AK TAYÇI-ALIP MANAŞ-ALIP KAĞAN-BUUÇAY altay destanları 1

AK   TAYÇI  DESTANI

ve ALIP  MANAŞ  DESTANI

ve ALMIS  KAĞAN DESTANI

ve BUUÇAY  DESTANI

( Altay destanları )

————————————–

Ak Tayçı, öldürüleceğini sezdiği için, yeraltındaki yurdunda yaşayan Temir Kağan’ın düğün davetine katılmak istemez.

Ancak en sonunda bu davete katılmaya karar verir.

Temir Kağan’a eğlencelerin yapıldığı yeri soran Ak Tayçı, Temir Kağan’ın tuzaklarıyla yüzleşeceği Ak Saray’a gönderilir.

Temir Kağan tarafından yeryüzünden kaçırılarak eş edinilen kadın durumu sezerek kocasına şöyle yalvarır ;

Gözü ateşli yaratılmış,

Kabiliyetli, yakışıklı yaratılmış,

Bu garibi nasıl öldüreceksin! (İbrahim Dilek 2002: 148)

Kadının Temir Kağan’a söylediği bu sözleri Ak Tayçı da duyar ama duymamış gibi davranır. Bu şekilde kendini bekleyen sondan haberdar olan kahraman başına geleceklere karşı hazırlıklı olur.

Ak Tayçı’yı çocukken kaçırarak büyüten  Ak Börü, artık delikanlı olan evladına gerçekleri anlatıp esas yurduna gönderirken Erlik Bey’le Temir Kağan’ın gün gelip kendisini öldürmeye kastedeceklerini ve buna daha yolda iken başlayacaklarını, bunlara karşı hazırlıklı olmasını şu sözlerle söyler ;

Senin yüzün güzelmiş,

Böyle yakışıklı bahadırın

Ölümü nasıl olur?”

Onlara şöyle cevap ver ; 

“Yalnız insanın ölümü

Şiddetli soğuktan olur herhalde,

Bindiğim atımın üstüne 

Yapışıp donup kalırım (de).  ( İbrahim Dilek 2002: 122-123)

Ak Börü’nün bu sözlerinin koruyucu birer efsun olduğu bir süre sonra anlaşılır. Ak Börü’nün yanından ayrılıp hızla giderken önce yüz gelinle ardından da yüz al donlu atlıyla karşılaşan Ak Tayçı, kendisine yöneltilen sorulara öğretildiği gibi cevaplar verir.

Yoluna devam eden Ak Tayçı, Ak Börü’nün kendisine öğrettiği sihir yardımıyla parmağından çıkardığı kanı sarı kargısına sürüp kışı getirtir, kendisi ise karakavağın içine girerek kıştan kurtulur.

Uzun süre burada kaldıktan sonra yaktığı ateşte sarı mızrağını ısıtarak yazı getirir. Dönüş yolculuğu sırasında daha önce karşılaştığı gelinlerin ve atlıların donmuş bedenleri ile karşılaşır. (İbrahim Dilek 2002: 123-127)

Yerine Can Bulma:

İncelediğimiz destanlardan sadece Ak Tayçı destanında karşılaştığımız bir motifte Ak Tayçı’yı elde etmek isteyen Ak Börü, Ak Tayçı’nın babası Ak Bökö’yü atından düşürür ve zebun / güçsüz – zayıf eder.

Bu sırada aralarında şöyle bir diyalog / konuşma  yaşanır ;

Er vücudum yaşlanıp da,

Ölüm vaktim geldiğinde,

Altayın hayvanı da beni yıktı,

Öldüreceksen çabuk öldür.

Öldürmeyeceksen eziyet etme! ”

“ Ölmeyip dünyada kalmak istersen,

Canın için neyini verirsin? ”

“Ak malımdan mal vereyim,

Halkımdan bölüp vereyim!” 

“Öyle şeylere ihtiyacım yok.”

“Altın Topçı eşimi al.”

“İhtiyar eşine ihtiyacım yok.”

“Ak Boro atımı al.”

“Ölecek atına ihtiyacım yok.”

“Tek oğlunu veriyor musun?”

“Almaya niyetlendiysen al,

İlk çocuklarımı da büyütemedim! (İbrahim Dilek 2002: 115-116)

Böylece Ak  Bökö  kendi hayatına karşılık olarak oğlu Ak Tayçı’yı Ak Börü’ye verir.

Benzeri bir motifi , Dede Korkut Hikayeleri’nde yer alan Deli Dumrul’da da görürüz.

Meydan okuduğu Azrail’e yenik düşen Deli Dumrul, kendi hayatına karşılık olarak sırasıyla annesine, babasına ve sonunda da eşine gider.

İçlerinden yalnızca eşi kendi hayatını feda etmeyi kabul eder.

Er Töştük destanının Kazak Türklerine ait bir varyantında da Ernazar, kendisini öldürmek isteyen peri kızı Bektorı’ya hayatına karşılık önce mallarını sonra da sekiz oğlunu almasını önerir  fakat Bektorı önerileri kabul etmez. Çaresiz kalan Ernazar, dokuzuncu oğlu Er Töştük’ü vermeyi önerir  ve böylece hayatını kurtarır.

( Mustafa Aça 2002a: 133-134)

Ölüm şekli :

Erlik’le birlikte hareket eden Temir Kağan, Ak Tayçı ile yeraltı dünyasında giriştiği uğraşta  yenilir. Kamçısıyla Temir Kağan’ın etini kemiğinden soyan ancak canını almayı başaramayan Ak Tayçı, sekiz dallı kavağı başından tutup yararak kutsal kavağa ekler. Demir kavağı yarılan yerinden tekrar düzeltip iyice sıvazlar. Temir Kağan’ın etinden ayrılan kemikleri ancak bundan sonra sakız gibi erir (Dilek 2002: 155)

———————————-

ALIP  MANAŞ  DESTANI

( Temir  Bökö  destanı )

———————————-

Destanın asıl adı, Aleksey Grigoreviç Kalkin anlatmasında Temir Bökö şeklindedir. Ancak destan Yamayeva tarafından yayınlanırken bu isim Almıs Kaan olarak değiştirmiştir. (Gül 2008: 5)

Alıp Manaş destanında Ak Kağan’ın kızını almak için yurdundan ayrılan Alıp Manaş, ailesinin sezgilerini önemsemez.

Yolculuk sırasında coşkun akan bir suyun kenarına gelir ve suyun kenarında kayığıyla bekleyen ihtiyardan kendisini karşı kıyıya geçirmesini ister.

İhtiyar, Alıp Manaş’ı kıyıya geçirirken daha önce aynı niyeti taşıyarak yollara düşen ve bir daha haber alınamayan yiğitleri hatırlayarak ağlamaya başlar.

Alıp Manaş’ın da diğerleri gibi dönmeyeceğini düşünen ihtiyar, durumu kahramana anlatır. Alıp Manaş, dokuz köşeli bakır okunu ihtiyara vererek bu okun parladığı sürece ölmediğinin anlaşılmasını ister. (Ergun 1997: 102-103)

Alıp Manaş’ın ihtiyara verdiği dokuz köşeli bakır ok, destanda kahramanın ruhunu temsil eden unsurdur. Kahramanın evinden ayrılırken yaşadığının ispatı olacak nesneler bırakması motifi, Türk halk anlatmalarında sıkça karşılaşılan bir motiftir. Anadolu sahası halk hikayelerinde ve masallarında bu konuda çok sayıda örnek vardır. (Aça 1998: 363-364)

Alıp Manaş’ın göğü ve yeri dinleyip sesler duyabilen Ak-Boz atı, Ak Kağan’ın kızını almak üzere giden Alıp Manaş’ı kötü bir sonun beklediğini sezer.

Alıp Manaş’a yola devam ederse öleceğini söyler. Bu sözlere hiddetlenen Alıp Manaş, atını döver.

Gördüğü kötü davranıştan  ötürü zayıf düşen Ak-Boz yine de gelecek kötülüklere karşı temkinli / ölçülü – dikkatli olur. (Ergun 1997: 105-106)

Alıp Manaş, Ak Kağan’ın yurduna yaklaşınca yorgunluktan uykuya yenik düşer. Adamlarıyla birlikte Alıp Manaş’ın bulunduğu yere giden Ak Kağan, ne yaptıysa da uyuyan Alıp Manaş’ı öldüremez.

Bunun üzerine adamlarına bir çukur kazdıran Ak Kağan, Alıp Manaş’ı çukura attırır. Dokuz ay boyunca uyuyan Alıp Manaş, bu sürenin sonunda uyanınca eli kolu bağlı durumda  çukurda olduğunu fark eder.

Gitmemesi için yalvaran annesi, babası ve karısının sözlerinde haklı olduklarını anlar.

Alıp Manaş kuyuda yıllarca kalır. Ölüp dirilme motifinin hapsedilme gibi bir şekilde ortaya çıktığı – göründüğü bu destanda, kahramanın Ak Boz atı, sahibini kurtarmaya niyetlenir.

Denemeleri sonuçsuz kalan Ak Boz, derin uykuya dalar ve uykusunda Küler-Bay Kağan’ın yurdunda bulunan birbirine benzer üç altın dağın eteğindeki kutsal göldeki köpüğün Alıp Manaş’ı kurtaracağını görür.

Bu köpük, sönen ateşi tutuşturabilmekte, ölen yiğide can verebilmektedir.

Ak Boz, uzun uğraşlardan sonra altın köpüğü yutar ve uçarak oradan uzaklaşır. Altın köpüğün yardımıyla hem Ak Boz hem de Alıp Manaş, eskisinden on kat daha güçlü hale gelir.

Alıp Manaş köpüğü yutar yutmaz bağlı olduğu demirleri koparır ve çukurdan kurtulur. (Ergun 1997: 108-130)

Kuyu veya çukura hapsedilerek ölüme terk edilme motifi, Kuzey sahası Türk destanlarında görülen ölüp dirilme motifinin daha yakın dönemlerdeki değişik bir ifadesi olarak kabul edilebileceği düşünülmektedir (Mustafa Aça 2004: 8-18)

Destanlar içinde defin merasimine dönük en kapsamlı bilgi Almıs Kaan destanındadır.

Almıs Kağan küçük oğlu Cılanaş Uul’u kendisine rakip gördüğü için öldürtmek ister. Ancak Cılanaş Uul, son anda yengesi Ay Tana’nın yardımıyla ağabeylerinin elinden kurtulur.

Ay Tana’nın uyarısıyla  altı oğul, ölüm emaresi olarak bir köpeğin kanını Cılanaş Uul’un kanı diye Almıs Kaan’a sunarlar. Almıs Kaan küçük oğlunun kanı zannettiği bu kanı içer  ancak bir süre sonra Almıs Kaan pişmanlık duyar ve kahrından ölür.

Almıs Kaan’ın ölümünden sonra onun defin merasimi şöyle anlatılır:

Anlı şanlı Almıs Kağan / Ak dünyayı lanetleyip, / Ayı güneşi lanetleyip, sitemleyip, / Ziyaretçileri üzülerek karşıladı. / Zamanı gelip, öldü. / Kuzgun inmez ormana götürüp, / Kamışını mezarını halk indirdi. / Saksağan uçmaz dağa götürüp, / Yeleli atını kurban etti (Gül 2008: 40-41).

Yukarıdaki tasvirde / betimlemede  halkı tarafından öz evladını öldürtmüş bir Han olarak bilinen Almıs Kağan’ın gözden uzak bir yere defnedilmesi, bu suçtan ötürü cezalandırılması şeklinde yorumlanabilir.

Zira mezar yerleri seçilirken genellikle halkın kolaylıkla ziyaret edebileceği dört yol ağzı gibi trafiği yoğun stratejik yerlerin seçildiği  bilinmektedir.

Destanda, defin işleminin kısaca anlatılması da dikkat çekicidir.

Buna karşın cesedin ormanlık bir alana defnedilmesi, bu olumsuz havayı bir nebze olsun yumuşatmaktadır.

Eski Türk topluluklarının mezar yeri seçimlerine bakıldığında ormanlık alanların öncelikli olduğu görülecektir.

Orman ve özelde kutsal ağaç, Türk inanış sisteminde Tanrısallığın sembollerinden birisi olmuştur.

Kutsal ağaç ruhun diğer dünyaya yolculuğunda adeta bir araç vazifesi üstlenmiştir. (Ergun 2004: 310-314)

Almıs Kağan’ın ölümünden sonra bilge gelin Ay Tana tahta çıkar ve Almıs Kağan’ın karısı Ay Sulutay öldürülerek Almıs Kaan’ın yanına defnedilir.

Bu bölüm destanda şu şekilde anlatılır:

Almıs Kağan’ın eşinin

Ölmez bedenini öldürerek,

Kayın ağacının tozuyla kundaklayarak,

Köknar ağacından tabut oyarak,

Dokuz kat örtülü dökme demir mezarda kuşaklayıp bıraktı.

Altmış yılda bozulmaz biçimde hazırlayıp  , altın gümüşle birlikte bıraktı.  

Doksan yılda bozulmaz biçimde hazırlayıp, İpek keçeyle sarıp sarmaladı.  Kağandan aldığı onca  mallarını birlikte bıraktı,

Yıllar boyunca muhafaza ettiği / koruduğu , kap kacağını birlikte gömdüler.

(Gül 2008: 42-43)

Destanın bu bölümünde ölen Han’ın atının kurban edilmesi ve eşi Ay Sulutay’ın ayrıca öldürülerek kıymetli / değerli eşyalarla birlikte görkemli bir mezara defnedilmesi, arkaik / eskimiş bir inanış sisteminin izlerini taşımaktadır.

Eski Türkler, ölümden sonra, insanın bu dünyadakine benzer bir hayat süreceğine, yiyip içeceğine, eğleneceğine, savaşacağına kısacası  dünya hayatından pek de farklı olmayan bir yaşam süreceğine inanmaktaydılar.

Defin şekilleri sosyal / toplumsal  mertebeye / seviyeye , oymağın durumunda şu ya da bu dinsel etkinin baskın olup olmamasına ve son olarak da ilgili kişilerin arzularına göre değişmekteydi.

Bunlar arasında sabit olan husus / özellik , ölü için ve hayatta kalanlar için mümkün / olası  olan en iyi koşulların yerine getirilmesiydi. (Roux 1998: 221)

Gerçekten  Ay Sulutay’ın defin / gömü  merasiminde bu inanışın izleri açıkça görülmektedir .

(Eski Türklerdeki defin ritüeli / gömü  geleneği hakkında bk. İnan 1992: 46-47, Rasonyı 1971: 28 )

Alıp Manaş destanında, yıllar boyunca Ak Kaan tarafından hapsedilen Alıp Manaş’ın durumu  ailesi tarafından merak konusu olur.

Bu amaçla Alıp Manaş’ın dostu Ak Köbön  haber getirmek üzere gönderilir.

Ak Köbön’ün gönderilmesinde Alıp Manaş’ın kazlar yardımıyla gönderdiği haber etkili olur. Alıp Manaş’ı tutsak / esir edildiği çukurda bulan Ak-Köbön kendisine kazlarla selam göndermediği gerekçesiyle Alıp Manaş’ı ölüme terk eder.

Amacı Alıp  Manaş’ın karısı Kümüjek Aru’ya sahip olmak olan Ak Köbön, dönüş yolunda insan kemikleri toplar. Yurda dönünce Alıp Manaş’ın öldüğünü, getirdiği kemiklerin de ona ait olduğunu belirtir.

Bu yalana inanan aile bireyleri yas tutar ve ağıtlar yakar. (Ergun 1997: 117-120) Anılan metindeki kemik, ölüm haberini vermenin bir aracı olmanın yanı sıra, aslı olmayan bu haberin doğruluğunu ispatlama çabasının da bir aracıdır.

Yalan ölüm haberin doğruluğunu göstermek için kullanılan kemik, Dede Korkut Kitabı’nın  Bamsı Beyrek’le ilgili boyunda, kanlı gömlek biçiminde karşımıza çıkmaktadır. (Ergin 1994: 132)

———————————-

ALMIS  KAĞAN DESTANI

———————————-

Girişinde yetmiş yıl süreyle yurduna hükmeden Almıs Kağan’ın yaşlılığı ve ölümünün yaklaşması, şu ifadelerle tasvir edilmiştir.

Almıs Kağan ağlayıp inleyip

Dünyaya lanet okuyup

Çağlar boyunca yaşadı

Kemiği sertleşti

Kuzgun gibi kara başı

Ak sis gibi ağardı

Keskin kılıç gibi sert dişi

Kırılan güçsüz dallar gibi.

Geçmişini unuttu,

Öleceği günü bekledi.

Güzel günler tükendi,

Ecel günü yakınlaştı . (Gül 2008: 1-2)

————————–

BUUÇAY  DESTANI

————————–

Altay Buuçay destanında çıktığı avdan altmış yıl sonra dönen destan kahramanı, Aranay ve Şaanay adlı düşmanlarıyla işbirliği yapan karısının ve kızının ihanetine uğrar.

Yurduna döndüğü gün ailesi tarafından sarhoş edilen Altay Buuçay, Aranay ile Şaranay tarafından öldürülür.

Aralay ve Şaralay, Altay Buuçay’ı öldürdükten sonra dağılan kemiklerini bulup

yakmak için geri gelirler ama kemikleri bulamazlar. Yurtlarına geri dönerek

kemikleri yaktıkları yalanını söylerler (Dilek 2002: 211).

Destanın devamında Altay Buuçay sadık yardımcıları tarafından kemikleri birleştirildikten sonra yeniden hayat bulacak ve intikamını alacaktır.

Yeniden dirilen Altay Buuçay, karısı ve kızının yardımıyla hayatına kasteden Aranay ve Şaranay kardeşlerden intikamını alır.

(İbrahim Dilek 2002: 206-221; yakın akrabaların ihaneti hakkında bk. Mustafa Aça 1999: 18-23).

Karısı Ermen Çeçen ve kızı Caraa Çeçen ile vedalaşıp ava çıkan Altay Buuçay, aradan geçen altmış yıla rağmen yurduna dönmeyince karısı ve kızı tarafından öldü kabul edilir.

Karısı Ermen Çeçen ve kızı Caraa Çeçen’in ihanetiyle Aranay ve Şaranay tarafından öldürülen Altay Buuçay’ın kemikleri dağılır.

Altay Buuçay’ın, avlanırken bindiği atı Bay Çookır, hayvan otlatırken bindiği atı Kayçı Ceeren, savaşa giderken bindiği atı Kamçı Ceeren ile iki boz köpeği ve boz doğanı parçalanan kemikleri kurttan kuştan korurlar.

Aranay ve Şaranay’ın bu kemikleri yakmaya geleceklerini sezen bu yardımcılar, kemikleri toplayıp emin bir yere saklarlar. Kamçı Ceeren, Altay Buuçay’ı yeniden diriltmek amacıyla ilaç bulmak için yollara düşer.

Yer Ana’dan aldığı uyarılarla Dokuz Başlı Celbegen’in üç koyun büyüklüğündeki kızıl kahverengi benini koparıp alır ve Altay Buuçay’ın kemiklerinin ayrılan eklem yerlerine sürer.

Benin artanını Altay Buuçay’ın ağzına sürünce Altay Buuçay yeniden canlanır. Altay Buuçay’ın diriltilmesinden sonra sıra, öldürülen oğlu Erkemel’in diriltilmesine gelir.

Kamçı Ceeren, Erkemel’i diriltmek için ilaç aramaya başlar.

Yer Anası’ndan, bunun ancak Teneri Kağan’ın kızının getirilmesi ile mümkün olacağını öğrenir. Kamçı Ceeren, bunun üzerine Temene Koo’yu babasının gökteki yurdundan kaçırıp getirir. Temene Koo, kemikleri birleştirince Erkemel canlanır. (İbrahim Dilek 2002: 210-216)

Buuçay’ın ihanet sonucu öldürülmesinin ardından yurdu Aranay ve

Şaranay tarafından talan edilir.Halkı zulme uğrar, serveti yağmalanır. Üstelik

Altay Buuçay’ın karısı Ermen Çeçen, Aranay’la, kızı Caraa Çeçen de

Şaranay’la kendi rızalarıyla evlenir. (Dilek 2002: 209-211)

—————————-

Devamı 12 B de ….. İdris Kulaçoğlu.