Çİ – Çİ YABGU

Küçük kağan

On – Ok / Hun

——————

Mete’den yaklaşık 150 yıl sonra, On – Ok / Hun İmparatorluğunun Aral gölü ve Batı Türkistan bölgesinde kurulan Batı Hun Devleti’nin hükümdarıdır.

Çin kaynaklarında adı Hu-tu Wu-ssu /  Degroot’un deyimiyle Hun-tunga-su olarak geçen bu Hun şehzadesi Huhanyeh Han’ın ağabeyi idi.

MÖ 60 yılında Hun tahtına HOHANYEH  / HUHANŞA  Han çıktı.

Ağabeyi Çİ-Çİ de Sol Bilge Hanı oldu.

(Hunların ikili yönetim merkezinde çok önemli bir yere sahip olan sol bilge beyliği, mevki / makam bakımından Hun hükümdarından sonra gelir.)

Fakat o, büyük olduğu için Hakan olmak istiyor ve kardeşi ile mücadele ediyordu / uğraşıyordu.  

—-

Çi – çi Yabgu’nun askerlerine yaptığı tarihi konuşma çok ibret vericiydi.

O, şöyle diyordu:

—-

“ Boyun eğmeyeceğiz!

Çünkü bu, şan ve şerefle yaşamış olan Atalarımıza karşı, yapılması mümkün / olası  ihanetlerin en büyüğüdür!

Atalarımız bizlere, geniş ülkelerle birlikte geleceği de emanet ettiler.

Savaşçı ve suvari  / atlı hayatımız sayesinde, yabancıları titreten bir millet olduk. Korumakla vazifeli / görevli bulunduğumuz bütün bu emanetleri / koruyumları – eminlikleri , adi bir ömür uğruna harcayamayız.

Hepimizin bildiği gibi savaşta erlerin kaderi ölümdür.

Biz ölsek de, kahramanlığımızın şanı yaşayacak, çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin / toplumların efendisi olacaktır! ”

——–

‘’ Çin’e bağlanmak mı ?

Biz yalnız cesareti tencil eden bir milletiz .

Esirlik bize göre utanç vericidir.

Binilecek atlarımız , savaşacak erlerimiz var .

Ülkemizle birlikte Atalarımızdan devraldığımız bağımsızlığımızı elbette koruyacağız .  ‘’ Çİ – Çİ Han . mö 55.

——–

Burada bir özdeyişi daha hatırlamalıyız :

1919 da , Amerika’ya bağlanma önerisi sunulunca ;

‘’ Şerefsiz / onursuz , istiklalsiz / bağımsız olmayan , esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine , efendice ve kahramanca ölmek elbette ki tercih edilir / seçimi yapılır.Bunu anlayamamak ne garip mantıktır / düşüncedir. ‘’

M.Kemal 9.9.1919

 ‘’ Beni Atatürk yapan tarihi iyi bilmemdir ! ‘’ M.Kemal.

Görüyoruz ki ;

Tarihi okumuş ve  özümsemiş . Aralarına 1974 yıl var . İlke aynı …..

———

O yıllarda devlet, bazı topraklarını kaybetmiş , gelir kaynakları iyice azalmıştı. Memlekette sıkıntı vardı. Bu darlıktan kurtulmak için bazı Hun beyleri Hakan’a, Çin sarayına giderek, yardım istemesini, Hunların ancak böylece rahata kavuşabileceklerini söyledi.

Bunun üzerine Hohanyeh Han / Huhanşa   , devletin ileri gelenlerini topladı ve onların görüşünü öğrenmek istedi. Devlet büyükleri şöyle dediler:

‘’  Bu olamaz!

On – Ok / Hunlar cesareti ve güçlülüğü temel bir üstünlük ve şeref meselesi / onur sorunu olarak kabul eder. Başkasına bağlanıp, ona hizmet etmek ise aşağılıktır!

Hunlar, at üzerinde savaşarak devleti derlemiş ve kurmuşlardır.

Hunlar, Çin’in dışında kalan yüzlerce kavim / toplum arasında, ünlerini böyle yaparak kazanmışlardır. Savaşmak ve ölmek, cesur yiğitlere göre bir iş ve bir vazifedir!

Şimdi nasıl böyle yapabiliriz?

Ölünceye kadar savaşmaya hazır yiğitler, bizde her zaman bulunur.

Şimdi, büyük ve küçük kardeşler, devleti ele geçirmek için uğraşıyorlar.

Devleti büyük kardeş ele geçirirse işleri o düzeltir. O olmazsa küçük kardeş başarabilir. O öldükten sonra ise bize, onun şerefi ve ünü kalır. Onun torunları ise, daima devletin başında kalarak, halkı idare ederler.

Çin , bugün bizden güçlüdür.

Fakat Hunları kendisine bağlayıp, diz çöktüremez.

Buna rağmen siz, Atalarımızın eski devlet ve idare prensiplerini / ilkelerini  unutarak ve Çin’e bağlanarak onlara hizmet edelim, diyorsunuz!

Bize  ta Atalarımızdan gelen devlet idaresi ile yol ve usullerini niçin bozalım? Çin’e bağlanarak, ona niçin hizmet edelim?

Biz, dirlik ve düzenimizi belki bu yolla bir süre düzeltebiliriz. Fakat yüzlerce toplum üzerindeki üstünlüğümüzü yeniden nasıl kuracağız? ”

—-

Bunun üzerine Çin’e bağlanmayı öğütleyen Hun beyi ise şöyle konuştu:

‘’ Bu doğru değildir! Bir devletin güçlü veya güçsüz olması, zamanla değişir.

Çin şimdi, en güçlü çağındadır. Türkistan’daki  Wusunlar ile şehir devletlerinin hepsi, Çin’e bağlanmışlardır. Onlar Çin’in bir cariyesi gibi oldular.

101 yılından beri Hunlar, her gün bir yurt parçasını kaybediyor. Bunları yeniden elde edemeyiz. Bu durumda, kuvvete boyun eğmek zorundayız.

Yoksa bir gün bile rahat yüzü göremeyiz.

Eğer şimdi Çin’e bağlanıp, hizmet edersek, dirlik ve barış buluruz. Yoksa tehlike içinde kalır ve yok oluruz. Bundan daha iyi bir şey yapabilir miyiz? ”

———————–

Bütün devlet büyükleri bu sorunu uzun uzun tartışırlar. Fakat Hohanyeh Han kendisi, bu öğüdü kabul ederek halkını alıp güneye yürüdü. Çin seddine kadar gitti ve oğlunu Çin sarayında hizmete girmesi için gönderdi.

—-

Çi – çi Yabgu ve yanındakilerin bağımsızlık düşünceleri, Türk Devletinin milli politikası / siyaseti olmuş, bu yüzden çoğu zaman Türk milleti ölümü bile göze almıştır.

—-

* Onlardan binlerce yıl sonra da; Mustafa Kemal Atatürk’ün ;

“ KURTULUŞ  SAVAŞI ” sırasında “ YA  İSTİKLAL  / BAĞIMSIZLIK , YA  ÖLÜM ‘’ sözü, bu anlayışın 20. yüzyıldaki bir ortaya çıkışıdır / görünümüdür.

—-

Biz Türkler, millet olarak Çi – çi  / Küçük Yabgu’ya çok şey borçluyuz.

Bu kahraman insanların bizler için ölüme atılmaları, hayatlarını feda etmeleri, unutulmaması gereken ibret / ders alınacak tablolarıdır.

Bugün varlığımızın sebebi olan insanları hatırlamak aklımızın ucundan geçmiyor.

İyi ki, Çiçi / Küçük Yabgu var imiş, iyi ki bu milletten “ bir büyük Gazi ” çıkmış. hepsini rahmetle anıyoruz..

—-

Bu girişten sonra yaşananlara dönelim .

MÖ 60 yılında Hun tahtına Hohanyeh Han çıktı. Ağabeyi Çİ-Çİ de Sol Bilge hanı oldu. Fakat o, büyük olduğu için Hakan olmak istiyor ve kardeşi ile mücadele ediyordu.

—-

Hunlar, M.Ö. 1. yüzyılın ilk yarılarına doğru eski güçlerini yitirmişlerdi.

Kendi aralarındaki kavgalar, Çinli casusların faaliyetleri / etkinlikleri , birtakım doğal  felaketler / yıkımlar  sonucunda , Hunlar hızla dağılmaya yüz tuttular.

Çin siyasetindeki güçlerini büyük ölçüde kaybettiklerinden, bu kez Çin’in Türkler üzerindeki politikaları / siyesetleri ile etkili olmaya başladı.

—-

Özellikle Türkistan’ın doğu taraflarının elden çıkması askeri, siyasi ve ekonomik açıdan Türklere büyük darbe vurdu.

Buna bağlı olarak daha önce Hun birliği dahilindeki / içindeki pek çok boy ve kavim / toplum , onlardan ayrılarak, Çin ile ittifak / anlaşma – bağlaşma yaptılar.

Bu halkları yeniden itaat altına sokmak için özellikle Wu-sun topraklarına doğru bir sefere karar verildi.

Geri dönüşleri esnasında ani bir tipinin ve kar fırtınasının çıkması yüzünden binlerce asker ve hayvan öldü.

M.Ö. 71 yılında, kuzeyden bazı Tölös kabileleri, batıdan Wusunlar ve doğudan da Wu-Huanlar, aniden Hunlara saldırarak ağır bir hezimete / ağır yenilgiye uğrattılar.

Sonuçta Türkler arasındaki ilk ayrılık M.Ö. 55 yılında meydana geldi.

Zor durumda kalan Türk milletinin o zaman başındaki Tanhu Ho-han-yeh (M.Ö. 58-31) Çin’in himayesine / korumasına girmek istemiş, kardeşi Chih-chi’nin (Çiçi-Çiçik-Kiçik=Küçük) bu isteğe karşı çıkması üzerine, ülke ikiye bölünmüştü (M.Ö. 55).

—-

Prensler arasında cereyan eden kavgalar genel manada Hunların kan kaybına sebep oldu.

Düşmanların yapamadığı kötülüğü birbirine yaptılar.

Çinlilerin gözünde  saygınlıkları aşındı.

Bir çok prens ve büyük kumandan sığınma isteği de Çin’in kapısını  çaldı.

En fazla gürültü çıkaran sığınmacı HU –HAN – YEH  olmuş, en saygınlık görende o idi. Önce oğlunu rehin olarak gönderdiği Çin sarayına sonra kendisi kapağı atmıştı. Bu hareketler sevimli değildi Milliyetçi denebilecek Hunlular Hu-han-yeh’ten nefret etmiştiler.

—-

Varlıklarıyla ses getiremeyen istekli  Yabgular -yani kendilerini bağlı dan edenler- önemsenecek etki bırakamadan kayboldular.

Bazen yeniden de zuhur edip / ortaya çıkıp , sıraya girmeye çalışıyor. Ama esasında iki Yabgu bulunmaktadır;

—-

HU –HAN – YEH  ve  kardeşi Çİ – Çİ .

—-

Yiğitliğin yakıştırıldığı Çi – çi dahi  zorunlu  katip / yazıcı , oğlunu imparatora rehine gibi yollamıştı.

Hu-han-yeh tam bir Çin bendesi olup, Çin’in her türlü yardımıda onun ve adamlarının tarafına akmaya başlayınca, Çiçi’nin  ve rehine oğlunun fonksiyonu / işlevi kalmadı.

Çin’in himayesini / korumasını  gören Hu-han-yeh’e doğu ve güney eyaletlerini bırakan Çi – çi, kuzey ve batı eyaletlerini kendi iktidar / yönetim sahası olarak kabullendi.

Hunlar resmen ikiye bölünmüş oldular.


Bir yanda Hu-han-yeh, bir yanda Çi -çi, iki kardeşin taraftarlarının özellikleri şöyle belirtilebilinir:

” On – Ok  / Hun olma gururu ” taşıyanlar Çiçi’nin ,

huzurlu yaşamaya meraklı olanlar Hu-han-yeh’in yanım seçmişlerdi. ‘’

—–

İki kardeş tarafından da kendileri adına  Çin’e elçiler gönderiliyor, bağlı olarak saygınlık  gören,  saygın olan  bağlıların adamı oluyordu.

Esasen Çin’in resmen kabul ettiği Hun Hakanı Hu-han-yeh;

Çiçi ise onlara göre bir asidir.

Hangi  zorunluluk sonucu  olursa olsun Hu-han-yeh Çin’e bağlanmış, orada, gerçekten büyük bir üne sahip olmuştu. Hatta öyle ki, bu günkü Çin okul kitaplarında bile, onun adını görmek mümkündür / olasıdır.

—-

Mö 49 yılında Çiçi ,  ikinci bir Mete Han gibi hareket etmeye başlamıştır .

Milli güçler Çiçi’nin dayanağı idi, onlarla beraber ” mö. 51’de harekete geçti. Önce Tanrı  dağlarının  kuzeyi – Işık göl havalisindeki / bölgesindeki – yöresinde ki  Wu-sunların mukavemetini / dayanma kuvvetlerini  kırdı . Tarbagatay bölgesindeki Ogurları, daha kuzeyedeki Kırgızları ve İrtiş etrafındaki Ting-ling’leri tabiiyetine aldı / kendisine bağladı.”

—-                                                     

Mö 44 yılında Hu-han-yeh ,  Çiçi ile bir anlaşma yaptı . Buna göre iki taraftan hangisi bir saldırıya uğrarsa , öteki ona yardım edecekti .

(Çinlilerin en önemli özelliği düşmanı saydıklarını hileler ile birbirine kırdırmaktı.)

Wu-sunlar ilginç  bir kavim / toplum . Eski Çin tarihçileri derseniz kelimenin tam manasıyla acayipler / yadırganan – yabansılar.

Kendileri mükemmel / eksiksiz insan, ama başkaları her hangi bir şey. Geçmişte Çinlilerle ve Hunlarla farklı münasebetleri / iletişimleri olmuş, o zamanla ilgili özet bilgiler sunulmuştu. Şimdi farklı bakış sahiplerinden malumat / bilgi almaktayız.

Bu Wu-sunlar Çin başkentinden kuzey batıya doğru 5 bin km. kadar uzakta yaşayan kimlikleri tespit edilemeyen / saptanamayan bir kavimdi / toplumdu..

—-

“Çin’in tarihçileri bu adamların doğrudan doğruya maymundan gelme, kızıl saçlı, yeşil kirpikli kimseler olduğundan bahsederler / anlatır.”

—-

Yaşayış biçimleriyle Hunlara benzetilirler. Kendi kendilerine yetemeyen, daima bir koruyucuya ihtiyaç / gerek duyan Wu-sunlar coğrafya olarak yakınlıklarından dolayı Hunlara meyyal  / eğilimli  idiler. Hatta, Çin dostluklarını kazanmak amacıyla krallarına bir prenses göndermiş, Hunlar da aynı yolu denemiş ve daha başarılı sonuç almıştılar.

Çiçi’den önce Wu-sunların iç işlerine el atan Çinliler onların iki küçük krallığa ayrılmalarını sağlamıştılar.

Şimdi dostluklar mühimsendiği / önemsendiği için Çiçi onlara elçiler göndermişti.

İstediği sadece dostluk anlaşması idi.

Normal bir zamanda bir Hun başbuğu’nun böyle bir teklifi / önerisi çok cazip/ çekici  olmakla beraber, bu aralar durum nazikti .

Şayet Wu-sunlar Çiçi de dost olurlar ise, Hühanyeh’in ve Çin’in şimşeklerini üzerlerine çekerler, teklifi / öneriyi reddederlerse Çiçi de tehlikeli bir düşman olabilir ve diğerleri imdada / yardıma yetişene kadar ortalık hallaç pamuğuna dönerdi.

Wu-sun kralı iki yüzlü siyasete soyunup, bir yandan Çiçi’ye gülücükler gönderdi, müzakerelere / görüşmelere  başlayabileceklerini bildirdi, diğer yandan da Çinlileri uyardı. Ayrıca Hunlara karşı 8 bin kişilik ordu gönderdi. Bu arada elçinin yahut elçilerin kellesi vurularak Çin valisine takdim edildi / sunuldu. Kral alçakça hareket etmiş, Hunları gafil avlamaya çalışmıştı. Çin askerinin gelmesini bekleme sabrını dahi gösteremediğinden, ordusu doğrandı, kendisi de bu savaşta can verdi.
—–
Küçük kavmin / toplumun  yaptığı kalleşlik kısa sürede cezalandırılınca, Çiçi’nin akıncılık damarı  kabardı. Daha sonra ise, söylendiği gibi Tarbagatay bölgesine yönelinip Ogurlar, Kızgızlar ve İrtiş, taraflarındaki Ting-lingler itaat altına alındılar. İşler iyi gitmiş, arka sağlama alınmıştı. Devamında  Wu-sunlara dönen Çiçi, bir daha ve hem de daha ağır bir darbe indirdi. Bütün bu başarılar iki yılda olmuştu.
——
Çiçi, yaptığı savaşlarla taraftarlarının sayısını artırmış, Çin’den pek korkusu kalmamıştı. Çinde bulunan oğlunun kendisine gönderilmesini istedi. İmparator çok olumlu bulduğu bu arzuyu, nazlanmadan yerine getirdi ve birde elçi gönderdi.

Çin’de yeni imparator olan Yüan-ti, şehzadeyi götüren elçisinden bir daha haber alamadı. Elçi’nin öldürüldüğü sanılıyor, sebep ise bilinemiyor.

“Meçhul bir sebepten dolayı.” Çiçi’nin öldürttüğü, bunu Çin imparatorunun sonradan öğrenip Çiçi hakkında kararını verdiği, söyleniyor.
——————
Kar Yolunda

Kar’ın Azizliği

——————

Çiçi de Wu-sunların işi tamamen bitmemişti. K’ang-chü hükümdarlığı da Wu-sunlarla komşu ve aralarında husumet /  düşmanlık vardı.

Çiçi’ye bir haber gönderip askeriyle beraber gelmesini, müştereken / birlikte Wu-sunlara saldırmalarını teklif ettiler / önerdi . Bu işin amacı Wu-sunları kovalayıp Çiçi’nin Hunlarını onların yerine yerleştirmekti. Gidilecek bölge Batı Türkistan idi. Buranın yollarını iyi tanıyan Çiçi, askerlerini alarak “Orhundan Batı Türkistan’a doğru yola çıktı. Fakat yolda çok büyük bir soğuk oldu.”

Fırtına ve don dayanılmaz noktaya ulaşınca kadere rıza göstermekten başka yapacak bir şey yoktu. Dönülemezdi, devam edildi, ama “savaşçıların çoğu donarak öldü ve sadece üç bin kişi Çiçiyle beraber K’ang-chü’ye ulaşabildi.

—-
( İnsanın aklına  1914 yılının 15-22 Aralık tarihleri arasında, Sarıkamış yakınındaki Allahuekber dağlarında, Kars’ı Ruslardan geri almak için harekata katılan 60 bin deneyimli askerimizi kar ve soğuk dolayısıyla kaybetmiştik . Rahmetler olsun . İ.Kulaçoğlu )

—-
Biraz, talihin / şansın gülen yüzüne ihtiyaç / gerek  vardı.

Tamamı ne kadardı, bilmiyoruz belki 10 bin kişiydi ve elde sadece üç bin asker kalmıştı. Çiçi istikbale / geleceğe bunlarla yürümek zorundaydı. Geriye dönüş yoktu zira Hu-han-yeh bütün Hun topraklarını  ele geçirmişti.

K’ang-chü hükümdarının yanına  kadar vardılar ve Çiçi burada çok iyi karşılandı. Belki abartılı rakamdır ama gerçek payı da yok değildir.

120 bin askeri varmış bu küçük ülkenin. Çiçi’nin elinde üç bin asker var. Yine de savaşçı Hunlar fazla önem arz ediyor, ev sahibi hükümdar Hun askerlerini kendi askerlerinden değerli görüyordu. Hun Hakanı de K’ang-chü Hükümdarı can ciğer gibiydiler.  Bunu pekiştirmek, derinleştirmek  arzusuyla / isteğiyle , biri birilerinin kızlarıyla evlenip hem damat hem kayınpeder oldular.

Sıra Wu-sunlarla savaşmaya geldi. Çiçi kumandanlığında askerleri savaşçılığın bütün maharetlerini / becerilerini ortaya koydular. Düşman askerlerini  çiğnenip geçtiler. Wu-sunların başkenti ele geçirildi (M.Ö. 42)

Ölenler öldü, sağ kalanlar doğuya doğru kaçarak kurtuldular. Wu-sun toprakları Hunlar’a kaldı.
Fergana’ya yürüdüler. Burada kale kuşatması gerekiyordu fakat Hunlar açık arazide  savaşmaya  alışık idiler, kuşatmalarda tecrübeleri / deneyimleri yoktu. Şehir yağmalandı.

Uzun zamandır açlıkla, yoklukla pençeleşiyorlardı, aç gözlüydüler. Fergana Vadisinde o kadar çok ganimet buldular ki, hiç birinden de vazgeçemediler. Toplanan malların çokluğu, muhafaza edilecek / koruyacak  yere ihtiyaç gösterdi / gerek vardı. Bir kale yapıp, depo olarak kullanmayı düşündüler.

Romalılarla Parthlar savaşmış lejyoner Romalıların bir kısmı Parthlara teslim olmak zorunda kalmış, onlarda hizmet etmek için doğu sınırına gönderilmiş. Çiçi, muhkem / sağlam  bir kale yapılmasını istediğinde bu Romalı piyadelerden de 100 kadarını kendi adamlarıyla çalıştırarak, Roma tarzında / usulünde inşaatı iki sene de tamamlattı.

Çiçi, Çin diyordu ki:

‘’ Değişmek şart ! ‘’

Bunun ilk örneğini, kuzey Moğolistan’daki ağırlık merkezini Çu-Talas nehirleri arasına kaydırıp, orada etrafı surlarla çevrili bir başkent inşa ettirerek vermiş oldu.
——-
Hunların yükseldiği devirlerde başta büyük yabgular, çöküş devirlerinde de zayıf yabgular bulunmaktadır. Düşman ne kadar kavi / kuvvetli olsa da iyi yönetici bir çıkış yolu buluyor, kötüsü bunalıp kalıyor. Çiçi, Hunlar için talih kuşu olmuş, milletini karanlıklardan  aydınlık ufuklara taşıyordu.

M. Ö. 41den itibaren / başlayarak , “Mevki / yer – konum  alarak İran, Afganistan, Hindistan, Doğu ve orta Avrupa kıtaları bakımından Asya tarihinin bundan sonraki gelişmesinde sürekli tesiri görülecek olan Türkistan sahasına Türk halkının iyice nüfuzunu / etkisini  sağlamış oldu. Batı Hunları ve Fergana, Bahtria  / Belh  bölgesini kendine bağladı. Çin kaynaklarına göre, An-si bölgesini yani güney-doğu sınırları ta Anadolu’ya kadar uzayan Parth İmparatorluğunun kuzey-doğu kısmını zaptetmek / ele geçirmek  için planlar kurdu.

———
Çiçi’nin Parthlarla ittifak / bağlaşma sağladı. Bu K’ang-chü hükümdarının aleyhine / zararına bir gelişmeydi. Bu yüzden araya soğukluk girdi. Bir gün, K’ang-chü Çiçi’ye ağır hakaretler etti. Çiçi , K’ang-chü prensesi olan hatununu ve yanında bulunan birkaç yüz K’ang-chü Bey’ini öldürerek, cesetlerini parça parça doğratıp nehre attırdı.

—–

TALAS SAVAŞI

Çiçi  geriye dönük tasavvurlarıyla / tasarımları ile günlerini geçiriyor, savaşçıları etrafı surla çevrili şehir hayatına uyum sağlamaya çalışıyorlar.

Çin, eski bir davayı gündeme getirmek istiyor, sebepsiz yere öldürülen elçilerinin intikamı alınmamış olduğundan huzursuzluk duyuyor fakat Çiçi’nin bulunduğu uzak ve netameli / güvenli olmayan bölgeye ordu gönderilmesine

de yanaşamıyordu.
Rivayete / söylentiye göre adı Ch’en Tang olan, kabiliyetli / yetenekli , iyi eğitim görmüş  küçük bir memur hapse düşmüştü. Bizim Osmanlı döneminin sürgün yeri Fizan  veya  Rusya’nın Sibirya’sı ne ise Çin için Batı ucu öyleydi.

Memur Ch’en Tang hapis cezasının, Batı ucunda, görevlendirilmeye çevrilmesini talep etti / istedi. Dileği yerine getirildi, ama maceraperest memur memnun kalmadı. Tekrar yurduna ve hür olarak dönmek istiyordu. Bunun içinse, kahramanlık yapması lazımdı.

Çiçi’yi öldürmek, başını  imparatora teslim edip, hürriyetini satın almak hülyasına / hayaline kapılan memur Çin’in Batı ucu valisinden izin koparamadı.

—-

 “Fakat Ch’en Tang, valinin hasta olmasından yararlanarak sahte bir buyruk hazırlayıp, Çinlilerden ve yerli halktan güçlü kuvvetli olan savaşçıları topladı. Vali durumu öğrenince, askerleri geri çevirmeye yeltendiyse de, Ch’en, kılıcını çekerek kendisini engellememesini istedi. Bu durum karşısında korkuya kapılan valinin kendisi de orduya katıldı.”
—-
Çiçi Han çok geniş topraklar üzerinde hakimiyet / egemenlik kurmuş, ama henüz tam yerleşme sağlanabilmiş değildi. Her şeyin yavaş yavaş yoluna gireceği, komşularla münasebetlerin / ilişkilerin düzeleceği, Hunların huzur ikliminde yaşayacakları hesap ediliyordu. Çin uzaktı ve kolay kolay rahatsız edici hareketlere tevessül edemezlerdi / girişemezlerdi. Çiçi’nin, yaklaşmakta olan tehlikeden haberi yoktu.
Çinliler Wu-sunları ve K’ang-chüleri saflarına katmışlar askerlerinin sayısı 70 bini bulmuştu. Hun topraklarına giren Çinliler Talas ırmağı üzerindeki surlu Hun başkentini kuşattılar.

Şemsiyesiz, açık alanda sağanağa yakalanan Hunlar ne yapacağını şaşırdılar. Hiçbir tedbir / önlem  alınmamıştı, savunma için imkanlar / olanaklar yoktu ve zaten kapalı yerler onlara göre değildi. Düşman ordusu kalabalık, kendi askeri az. Kurtuluş ümidi olmasa da savaşmak şart olmuştu.
—–
Esir olmayı aklından geçirmeyen Çiçi şerefiyle ölmeyi tercih etmek / seçmek zorunda kaldı.

—–
Çiçi kalesinin duvarlarına beş renkli bayrağını  dikmiş, Hunların hükümdarı olduğu müddetçe dünyanın hakimi / egemeni olduğunu da iddia edebileceğini ilan etmişti. Küçük bir süvari kuvveti kaleden dışarı çıkmış, büyük Çin kuvvetlerine karşı yürümeye başlamıştı. Bu arada 60 -70  bin kişilik büyük Çin kuvveti harekete geçmiş, bu küçük süvari kuvvetine hücum ederek kaleye kaçırmıştı.

Geceleyin Hunlar tekrar bir çıkış hareketi yapmışlar, bu seferde büyük kuvvetler karşısında kaleye çekilmeye mecbur / zorunlu  kalmışlardı. Ertesi günü umumi / genel harp başlamıştı. Kaleyi müdafaa edenler / koruyanlar arasında kadınlarda vardı. Kalenin üstündeki duvarların arasında kadın ve erkek cesetleri birbirine karışarak yatmakta idi. Çiçi de bir ok ile  yüzünden yaralanmıştı.
—-
Yardıma kuvvetlerle beraber Çinliler her türlü vahşeti mübah / geçerli sayarak tam bir kıtal / ölümüne savaş yapıyorlardı. Kahramanca direnen kadınlı  erkekli Hun savaşçıları, hayatlarının ucuza satmamaya aht etmiştiler / sözleşmişlerdi. Bunu ne derece başardıkları düşmanın hareketinden anlaşılıyor. Çinliler bütün şehri ateşe verdiler.

Çiçi Han’da sonunun geldiğini anlamıştı. Kanlarını / yakın arkadaşlarını  kale burçlarında oklayıp, aşağı attı. Kendisi de bir yolunu bulup kaçtı. Ama az sonra düşmanın oklarına hedef oldu ve öldürüldü.

Savaşanlar arasında ne bir kadın, ne de bir erkek kalmıştı. Bir Çin subayı kahraman Türk’ün başını kesmiş, bunu Çin’in hükümet merkezine göndermişlerdi. Son müstakil / bağımsız  Hun kralı da bu surede ortadan kaldırılmıştı. Bu harpte / savaşta 1518 maktul / ölü , 145 esir alınmıştı. Bunlar arasında çocuklar ve kadınlar bulunuyordu.

Bu olayların meydana gelişi, Çiçi’nin ölümü M. Ö. 36 senesindedir.

——————

**** Hun büyüklerinin Hohanyeh Han’a verdikleri cevap, yalnızca Hun tarihinin değil, bütün Türk tarihi ile dünya tarihinin de, en büyük ibret vesikasıdır / belgesidir. Vesika / belge Hun Türklerinin devlet ve millet anlayışlarını gösteren çok önemli bir metindir.

Hohanyeh Han’ın aldığı cevap çok sert olmuştur. Bu cevap bugünkü Türk alemi için de büyük bir değer taşımaktadır. Kurultayda konuşulan sözler, Türk kavmi / toplumu ile Türk tarihini yücelten, ana prensipler / ilkeler ve düşüncelerdir.

Kaynakça

————
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ

Turktoresi.com

Ahmet Taşağıl, “Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları”(2), s.31-32:

Prof. Dr. SAADETTİN GÖMEÇ

(Türk Tarihinin Kahramanları-II: Küçük Yabgu, Polis Dergisi, 13/52, Ankara 2007)

Bahaeddin Ögel Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi

—–

Burada isimlerini yazamadığım tüm araştırmacılarımıza teşekkür ediyorum .

Bilgileri bir araya getirmeye çalıştım .

Sadeleştirmeleri yaptım .

Tarihimizdeki  değerlerimizi çocuklarımıza öğretmek görevimizdir.

İdris Kulaçoğlu .