ERGENEKON DESTANI Köktürk destanları

ERGENEKON  DESTANI

( Köktürk destanı )

——————————-

Köktürklerin Bozkurt destanının devamı niteliğindedir .

Bozkurt destanı , var olma , Ergenekon ise türeyiş destanıdır.

Ergenekon Destan’ı, Türkler’in yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları, etrafı aşılmaz dağlarla çevrili kutsal topraklarından çıkış öyküsüdür.

Ergene :Dağ geçidi. Dağ kemeri.

Kon : Dik

Rus tarihçi Gumilev’in tarifine göre dik yamaç anlamını taşır.

Ergenekon Destanı’nın önemli bir çizgisi, Türkler’in demircilik geleneğidir.

Maden işlemek, demirden ve en iyi çelikten silahlar yapmak, eski Türkler’in doğal sanatı ve övüncü idi. Ergenekon Destanı’nda Türkler, demirden bir dağı eritmiş ve bunu yapan kahramanlarını da ölümsüzleştirmişlerdir.

* Ergenekon Destanı ilk kez, Cengiz Han’ın kurmuş olduğu Türk-Moğol Devleti’nin tarihçisi Reşideddin tarafından saptanmıştır.

Reşideddin ( 1248 / 1318 ), 1306 tarihinde yazdığı ”Cami üt-Tevarih” / Tarihi olayların toplamı  adlı eserinde Ergenekon Destanı ile ilgili geniş bilgiler vermektedir. Fakat Reşideddin, bir Türk destanı olan Ergenekon Destanı’nı Moğollaştırmıştır.

 (Ergenekon Destanı’nın nasıl moğollaştırıldığı ve Ergenekon destanı hakkında Prof.Dr.Bahaeddin Ögel’in, Türk Mitolojisi [1.cilt, 59-71. sayfalar] adlı yapıtında geniş bilgiler vardır).

* Ergenekon Destanı, Hıve Hanı Ebulgazi Bahadır Han’ın 17.yy.da yazmış bulunduğu ”Şecere-Türk” / Türkler’in Soy Kütüğü  adlı esere de kaydedilmiştir.

( Dursun Yıldırım, a.g.e., s. 68.)

(Zeki Velidi Togan, “ Ebülgazi Bahadır Han”, İslam Ansiklopedisi, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, cilt: 4, İstanbul, 1988, s. 79-83.)

* 6. yüzyıla ait Çin kaynaklarında Türklerin tutsak kaldıkları bir mağaradan ya da dağlarla çevrili bir vadiden kurtuluşları öyküsü aktarılmaktadır. Ancak bu anlatılarda “Ergenekon” ismi yer almamaktadır.

* Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kurtuluş Savaşında’ki Anadolu’yu, Ergenekon’a benzeterek aynı adı taşıyan bir kitap yazmıştır.

Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, öteki Türk destanlarında da olduğu gibi, ön planda ve baş roldedir. Bu kez Türkler’e yol göstericilik, kılavuzluk yapmaktadır.

—————————-

DESTANIN  HİKAYESİ

—————————-

Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk’e boyun eğmeyen bir yer yoktu.

Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler’in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.

Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki:

“Türkler’e hile yapmazsak halimiz yaman olur !”

Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler,

”Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar” deyip artlarına düştüler.

Düşman, Türkler’i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi.

Düşman, Türkler’i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak / esir ettiler.

O çağda Türkler’in başında İl Kağan vardı.

İl Kağan’ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü.

Kayı  / Kayan  adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti.

İl Kağan’ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı.

Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı.

On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar.

Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular.

Oturup düşündüler:

“ Dört bir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım.”

Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.

Türkler’in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı.

Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı’ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye “ERGENEKON” dediler.

Zaman geçti, çağlar aktı. Kayı ile Tokuz Oguz’un birçok çocukları oldu.

Kayı’nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz’un daha az oldu.

Kayı’dan olma çocuklara Kayat dediler.

Tokuz’dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken.

Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon’da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon’a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar.

Dediler ki:

“Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.”

Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar.

O zaman bir demirci dedi ki:

“Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir.”

Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular.

Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular.

Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı’nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk’ün önünde dikildi, durdu.

Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti.

Ve Türkler, Bozkurt’un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon’dan çıktılar.

Türkler o günü, o saati iyi bellediler.

Bu kutsal gün, Türkler’in bayramı oldu.

Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk Kağanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Ergenekon’dan çıktıklarında Türkler’in Kağanı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi.

Börteçine bütün illere elçiler göderdi;

Türkler’in Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi.

Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler’in buyruğu altına gire.

Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine’yi Kağan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı.

Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler.

Türk Devleti’ni dört bir yana egemen kıldılar.

Türk Beğleri, Ergenekon’dan Çıkış Gününü Kızgın Demir Döğerek Kutluyorlar.

——————

Bir rivayete / söylentiye göre Türkler, Ergenekon’dan 9 Martta çıkmışlardır.

Başka bir rivayet ise bu tarihi 21 Mart (Nevruz Bayramı) olarak verir.

Öyle anlaşılıyor ki, Ergenekon’dan çıkış işlemleri 9. Mart’ta başlamış, 21. Mart’ta da tamamlanmıştır.

——————-

Çocuklarımıza  destanlarımızı anlatmalı ve okumalarını sağlamalıyız .

İdris Kulaçoğlu . 8.2.2021 çalışma odam . 19:22