GİRİŞ 3 ARKEOLOJİK DÖNEMLER / PETROGLİF

ARKEOLOJİK  DÖNEMLER

———————————

PALEOLİTİK ÇAĞ                  

Yontma taş – Eski Taş  çağı .  

mö. 600.000 – 10.000

———————————
* Alt Paleolitik Çağ’da, insan türü Homoerectus’tur.
* Orta Paleolitik Çağ’da Neanderthaller ortaya çıkarlar.
* Üst Paleolitik Çağlarda etkin olan insan türü, modern insan olan Homosapiens’tir. 

—–

Yontma  taş /  eski taş  çağı olarak da adlandırılan Paleolitik çağ günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce başlamış ve 10.000 yıl önce son bulmuştur.

Ancak verilen bu tarihlerin dünya geneli içinde geçerli olduğunu ve yerel olarak değişmeye açık bulunduğunu da belirtmek gerekir.

İnsanlık tarihinin % 99’u gibi çok büyük bir bölümünü kapsayan bu çağ, aynı zamanda ilk insan Atalarının ortaya çıkışı ve ilk aletlerin üretimi yoluyla insanlaşma sürecine  örnek olmasıyla – andırışıyla  söz konusu tarihin gelişimi içinde çok önemli bir yer tutmaktadır. 

http://elmalimuzesi.gov.tr/TR-145289/paleolitik-cag.html

————————–

MEZOLİTİK ÇAĞ   

EPİPALEOLOTİK Çağ 

mö. 10.000 – 8.000

————————–
Avrupa’da son Buzul Çağ’ının bitişiyle ( mö.16 bin ler ) buzullar kuzeye doğru çekilmiş, deniz sevi­yesi yükselmiş, Avrupa’da ağırlıklı olarak iğne yapraklı ormanlar ortaya çıkmış ve sulak alanlar genişlemiştir.

İnsanlar, buzulların erimesiyle açılan yeni alanlara doğ­ru yayılmışlar ve avcı -toplayıcılık geçim biçimi olmaya devam etmiştir.

Özellikle ne­hirlerde ve genişleyen sulak alanların kıyılarında balıkçılık gelişmiştir. Besin kay­naklarının bol olduğu su kenarlarında sabit / değişmeyen , kalıcı yerleşimler kurulmuştur , böylece bu dönemde yerleşik yaşam başlamıştır. Mezolitik  çağ yerleşimleri, daha çok nehir ve göl kenarlarında bulunan küçük köyler şeklindedir. 

* İnsanın doğayı denetim altına almaya başladığı ve besin üretimine geçişin hemen öncesinde yer alan çağdır. 

http://elmalimuzesi.gov.tr/TR-145328/mezolitik-cag.html

———————— 

NEOLİTİK ÇAĞ

Cilalı Taş Devri   

mö.  8.000 – 5.500

————————

Yaklaşık  2.5 milyon yıl boyunca avcı ve toplayıcı olarak gezgin bir yaşam sürdüren insan yerleşik düzene geçerek yaşamının en büyük değişikliğini Neolitik Dönem’de gerçekleştirdi.

İnsanlık tarihinde, besin üretimi yanında ilk yerleşik toplumların kurulması ile başlayan dönem Neolitik çağ adıyla anılmaktadır.

Çağın başlangıcında besin üreticiliğinin bilinmesine karşın pişmiş toprak kapların daha yapılmadığı, bunların yerine sepet, tahta ya da taştan kapların kullanıldığı ilk evre, Akeramik  / seramiksiz Neolitik olarak adlandırılır.

Anadolu’da ancak birkaç yerde saptanan bu evre, belirli bir düzene göre inşa edilen yapıları, taş ya da kemik alet ve silahları, süs eşyaları ile ilk yerleşik köy örneklerini vermektedir.


http://elmalimuzesi.gov.tr/TR-145378/neolitik-cag.html

—–

( Türk  dünyasının yaşam alanı olan Orta Asya’da  bu döneme ait bulgular çokça vardır . İdris Kulaçoğlu . )

————————

KALKOLİTİK ÇAĞ

Bakır çağı

mö. 5.500 – 3.500

————————

Kalkolitik  çağ, aynı zamanda Bakır  çağı olarak da bilinmektedir.

Geç Neolitik’ten sonra yaklaşık olarak mö. 5000/4500’lerde başlar ve Tunç çağı’nın başlaması ile birlikte, mö. 3500’lerde sona erer.

Kuzey Mezopotamya’da Halaf, Güney Mezopo­tamya’da Ubeyd ve Uruk kültürleri Kalkolitik Çağ’da gelişmiştir.

Taş aletler yanında Bakır’ın da kullanılmaya başlamasından dolayı Kalkolitik çağ olarak adlandırılan bu dönemin, geç Neolitiğin bir devamı olduğu Hacılar, Canhasan, Kuruçay gibi yerleşim yerlerindeki devamlılıktan anlaşılmaktadır.

Bu çağda da Neolitikde olduğu gibi, bölgesel özellikler egemendir.

—–

Kalkolitik  çağ ;

Erken, Orta ve Geçolmak üzere  3 evrede incelenir.

http://elmalimuzesi.gov.tr/TR-145380/kalkolitik-cag.html


———————–
ESKİ TUNÇ ÇAĞI

mö. 3.000 – 1.200

———————–

Tunç Çağı , mö. 3000-1200 .

Bu yeni dönem, önceki çağların tarım hayvancılık, dokumacılık, çömlekçilik gibi buluşlarına, daha güçlü silahların üretilmesine, daha ince süs eşyalarının yapılmasına olanak veren bakır ve kalay alaşımı olan tuncun bulunmasını eklemiştir.

Besin üretimi alanında olduğu gibi, metal işleme alanında da teknolojik gelişmeler her bölgede eş zamanlı olarak yaşanmamıştır.

Tunç Çağına Anadolu’da  mö. 3000,

Girit, Ege Adaları ve Yunanistan’da  mö. 2500,

Avrupa’da ise  mö. 2000 yıllarında ulaşılabilmiştir.

Anadolu’da  mö. 3000-1200 yılları arasında ele alınan Tunç  çağı kazılarında bulunan çanak çömleğin yapısına, üretimde ve mimaride kullanılan teknolojinin düzeyine göre ;

—–

Erken, Orta ve Geç Tunç olmak üzere üç evrede incelenir.

—–
Erken Tunç Çağı  mö. 3000-2500 .

Erken Tunç I, II, III olarak incelenen bu evrenin ilk döneminde daha çok, Kalkolitik dönemin tarıma dayalı köy kültürü sürdürülmektedir.

Bronz alet kullanımı çok yaygın değildir. 


http://elmalimuzesi.gov.tr/TR-145381/eski-tunc-cagi.html

—————–

(  Yeni bulgular ile tarihlemeler ve sınıflandırmalar  sil baştan değişiyor .

MÖ.13 000 ile tarihlenen GÖBEKLİ  TEPE ‘ de bulunanlar eski bilgileri alt üst yapmıştır .) İ.Kulaçoğlu .

——————

TAŞA  OYMA

PETROGLİF

—————–

Esas itibarıyla “ taş üzerine yapılan oyma ” anlamına gelmektedir. 
—-
Bu kelimeyi karşılamak için Türkiye Türkçesi’nde ;  

“ kaya üstü tasvirler ”,

“ kaya üzerine levhalar ”,

“ kaya resimleri ”,

“ taş oymaları ”

‘’ kaya üstü  betimlemeler ‘’ … gibi kavram işaretleri de kullanılmaktadır.

—-

“Oyma”, “dövme”, “kazıma” ve “boyama” teknikleriyle taşlara, kayalara ve mağaralara işlenen petroglifler, bulundukları yerleri adeta “ müze ”ye çevirmekte ve konunun uzmanlarınca ait oldukları devrin “SÖZÜN  İFADE VASITALARI ”, ” İLETİŞİM ARACI ”, hatta  ” YAZISI ” olarak nitelendirilmektedir. 
—-
Asya’dan Avrupa’ya birçok kıtada bugün farklı dönemlerde farklı Türk boyları tarafından vücuda getirilmiş petroglifler bulunmaktadır.

Büyük bölümü yazının bulunuşundan önceki dönemlere (Mezolitik ve Neolitik dönemlere) ait olan bu eserler, tıpkı yazıtlar, dikili ve damgalı taşlar, kurganlar, anıt mezarlar, heykeller, balballar, süs ve kullanım eşyaları… gibi eski Türk kültür ve medeniyetinin en değerli maddi varlıkları içinde yer alır. 
—-
Zira bu eserler, TÜRK yaşayış ve inanışı hakkında derin izler taşımakta ,
TÜRK KÜLTÜR ve UYGARLIĞININ özellikle Saka, Hun, Avar, Kırgız, Köktürk ve Uygur dönemlerine ait birçok bilinmezinin aydınlatılmasına ışık tutmaktadır. 
—-
Türkler’e ait petroglifler,genelde insanın doğayla, evrenle ve Tanrı’yla ilişkisini ana çizgilerle ( grafiksel ögelerle ) ifade eder.

İnsanın Tanrı’yla ve kutsal sayılan varlıklarla ilişkisi grafiksel ögelerle

( tasvirlerle) ifade edilirken, büyük ölçüde, Türk boylarınca olağanüstü (mitolojik / SÖYLENCELERİN doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim ) özelliklere sahip olduğuna inanılan evrendeki varlıkların  ( güneşin, ayın ) ve hayvanların ( geyiklerin, dağ keçilerinin / tekelerin, kurtların, atların, kartalların, yılanların) tasvirlerinden yararlanılmıştır.
—-

İnsanın Tanrı’ya yakarışını ve bağlılığını bildiren tasvirlerde genelde şamanların / kamların (sonraki dönemlerde Budist ve Maniheist rahiplerin), Kağanların veya kumandanların ( buyrukların, sübaşılarının, süvarilerin) ön planda yer aldıkları dikkati çeker.

Dini ve ritüel / KUT  TÖREN içerikli petrogliflerin yanında günlük hayatı, av ve savaş sahnelerini, sıradan olayları konu alan petroglifler de oldukça fazladır.

Söz konusu petrogliflerin her iki türü de birçok yönüyle Türk resim ve minyatür sanatına da esası – temeli  teşkil etmiştir / oluşturmuştur.
—-
Dağlar, tarihin her döneminde Türk boylarının kutsal sayıp hem dini duygularını ifade ettikleri hem Tanrı’ya yakardıkları, hem de ölülerini yaktıkları ( ATEŞ KÜLTÜ ) mekanlar / yerler olmuştur.

Bu yüzden de Türk boylarına ait dini ve ritüel nitelikli petrogliflerin ilk örneklerine genelde (bugün Doğu Türkistan, Moğolistan, Tuva, Altay, Hakasya, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan… cumhuriyetleri sınırları içindeki) dağlarda (Altay, Deel, Sayan, Pamir, Tanrı dağlarında…), yüksek tepelerde rastlanmaktadır. 
—-

Eski Türk devletlerinin ve imparatorluklarının sahip oldukları topraklar genişledikçe ve diğer milletlerle sosyokültürel ilişkileri arttıkça petrogliflerin vücuda getirildikleri alanlar hem dağlarla, tepelerle sınırlı kalmaz hem de Avrupa’nın içlerine kadar uzanır.

Azerbaycan’da, Türkiye’de (özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde), Afganistan’da, İran’da, Irak’ta, Suriye’de, Ukrayna’da, Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Macaristan’da, Fransa’da , İsveç ‘te , Portekiz ‘de bulunan petroglifler de bunu açıkça göstermektedir. 
—-
Farklı Türk boylarına ait petrogliflerin binlerce kilometre mesafedeki bölgelere taşınmasında / görülmesinde Türk akınlarının, egemenleğinin yanı sıra İpek Yolu’nun ve göçlerin de rolü büyüktür.

Aralarında binlerce kilometre mesafe bulunan ve birbirlerinden tamamen farklı coğrafi   özellikler gösteren bölgelerde vücuda getirilmiş olsalar da petrogliflerin hem yapım teknikleri, üslup özellikleri ve ifade ettikleri anlamlar, hem bunların içinde zaman zaman rastlanan damgalar ve yazıtlar hem de bölgedeki arkeolojik bulgu ve belgeler bu eserlerin aynı duygu ve düşüncenin ürünü olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.

( BU SAPTAMA , BELGE , BULGU ve KAZILARLA İSPATLANMIŞTIR !! 

İ. KULAÇOĞLU )
—-
Türk boylarına ait Asya ve Avrupadaki petrogliflerin bir kısmı üzerinde Türk, Moğol, Rus, Alman, İngiliz, Amerikalı, Belçikalı ve Koreli… bilim adamları tarafından araştırma ve incelemeler yapılmış , kitaplar yayımlanmıştır.

Ancak yapılan çalışmaların pek çoğunda kaya üstü tasvirlerin Türk Milleti’ne ait olduğu gerçeği sürekli göz ardı edilmiş , bunların tarihlendirilmeleri, sınıflandırılmaları ve anlamlandırılmaları da ayrıntılı bir şekilde yapılıp incelenmemiştir.

—-

( ESASTA İNCELEMELER YAPILMIŞTIR .

TÜM BULGULARIN TÜRK’LERE AİT OLDUĞU ve ZAMANLARI KESİNDİR !

BATI İNSANLARININ   ÇIKARLARINA TERS DÜŞTÜĞÜ İÇİN BİLİNÇLİ OLARAK SÖYLENMEMEKTEDİR . )  İ.Kulaçoğlu .
—-
Türkler’in yaşayış ve inanışları, dünya görüşleri, sanat ve estetik anlayışları ile ilgili önemli bilgileri / mesajları binlerce yıl sonrasına taşıyan petroglifler, yalnız Türk boylarının kültür ve medeniyetleri hakkında değil; bulundukları bölgelerin tarihi  coğrafi  özellikleri, bu bölgelerde daha önce yaşayan canlılar ve doğal hayat hakkında da değerli bilgiler sunmaktadır.

( MUMYALAMA TEKNİKLERİ – MADENLERİ  ELBİSE , EŞYA ve SİLAH OLARAK KULLANIŞLARI gibi ) 
—-
Ancak petroglifler bütün bu önemlerine (Türk tarihinin, kültürünün ve medeniyetinin binlerce yıllık geçmişe, gelişmişliğe ve köklülüğe sahip olduğuna tanıklık etmelerine) rağmen, hem yeterince araştırılıp incelenmemiş , hem de gerekli şekilde korunmamışlardır.

İnsanlık tarihi bakımından da herbiri hazine niteliği taşıyan petrogliflerin bulundukları bölgelerde uluslararası anlaşmalarla koruma altına alınmaları, ilgili bilim adamlarının (paleografların, antropologların, etnografların, halkbilimcilerin…) işbirliğiyle araştırılıp incelenmeleri ivedilikle sağlanmalıdır. 

http://journals.manas.edu.kg/…/ol…/2004/16_780-2048-1-PB.pdf B.T.
—-
( Son yıllarda pek çok TÜRK araştırmacısı bu konu üzerinde özenle çalışmalar yapmakta ve her türlü kayıt yapılmaktadır .

En güzel örneği Servet Somuncuoğlu’nun trt için çektiği ve 2013 başlarında yayımladığı ” ALTIN ELBİSELİ ADAM ” belgeselidir ……

İ. Kulaçoğlu )

Kaynak

———-

 Prof. Dr. Kazım Mirşan kitapları .