar sebep olmuştur.

Köprünün yıkılması ile geri dönüş imkansız hale / olanaksız konuma  geldi. Savaşa  tutuşulması halinde / durumunda  yağmurun şiddetinden top ve tüfek atışlarının mümkün / olası olmayacağını anlayan askerin moral gücü kırıldı ve adeta hayatlardan ümitleri kesildi.

Bu durumu yakından gören Rus kuvvetleri hücuma geçtiler.

Bu şartlar altında karşı koymaya mecali / kuvveti kalmamış olan Osmanlı askeri, piyadesiyle / yayalarıyla , süvarisiyleyla  / atlıları  top, cephane, çadır, çerge / çadır gibi bütün ağırlıkları bırakarak panik içinde kaçmaya başladı.

Köprü başına gelip köprünün yerinde olmadığını gören asker birbiri ardınca nehire atladı. Nehre atlayanlardan ancak onda biri karşıya ulaşabildi diğerleri boğuldu. Yağmurun ardından kar yağmaya başladı.

—-

Bu harekata katılan Osmanlı kuvvetlerinden üçte biri kurtulurken üçte biri esir, üçte biride hayatını kaybetti.

Nuh tufanına muadil / eşdeğer gösterilen yağmur ve kardan Rus kuvvetlerinin etkilenmeyip hemen hücuma geçmeleri de göstermektedir ki  bu yağmur hadisesi de / olayı da öncekiler gibi, Rus ordusu içinde var oldukları bilinen Kalmuklar tarafından vücuda getirilmiştir.

—-

Bu hezimetten sonra Hotin’i müdafa / koruma  ümidini kaybeden Serdar-ı Ekrem, kale kapılarını çekip mühürleyerek İsakçı’ya kadar çekilmişlerdir. Geride kalan bütün silah, cephane ve sair ağırlıklar Ruslar’ın eline geçmiştir. Bu esnada Hotin kalesine zahire azlığı ve surların yer yer tahrip olmuş / bozulmuş olmasına rağmen beşyüz kadar top ve bol miktarda cephane bulunuyordu.

—-

1768 Seferi nin ikinci yılında 1.8.1770 de meydana gelen Kartal Bozgunundaki zayiatın / kayıpların büyüklüğünün de, Hotindeki köprü vakasında olduğu gibi, yağan şiddetli yağmur sonucu, Tuna nehrinin taşıp üzerindeki köprünün yıkılmasına bağlanır.

—-

Kartaldaki Osmanlı ordusunun Serdar ı Ekrem İvazzade Halil Paşa kumandasında, 50.000 kişilik Tatar kuvveti ile birlikte 180.000 kadardır.

Ramanzof kumandasındaki Rus ordusu 30.000 kişiden oluşmuştur.

Türk ve Tatar kuvvetleri arasında Petro nun Prutta düştüğü duruma düşen Romanzof, ani bir hücumla kendini kurtarmaya karar vermiştir.

Zira karşısındaki ordu Prutta ki Baltacı’nın ordusundan bin kat daha kötü ve düzensizdir.

Romanzof un hücümuna dayanamayan talim ve terbiyeden mahrum / yoksun Osmanlı Ordusu büyük bir bozguna uğramıştır. Serdar ı Ekrem Halil paşa nın muharebe / savaş öncesi, 1770 Haziran ayı ortalarında padişaha gönderdiği arzda / sunumda , Tuna Nehri’nin azgınlığının geçmişte benzeri görülmemiş olduğunu beyan etmiştir/ bildirmiştir.

—-

Rusların yağmur yağdırma tekniğini, aralarında bulunan Türkler vasıtasıyla uyguladıkları şüphesizdir.

—-

İsveç elçisinin 1736 yılında, Osmanlı hükümetine sunduğu, Rus ordusunun 1718 yılındaki durumu ile ilgili verdiği rapora bakıldığında, Rus ordusu içinde yer alan Kalmuk askerinin, sayı  olarak  fazla olduğu  görülmektedir.

Bu rapora göre, çarlık muhafız kuvvetleri dahil, toplam 372.922 kişiden meydana gelen Rus ordusunda 104.000 kişilik Kalmuk askeri bulunuyordu.

—-

18.yy da Rusya nın büyüme arzusu ile hız kazanan Osmanlı-Rus savaşların da, bunlara benzer başka sel ve köprü felaketlerine rastlamak olasıdır.

—-

Bu olayların  ardından da aynı usul ve teknik ile yağdırılan yağmurların olabileceğini gözardı etmemek gerektiği kanaatindeyim.

—-

Hatta yukarı da sunduğumuz, Serdar-ı Ekrem Halil Paşa nın Tuna Nehri’nin böyle bir tuğyanının ancak 59 yıl önce Baltacı Mehmet Paşa nın Prut Seferi sırasında görüldüğüne dair raporu, Baltacı nın da yine Ruslar tarafından aynı usul ile yağdırılan yağmur felaketine / yıkımına uğratılmak istenmiş olabileceğini akla getirmektedir.

————–

Kaynaklar :

————–
1-Abdulkadir İnanTarihte ve Bugün Şamanizm,Ankara 1995.S160-161
2-Kaşkarlı Mahmut,Divan-ı Türk,III,Tercüme:Besim Altay,Ankara,1992,s.3
3-O.Turan,a.g.e,s.127
4-Şerafettin Yaltkaya,”Yat yahut Yağmur Taşı”,Gündüz Dergisi,Cilt 1,Sayı 3,15 Haziran
5-Celal Yıldırım,Kur’an-ı Kerim ve Tefsiri,Tercüman yayını,s.571-572
6-A.İnan,Şamanizm,s.164
7-Z.Gökalp,Eski Türkler de Din,s.403
8-.A.İnan,Şamanizm,s.163
9-Köprülüzade,ag.mak,s.9,Dipnot 1,F.Sümer,a.g.mak.s.2538
10-Köprülüzade,a.g.mak,s.9,not 1,H.Tanyu,age.64
11-J.P.Roux,a.g.e,s.69-70
Yrd. Doç Dr. Ahmet ÖĞRETEN
Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt, Türkiye, 2011
Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Celal Beydili,Yurt Yayınev 
Muhammed bin Hüseyin, Al-Tusi
http://www.bilinmeyenturktarihi.com/turk-kulturunde-yada-tasi.html
http://www.mistikalem.com/yada-tasinin-sihirli-gucleri-35993-haberi/
https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=365517
http://www.gulceedebiyat.net/konu-turk-mitolojisinde-su-kultu-ve-yada-tasi-18184.html

Yrd. Doç Dr. Ahmet ÖĞRETEN ve  yazar  Zeynep AKDENİZ ‘e teşekkürlerimi sunuyorum.

Paylaşımı  kendi ilkelerime  uygun  detaylandırdım ve günümüz Türkçe’mize sadeleştirdim .

İdris Kulaçoğlu . 25.12.2018  çalışma odam .22:00

One comment

Yorumlar kapatıldı.