ALTAY DESTANLARI İNCELEME

ALTAY DESTANLARI İNCELEME

YARATILIŞ, YAŞAM, ÖTE DÜNYA

——————————————–

Ön bilgi : Dr. Doğan Kaya tezinden .

Altay destanları hakkında “Altay dil ailesine mensup / bağlı  milletlerin destan ve kahramanlık masallarında Yalmavuz bir çeşit vahşi, korkunç, yarı hayvan, yarı insan şeklindeki bir edebî yaratıktır. İnsan eti yeme, insan ve diğer canlıları canlı canlı yutma kanlarını emme onun tipik karakteridir.” (Eset 2002: 378).

Bu motif, Altay dillerinde ve Türk lehçelerinde Mangus/Mangas (Moğol), Mangidhay / Mahratxan (Buryat), Mansihar (Salar), Manges/Mankes (Sarı Uygur), Yalmavuz (Uygur), Yelmavız (Başkurt), Yalmavız (Tatar), Yalmağız/Yalmovız (Özbek), Celmoguz (Kırgız), Yelmavız (Nogay), Jalmavız (Kazak) gibi çeşitli adlarla geçmektedir.

Alimcan İnayet, Celmoguz / Jelmavız kelimesinin “ yal ”ve “ mangus ” sözcüklerinin birleşmesinden oluştuğunu ve “Mangus”un fonetik değişiklik sonucu “ Mavuz ” halini aldığını iddia etmektedir.

Ona göre, “Jalmavız tipi, anaerkil dönemde yaşamış önemli bir tanrıça veya savaşçı kadının bedenleştirilmiş ruhunun daha sonraki tarihî süreçte kötülenerek canavar, cin, şeytan ve deve dönüştürülmüş şeklidir (İnayet 2007: 20-22).

“Celmoguz” sözcüğü, Kırgızca Sözlük’te “ halk bilimi ürünlerinde karşılaşılan yaşlı kadın şeklinde, çoğu zaman yedi başlı korkunç bir yaratıktır”

(Kırgızca Sözlük 2010: 448) şeklinde açıklanır.

Er Töştük’te Celmoguz Kempir dışında bir de Tek Gözlü Celmoguz motifi

vardır. Tek Gözlü Celmoguz, Celmoguz Kempir’den farklı olarak erkektir.

Bu  motif, Türk mitolojisindeki Tepegöz motifi ile örtüşmektedir.

————————————————————

DESTAN , Türk dillerinde birçok farklı sözcükle ifade edilen bir kavramdır.

Eski Türkçede “ SAW ” , Kırgızlarda  “ COMOK ”, Yakutlarda  “ OLONHO ” sözcükleri  kullanılır.

Sibirya  grubu Türk toplulukları arasında yer alan Altay Türkleri, eski kültür ve

geleneklerine  bağlı kalma konusunda direnç gösteren boylardan birisidir.

Altay Türklerinin inanç sistemine hakim / egemen olan Şamanizm / Kamanizm ve bu doğrultuda oluşan Altay  mitolojisi Altay destanlarına da büyük ölçüde yansımıştır.

( Mitoloji : Mitlerin / söylencelerin doğuşlarını araştıran, anlamlarını inceleyen yorumlayan bilim. )

Altay Türklerinin bağlı olduğu Kaman inanışı / Şamanizm inancı, doğanın kişileştirilmesini esas alan bir dini sistemdir (Güngör, 2010, 326).

Bu sisteme mensup / bağlı  kişiler Atalar kültüne, evrenin üç katmanlı yapısına, öteki dünya ve ruhlar alemine inanırlar.

Ölüm sonrası konusu  tıbbi  literatürde /  yazı – eserlerin bütünde post-mortem / ölüm sonrası – otopsi – analiz  terimiyle karşılaşılan bu evrede, ruhun bedenden ayrıldıktan sonraki yolculuğu ile ilgili inanışlar veya beden-ruh

bağlamında gerçekleştirilen uygulamalar ön plana çıkmaktadır. Altay destanlarında bu aşama; ölüme hükmetme, ölüm haberinin iletilmesi ve ölüp

dirilme  gibi olgular doğrultusunda yansımasını bulmuştur.

Uzun zaman dönmeyen kahramanın ölümüne hükmedilirdi .

Çıktığı seferden uzun bir süre dönmeyen kahramanın öldüğüne hükmedilmesi

motifi, halk anlatılarının en yaygın motiflerindendir. Kanaatimizce

bu motif, doğrudan savaşçı Türk topluluklarının sosyal yaşantısıyla bağlantılıdır.

Türk destanlarının geneline bakıldığında, destanın başından başlayarak çeşitli

misyonları icra etmek / yerine getirmek  üzere ortaya çıkan destan kahramanı, işlevlerini yerine getirmeden destan sona ermez.

Destan kahramanı bazen, mücadeleleri süresince tuzağa düşürülmek veya ihanete uğramak suretiyle ölür; fakat destan içerisindeki misyonu tamamlanmadığı için çeşitli vesilelerle yeniden dirilir.

Sibirya’daki Türk boylarına ait destanlarda öldürülmüş kişilerin diriltilebilmelerinin yolu onların kemiklerinin bulunmasından geçmektedir.

Eski Türklerin öldürdükleri hayvanların kemiklerini kırmaktan çekindikleri, insanların ve hayvanların bu kemiklerinden tekrar dirileceklerine dair inanış (Roux 2005: 48-50)

Güney Sibirya Türk destanları bağlamında Altay destanlarındaki diriltmenin en temel özelliklerinden birini oluşturur.

Kemikler toplandıktan sonra da kişi çoğunlukla büyü, ilaç veya kutsal su vs. ile diriltilir ( Atnur 2010: 57)

Eğer  yalan ölüm haberi verilmişse , doğruluğunu göstermek için kullanılan kemik, Dede Korkut Kitabı’nın  Bamsı Beyrek’le ilgili boyunda, kanlı gömlek biçiminde karşımıza çıkmaktadır. ( Muharrem Ergin 1994: 132).

Güney Sibirya Türk topluluklarının destanlarında çok sık rastlanan motiflerden biri ölüp dirilmedir.

Ölüp dirilme motifinin Altay destanları dışında Tıva ve Şor destanlarındaki yansımaları da araştırmacılar tarafından incelenmiştir

(Ergun- Mustafa Aça 2004, Ergun-Aça 2005, Ergun 2006, Aça 2011).

Sürülerin felaketi, başka bir deyimle ölümü önceden sezerek bulundukları

yerden  ayrılmaları, hayvanların olağan dışı davranışları (aşırı tedirgin olmaları,

gece gündüz durmadan ulumaları gibi ), Anadolu Türkleri arasında

da  bir tehlikenin habercisi olarak yorumlanmıştır.

Türk insanının bu inancı, Altay destanlarında da temel bir motif olarak kullanılmıştır.

Kutsal ağaçların ağlaması da kahramanların yakın bir gelecekte ölecekleri anlamına gelmektedir.  Ağaç kültü inancıyla ilişkilendirebileceğimiz bu durum, Altay destanlarına özgü bir motiftir.

Altay destanlarının kahramanları sadece dışarıdan gelen tehditlere / gözdağlarına  karşı mücadele  / uğraş  vermemektedirler. Onları tehdit eden unsurlar arasında yakın akrabaların ihanetleri önemli bir yere sahiptir.

Destan metinlerinden, ihanet eden yakın akrabaların destan kahramanları tarafından çoğunlukla korkunç bir şekilde cezalandırıldıkları anlaşılmaktadır.

( Mustafa Aça )

Düşmanın canının ancak tek şekilde alınabilmesi, ruhun başka bir yerde korunması (dış ruh) inanışının izlerini taşımaktadır.

Can gizli tutulduğu yerden çıkarılmadıkça veya ifşa edilmedikçe çıkmamaktadır. (Duymaz 2008: 10-11)

Olağanüstü bir güce, cesarete ve fiziksel özelliklere sahip olan destan kahramanlarının ölümleri de genellikle olağanüstü bir şekilde gerçekleşmektedir.

Kahramanın sadece kendi silahı ile  öldürülebilmesi, Altay Türklerinin destanlarının yanı sıra, diğer Türk topluluklarının  anlatılarında da yaygın bir şekilde görülen önemli bir motiftir.

Altay Türklerinde ruh veya canın saklandığı yer çoğu zaman kemik veya

kemik iliği olarak kabul edilir.

Altaylar küçük bir topluluk olmalarına rağmen oldukça zengin bir sözlü edebiyat

arşivine sahiptirler.

Destanlarda anlatılan olayların çoğu, Sibirya Türklerinin gündelik hayatlarına dair önemli ipuçları bulundurmaktadır.

Er Samır’ın ava çıktıktan sonra obasının yağmalanması ve

karısının kaçırılması, bunun tipik bir örneğidir.

Bu durum, kahramanlık destanlarının konularını büyük oranda toplum hayatından aldığını, bu  olayları mübalağayı / abartmayı , hayal gücünü, edebi sanatları vd. içeren epik bir metin biçiminde aktardığını ortaya koymaktadır.

Sözlü edebiyat içerisinde tür olarak  ‘’ ÇÖRÇÖK ‘’ adını verdikleri masallar yer alır.

Geneli hayvanlarla ilgili olan bu masallarda mitik unsurlara çokça rastlanır.

“ KAYÇÖRÇÖK ‘’  ismi verdikleri destan türü Altaylar tarafından kutsal

görülmektedir.

Kayçörçökler, “ KAYÇI ‘’  olarak isimlendirilen ve usta-çırak ilişkisiyle yetişen destan anlatıcıları tarafından “ TOPŞUUR ‘’  ya da “  JADAGAN ‘’  isimli enstrümanlar kullanılarak anlatılırlar.

Altaylar, hayatın her alanıyla ilgili olan atasözlerine ‘’ KEP  SÖS ‘’ ,

Bilmecelere  ise ‘’ TABIŞKAK ‘’  derler.

İbrahim Dilek  , Atasözü ve bilmecelerin Türkiye Türkçesindeki ürünlerle fazlaca benzerlik gösterdiğini dile getirir. Altay sözlü edebiyatı içerisinde yer alan bir diğer tür ise Altaylılar için oldukça önemli olan ‘’ ALKIŞ ‘’  ve ‘’ KARGIŞ ‘’ tır. (İbrahim Dilek, 2002, 258-274).

( İbrahim Dilek ‘in ‘’ Er  Samır destanı ‘’ 1997 de hazırladığı tezi vardır. )

Bu incelemede Altay destanları üzerine yapılan önemli çalışmalar esas alınarak mitolojik eksende yaratılış, yaşam ve ölüm ve öte dünya algısı tespit edilecektir.

Çalışma 3 ana bölümü kapsamaktadır.

1 – YARATILIŞ  ÖYKÜSÜ :

Destanlara yansıdıkları ölçüde evrenin yaratılış öyküsü, kahramanın karşılaştığı yüce varlıklar ve evrenin kutsal unsurları ele alınacaktır.

A – Evrenin Yaratılışı

B – Yüce Varlıklar

( İlahi varlılar , Gök Tanrıları , Gök Tanrılarının Çocukları ve Akrabaları , Yer-Su Ruhları / Su İyeleri – Yer İyeleri.

İye : Kutsal ruh . Koruyucu ruh  )

Her dağın ve suyun bir sahibi (yer-su ruhu) vardır. Bunlardan “dağ iyesi”, “su iyesi” şeklinde söz edildiğine de çok sık olarak rastlanmaktadır.

Gerektiğinde insanların cezalandırılması da yer-su ruhlarının görevlerindendir;

Doğayı kirletenlere, saygısız davrananlara hastalıklar göndererek onları

cezalandırırlar.

“ ARUU  TÖS ‘’  / iyi ruh  olarak isimlendirilirler.

C – Evrenin Kutsal Unsurları 

(Su ,Taş ,Ağaç ,Dağ , Ay ve Güneş ,Yıldızlar, Ateş )

olarak  3 bölümdür.

2 – YAŞAM :

‘’ Kahramanın Yolculuğu” bölümünde ise kahramanın serüveni; ailesi, yaşadığı mekan / yer – ortam , doğumu, büyümesi, yola çıkışı ve bu noktadan itibaren / başlayarak  karşılaştığı engeller ve aldığı yardımlar ekseninde incelenecektir.

3 – ÖLÜM  ve  ÖTE  DÜNYA :   

Destanlarda geçen ölümle ilgili bütün tasavvurlar / tasarımlar – düşünceler ;  ölüm şekilleri, ölüm sonrası uygulamalar, ölüp dirilme, ölümsüzlük, ölüler dünyasının şeytani varlıklar ve cennet – cehennem başlıkları altında değerlendirilecektir.

Bu sayede mitolojinin Altay destanlarına hangi ölçüde yansıdığını tespit etmek / saptamak  , Altay mitolojisinden hareketle Türk mitolojisinin temel / genetik kodlarını ortaya çıkarmak ve aynı zamanda Altay destanlarının bir kalıbını çizmek amaçlanmaktadır.

————————-

DESTAN , halk kültürünü ve halkın inanç sistemini ayrıntılı olarak içeriğinde

bulunduran  halk edebiyatı ürünleri arasındaki en önemli türlerden biridir.

Destanların olay örgüsü yaşamın küçük bir fotoğrafıdır.

Atasözleri, bilmeceler, ninniler, efsaneler, masallar ve destanlar her biri farklı bir işleve sahip sözlü folklor ürünleridir.

Bunlar kulaktan kulağa aktarılan, aktarılırken  değişikliğe uğrayan ilk edebiyat ürünleridir.

Daha sonra bir kısmı yazıya geçirilerek  bir kısmı da toplum hafızasında / belleğinde  kemikleşerek günümüze gelmişlerdir.

Fuat Köprülü’nün ve Özkul  Çobanoğlu’nun sanatın  dinden, yazılı edebiyatın sözlü kültürden, sözlü kültürün ise inanca yönelik bir mahiyet / içerik  taşıyan mitlerden kaynaklandığını ortaya koydukları tespitlerinin ne kadar

yerinde olduğu Altay destanları incelenirken de görülecektir.

Toplumun  yaşam şartları ve değer yargılarına uygun olarak meydana getirilmiş olan, onun birtakım manevi ihtiyaçlarına / gereksinimlerine cevap veren bu manzum / şiir ile anlatı  ve didaktik / öğretici eserler Türk dünyası edebiyatları külliyatı / bütünü içerisinde nicelik / sayılabilir  ve ölçülebilir  olarak oldukça geniş bir yere sahiptir.

Türkler yüzyıllar içerisinde ortak bir merkezden yola çıkarak Asya kıtasının muhtelif / çeşitli  bölgelerine dağılmış ve yerleştikleri yerlere önceki yurtlarından kültürlerini de beraberlerinde taşımışlardır.

Böylece kavram haritası misali / örneği tek bir merkezden farklı bölgelere dağılan  Türk toplumlarından her biri kendisine özel bir sözlü kültür

oluşturmuştur.

Türkologlar  tarafından ;

1 – Oğuz grubu

2 – Kıpçak grubu

3 – Sibirya grubu

4 – Çin grubu

olarak  4 ana bölgeye ayrılan Türk topluluklarının her birinin, kendilerine

özgü kültürleri ve edebiyatları vardır.

( Bilgi notu : Destanlarımızın  Bölgesel ve Toplumsal ana başlıkları altında sınıflandırılması  gereğini kabullendim ! Bu kabule uygun  paylaşımlar yapacağım ! Oğuz – Anadolu – Altay – Kırgız , Avrupa  gibi . İdris Kulaçoğlu . )

Bölgelere ayrılan tüm Türk toplulukları arasından bu çalışma için uygun olarak belirlenen grup Sibirya Türkleridir.

Ancak çalışmanın daha derli toplu bir düzen / sistem  üzerine oturtulması için Sibirya grubu içerisine dahil olan / katılan  Hakas, Tuva, Altay ve Saha Türkleri destanlarının arasından Altay destanları çalışmaya uygun görülmüştür.

Sibirya Türk topluluklarının eski kültür, gelenek ve inanç sistemlerine bağlı ve diğer Türk toplumlarına nispeten/oranla daha kapalı bir yaşam sürdürmeleridir.

Bu bağlılık, bölgede yaşayan Türklerin yaşam tarzları / şekilleri  ve toplum dinamiklerinin yansıdığı destanlarda mitolojik unsurların devamlılığına yol açmıştır.

Altay destanları konusunda halihazırda / bu gün için geniş bir kaynak

bulunması , konunun Altay toplumuyla sınırlandırılmasının sebebi olmuştur.

Bu çalışmada  ele alınan 24 adet Altay destanı mitolojik eksende incelenecek

ve böylelikle özelde Altay Türklerinin, genelde ise Türk mitolojik sisteminin

sistematik olarak genel bir değerlendirilmesi yapılacaktır.

* Bu  konuda en geniş kaynak Prof. Dr. İbrahim Dilek’in çeşitli derlemelerden günümüz Türkçesine tercüme ettiği / çevirisi  ve üç cilt halinde sunduğu

‘’ Altay Destanları ‘’serisidir.

İçeriğinde 22 destan bulunan bu seri, araştırmacılar için temel kaynak olma özelliğini taşımaktadır.

Bu konudaki diğer eserler :

* Birer destan içeren Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali’nin ‘’  Maaday Kara Destanı ‘’ kitabı .

* Prof. Dr. Metin Ergun’un Altay Türklerinin Kahramanlık Destanı  ‘’ Alıp Manaş ‘’ isimli kitabıdır.

* Prof. Dr. İbrahim Dilek, Sibirya Grubu Türk Destanlarında Kahramanın Yeraltı ve Gökyüzü Dünyalarıyla İlişkileri Üzerine Bazı Tespitler isimli makalesinde / açıklayıcı ve  yorulayıcı  köşe yazısında  Altay, Hakas, Tuva, Şor ve Yakut destanlarını ele alarak kahramanın yolculukları vasıtasıyla karşımıza çıkan yeraltı ve gökyüzü dünyasıyla ilgili mitolojik olayları ele alır.

* Bir başka makale / açıklayıcı ve  yorumlayıcı  köşe yazısı  ise Altay destanlarındaki ölüm temasıyla ilgili motiflerin incelendiği, Mustafa Aça tarafından yayınlanan Altay Türklerinin Destanlarındaki Ölüm Teması Üzerine Bazı Tespitler / saptamalar  isimli makalesidir.

———–  

FATMA ZEHRA UĞURCAN  hanımefendinin bu çalışması

‘’ evreninsirlari.net › dosyalarPDF ‘’ adresinden okunabilir .

———–

Destan sınıflandırılması önemlidir .

Atsız destanları kronolojik olarak “Yaratılış Destanı” ile başlatır ve “Dokuz Oğuz-Uygur Destanı” ile bitirir ( Nihal  Hüseyin  Atsız, 2014, 9-23).

Şükrü Elçin ise Türk destanlarını İslamiyet’ten önce ve sonra olmak üzere ikiye

ayırır (Elçin, 2001, 72).

Bu iki kollu tasnifi Mustafa  Necati Sepetçioğlu da yapmakla beraber, kendisi bu tasnife yeni bir madde ekler. Bu madde “Bölge Destanları” maddesidir.

Özkul Çobanoğlu ,Türk destanlarını öncelikle ikiye ayırır: “eski destanlar” ve “yeni destanlar”.

( Hem Sepetçioğlu’na hemde Özkul Çobanoğlu’na katılıyorum .

İdris Kulaçoğlu . )

Eski destanlar başlığı altında ;

Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Atilla Destanı, Bozkurt Destanı, Mani Dininin Kabulü Destanı, Göç Destanı, Ergenekon Destanı, Türeyiş Destanı olmak üzere 9 destan yer alır.

Çobanoğlu, Türk epik destan / destansı  geleneğinin başlangıcı olarak kabul edilebilecek ürünler olarak tanımlar (Çobanoğlu, 2003, 48-54).

“Yeni destanlar” ise “ arkaik / Klasik çağ öncesi – eskimiş ” ve “ kahramanlık ” olarak kendi içerisinde ikiye ayrılır.

“Arkaik destanlar ” mitolojik arka plana sahip olan, mitlerden izlerin ağır bastığı

destanlardır. Bu destanlarda mitsel olaylar ön plandadır. Kahramanın mitsel

varlıklarla ve Tanrısal dünyalarla ilişkileri destan konularını oluşturur. Kahramanlık destanları ise kahramanın dünyevi ilişkilerini ve mücadelelerini / uğraşlarını anlatır. Kısacası arkaik destanla kahramanlık destanını birbirinden ayıran nokta, kahramanların zafere giden yolda karşı karşıya kaldıkları varlıkların hangi dünyayla (mitik dünya veya görünen dünya) alakalı olduğudur.

Araştırmacıların henüz işin başında, yani sözlü edebiyat türlerinin tanımlanmasında yaşadıkları kararsızlık iş tasnif etmeye / sınıflandırmaya geldiğinde sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir edebiyat ürününün destan, efsane, masal türleri arasında hangisine

dahil olması / katılması – içine alması  gerektiğine bazı durumlarda karar vermek zordur. Bunun sebebi ise ürünlerin özelliklerinin  içiçe  girmiş olmasıdır.

Sonuç olarak edebiyat, özellikle de sözlü edebiyat zaman içerisinde stabil / durağan kalamadığı için ve sürekli yer, şekil, içerik değişikliğine uğradığı için kesin, net ve tüm araştırmacıların üzerinde hemfikir olabileceği bir kategorizasyon  / sınıflama – bölümleme  yapmak olası  değildir.

Çok katmanlı karmaşık yapının destanların tasnif edilmesini / sınıflandırılmasını zorlaştırdığı kesindir. Bu durumda destanların öncelikli olarak Türk toplumlarına göre sınıflandırılması , daha sonra bu kategori içerisinde arkaik veya kahramanlık olmak üzere ele alınması bir çözüm olabilir. Nitekim / gerçekten  son yıllarda yayınlanan destan kitaplarının da toplumsal gruplara göre kategorize edilmesi güzel bir örnektir. ( Katılıyorum . İdris Kulaçoğlu . )

————-

5. SONUÇ

İnceleme boyunca ele alınan Altay destanlarının Türk mitolojisi alanında oldukça fazla veriyi bir arada bulunduran önemli bir kaynak olduğu tespit edilmiştir / saptanmıştır.

Bunun sebebi kuşkusuz Altay toplumunun kültür ve geleneklerine bağlı kalan, kapalı bir yaşam tarzına / yöntemine  sahip, birtakım siyasi ve dini baskılara rağmen hala  eski inançlarını korumaya çalışan bir toplum olmasından ileri gelmektedir.

19. yüzyılda Radloff ve Verbitskiy’nin çalışmalarıyla öncülük ettikleri derleme faaliyetleri neticesinde / etkinlikleri sonucunda birçok araştırmacının bu alana yönelmesi üzerine derlenen destanların, bu kadar yoğun mitolojik motif içeriyor olmaları çalışmanın en dikkat çekici tarafı olmuştur.

İnceleme sonucunda destanların Altay inanç ve kültür sistemini detaylı bir biçimde yansıtan zengin bir kaynak olduğu sonucuna varılmıştır.

İbrahim Dilek, Emine Gürsoy Naskali ve Metin Ergun tarafından çevirileri yapılan destanların okuması yapılırken büyük ölçüde dikkat çeken nokta destanların bir bütünlük arz etmeleridir / sunmalarıdır.

Bütünlükle ifade edilmek istenen, destanların mitolojik unsurlar, inanç sistemi ve kültürel unsurlar bağlamında bir kalıp içinde olmasıdır.

Okumalar sırasında metodik bir incelemeye yönelik uygun bir şablon oluşturmak için ön plana çıkan kalıplar vasıtasıyla bir kurgu inşa edilmiştir. İncelemenin kurgusu yaratılış, yaşam ve ölüm olmak üzere üç ana nokta üzerinden yapılmıştır.

Böyle bir kurgunun oluşturulmasındaki en önemli etken Altay destanlarının yaşamın bütünüyle bir resmini çizmesidir.

Çalışmanın tüm bölümlerinde elde edilen veriler ayrıntılarıyla ve örneklemeleriyle ele alınmış, ardından yapılan çıkarımlar ortaya konulmuştur.

İncelemenin başlangıçtan sona doğru giden yapısında ilk olarak elbette mitolojik bağlamda evrenin yaratılışı ele alınmıştır. Destanlarda evrenin yaratılışından doğrudan bahsetmek olay örgüsünün dışına çıkmak olacağı için, bundan dolaylı yoldan bahsedilir. Dolaylı olarak kozmogoniye / evren doğumuna  gönderme yapmak ya kahramanın yurdunun tasvirinde / betimlendirilmesinde  kozmik unsurlara yer verilerek ya da kozmik zamanı çağrıştıracak ifadeler kullanılarak gerçekleştirilir.

Bunun yanı sıra yapılan yurt  tasvirleri ve kutsalı çağrıştıran olgulardan bahsedilmesi / anlatılması bir “ yüce varlık ” tasarımının gözlemlenmesine yol açmaktadır.

Yüce varlıklar konusu altında hem göksel varlıklar, hem şeytani varlıklar hem de

Yer – su ruhları ele alınmıştır. Şeytani varlıkların bu bölümde yer almasının sebebi  evrende iyi ve kötü ayrımının sonradan meydana gelmesine, başlangıçta tüm varlıkların olumluyu simgelemelerine bağlıdır.

Çıkarılan sonuçlar doğrultusunda Altay panteonunun / ulusun bütün Tanrılarının  en üst noktasında yer alan Tengri Kağan ve ondan daha alt pozisyonlarda yer alan Ülgen, Üç- Kurbustan, Ülker Kağan’ın zaman zaman sadece kahramanlarla iletişim içerisine girebildikleri görülmektedir.

Burada destanlarda  özellikle  çocuğu olmayanlara çocuk verme yetisine sahip Üç-Kurbustan’a  vurgu yapmak gerekir. Zira Üç-Kurbustan, Altay inanç sistemine Burhanizm’in etkisiyle girmiş bir tanrıdır. Bu da Altay destanlarına sadece katışıksız olarak Altay inanç sisteminin değil, toplumun etkilendiği diğer din ve inanç sistemlerinin yansıyabildiğini göstermektedir.

Göksel varlıkların yeryüzündeki temsilcileri olarak da algılanabilen yer – su ruhlarının destanlar içerisinde yer aldıkları en dikkat çekici pozisyon kahramanın dünyaya gelmesi ve hayatta kalmasına yardım etmeleridir.

Tabiattaki unsurların sahipleri ve koruyucuları olan yer – su ruhları sadece bu unsurları korumakla yükümlü değillerdir.

Onlar aynı zamanda destanlarda kahramanın düşmanlardan korunması, büyütülmesi, yetiştirilmesi, zarar gördüğünde tedavi edilmesi gibi görevleri de ifa ederler / yerine getirirler.

Gökyüzü ve yeryüzünün altında, en alt tabakada yer alan yeraltı dünyası lanetlenmiş bir mekandır/ yerdir . Destanlarda geri planda yer alan ve gücünü buna rağmen hissettiren Erlik’in / Yerlik ‘in yanı sıra sahnenin ön planında her zaman Erlik’in alışılmışın dışında niteliklere sahip olan yardımcıları, çocukları, hayvanları ve canavarları yer alarak olay örgüsünü şekillendirirler.

Nitekim / gerçekten  yapılan tespitlere / saptamalara  göre destanlarda ekseriyetle  / çoğunlukla  olayların ortaya çıkmasına sebebiyet verenler şeytani varlıklardır.

Olaylar her zaman şeytani varlıklar ve kahraman arasında yaşananlar çerçevesinde gelişir.

Şeytani varlıkların destanlardaki misyonları / özel görevleri her zaman yeryüzündeki insanlara zarar vermek ve onları yeraltına götürmeye çalışmaktır. Bunların haricinde / dışında şeytani varlıkların zaman zaman yeryüzüne gelerek orada kalmayı arzulamalarına şahit / tanık  olunur.

Ancak yeraltından hiç kimsenin yeryüzüne çıkma hakkı olmaması, hatta yeraltında tüketilen besinlerin yeryüzü insanları için haram olması bu iki katman arasında kesin ve net bir çizgi olduğunu, yeraltının her anlamda kötülük ilkesini temsil ettiğini / yerine davrandığını  – yansıttığını  göstermektedir.

Sonuç olarak destanlarda yeraltıyla ilgili tüm unsurlar çokça ön plandadırlar.

Bu durum birçok nedene bağlanabilir.

Bunlardan biri kahramanı kahraman yapan faktörlerin arasında yer alan yeraltı kökenli olan düşmanlarıyla gerçekleşen mücadelelerdir / uğraşlarıdır.

Bir diğer neden ise Altay Türklerinin ölüme karşı büyük bir korku duymaları ve ölüme neden olabilecek olan sebeplerden korunmak için birçok yola başvurmalarıdır.

Bu nedenle ölüme yol açtığı düşünülen kötü ruhlara karşı büyük bir korku besledikleri bilinmektedir. Korku onların hayatlarında yeraltı varlıklarının büyük bir yer kaplamalarına neden olur. Destanlardaki şeytani varlıkların nicelik / sayısal  olarak çoğunlukta olmasını bu noktaya bağlamak olasıdır.

Şeytani varlıkların gazabından korunmak isteyen kahraman ve diğer insanların

yardımına  yüce varlıkların yanı sıra tabiat unsurları da yetişir.

AY ve GÜNEŞ  , destanlarda en çok sözü geçen tabiat unsurlarının başında gelir. Çoğunlukla bir arada ele alınan ay ve güneş daha ziyade / fazlasıyla  kahramana benzetilmek için kullanılan bir tabiat unsuru gibi görünür.

Ay ve güneş adeta destanlarda kahramanı kutsamak için bulunurlar.

Ayrıca bu iki unsur bazen ölüyü diriltme eylemi vasıtasıyla destanlarda rol alırlar.

Bu da ay ve güneşin diriltici güce sahip olan kutsal gök varlıkları olması, hatta ay ve güneşin zaman zaman  Tanrı olarak algılanmasıyla ilgilidir.

Tabiat unsurlarından AĞAÇ ise, kahraman için hem korunma, hem dinlenme

Mekanıdır / yeridir.

Bunun dışında kahramanın evlenmesinde de ağaç  önemli bir konuma sahiptir. Çünkü kahramanların evlenecekleri kızları sık sık ağaç altında bulmalarıyla karşılaşırız.

Bu motifin Oğuz Kağan destanında, Oğuz’un ağaç kovuğunda bulduğu  kızla evlenmesi motifinin devamı olduğu oldukça açık bir şekilde görülmektedir.

Sadece ağaç değil,  DAĞ ‘ da kahramanın yaşamında önemli bir yer oluşturur. Göğe ulaşan dağ, kahramanın yolculuğunda üstüne çıkılıp her yerin görülebildiği üstün bir mekandır / yerdir.

Aynı zamanda ağaç gibi dağın da koruyuculuk vasfı zaman zaman ön plana çıkar.

Evrenin kutsal unsurları arasında karşımıza çıkan  TAŞ  motifi çoğunlukla kahramanın elinde bulunan sihirli bir nesnedir.

Bu gibi durumlarda sıradan bir taş değil, “ YADA TAŞI ” söz konusudur.

Yada taşı bazı destanlarda kahramanların doğumları sırasında onların ellerinde bulunarak sıradışılığa işaret eder, bazı destanlarda ise kahramanın kullanabileceği sihirli bir nesnedir. Yada taşının en önemli sihrİ özelliği ölüyü diriltmesidir.

Destanlarda kahramanla ilgili yapılan çıkarımlardan varılan sonuca göre onu

kahraman yapan unsurların bir bütün olduğu dikkat çeker.

Bu bütünlüğün içerisinde  kahramanlığa giden yolu inşa edecek tüm basamaklar mevcuttur / vardır. Öncelikle doğumu uzun süren bir çocuksuzluk döneminden sonra gerçekleşen ve bazen vücudunda bir alametle / işaretle – belirtiyle dünyaya geldiği dile getirilerek yüceltilen kahramanın maddi ya da manevi olarak üstün düzeyde bir ailesi veya eşi olmalıdır ve bunların hep birlikte yaşadıkları ortam kutsal zaman ve mekanı çağrıştıracak muazzam/ çok büyük – kocaman  bir yurt olmalıdır.

Bu motifler olmazsa olmaz değildir.

Bazen kahramanın kutsallığı ailesi ve sıradışı doğumu bağlamında değil de, onun başka özellikleri vurgulanarak da anlatılır. Destan kahramanının ön plana çıkarılan özellikleri onun yarıtanrısal bir konumda olduğunun ifadesidir.

Bazı destanlarda kahramanların Türk kültüründe manevi ve kutsal bir değere sahip olan yer – su ruhu , at ve kurt gibi hayvanlar tarafından yetiştirildiği görülür.

Bu, kahramanı kutsallaştıran ve onun yolculuğuna sıradışı bir giriş yapmasına neden olan bir durumdur. Kahramanı yetiştirme  misyonunun / özel görevinin yüklendiği yer-su ruhu ya da kutsal hayvan aynı zamanda onu tam bir savaşçı olarak eğitir ve ona adıyla atını vererek kahraman kimliğine bürünmesini sağlar.

Belli bir sistem dahilinde  / içerisinde sunulan kahramanın yaşamı ve serüvenlerinde kahramanın yolculuğa çıkması, engellerle karşılaşması ve bu engelleri aşmak için aldığı yardımlar olarak üç ana nokta dikkat çeker.

Kahramanın karşılaştığı engeller nadiren yeryüzündeki zalim kağanlar olabileceği gibi, ağırlıkla yeraltının kötü ruhları ve şeytanlarıdır.

Oldukça tehlikeli olan düşmanı yenmek için gereken yardımlar ise her zaman kutsal dünyadan gelmektedir.

Bu yardımların kuşkusuz en önemlisi kahramanın atıdır.

Atlar yeri geldiğinde sahiplerinin yerini alarak olaylara yön verir ve kahramanı refaha / rahatlığa çıkarırlar.

Atların konuşmaları, akıl vermeleri, şekil değiştirmeleri, zorluklara bazen kahraman yerine çare bulmaları gibi sıra dışı özellikleri de kahramanın yardımcısı olarak oldukça büyük bir önem arz etmekte  / sunmakta ve bu nedenle kahramanın en önemli temsilcisinin / yansıtanının atı olduğu tespitine  saptamasına  varılmaktadır.

Özellikle bazı destanlarda atın başardıklarından ötürü kahramanın zafere ulaşması söz konusudur. Bu gibi durumlar nedeniyle destanlarda kahraman ve at ayrılmaz bir ikili oluştururlar.

Kahramanın diğer yardımcıları arasında ilahi dünyayla ilişkiler vasıtasıyla elde

ettikleri  tılsımlı nesneler, gördükleri rüyalar, ilahi varlıklar ve kutsal kitap sayılabilir.

Kahramanın yurda dönüşü her zaman bir bereket ve zafer havasında gerçekleşir.

Çünkü kahraman düşmanla mücadelesinden / uğraşından çıktıktan sonra erginlenerek adeta  yeniden doğmuş gibi olur.

Buna uygun olacak şekilde de yurduna döndüğünde doğada adeta yenilenmiş gibidir.

Doğa tümüyle bereketlenmiştir, kahramanın halkı huzurlu bir şekilde yaşamaktadırlar.

Kahramanın yolculuğu bütünüyle ele alınarak Joseph Campbell’ın kahramanın yolculuğuyla ilgili ortaya koyduğu kalıpla karşılaştırıldığında birebir olmasa da büyük ölçüde uyumun mevcut olduğu tespit edilmiştir / var olduğu saptanmıştır.

Özellikle “ maceraya çağrı ”, “ ilk eşik ” ve “ balina karnı ” ve “ erginlenme ” Altay destanlarında açık olarak görülen evrelerdir.

Ölümle ilgili elde edilen veriler olası  olduğunda kategorize edilerek incelemeye alınmıştır. İlk olarak destanlardaki ölüm şekillerinden söz edilmiştir. Bu noktada destanlarda en çok dikkat çeken unsurlardan biri düşmanın “ dış ruhu ” olmasıdır.

Dış ruha sahip olmak ancak sıradışı varlıklarda görülebilecek bir durumdur. Destanlarda bazen kahramanlarda, bazense düşmanda görülen dış ruh motifi düşmanın ölümünü zorlaştıran bir özelliktir.

Ölüm, ancak ekseriyetle / çoğunlukla  hayvanlarda bulunan dış ruhun yok edilmesiyle gerçekleşebilir.

Dış ruha sahip şeytani varlıkların sihri  güçlere sahip olmaları sayesinde böyle bir özellik sahibi olduğu, kahramanların ise arkalarındaki ilahi güçler sayesinde dış ruha sahip olduğu tespiti / saptaması  yapılabilir .

Dış ruh hem kahramanı hem de düşmanı koruyan bir kalkandır.

Bunun dışında ölümle ilgili en dikkat çeken noktalardan biri de ölünün kemiklerine duyulan saygıdır.

Bu saygı aslında ölen kahramanı tekrar diriltmek üzerinedir.

Türk inancına göre ruh kemikte bulunmaktadır.

Destanlarda bu inancın izleri kendisini ölen kahramanı diriltmek üzere kemikleri saklama inancı şeklinde gösterir.

Neticede / sonuçta  kemikleri saklanan kahraman tekrar dirilir.

Ölüp dirilme, kahramanın yolculuğunu tamamlaması ve erginlenmesi, yeniden

doğmuş  gibi taze ve arınmış olması için bir araçtır.

Kahramanlar ölümden her zaman uzun süren bir uykudan uyanır gibi uyanırlar. Buradan ölümün aslında uzun süren bir uyku hali olduğu, tekrar dirilmenin mümkün / olası  olması durumunda ise ölüm uykusundan uyanılabileceği sonucu çıkarılabilir.

Bunun dışında kahramanlar her zaman gerçekten ölmezler. Onların yeraltına gitmeleri, bir kuyuya veya zindana kapatılmaları da sembolik olarak ölüp dirilmenin bir başka ifadesidir.

Destanlarda sıklıkla kahramanın doğrudan ölümsüz olduğundan söz edilir. Ölümsüzlük kahramana Tanrı tarafından verilmiş kutsal bir vasıftır.

Ölüler dünyası olarak bilinen öte dünya ise Altay inanç sisteminde her zaman cennet ve cehennem algısı olarak net karşılıklar bulmadığı gibi destanlarda da açık  olarak  anlatılmaz.

Sadece  / yalnız  yeraltında ölüler dünyası olduğu ve kimi zaman burada kişilerin amellerine / uygulamalarına  göre değerlendirildikleri nadiren / ender olarak üstü kapalı olarak ifade edilir.

Üstü kapalı ifadelerin ve konunun çok fazla ele alınmamasının nedeni cennet ve

cehennem   tasavvurunun  / düşüncesinin  Altay toplumuna Lamaizm dininin etkisiyle sonradan gelen bir unsur olmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle Altay toplumunun yaşamında geç bir dönemde yer eden cennet ve cehennem algısı destanlara nadiren / ender olarak yansıyan bir unsur olmuştur.

( Lamaizm : Tibet Budacılığı . )

Kahramanın macerası ekseninde gelişen Altay destanları, kahramanın yaşadıkları vasıtasıyla Altay mitolojisinin ayrıntılı bir krokisini çizer.

Evrenin yaratılışından, evrende yer alan ilahi ve şeytani varlıklardan, evreni sarmalayan kutsal tabiat / doğa unsurlarından, ölümle ilgili inanışlardan destanlar boyunca her zaman kahramanın  maceraları vasıtasıyla söz edilmiştir.

Altay mitolojisi açısından zengin bir hazine niteliği taşıyan bu destanlarda simgesel olarak kahraman doğumdan ölüme kadar giden süreçte yenilenerek ve erginlenerek yeniden doğma amacını gerçekleştirirken, kendisiyle beraber evrenin bütün dinamiklerini sahneye koymaktadır.

———-

Kaynak

———–

FATMA ZEHRA UĞURCAN  6.Ocak .2016  ( Yüksek lisans tezi )

Dr. Doğan Kaya ( Tezi )

Alıntılarda  İsimleri   belirtmeye özen gösterdim .

 ———–

Destanlarımız  konusunu hazırlarken  Altay destanları hakkında yaptığım araştırmada  FATMA ZEHRA UĞURCAN hanımefendinin çalışmasını çok beğendim ve  eklemeler ile  sizlerle paylaşmak istedim.

Sadeleştirmeleri yaptım.

Kendisine  teşekkürlerimi  sunuyorum .

Destanlarımız çok iyi  bilinmelidir .

Çünkü  toplumumuz hakkında bilgi kaynaklarıdır .

Çocuklarımızın  okumasını  , bilinçlenmesini  ve hem maddi hemde manevi açıdan kendisini daha güçlü hissetmesini sağlamalıyız .

Burada M.Kemal’in sözünü paylaşmalıyım ;

‘’ Türk çocuğu ;  Atasını tanıyıp , bildikçe , kendisinde daha büyük işleri yapma kuvveti bulacaktır ! ‘’

İdris Kulaçoğlu . 3.2.2021 çalışma odam .