BAŞKURT / BAŞKORT TÜRKLERİ

BAŞKURT / BAŞKORT  TÜRKLERİ

Oğuz’lar  Seyhun  nehri  kıyılarından Anadolu ‘ya  yürüdüler . Akrabaları olan Kıpçak  toplulukları Ural dağları bölgesine  yerleştiler . Sonraları Hazar , Kafkasya ve Karadeniz’in kuzeyine göç ederek  Oğuz’lar gibi dünya tarihini değiştirdiler .

Orta Asya  Türk  kültürünün değişim coğrafyasında  artık Başkurt’ların bayrağı dalgalanıyor . Uçsuz bucaksız  bozkırlar , kireç taşı ve kerpiçten yerleşim yerleri, görkemli dağlar .

Anadolu  Türk’ünün  harcına karışmış gerçek öykülerin yurdu .

Tanrı dağlarından  çıkan Aral gölüne dökülen  Siriderya / Seyhun  nehri  boyunca  uzanan  topraklar , Oğuz Elleri ve kurdukları devletler .  

Burası , Oğuz‘ların Kınık boyundan  Selçuklu’lar  ve   sonrasında  Kayı boyundan  Osmanlı’lar ile    tarihini değiştiren  olağanüstü serüvenin başladığı  yer. Azerbaycan’dan  kuzey Irak’a , Suriye ve Türkiye’den   Balkanlara  kadar  çok büyük bir coğrafyada yaşayan Türk’lerin  ATA  YURDU   / BABA  OCAĞI …..

—-

Burada kurulmuş olan kentlerden  bizlere kalan  SAVRAN  yerleşim alanı. ms 9 ile 12 yy . lar arasında Avrupa karanlıkları yaşarken  bilginlerin toplandığı , kültür ve ticaret kenti . Diğer Oğuz kentlerinde olduğu gibi kare veya dikdörtgen bir alanda , iç içe geçmiş surlar ile korunuyor .

Siriderya / Seyhun nehrinin doğusundan geçen  , bu gün asvalt yol ile KIZILORDA ‘ya ulaşılıyor . Buradaki adı KORKUT ATA  olan  DEDE KORKUT’un  türbesinin olduğu ve hikayelerinde anlattığı  verimli topraklar , Rus’ların  Amuderya / Ceyhun ve  Seyhun  nehirlerinin  yollarını değiştirmeleri sonucu  Aral gölünü kurutmaları sonucu  bölge KIZILKUM çölü ile bütünleşmiş  durumda .

—-

Oğuz’ların başkenti YENGİ KENT  , Selçuklu’ların başkenti CEND idi .  Kızılorda ‘ da aynı adı taşıyan bir müze var . mö 10-13 yy ile tarihlenen birkaç eşya ve alet  ve  deve üzerinde sanki Seyhun  nehrini  gözleyen  Dede Korkut  heykeli var . Turan  ovasından  , Turgay vadisinden geçip Ural’lara ,  Asya ile Avrupa’nın buluşma noktası . Ural dağlarının güneyinden başlayarak  batı kısmında bu coğrafyanın can suyu olan İDİL nehri  kıyılarında  BAŞKURT’lar  yaşamakta .

BAŞKURTLAR

—————–

Rusya  federasyonuna bağlı  özerk cumhuriyet . Dünya genelindekiler ile toplam nufusları 3 milyon .

Başkurt adı üzerine  çeşitli söylentiler var ama en doğrusu  Başkurt  milli kahramanı / Milli uayanış önderi olan AHMET  ZEKİ   VELİDİ TOGAN beyin;

—-

‘’ Başkurt’lar , 5  OGUR  toplumunun birleşmesi ile oluşmuştur . ‘’

—-

Bazı tarihçiler Ogur’ları  ÖN – OĞUZ    / bazı tarihçiler ise Ogur’ların , günümüz Bulgar ve Macar  halklarının Ataları  diye  tanımlıyorlar .

Başkurt’lardan ilk kez 8 yy da söz ediliyor . 10 . yy da belirginleşiyorlar .

Başkentleri  UFA  .

Çok güçlü , ölümü hiçe sayan savaşçı , ok-yay ve süngü kullanımında usta ve inatçı insanlar .

Dilleri  Türk’lerin Kıpçak lehçesi  gurubunda yer alıyor .

Rus’ların , Türk birliğini   ve Türk toplumlarını  yok etmek / kendi içlerinde eritme  amacı ile yaptıkları her türlü zorlamalara rağmen  GELENEKLERİNİ  ve DİLLERİNİ  korumuşlar .

42 farklı sesi bu gün dahi kullanmaktalar .

Kendilerine  K  harfi kalın olarak ‘’ BAŞKURT ‘’ , ‘’ U ‘’ harfini ‘’  O  ‘’ ya yakın söylemle  ‘’ BAŞKORT ‘’ diyorlar .

—-

Bu bölgedeki toplumlar  birbirlerinden giyim – kuşamları ile tanınıyorlar .

Erkekleri  sansar’dan  KANTAK  BÜRÖK  takıyorlar . Keçeden yapılma  DIYMA /  BIYMA   ayakkabıları var .

Kadınları ise  tilki’den  2 parçalı ve çene altından bağlı başlık takıyorlar .

Milli müzelerinde bu giyim –kuşamlar , gelenekleri  ayrıntıları ile sergilenmekte .

KURAY   isimli 1 i  arkada 4 ü önde kaval gibi milli çalgıları var .

Başkurt  atları dünyaca ünlü .

Bal  köpüğü renkte , sakin huylu , dayanıklı ve çok süt veren  atlara sahipler . Çocuk biniciler için çok uygunlar . Amerika’da  bu atların çiflikleri var .

BORTEVOY  ve IHLAMUR  balları var …

Bu bölgedeki ıhlamurlar ve  500 yakın özel çiçek türlerinin  olması ve   ağaçlardaki kovukların kovan olarak kullanılması ile tam doğal arıcılık yapıyorlar. —-

Petrol ve doğalgaz  zenginiler .

Başkurt’larda KUŞAK GÜREŞ leri yapılıyor .  

Başkurt’lar , 12.yy da Moğollar ile  savaşmışlar . Sonrasında Altınordu imp . nun himayesine / korumasına  girmişler . 16 . yy dan başlayarak Rus’larla savaşmışlar . 18.yy da Rus’lara karşı 20 den fazla ayaklanma yapmışlar .

18 . yy da ( 1773 – 1775 ) Rus köylüler ile birlikte Çar’a karşı  isyana katılmışlar.

—-   

Bir diğer milli kahramanları  olan 20 yaşındaki SALAVAT  YULAYEV / TULAYEV ‘dir . ( 16.6.1752 / 8.10.1800 )

 —-

Rus’lar , 19.yy da 15 bin Başkurt askerini Berlin’in ele geçirilmesinde ve 1814 de Fransa’ya  girmekte kullanmışlar .

—-

Başkurt’ların  milli uyanış  lideri AHMET  ZEKİ VELİDİ TOGAN dır .

10.12.1890 Rusya / 26.7. 1970  İstanbul ( Karacaahmet mezarlığında yatıyor )

Lakabı  ATA  BAŞKURTU dur .                    

Türk   tarihçi / Türkolog / Başkurt  devrimi ve  bağımsızlık hareketi önderi .

Asıl adı AHMET  ZEKİ dir .  Rusya’da iken VALİDOV , Türkiye’ye geldikten sonra TOGAN soyadını almıştır .  

“Togan” sözcüğü ” doğan ” sözcüğünün Kıpçak Türkçesi alanındaki karşılığı, Başkurt Türkçesindeki şeklidir.

Orta  Asya Türk toplumlarının birleşmesi , Rus  sömürüsüne karşı olması ve Türk tarih – dil ve kültürü üzerine çalışmaları önemlidir .

Başkurt ‘lar , Türkiye’den 4 yıl öncesi 1919  da Cumhuriyeti ilan etmişlerdir .

Başkurt  Atasözü ile yazımı bitirmek istiyorum .

—-

‘’ Başkurt’ların evine kapı çalmadan girilir . ‘’

—-

Tatarlar , Başkurt’ların yakın akrabalarıdır .

İdris Kulaçoğlu . 16.12. 2018 Pazar saat 20:02 çalışma odam .

———————————————-

PROF. DR. ABDÜLKADİR İNAN

(29 Kasım 1889 / 26 Temmuz 1976 )

———————————————–

Başkurt halk bilimci.

Ömrünü Türk Kültürüne, Türk Kültür Tarihine adamış olan Abdulkadir İnan’ı ilk olarak yakın arkadaşı, ülküdaşı, sırdaşı Başkurt Türklerinin efsane ismi Zeki Velidi Togan’ın “ Hatıralar ” adlı kitabından tanımıştım.

Hatıralarda Abdülkadir İnan’ın adı Fethülkadir Süleyman, takma adı ise Tuqan olarak geçmektedir.

Ancak önemli olan şu ki, Zeki Velidi, Abdülkadir İnan’ın adı nasıl geçerse geçsin her yerde ön ad olarak “ arkadaşım ” sözcüğünü eklemiştir.

1917 yılında Togan’ın siyasete atıldığı yıllarda başlayan bu arkadaşlık bir ömür boyu sürmüştür.

Gerçek arkadaşlıklar samimiyet, güven ve fedakarlık üzerine kurulur.

Durum böyle olunca hiç kimsenin yıkamadığı bir beraberlik, bir dostluk oluşur. Zeki Velidi Togan ve Abdülkadir İnan ömürlerinin sonuna kadar arkadaş kalmış, hatta daha da ötesi gurbette bir birlerine kardeş olmuşlardır.

—-

Amerikalı filozof, fizikçi ve devlet adamı Benjamin Franklin’in

Kardeş dost olmayabilir, ama dost her zaman kardeştir” 

sözleri bu iki arkadaş için yazılmış sanki.

Bugünlerde Zeki Velidi Togan’ın oğlu Sübidey Togan ve Abdülkadir İnan’ın oğlu M.Yaşar İnan “ biz amca çocuklarıyız ” diyerek “ kardeşlik ” bağlarını doğrulamaktadır.

—-

29. Kasım. 1889 yılında Çilebe bölgesinin Şakay köyünde dünyaya gelen Abdülkadir İnan Başkurt Türklerinin Ulu Kıtay boyunun Kazbüre / Kazkurt koluna bağlıdır.

Abdülkadir İnan 1925 yılında Türkiye’ye gelmiş ve kalan ömrünü burada geçirmiştir.

İnan, Türkiye’de Türkiyat Enstitüsü’nde Prof. Dr. Fuat Köprülü ile birlikte çalışmalar yapmış, Atatürk’ün çevresine girmiş, Türk Dil Kurumu,  Ankara Dil Tarih Coğrafya  Fakültesi ve Türk Kültürü Araştırmaları Enstitüsü’nde görev almıştır. Kabiliyetinin / becerilerinin yanı sıra çalışkanlığı ile ön plana çıkan Abdülkadir İnan, ömrünün sondan bir önceki gününü dahi Türk Kültürü’nde çalışarak geçirmiştir.

—-

Yaşanmışlıklar, İnan’a hayat tecrübesi / deneyimi  dışında olgunluk da kazandırmıştır. Hayatından asla şikayet etmeyen / yakınmayan , varla yetinen Abdülkadir İnan, bir hoca olarak öğrencilerine son derece sevgi ve hoşgörülü davranmıştır.

—-

Daha çok halk edebiyatı, folklor, halk gelenek ve görenekleri üzerinde çalışmalar yapan Abdulkadir İnan Türklerin dinlerine dair incelemelerde bulunmuş ve “ Eski Türk Dini Tarihi ” / Kamanlık – Şamanlık adlı eser ortaya koymuştur. Söz konusu kitap bugün de bu alanda yapılan çalışmaların ön sıralarında yer almaktadır.

—–

Sovyetler döneminde adları dahi yasaklanan insanlar arasında yer alan Abdülkadir İnan geç de olsa vatanına ve milletine eserleri ile geri dönebilmiştir. Başkurdistan’da Rusya Bilimler Akademisinin Ufa Federal Araştırma Merkezi bünyesinde bulunan Dil, Tarih ve Edebiyat Enstitüsü tarafından 1996 yılında yayımlanan “Abdülkadir İnan. Bibliyografi ” kitabı Abdülkadir İnan’ın adının dönüşünün bir başlangıcı olmuştur.  

—–

Abdülkadir İnan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün övgüsünü  ve dostluğunu kazanan nadir / ender  insanlardan birisidir.

Atatürk ile çalıştığı yıllar ile ilgili “ Atatürk Devrine Ait Hatıralar ” başlıklı yazısı 1964 yılında “ Türk Kültürü ” dergisinde bir makale olarak basılmış, sonradan genişletip kitap haline getirdiği anıları henüz yayımlanmamıştır.

Çocukluğundan beri Türklük ile meşgul olan  / ilgilenen Abdülkadir İnan, tüm ömrünü Türklüğe adamış ve son nefesine kadar bu uğurda çalışmıştır.

Ruhu şad / mutlu olsun!

Roza Kurban ( Tatar Türk’ü )

————————————

1914 de Rusya’nın Çarlık döneminde Troyitsk’de Resuliye ve Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğrenim gördü .

1915 – 1923 . Resuliye Okulu Müdürü Abdurrahman Resuli ve Rusya Türkleri’nin ünlü yazarı, Muallim / öğretmen dergisi yayıncısı Hasan Ali Efendi’nin özendirmesi ile Türk folkloru konusunda çalışmaya başladı. Öğretmenlik görevini sürdürmeye başladığı sıralarda bu konuda geniş bir zamana ve imkana / olanağa da kavuşmuştur.

—–

Rus istilasına karşı Başkurdistan’ın bağımsızlığını korumak amacıyla girişilen mücadeleye / uğraşa  etkin bir biçimde katıldı. Bir ara Başkurt Eğitim Bakanlığı Bilim Kurulu üyeliğinde bulundu.

Başkurt kadınlarının beşik ninnileri, Ruslarla yapılan mücadeleleri konu edinen destan parçaları gibi folklor malzemelerini toplarken, Zeki Velidi Togan’ın tavsiyesi / önerisi  üzerine çalışmalarını bütün Türk boylarının folklorunu kapsayacak genişliğe ulaştırdı.

—–

Türk destanları (özellikle Kırgızlar’ın Manas Destanı) ve Kaman – Şaman inançları üstüne özgün araştırmalar ortaya koydu.

1924 de ,Petrograd  / Leningrad) kitaplıklarında çalışırken, pek çok bilimsel kitabı Başkurdistan’a getirdi. Bağımsızlık savaşı sonunda Türkistan’daki komitenin yardımı ile Zeki Velidi Togan ile birlikde Asya’daki Türkler’in yaşadığı bölgeleri dolaştı. İran ve Afganistan’a, oradan da Hindistan’a ve Avrupa’ya geçti.

—–

1927 de , Paris ve Berlin’deki bilimsel çalışmalarına, Türkiye’ye geldikten sonra asistan olarak girdiği Türkiyat Enstitüsü’nde devam etti. Zeki Velidi Togan ile Yeni Türkistan dergisini çıkardı.

—–

1928 de Halk Bilgisi Haberleri  dergisinin yayınına katıldı.

1930 da , Türkiye Halk Bilgisi Derneği’nin bilimsel komisyonu üyesi iken Erzurum ve Hasankale’de folklor araştırmaları yaptı. Birinci ilmi seyahate ait raporu  bu dönemin ürünüdür.

—–

“ Yeni Türk ” dergisinde ve “ Azerbaycan Yurtbilgisi ” ile zamanının hemen bütün Türkçü / Milliyetçi dergilerinde pek çok değerli araştırmaları yayınlandı. Çok verimli bir kalemi vardı.

Şimdiki Türk Dil Kurumu’nun ilk şekli olan ve hemen hepsi de Atatürk’ün istekleri doğrultusunda kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, Türk Tarihi Tetkik / inceleme Cemiyeti’nde  görevler  aldı.

Birincisinin ilk umumi katibliğini / yazmanlığını  üstlendi. Ruşen Eşref ve Maarif Vekili Dr.Reşid Galib’in ( andımızın söz yazarıdır ) daveti üzerine Ankara’ya gitti.

—–

Cemiyette ihtisas katibi / uzman yazman olarak görev aldı. İlmi komisyon ve kılavuz kolu çalışmaları üyesiyken pek çok defa Atatürk ile görüştü. Atatürk’ün dil konusunda yaptığı toplantılara ve çalışmalara katıldı.

1935 de , Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurulurken , Atatürk kendisinden fakültede Doğu Türk lehçelerini incelemesini ve bu konuda ders vermesini istedi.

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 1944’e kadar profesörlük yaptı.

1936 da , Türk lehçelerinin özellikleri ve tasnifi / sınıflandırılması Türkolojinin tarihçesi, Orhon ve Yenisey yazıtları, Kırgızcanın genel özellikleri ve Manas Destanı gibi konularda dersler verdi. Bu dersleri de “ Türkoloji ders hülâsaları / özetleri ” adlı kitabında toplayarak yayınladı.

—–

Ayrıca Güneş Dil Teorisi üzerinde de durdu.

Bu teorinin temel özelliklerini ve kurallarını açıkladı.

Bazı Türkçe ve Sılavca kelimeleri bu teoriye göre çözümledi.

1944 yılında, üniversitedeki unvan ve kadrosu kaldırıldı.

Tercüman / çevirmen ve okutman olarak 1955’e kadar görevde kaldı.

—–

Bu arada Türk Dil Kurumu’nda baş  uzman olarak da çalışıyordu.

Kaman – Şaman inançlarının genel özelliklerini belgesel olarak ortaya koydu.

Diyanet İşleri Başkanlığı Danışma Kurulu’nda çalıştı.

1964’den sonra Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nde uzman olarak görev aldı.

—–

Sağlığında yalnızca beş eseri yayınlandı. Ölümüne yakın günlerde üç bine yakın makalesinden / köşe yazısından seçmeler yapılarak yayına hazırlandı ve ilk cildi yayınlandı. Ölümünden sonraki yıllarda da ikinci cildi yayınlandı. Bunlar bin sahifeye yaklaşan hacmi yanında muhtevası / içeriği ile de Türk milletinin esas ve temel kaynaklarını araştıran, tetkik eden / inceleyen , yorumlayan yazılmamış ve yazılamayacak kadar derin ve tarihi malzemenin yorumları idi.

1. Ekim .1976 tarihinde öldü.

MİSYONU / görevi

————————

* Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında kurulan dil ve tarih kurumlarında, üniversitelerin kuruluş ve teşkilatlanmalarında / örgütlenmesinde  çok önemli roller aldı.   

*Atatürk’ün bir akademi gibi çalışan Çankaya toplantılarının en devamlı ilim adamlarından birisi de o idi.

* Aynı zamanda büyük bir istiklal / bağımsızlık savaşçısı, devlet adamı, Türk dili ve kültürü bilim adamıdır.

———————————————

HAKKINDA YAZILANLAR

ABDÜLKADİR İNAN’IN TEMEL ESERİ:

‘’ TARİHDE VE BUGÜN ŞAMANİZM ‘’

———————————————

Türk Tarih Kurumu yayınları arasında birkaç kere basılan bu ünlü eser, kendi dönemine kadar konu ile ilgili yayınlar arasında başköşeyi alır.

Bu eserin de Atatürk’ün ilgisi ve teşviki / destek ve isteklendirmesi  ile uzun araştırmalar sonucunda hazırlandığını Abdülkadir İnan söylerdi.

Türk ve Batı kaynaklarında Şamanizm ile ilgili hemen her eser incelenmiş ve çok iyi bildiği Rusça yanında üç Batı dilindeki literatürü de / bütünü de   inceleyerek yazıldığı için bugüne kadar bir benzeri bile yazılamamıştır.

Çünkü rahmetli hoca hiç açık nokta bırakmamacasına konuya hakim bir durumda kalmıştır.

Türkçemizde Kaman – Şamanizm konusunda Atanaş Manof’dan M. Türker Acaroğlu’nun yaptığı ve 1930’lu yıllarda rahmetli Yaşar Nabi Nayır’ın ilk Varlık Yayınları arasında çıkan eserinden başka bir eser bulunmadığı göz önüne alınırsa, Abdülkadir İnan’ın bu eseri hazırlayıp yayınlamasındaki isabet de ortaya çıkar.

Abdülkadir İnan’ın eseri bize Türkler’in en eski inançlarında ve ibadetlerinde bile İslama çok yakın ve yatkın bulunduklarını göstermektedir.

Bugünkü dünyamızda yalnızca Yakutistan’da Kaman inancı – Şamanizm yaşamaktadır. Şamanizm konusu ve Şamanlık bundan yıllarca önce yalnızca Ziya Gökalp’in eserlerinde ve özellikle kısa bir bölüm halinde yer almıştır.

Ayrıca yine Abdülkadir İnan’ın İslamiyetdeki batıl inançlar konusunda yaptığı bir başka araştırma da Diyanet Yayınları arasında küçük bir kitap halinde yayınlanmıştı.

Bu hacmi küçük ve fakat muhtevası / içeriği büyük eserin de yeniden yayınlanması bugün için büyük bir ihtiyaç ve zarurettir / zorunluluktur.

Ayrıca yine İnan hocanın Türkçe Kur’an tercümeleri / çevirileri konusundaki sistematik, bilimsel eserinin de taşıdığı önem ile  yeniden basılması lazımdır.

Bu küçük eser de Diyanet Yayınları’ndandır.

İlk yayınlanmasının üzerinden otuz yıl kadar uzun bir zaman diliminin geçmesine karşın bu eser de yeniden bir daha yayın sahasına çıkarılmamıştır.

Bu esere de çok büyük bir ihtiyaç / gereksinim vardır. İki büyük cilt halinde yayınlanan araştırmalarına gelince: Bu iki cildin de Türk Tarih Kurumu Yayınları arasındaki baskısı çok az bir miktarda basılmıştır. Keza mevcudu / basılısı kalmamıştır yayınlanması çok iyi olacaktır.

—————————————–

Orada Mustafa Kemal Paşa var

—————————————–

Ord. Prof. Dr. Hikmet Bayur rahmetliden dinlemiştim:

Atatürk’ün Çankaya’daki akademik sohbetlerinde bulunulduğu sıralarda, konuşmalar çok uzun sürer ve Abdülkadir İnan bazen uyuklarmış.

Bir defasında Cemal Paşa’dan konuşulurken de böyle olmuş. Atatürk’e hazır bulunanların işareti ile uyuklayan Abdülkadir Bey gösterilmiş. Atatürk, kendisine seslenerek:

“- Abdülkadir Bey, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Diye sorulunca, hazret birden bire kendine gelir.

Hiç bir duraksama yapmadan der ki:

“ Ben onun büyüklüğünü Türkistan’dan bilirim…”

Herkes birbirine bakar:

Bu adam neler saçmalıyor, diye.

Atatürk ise oralı olmadan devam eder:

“- E, … Anlat bakalım, nasıl?

Abdülkadir Bey devam eder:

“- Biz istiklalimizi / bağımsızlığımızı  ilan etmiş, Ruslarla çarpışıp dururken çıktı geldi.

Vara  yoğa işimize karışmaya başladı. Biz kendisine çıkıştık:

“  Senin buralarda ne işin var? Biz kendi yağımızla kavrulup gidiyoruz.

Sen Anadolu’ya gitsene?

Hem orada biliyorsun bir istiklal / bağımsızlık savaşı veriliyor.

Yunanlılar Kütahya, Afyon ve Bursa’yı aldılar. Eskişehir de düştü. Türk’ün son kalesi Ankara üzerine yürümeye hazırlanıyorlar. Ankara da düştü mü, anavatan istiklalini / bağımsızlığını kaybetti mi Türkistan’ın, Başkurdistan’ın istiklalinin / bağımsızlığının ne kıymeti / değeri  kalır ki?

Senin yerin orasıdır. Türklüğün son mücadelesinin / uğraşının  yapıldığı topraklardır!…”

—–

İşte bize o çıkışmamız üzerine verdiği cevaptan onun büyüklüğünü anlamıştım. Bize:

——————————————————

“  Orada Mustafa Kemal Paşa var!…” dedi.

——————————————————-

Elbette, huzurda bulunanlar Abdülkadir İnan’ın bu defa uyumadığını, bütün konuşmaları büyük bir dikkatle izlediğini anlamakla mahcup olmuşlar / utanıp – sıkılmışlar ve bu arada gözleri yaşarmıştı.

Abdülkadir İnan’ın büyük bir Türk milliyetçisi olduğunu kaydetmeye lüzum / gerek  görmüyorum.

Fakat aynı zamanda onun büyük bir Türk kültür tarihçisi ve araştırmacısı olduğu noktasında herkes fikir / düşünce birliği içindedir.

Araştırdığı ve yayınladığı konuların hemen her biri Türk milli kültürünün hiç bilinmeyen ya da çok az bilinen bir konusunu aydınlığa çıkarmıştır.

Onun “ Tarihde ve Bugün Şamanizm ” gibi, “ Manas Destanı ” gibi pek çok eseri vardır ki hemen her zaman okunan ve aranan eserlerindendir.

Ayrıca, metinde zikrettiğimiz / andığımız  gibi iki büyük cilt halinde yayınlanan yüzlerce araştırması da onun adının Türk milleti ile beraber yaşayacağının en güzel kanıtıdır.

Çokbilgi.com

—————-

Türk milletimizin bu değerli evladını saygı ve gönül borcumla anıyorum .

Sadeleştirmeleri yaptım .

İdris Kulaçoğlu . 5.10.2019 çalışma odam 22:30