TÜREYİŞ DESTANI Uygur destanları

TÜREYİŞ DESTANI

( Uygur destanıdır )

———————–

Büyük Türk İmparatorluğu’nun Göktürkler’den sonraki halkası olan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylarının yeryüzünde ilk görünüşlerini anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında yaygın bir inanış olarak beliren, soyun İlahi  bir kaynağa bağlanması düşüncesini  bir kere daha belirtmiş olmaktadırlar.

—-

Uygur Türeyiş Destanı’nın, Göktürk-Bozkurt Destanı ile olan çok yakın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır.

Hemen bütün Türk destanlarının birinci derecedeki unsuru olan KURT  imgesi / süsü / motifi , gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanı’nda özellikle ilâhileştirilmekle, neslin başlangıcı ve sürekliliği bu İlahi süse bağlanmaktadır.

—-

Türeyiş Destanı, aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir.

Büyük bir ihtimalle, Göktürk-Bozkurt Destanı gibi Uygur Türeyiş Destanı da, ilk büyük Türk destanı olan Yaradılış Destanı’nın etkisi altında gelişip meydana getirilmiş, daha dar bir çevrenin küçük çapta bir yaradılış destanıdır.

( Uygurların GÖÇ destanıda , TÜREYİŞ destanının devamı niteliğindedir .)

—-

Türk destanları, birbirine yakın imgeler ve mitler / söylenceler içermektedir.

Bu destanlarda en çok kullanılan BOZKURT  imgesidir.

Kurt asil bir hayvandır, kendi işini kendi yapar, kimseye muhtaç değildir. Savaşçıdır, birlik ve beraberlik içinde yaşar.

Bu özelliklerden dolayı Türk’ler  Kurtlarla bir bağ kurmuşlardır.

Çünkü Türkler de BİRLİK ve BERABERLİĞE  önem verir. Savaşçıdır, muhtaç olmadan / gereksinim duymadan yaşamayı severler.

—-

Türeyiş destanı farklı kaynaklarda 3 ayrı şekliyle yer almaktadır .

——————————- 

TÜREYİŞ  DESTANI  özeti

(Kaynak 1 )

——————————-

Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi.

Öyle güzeldi ki, Hunlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratılmadığını söylüyorlardı.

Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın çarelerini aradı.

Ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı.

Kızların ikisini de bu kaleye kapattı.

Ondan sonra da aklınca inandığı tanrısına yalvarmağa başladı.

Öyle bir yalvarıyor ve öyle yakarışlarla tanrısını çağırıyordu ki nihayet bir gün, Hakanın kendi aklınca inandığı tanrısı dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.

Bu evlenmeden birçok çocuk doğdu; bunlara Dokuz Oğuz- On Uygur denildi ve bu çocukların hepsinin de sesi Bozkurt sesine benzedi, yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.

——————————

TÜREYİŞ DESTANI özeti

(Kaynak 2)

——————————-

Karakurum çaylarından sayılan iki nehir vardı.Bunlardan birine Tolga ve diğerine Selenga adı verilirdi.Bu nehirler akarak Kamlancu adlı bir yerde birleşirlerdi.

Bu iki ırmağın arasında iki tane ağaç vardı.

Bu ağaçlardan biri Fusuk ,.Öbür Ağaca da Tur  ağacı derlerdi.

—-

Bu iki ağaç da iki dağın arasında yetişerek büyümüştü.

Kışın bile bunların yaprakları,servi gibi dökülmezdi.Meyvesinin tadı ve şekli ise,tıpkı Çam fıstığının tadına benzerdi

Bir gün bu iki ağacın arasına,gökten bir ışık inmişti.

Bunun üzerine,iki yanda ki dağlar yavaş yavaş büyümeye başladılar.

Bu durumu gören halk ise hayretler içinde kalmıştı.

İçlerinde büyük bir saygı duyarak.Uygurlar oraya doğru yaklaştılar.

Tam yaklaştıkları bir sırada,kulakların çok tatlı ve güzel müzik nağmeleri gelmeye başladı.

Her gece buraya bu ışık inmeye ve ışığın etrafında da otuz defa şimşek çakmağa başladı.

—-

Diğer bir gün de,aynı yerde ,ayrı ayrı kurulmuş beş ( 5 ) tane çadır gördüler.Bunların herbirinde birer çocuk oturuyordu.

—-

Birincnin adı SONKUR TİKİN, ikincisinin adı KOTUR TİKİN, üçüncüsünün adı TÜKEL TİKİN, dördüncüsünün adı OR TİKİN, beşincisinin adı BÖKÜ TİKİN,oldu.

—-

Her çocuğun karşısında da,onları doyurmaya yetecek kadar süt dolu emzikler asılı idi.

Çadırın tabanı da,baştan başa gümüşle döşenmişti.

Bütün boyların başbuğları ve halkı,bu garip şeyi görmek için yerlerini bırakıp koşmuşlardı.

Bu manzarayı görünce,saygıyla diz çöküp, selam verdiler.

Biraz sonrada çocukları alarak dışarı çıkardılar.

Besleyip,büyütülmeleri için de onları süt annelere ve dadılara verdiler.Her fırsatta onlara saygı gösteriyorlar ve ikramda bulunuyorlardı.

—-

Çocuklar artık süt çocuğu olmaktan çıkıpta,konuşmaya başlayınca,Uygurlardan ana ve babalarını sordular.

Onlar da, o iki ağacı gösterdiler.

—–

Ağaçların karşısında diz çöktüler ve yeri öptüler.

Bunun üzerine ağaçlar da dile gelip şöyle dediler:

—–

”GÜZEL  HUY ve GÜZELLİKLER İLE BEZENMİŞ /SÜSLENMİŞ  ÇOCUKLAR  BÖYLE  OLURLAR .

ANA ve BABALARINA  BÖYLE SAYGI GÖSTERİRLER . ÖMRÜNÜZ UZUN , ADINIZ ÜLÜ , ŞÖHRETİNİZ DE DEVAMLI OLSUN . ”   

—–

O bölgelerde yaşayan bütün halk (budunlar) bu çocuklara Kağan oğullarıymış gibi saygı gösterdiler.

Çocukların doğuşunda ki kutsal durumu görenler,bunlardan birinin kağan seçilmesi düşüncesine vardılar.Çünkü bunlar,Tanrı tarafından bu iş için gönderilmiş olmalıydılar.

—-

Bu çocuklar arasında Bökü Tikin gerek güzelliği,gerekse boyu posu,sabrı,iradesi,ileriyi görüşü bakımından diğerlerinden daha ilerde idi.

Ayrıca bütün milletlerin dillerini,yazılarını biliyordu.Herkes onun kağan seçilmesi üzerinde birleştiler.

Büyük şenlikler yaparak onu kağanlık makamına oturttular.

O’ da  memleketi adaletle döşedi, zorlamaları ortadan kaldırdı.

Onun etrafındaki adamlar,buyruğundakiler,askerleri,atları gittikçe çoğalmaya başladı.

Tanrı, ona bütün diller bilen üç karga göndermişti.

Nerede önemli bir olay olursa,bu kargalar hemen oraya giderler,o işin nasıl olup bittiğini gözlerler,ondan sonra da kağana haber getirirlerdi.

—-

Böğü Kağan bir gece evinde uyurken,pencerenin önünde bir kızın hayali belirdi,onu uyandırdı.Bu hayaletten korkan Böğü Kağan,kızı görmezden geldi,kendini uykuda imiş gibi gösterdi.

İkinci gece kız yine geldi,fakat Kağan yine görmüyormuş gibi yaptı ve kendini uykuda gösterdi.

Sabah oldu,kağan vezire danıştı.

Üçüncü gece kız yine gelince,vezir’in öğüdüne uyarak,kızı alıp AK-Tağ’a gitti,bu dağda sabaha kadar kalıp kızla konuştular.

Bu buluşma ile konuşma yedi sene altı ay yirmi iki gün,her gece böyle devam etti.Ayrılacakları gün, kız ona şöyle dedi:

—-

”Doğudan batıya kadar bütün dünya,senin buyruğun altında kalacaktır. İŞLERİNİ  SIKI  TUT , İYİ  ÇALIŞ , İNSANLARIN  DA  DEĞERİNİ BİL.”

—-

Böğü kağan askerlerini topladı,onlardan 300 bin kadar seçme askerlerini SONKUR Tikin’in buyruğuna verdi.Ayrıca Sonkur Tikin’in Kırgız ve Moğol ülkelerine akın yapmasını buyruk verdi,

100 bin askerini de KOTUR  Tikin’in buyruğuna verdi.Onu da akın için Tankut tarafına gönderdi.

TÜKEL  Tikin’i de Tibet yönüne gönderdi,Kendiside 300 bin askerini buyruğuna alarak Hıtay(çin) yönüne yöneldi.

Diğer kardeşi OR Tikin’de kendi yerine bıraktı.

—-

Etrafa giden orduların hepside başarılar kazanarak geri döndüler.Getirdikleri paralar, mallar,ganimetler,sayı ile sayılamazdı.

Her yerden bir çok adamlar topladı,onların yardımı ile Orkun (Arkun)nehri kenarında  ORDU  BALIG  adlı baş şehri kurdurdu.

Doğudaki bütün ülkeler,onların buyruğu altına girmişti.

—-

Böğü Kağan,bir gece uyurken,beyazlar giymiş bir ihtiyar gördü.İhtiyar ona yaklaştı,çam kozalağı büyüklüğünde bir YEŞİM  TAŞI vererek,Böğü Kağan’a şöyle dedi.

—-

” EĞER SEN BU TAŞI KORUYABİLİRSEN , DÜNYANIN 4 KÖŞESİ HEP SENİN  BUYRUĞUN / EMRİN  ALTINDA TOPLANACAKTIR ! ”

—-

Böğü Kağan’ın veziri de aynı gece,aynı rüyayı görmüştü.

Ertesi sabah olunca hepsi toplandılar,aralarında görüşerek bu rüyaya bir mana vermeye çalıştılar.Bunun üzerine ordularını buyruklarına alıp Batıya yöneldiler.

—-

Gide gede Türkistan sınırlarına vardılar.

Burada çayır ve çimenlere döşenmiş,akar suları bol bir yere rastladılar.

Herkes bu yeri beğenmişti,bunun için de bu yere bir şehir kurdular.

Bu şehir şimdi KUZ  BALIK  adı verilen,BALAŞGUN  şehridir.

—-

Bu şehirde yerleştikten sonra etrafa ordular göndermeye başladılar.Bu yolla her yeri ellerine geçirmiş oldular.Yer yüzünde onlara kafa tutan,asi görünen hiç bir kimse kalmamıştı.

Bütün bu akınlar sırasında pek çok kıymetli eşyalar toplamışlardı.

Bunların hepsini bir araya getirerek Böğü Kağan da herkesin yaptığı hizmete göre,ele geçen bu malları aralarında bölüştürdü.

—-

Bundan sonra Uygurların emrine giren hanlar birer birer gelerek Böğü Kağan’a saygılarını sundular.

Böğü Kağan bu kabul töreninden sonra,bu hanların hepsinin ülkelerine dönerek,illerini idare etmelerine buyruk verdi.

Bundan başka bu Hanların,Böğü Kağan’a ne kadar vergi verecekleri de ayrıca karar altına alındı.

Artık yeryüzü buyruk altına alınmıştı.

—-

Böğü Kağan’ın karşısında bir engel kalmamıştı.Bunun için geri dönmeye karar verdi , kendi yurduna geldi.

—-

”Uygurların dinleri başka idi.

Uygurlar kendi din adamlarına  KAM  adını veriyorlardı.

Kam’lar ,  olmuş ve olacak her şeyi bilip,ona göre önlem alacak durumda idiler.

Büyücüler,insanlara kötülük getiren bu ruhların bazılarıyla dostluk bazılarıyla düşmanlık güdüyorlardı.

Bu kamların bazı gerçek dışı / batıl / yalan olan hareketlerini öğrenen Böğü Kağan’ın daha gerçekçi ve akılcı bir dine inanmak için olacak ki,Çin’den din adamları çağırtarak Mani dinini kabulünü anlatmaya devam eder .

——————————

TÜREYİŞ DESTANI  özeti

(Kaynak 3 )

——————————-

Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu.

Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi.

Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle kızlar bu kurtla evlendiler.

Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi.

Uygurların yurdunda “Hulin” isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge isimli iki ırmak çıkardı.

Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle izlediler.

Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü.

En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar oldu.
( Danişmend name’ den alıntı )

Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Gali Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi.

Çinliler , prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi.

Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar.

Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu .Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.

 ——————————————

Kaynak olarak :

Türk destanları / M.Necati Sepetçioğlu .

——————————————-

Necati beyin çalışmalarına diğer bilgileride ekleyerek, günümüz Türkçe’sine uygun sadeleştirme yaparak  daha kolay  anlaşılır bir yazı hazırlamaya özen gösterdim . İstediğiniz yerde kullanabilirsiniz .

İdris Kulaçoğlu .