BABÜR İMPARATORLUĞU

( 1526 / 1857 )

——————–

Büyük Timur İmparatorluğu’nun zayıflayıp yıkılmasından sonra Türkistan’da Şeybaniler, İran’da Safeviler, Hindistan’da da Delhi Türk Sultanlığı gibi devletler kurulmuştu.

Babür Devleti de, Delhi Türk Sultanlığı’ndan sonra Hindistan’da , Timur’un torunu olan  Zahirüddin Muhammed Babür  tarafından  kurulan ikinci Türk devletidir.

Babası Ömer Şeyh Mirza Fergana valisi idi .

Annesi ise Çağatay hükümdarı Yunus Han’ın kızıdır.

Babasının 1494 yılında ölümü üzerine  onbir yaşında onun yerine geçerek Fergana valisi oldu.

Saltanatının ilk yıllarında Timuroğullarından diğer beylerle uğraştı. İç karışıklıklar ve Özbek saldırıları  sonucunda 1501 yılında tahtını kaybederek, kendine bağlı az bir kuvvetle Horasan’dan güneye doğru gitmek zorunda kaldı. Ancak mücadeleden / uğraşmaktan  vazgeçmeyen Babür, Timur Devleti’ni yeniden canlandırmak istiyordu.

1504 yılında Kabil’i Afgan beylerinin elinden başaran Babür, ele geçirdiği toprakları kendisini yalnız bırakmayan mirzalara ve beylere dağıtarak küçük bir devlet kurdu.

1509–1511 yıllarında Türk dünyasına egemen olmak isteyen üç büyük devlet vardı.

Bunlar ;

Özbek Hanlığı, Osmanlı Devleti ve İran Safevi Devleti idi.

Babür, kendi gücüyle Türkistan’a egemen olamayacağını anlayarak Safevi Hükümdarı Şah İsmail’den yardım istedi.

1511  de  , Şah İsmail’de Türkistan’da etkili olabilmek için bu isteği kabul etti. Babür Şah, İsmail’den aldığı yardımla Buhara, Semerkant, Taşkent ve Fergana’yı Özbeklerden almayı başararak topraklarını genişletti ve Timur’un tahtına oturdu.

Şah İsmail de böylece Babür’ün sayesinde Türkistan’a egemen olmuştu.  Türkistan Türkleri, Babür’ün Şah İsmail’in etkisinde kalmasından rahatsızlık duyduklarından Babür’e karşı cephe aldılar. Bu durumdan yararlanmak isteyen Özbekler de Babür’e karşı harekete geçtiler. Şah İsmail’in yardımına rağmen mücadeleyi / uğraşı  kaybeden Babür, Türkistan’dan çıkmak zorunda kaldı. Bunun üzerine Babür, Timur ülkesini ele geçirme ümidini kaybedince yönünü Hindistan’a çevirmiştir.

—-

1524 de ,uzun mücadelelerden / uğraşlardan sonra Kandehar ve Pencap şehirlerini ele geçirmeyi başardı.

1526 da , Panipat / Panipet ’de Delhi Sultanı İbrahim Ludi ile yaptığı savaşı kazanarak Delhi ve Agra şehirlerini ele geçirmiştir. Böylece kendisini hükümdar ilan eden Babür, Hindistan’da kendi adını taşıyan devletini kurdu.

Mart 1527’de Kanva’da, savaşçılıklarıyla Hindistan’da haklı bir şöhrete sahip olan Racputlar’ı  yendi.

Çitor racası Rana  Sanga’nın emrindeki Hindular ağır kayıplar verdiler. Bu zafer  Babürlüler’in Hindistan’daki hakimiyetini / egemenliğini iyice sağlamlaştırdı. 1530’a doğru Babür’ün sağlık durumu bozulmaya başladı.

Devrin ileri gelenlerini yanına çağırtarak oğlu Hümayun’un Hükümdarlığını kabul ettirdikten kısa bir süre sonra 26 .Aralık .1530’da  47 yaşında Agra’da  öldü.( 1483 / 1530 )

—————————

Babür İmparatorluğu

Hükümdarları

—————————-

1) Babür Şah (1483 – 1530)

2) Nasireddin Muhammed Hümayun Şah (1530 – 1540)

2. Hükümranlığı ( 1555 )

3) Celaleddin  Ekber Mirza Şahı (1556 – 1605)

4) Nureddin Cihangir Şah (1605 – 1627)

Daver Bahş ( 1627 – 1628 )

5) Şihabüddin   Şah-i Cihan 1 (1627 – 1657)

Murad Bahş ( 1657 )

Şah Şüca ( 1657 – 1658 )

6)  Evrengzib  /  Muhyiddin Alemgir Şah 1 (1658 – 1707)

Azam Şah (1706 – 1707 )

Kam Bahş ( 1707 )

7) 1. Şah Alem Bahadır Şah 1 (1707 – 1712)

Azimüşşan ( 1712 )

8) Muizzüddin  Cihahgir Şah (1712 – 1713)

9) Ferruh – Siyer Şah (1713 – 1719)

10) Şemseddin   Refiudderecat Şah (1719)

11) Refiüddevle 2.  Şah-i Cihan  (1719)

Niküsiyer ( 1719 )

12) Nasırüddin  Muhammed Şah (1719 – 1748)

(Takma adı : Ruşen-ahter’dir. )

13) Ahmet Şah Bahadır (1748 – 1754)

14) Azizüddin 2.  Alemgir Şah (1754 – 1759)

3. Şah Cihan ( 1759 )

15)  Celaleddin Ali Cevher  2. Şah-ı Alem (1759 – 1788 )

Bidarbaht ( 1788 )

Celaleddin Ali Cevher  2. Şah-ı Alem (ikinci hükümdarlığı)( 1788 – 1806 )

16) 2. Ekber Şah Muinüddin (1806 – 1837)

17) 2 .Bahadır Şah  Siraceddin (1837 – 1858)

———————————

Babür İmparatorluğu’nun

Gelişmesi

———————————

Hümayun döneminde Gücerat  Sulatanlığı yenilgiye uğratılarak toprakları ele geçirilmiştir.

(Gucerat Sultanlığı, 15. yüzyıl başlarında, günümüzde Hindistan’ın Gücerat eyaletinde kurulmuş bir ortaçağ Müslüman Rajput krallığıdır.) İ.Kulaçoğlu

Hümayun’un karşılaştığı en büyük tehlike Bihar Sultanı’nın atabeyi olan Şir Han’la yaptığı uğraşlardır.

1539 da  Şir Han,  bir gece baskınıyla Hümayun’u ağır bir yenilgiye uğratarak sultanlığı ele geçirmişti. Şir Han’la mücadele eden / uğraş veren  Hümayun ve kardeşleri başarılı olamayarak İran’a sığınmak zorunda kaldılar.

1555  de  Hümayun, Safevilerden aldığı yardımla tekrar tahtına sahip olmuş ve kardeşlerini de etkisiz hale getirmeyi başarmıştır.

1556 da Hümayun, tahtına sahip olduktan kısa bir süre sonra da ölmüştür.

( Bihar : Batısında Uttar Pradeş ve Medya Pradeş eyaletleri, kuzeyinde Nepal, doğusunda Bengladeş ve Batı Bengal eyaleti, güneyinde ise Orissa eyaleti bulunur. Bugün Hindistan Cumhuriyeti’ne bağlı bir eyalettir.

 Tarihte hiçbir zaman bağımsız bir devlet olamayan Bihar, bölgede çok sayıda kömür yatakları ve demir fabrikaları bulunması dolayısıyla Hindistan endüstrisi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bakır, fosfat, mika, boksit, demir cevheri, manganez ve kömür başta olmak üzere ülkede çıkarılan madenlerin % 40 kadarı bu bölgede toplanmıştır. Burada bulunan Ranchi, Bokaro ve Cemşîdpûr şehirleri Hindistan’ın büyük sanayi merkezleri arasındadır. )     İ.Kulaçoğlu.

—-

Hümayun’dan sonra 13 yaşındaki oğlu Ekber (1556–1605) Babür tahtına geçmiştir.

Sultan Hümayun’un tecrübeli / deneyimli komutanlarından olan Bayram Han’ da Ekber’in atabeyi olmuştur.

Sultan Ekber, hakimiyetini / egemenliğini sağlamlaştırmak için, ülkeyi yeniden ele geçirmek ve fetihlerde bulunmak zorunda kalmıştır.

Gücerat, Ganj vadisi, Bengal, Kabil, Keşmir ve Kandahar’ı alarak topraklarını genişleten Sultan Ekber, ülkesinde birlik ve düzeni sağlamış, halkına da dini hoşgörü göstermiştir.

Ekonomik alanda da yeni düzenlemeler yapan Sultan Ekber, Safeviler, Özbekler, Osmanlılar ve Portekizlilerle ticari ilişkiler kurmuştur.

—-

Sultan Ekber’den sonra oğlu Selim “ Cihangir ” unvanı ile tahta oturmuştur (1605–1627).

Cihangir, babası Ekber’in aksine zayıf karakterli ve eğlenceye düşkün bir hükümdardı.

1613  de İngilizler, Hindistan ticaretine el atmışlardır.

Cihangir 7. Kasım. 1627’de Keşmir’den Lahor’a giderken yolda öldü ve Ravi nehri kıyısında Şah Dara denilen yerde gömüldü.

1628 de , Şehzade Hürrem bu sırada Dekken’de idi. Cihangir’in karısı Nurcihan’ın kardeşi Asaf Han, Cihangir’in torunu Daver Bahş Bulaki’yi hükümdar ilan etti. Daver Bahş,  Asaf Han’ın kendisine ihanet ederek amcası Hürrem’i sultan ilan ettiğini öğrendi ve Safeviler’e sığındı.

—-

Cihangir’den sonra oğlu Şah Cihan hükümdar olmuştur (1628–1658).

Bu dönemde Tibetlilerle yapılan mücadeleler / uğraşlar  sonucunda başarılı olunarak sınırlar genişletilmiştir.

Şah Cihan zamanında devlet, özellikle sanat ve mimarlık alanlarında gelişme göstermiştir.

Şah Cihan , dünyanın en güzel ve gösterişli anıtlarından biri olan Tac Mahal’i , Mimar Sinan’ın öğrencilerinden İstanbul’lu Mehmet İsa efendiye , ölen karısı Mümtaz Mahal / Ercümend Banu Begüm için 22 yılda yaptırmıştır.

Yapıda tamamen ak mermer kullanılmıştır. Anıtın yine ak mermerden dört minaresi vardır. Kubbenin mimarı ise İstanbul’dan gelmiş olan İsmail Efendi’dir. Mermer duvarlara yüz binlerce akik, sedef, firuze gömülmüştür. Ayrıca bunların içinde 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta, 50 tane de çok büyük inci vardır. Şah Cihan’da 1666’da yine bu anıta gömülmüştür.

—-

Evrengzib /  Muhyiddin  1. Alemgir (1658–1707), babası Şah Cihan’ın ölümünden sonra kardeşleri ile yaptığı mücadeleyi / uğraşı kazanarak tahta çıkmıştır. (21. Temmuz. 1658’de Agra’da tahta çıktı.)

Cesur ve ileri görüşlü bir kişi olan Evrengzib , Babürlüler’in altı büyük hükümdarının sonuncusudur.

Devlet yönetimi hakkında on iki maddelik bir de vasiyetname bırakmıştır. Hindular karşısında müslüman nüfusu dengeleyebilmek için Türkistan’dan getirilen çok sayıda Türk’ü büyük şehirlerde iskan ettirmiş / yerleştirmiş , onlara toprak dağıttığı gibi ordusunda da görev vermiştir.

Evrengzip /  Muhyiddin  1. Alemgir  döneminde, İngilizlerden sonra Hollandalılar da Gücerat limanlarında ticari imtiyaz / özel hak  elde etmişlerdir. Yabancı şirketlerin sömürücü tutumlarını önlemeye çalışmış, gümrük vergilerini artırmıştır. Halkın Hindulaşmaması için de büyük çaba harcamıştır.

—-

Evrengzib’in ölümünden sonra oğulları Azam Muhammed Şah ve Kam Bahş 1707’de kısa bir süre tahtı ellerinde bulundurdular. Azam Muhammed Şah babası gibi güçlü bir şahsiyet / kişilik değildi.

Kam Bahş, Bicapur şubedarı iken Turaniyanlı beylerin desteğiyle tahta sahip olmak istedi. Kendi adına hutbe okuttuğu gibi para da bastırdı. Bu arada Evrengzib’in diğer oğlu Şah Alem 1. Bahadır Şah da ayaklanmış, Azam Şah’ı yendikten sonra hükümdarlığını ilan etmiş ve Dekken’de istiklalini / bağımsızlığını ilan eden Kam Bahş’ın kendisine itaat etmesini / boyun eğmesini istemişti. Bunun üzerine Kam Bahş, Padişah-ı Dinpenah unvanını alarak 1. Bahadır Şah’la mücadeleye / uğraşa karar verdi. Ancak Haydarabad yakınlarında meydana gelen savaşta mağlup oldu / yenildi, kısa bir süre sonra da aldığı yaraların tesiriyle öldü.

—-

1. Bahadır Şah daha şehzade iken Muazzam unvanını taşıyordu. Babası adına Dekken’i yönetmiş ve Goa’daki Portekizliler’le savaşmıştı.

Ancak Babürlüler’e sonraki tarihlerde büyük darbeler indirecek olan Maratalar’a mağlup olmuştu / yenilmişti.

1699’da Afganistan’da Kabil valiliğine gönderilmişti. 1. Bahadır Şah 1707’de Babürlü hükümdarı oldu.

—-

27.Şubat .1712’de ölümünden önce Pencap’taki Sihler’i dağlık bölgeye sürdü.

Bahadır Şah’a büyük oğlu Azimüşşan yerine geçti. Fakat vezir Zülfikar Han’ın desteğine rağmen tahtı muhafaza edemedi / koruyamadı. Mültan’da vali olan Muizzüddin Cihandar Şah üç gün devam eden savaştan sonra Azimüşşan’ı ortadan kaldırark  Babür  tahtına çıktı. Ancak isyan eden Azimüşşan’ın büyük oğlu Ferruhsiyer meselesini / sorununu bir türlü halledemedi / çözemedi. Oğlu İzzeddin, Barhe seyyidlerinin desteklediği Ferruhsiyer’e mağlup oldu / yenildi.  

—-

Ferruhsiyer 10 .Ocak .1713’ de Babürlü tahtına oturdu. Ancak kendisine bu mevkii / makamı sağlayan Bare Seyyidleri’yle anlaşamadı.

Ondan sonra sırasıyla Şemseddin Refiüdderecat ve Refiüddevle 2. Şah Cihan 1719’da Babür tahtına çıktılar.

2.Şah Cihan , Eylül 1719 da öldü.

—-

Babürlüler’in son güçlü hükümdarı Nasırüddin Muhammed’dir.

Ruşen-ahter lakabını taşıyan Nasırüddin Muhammed 29. Eylül .1719’da tahta çıktı ve Seyyidler’in de yardımıyla mevkiini / makamını sağlamlaştırarak otuz yıla yakın saltanat sürdü.

Afganistan’da ve İran’da Afşarlılar’ı güçlendiren ve onlara parlak bir devir yaşatan Türkmen reisi Nadir Şah, Kandehar meselesi / sorunu sebebiyle Babürlüler’le anlaşmazlığa düştü.

Nasırüddin Muhammed, oğlunun Afganlılar tarafından öldürülmesinden kısa bir süre sonra 16. Nisan .1748’de  öldü. Delhi’de 14. yüzyılın büyük velisi Şeyh Nizameddin Evliya’nın türbesi yakınında toprağa verildi. Babürlüler bundan sonra hızlı bir çöküş içine girdiler.

————————–

Babür Devleti’nin

Zayıflaması ve Yıkılışı

—————————

Evrengzip / Muhyiddin 1.  Alemgir’in 1707’de ölmesiyle Babür Devleti gerilemeye başlamıştır.

Taht kavgaları ve dini nitelikli büyük ayaklanmalar çıkmıştır.

Bu mücadeleler / uğraşlar  sonucunda Afganlılar, bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Böylece Babür Devleti,

1723 yılında ;

1 – Delhi

2 – Haydarabat devletleri olmak üzere ikiye bölünmüştür.

—-

1738 de Safevi hükümdarı Nadirşah, bu kargaşalıktan yararlanarak Kandahar’ı 1739 da Delhi’yi ele geçirmiştir.

Nadirşah, İndus’un batısındaki toprakların İran’a bırakılması ve devlet hazinesinin de kendisine verilmesi şartıyla, Babür hükümdarı Muhammet Şah’ı tahtında bırakmıştır.

—-

1857 yılında İngilizlere karşı çıkarılan Sipahi İsyanı Babür İmparatorluğu’nun sonunu getirmiştir. Sipahi isyanının temel nedenleri şunlardır:

* Ekonomik durumun bozuk oluşu.

* Şehirlerdeki  işsizlik oranının çoğalması.

* Hinduların misyoner / yayıcı  faaliyetleri / etkinlikleri sonucunda, ülkenin yarım yüzyıl sonrasında Hıristiyanlaştırılacağına inanılması.

* Müslümanların ülkedeki egemenliğin İngilizlere kaptırılmış olmalarından dolayı duydukları rahatsızlık.

* Müslümanların Hıristiyan misyonerlerine / yayıcılarına karşı duydukları tepkiler.

* İngilizlere karşı düşmanlık duygularının gelişmesi, halkın 2. Bahadır Şah etrafında toplanmasına sebep olmuştur.

—-

Mücahidüddin Ebu Nasr unvanını taşıyan Ahmed Şah Bahadır (1748-1754), annesi Udam Bai ve harem ağası Cavid Han’ın tesirinde / etkisinde kaldı.

Ahmed Şah Dürrani  onun zamanında Pencap’ı istila ederek yağmaladı. Bu arada İskenderabad’daki Maratalar ayaklandılar.

1750’de yakın adamı Safder Ceng Maratalar’a katıldı. Bu ayaklanmadan sonra gücünü epeyce kaybeden Bahadır tahttan indirildi.

Azizüddin 2. Alemgir (1754-1760), vezir İmadülmülk Gaziddin’in yardımlarıyla etki sağladı.

Güçlükle toplayabildiği orduyla Pencap’ı Dürraniler’den geri alma teşebbüsü / girişimi felaketle / yıkımla sonuçlandı.

Ocak .1757’de Delhi ikinci defa Afganlılar’ın eline geçti.

1760 . Bu hadiseden / olaydan sonra vezir Gaziddin bir komplo hazırlayarak 2. Alemgir’i tahttan indirip öldürttü  ve hükümdarın oğlu Ali Cevher’i Celaleddin Şah Alem unvanıyla tahta çıkardı.

1760-1806 döneminde  iki defa tahta çıkan Şah Alem, Baksar Savaşı’ndan sonra İngilizler’in himayesini / korumasını kabul etti. Robert Clive, 1767’ye kadar devam edecek valilik görevine getirildi. Hükümdar ise İngilizler’den maaş alan bir memur durumuna düştü.

Bidarbaht ve Muinüddin 2. Ekber de İngilizler’in gölgesinde varlıklarını kabul ettirebilmişlerdi. Son Babürlü hükümdarı Siraceddin 2. Bahadır Şah’tır.

1837-1858 yılları arasında ülkede Babürlüler’in eski büyüklüğünden hiçbir eser kalmamıştı.

Aralık .1858’de Birmanya’ya Rangun’a sürüldü ve 6. Kasım. 1862’de orada öldü. 2. Bahadır silik bir şahsiyet / kişilik  olmasına karşılık şairliği, musiki bilgisi ve hattatlığıyla / yazıcılığı ile Babürlüler’in son temsilcisidir.

1766 yılında İngilizler, Babür hükümdarı Şah Alem ile Allahabat Antlaşması’nı imzalayarak, Hindistan’daki iktisadi hakimiyeti / ekonomik  egemenliği ele geçirmişlerdir.

———————————

Babür İmparatorluğu’nda

Kültür ve Uygarlık

Devlet Yönetimi

———————————

Babür İmparatorluğu’nun başında bulunan hükümdar için Padişah, Şehinşah, Şah ve Hakan unvanları kullanılmıştır.

Babür hükümdarları Delhi ve Agra’daki saraylarda otururlardı.

Bu saraylar duvarlarla çevrili olup, askerler tarafından da korunurdu. Şehzadelerin devlet yönetim tecrübesi / deneyimi kazanmaları ve yetişmeleri için büyük illerde ve orduların başında görevler verilirdi.

( Selçuklu ve Osmanlı’da  bu işleyiş devam etmiştir. ) İ.Kulaçoğlu.

Padişah eşleri Nur Mahal, Nurcihan, Begüm Sahib, Cihanara , Mümtaz Mahal gibi unvanlarla anılırlar ve gerçek isimleri söylenmezdi.

Devlet yönetiminde hükümdardan sonra en yetkili kişi vekil-i mutlak denilen hükümdar vekili idi.

O, bütün sivil ve askeri işlerde hükümdarın vekili durumundaydı.

Fakat güçlü hükümdarlar döneminde bu makama görevli atanmamış, hükümdar devleti kendisi yönetmiştir.

Devletin mali / parasal işlerine bakan kişi ise vezir idi.

Vezir aynı zamanda en büyük divan olan Divan-ı  Ala’nın da başkanı idi.

Bu divanın başlıca görevleri, devletin giderlerini denetlemek, devletin bütün gelir ve gider defterinin tutulmasını sağlamak ve hükümdarları mali / parasal işler konusunda aydınlatmaktı.

Divan-ı Halise doğrudan merkezden idare edilen topraklar ve maaş işleriyle, Divan-ı Ten ise “ cagir ” denilen ve hizmet karşılığı verilen topraklarla meşgul olurdu.

—-

Babür İmparatorluğu’nda ülke, yönetim bakımından vilayetlere ayrılmıştır.

Bu vilayetlerin başında hem vali hem de komutan olan Şubedar bulunurdu. Şubelerdeki güvenlik işlerinden kutsal sorumlu idi. Babürlülerde şubeler kazalara / serkar, kazalar da kasabalara / nahiye – pergenelere  ayrılmıştı.

Babür İmparatorluğu’nda saray ve devlet işlerinde çalışan, yönetimde etkili diğer görevliler de şunlardır:

Mühürdar : Hükümdarın mührünü taşıyan görevlidir.

Mir bahşi : Ordunun yönetiminden ve mali işlerden sorumlu kişidir.

Mir bahr : Deniz, ırmak ve liman işlerinin başıdır.

Bar beyi : Sarayın baş teşrifatçısıdır. Ayrıca dilekçeleri alan ve saraya gelen kişileri hükümdara takdim eden görevlidir.

( Teşrifat : Resmi günlerde ve toplantılarda devlet büyüklerinin makam ve mevki sıralarına göre kabulü. Protokol . ) İ.Kulaçoğlu.

Hansalar : Sofracı başıdır.

Ahta Beyi : Ahır / hayvan barınağı beyidir ve hükümdarın atlarından sorumludur.

Kur Beyi : Hükümdarlık alametlerini / işaretlerini muhafaza eden / koruyan görevlidir.

Münşi : Hükümdarın başkatibidir / yazıcısıdır.

Kadı-ül-kuzzat : Adalet işlerinin başıdır.

——-

Ordu

——-

Babür Ordusunun büyük bir kısmı tuyul / ikda / ikta sahibi kişilerin beslediği askerlerden oluşuyordu.

( Tuyul / İkda / İkta  : Tuyul sahipleri emirler, boy beyleri ve ordu komutanlarıydı. Kendisine tuyul / özel arazi – mülk verilen kişilerden gerektiği zaman askeri  kuvvet  istenir.) İ.Kulaçoğlu .

Devlet, bir beye toprak veya para verir, beyde bunun karşılığında belirli sayıda asker besleyerek savaşa hazırlardı.

Ayrıca hükümdarların güvendiği kişilerden oluşan hassa / özgü – özel askerleri de vardı.

(Babürlüler’de hassa askerine “ VALAŞAHİ ” deniyordu. Bunlar Ekber Şah tarafından teşkilâtlandırılmış / örgütlenmiş seçkin askerlerdi.

Ordunun idari ve mali işlerinin sorumlusu mir bahşi denilen görevli idi.

Babür ordusu atlı ve yaya askerlerinden oluşuyordu.

İlk zamanlar ordu da filler de yer almış  fakat topun kullanılması ile ordudaki fillerin sayısı gittikçe azaltılmıştır.

Savaşta önemli roller oynayan filler ordunun önemli bir gücünü teşkil eder / kuvvetini oluşturur , bunlardan sorumlu olan görevliye “ ŞAHNEİ PİLAN ‘’ denirdi.

Ayrıca Babürlü ordusu ateşli silahlarla da donatılmıştı.

Top kullananlara “ TOPÇU ”, tüfek kullananlara ise “ TÜFENGENDAZ ” adı verilirdi. Babürlü ordusunun  sayısı  savaş zamanları 200.000’den fazla olurdu.

———————

Toprak Yönetimi

ve  Maliye

———————

Babür İmparatorluğu’nda topraklar iki bölüme ayrılmıştı.

1 – Doğrudan doğruya hükümdara veya hazineye ait topraklardı.

Bunlara halise topraklar denirdi.

2 – Hizmetleri karşılığında çeşitli idarecilere  tuyul / ikta olarak verilen topraklardı ki bunlara da tuyul topraklar adı verilmiştir.

Halise ve Tuyul topraklar dışında süyurgal ve altamga topraklar da vardı. Süyurgallar:  Alimlere, dünyadan elini eteğini çekmiş şeyhlere ve yoksullara verilen topraklardı.

Altamga : Geçici hizmet karşılığı daimi / sürekli  olarak verilen topraklardır.

—-

Babür İmparatorluğu’nun başlıca gelir kaynakları :

Deniz taşımacılığından elde edilen gelirler.

Tuzlaların ve gümrüklerin gelirleri .

Toprak ve toprak ürünlerinden alınan vergiler.

Cizye, hükümdara sunulan hediyeler ile yarı bağımsız devletlerin ödedikleri vergilerdi.

—-

Babür İmparatorluğu’nun para birimi de RUPİ  denilen gümüş para idi.

Alışverişte gümüş paranın yanı sıra altın ve bakır paralar da kullanılırdı.

————————–

Din, İnanış ve Hukuk

————————–

Babür hükümdarları Hindistan’da İslamiyetin yayılması için çok çalışmışlardır. Hükümdarlar din adamlarına büyük saygı duymuşlar ve din adamlarının çok iyi yetişmeleri için de gayret / çaba göstermişlerdir.

Dini konularda hoşgörülü olan Babür hükümdarları, ülkelerinde şeri hukukun yanında örfi / geleneksel hukuku da kullanmışlardır.

Babür Devleti’nde din işlerine SADR  denilen din adamları bakardı.

Sadrların başındaki görevliye de Sadrü’s südur denilirdi.

Devlet merkezinde adalet işlerinin başındaki görevliye de kadı-ül-kuzzat denilmiştir.

Her vilayet merkezinde ve kazalarda kadılar bulunurdu.

Kadılar davaları şeriata göre sonuçlandırırlardı.

Hükümdarlar da belli günlerde davalara bakarlar ve yanlarındaki kadılara danışarak hüküm / karar verirlerdi.

—————————

Bilim, Dil ve Edebiyat

—————————

Babür hükümdarları bilime, bilim adamlarına, şair ve sanatçılara büyük önem verip onları korumuşlardır.

Özellikle Ekber Şah döneminde eğitime büyük önem verilmiş ve onun zamanında birçok medrese açılmıştır. Medreselerde ahlak, matematik, astronomi, tarım, ölçme bilgisi, ev idaresi, siyaset ve idarecilik, mantık, tıp, tarih ve dinî bilimlerle ilgili dersler okutulmuştur.

—-

Babür İmparatorluğu’nun resmi dili Farsça idi.

Saray ve orduda ise Türkçe konuşulurdu.

Ekber Şah döneminde pek çok eser Farsçaya tercüme edilmiştir/ çevrilmiştir. Tarihçi Ebul Fadl Allami, Ekber Şah adına Ekbername ve Ayin-i Ekberi adlarında iki değerli eser yazmıştır.

Hoca Nizamüddin Ahmet’in yazdığı Tabakat-ı Ekber adlı kitabı da, Hindistan tarihini anlatan önemli eserlerden birisidir.

—-

Sultan Babür, yoğun işleri arasında bilim ve sanatla da uğraşmıştır.

Babür, iyi saz çalmış ve besteler yapmıştır.

O aynı zamanda çok iyi bir hattattı / yazı üstadı idi.

Hatt-ı Baburi adıyla bir yazı da icat etmiştir.

Babür’ün Çağatay Türkçesi ile yazdığı eserlerden bazıları ;

* Babür name .

* Aruz Risalesi.

* Mübeyyen.

* Risale-i Validiye Tercümesi.

* Şiirlerini topladığı bir de Divan’ı vardır.

* Sultan Babür’ün seyahat ve hatıra kitabı olarak yazdığı Vekayi  /  Olaylar adlı eseri, genelde BABÜRNAME  olarak bilinir.

Eser sade ve açık bir Türkçe ile yazılmıştır. Babür eserinde idari, ahlaki, fikri /  düşüncesel  ve edebi hayatını anlatmıştır. Ayrıca gezip gördüğü yerlerin sosyal ve kültürel özelliklerine de değinmiştir.

( Babürname : 3 kitap olarak 1000 TEMEL ESER de 39 -40 ve 41 sıra no ile Milli eğitim bakanlığınca 1970  de basılmıştır.) İ.Kulaçoğlu .

—-

Sultan Hümayun’un kız kardeşi Gülbeden Begim, HÜMAYUNNAME adında Farsça bir tarih kitabı yazmıştır.

Sultan Cihangir tarafından yazılan TÜZÜKİ CİHANGİRİ adlı hatırat da önemli bir eserdir.

Sultan Şah Cihan döneminin en ünlü tarihçisi de Abdülhamit Lahveri ’dir.

Yazdığı eserinin adı PADİŞAHNAME ’dir.

Sultan Alemgir devrinin ünlü şairi ise Mirza Abdülkadir Bedil ’dir.

Sultan Alemgir, döneminin olaylarının yazılmasını bilinmeyen bir nedenle yasaklamıştır. Onun tarihçisi olan Münşi Muhammed Kazım’ın kaleme aldığı ALEMGİRNAME ’si bu nedenle onuncu yılda kesilmiştir.

Özellikle Sultan Ekber ve Cihangir devrinde Hindulara büyük kolaylıklar gösterilmesi nedeniyle, Hindular tarafından çok güzel edebi ürünler ortaya konulmuştur.

———–

Ekonomi

———–

Babürlüler, Hindistan’ı bayındır hale getirmek, ticareti canlandırmak ve tarım üretimini artırmak için tedbirler almışlardır. Topraklar işlenmiş, sulama kanallarının yardımıyla tarımsal üretim artırılmıştır. Babür Devleti’nde üretilen başlıca tarım ürünleri buğday, pirinç, pamuk ve darıdır. Avrupa’ya ihraç ettikleri tarım ürünleri ise afyon, çivit, biber ve çeşitli baharatlardır. Babür Devleti’nde pamuklu dokuma, gemi yapımı, şeker ve yağ sanayisi ile kuyumculuk, altın, gümüş, fildişi ve oymacılık gibi el sanatları da gelişmişti.

Babür İmparatorluğu güçlü bir ihracat potansiyeline sahip bir ülke idi. Barut yapımında kullanılan güherçile, ihraç edilen malların başında geliyordu. Altın ve gümüş gibi değerli madenler Hindistan’da az olmasından dolayı dışarıdan temin edilmiştir. Ordunun ihtiyacını karşılamak için Türkistan, İran ve özellikle de Arabistan’dan çok sayıda at getirilmiştir.

Babür İmparatorluğu’nda kara ticareti Türkistan, Horasan ve İran ile Lahor, Kabil, Kandahar üzerinden kervanlarla yapılırdı. Coğrafi keşifler sonucu Ümit Burnu yoluyla Hindistan’a ulaşılınca, bu kervan yolu eski önemini yitirmiştir. Daha sonraları Avrupalı tüccarlar Hindistan ticaretinde etkili olmuşlardır. Özellikle İngilizler, tüccarları için Faktory (Fektori) denilen bölgeler elde ederek, buralarda yerli tüccarlardan aldıkları malları depoluyorlar, ticari gemileri gelir gelmez de bu malları gemilerine yüklüyorlardı. Önceleri ticari amaçla Hindistan’a yerleşen İngilizler, daha sonralarda ise Hindistan’ı İngiliz Sömürge İmparatorluğu’nun bir parçası durumuna getirmişlerdir.

——-

Sanat

——-

Babür İmparatorluğu’nda mimari, resim ve süsleme sanatları gelişmiştir. Hindistan’da yapılan eserlerde yontulmamış kırmızı kum taşı ve ak mermer bolca kullanılmıştır. Sultan Babür, Hindistan’da beş yıl gibi kısa bir süre bulunmasına rağmen, yine de birçok eser yaptırmıştır. Panîpat zaferini ebedileştiren Kâbil şah Camii, Sambhal Camii ile Agra Camisi bunlardan bazılarıdır. Sultan Hümayun devrinde birçok eser yaptırılmışsa da, bugün bunlardan çok azı ayakta kalabilmiştir. Sultan Hümayun, Agra’da yıkık bir cami ile Fethâbât Camisi’ni inşa ettirmiştir. Sultan Ekber, uzun süren saltanatı sırasında pek çok mimari eser yaptırmıştır. Bu eserlerin başlıcaları, Hümayun Türbesi, Şemseddin Eteke Han Türbesi, Agra Kalesi, Lahor Kalesi, Givalyor’da Muhammed Gavs Türbesi, Cavnpur Köprüsü ve Agra’nın batısında yaptırdığı Fetihpur Sikri Şehri’dir. Fetihpur Sikri, her türlü ihtiyacın karşılandığı bir şehir olup, içinde camiler, türbeler, hanedan hanımları için saraylar yapılmıştır.

Sultan Cihangir’in mimarlık alanındaki çalışmaları, diğerlerine göre azdır. Onun döneminde yapılan eserler arasında Lahor’da Motî Mescid (İnci Cami) ile tamamına yakını beyaz mermerden inşa edilmiş olan, kayınpederi İtimâd ed-Devle için Agra’da yaptırdığı türbesidir.

Şah Cihan devrinde Babürlü mimarisi en parlak devrini yaşamıştır. Bu devirde yapılan eserlerin en önemlisi Tac Mahal’dir. Şah Cihan, ölen karısı Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm) için yaptırmıştır. Tac Mahal’in çok güzel bir bahçesi ve yakınında da bir camisi vardır. Şah Cihan devrinin en önemli eserlerinden birisi de Delhi Kalesi (Kımızı Kale)’dir. İstanbul’daki Topkapı Saraylar topluluğunun bir benzeridir. Sultan Alemgir devrinde mimari yönden bir çöküş başlamış olsa da buna rağmen yine de bazı eserler yaptırılmıştır. Bunlar Lahor’daki Padişahî Cami’si ve Delhi kalesindeki Motî Mescit’idir.

Babür İmparatorluğu’nda süsleme sanatları içerisinde özellikle kakmacılık çok gelişmiştir. İnşa edilen mimari eserlerin iç ve dış yüzeyleri, genellikle mermere kakılan renkli değerli taşlarla çeşitli şekiller meydana getirilerek süslenmiştir. Ayrıca Babürlerde minyatür sanatı da çok gelişmiştir.

———

Kaynak

———

Babürname . Reşit Rahmeti Arat ( 1000 temel eser 39-40-41 )

http://www.turkosfer.com/babur-imparatorlugu/  

https://islamansiklopedisi.org.tr/baburluler

———-

Babür imparatorluğu ile ilgili bilgileri sadeleştirerek bir araya getirmeye çalıştım.

Başta Reşit Rahmeti Arat olmak üzere emeği geçenlere Türk milletim ve kendi adıma teşekkürlerimi sunuyorum .

İdris Kulaçoğlu. 24.2.2021 çalışma odam.