GÖÇ DESTANI Uygur destanları

GÖÇ DESTANI

( Uygur destanı)

———————-

Mu / Um  tabletlerine göre ,  Mö 11 bin lerde Mu kıtası halklarından bir tanesi Uygur’lardır .

Ön- Türk federasyonlarının BİR OY BİL ( mö 8 bin – mö 1517 ) , AT OY BİL ( mö. 1517 – mö. 879 ) ve TÜRÜK BİL ( mö. 879 – ms. 575 ) halklarındandır .

Gerçekte ms. 745 / ms. 840 da kurulan tarihteki 2 inci Uygur devletidir .

Uygur’lar / Dokuz Oğuz / ÖN –UYGUR’lar kadim / eski Türk tarihinin önemli parçalarıdır.

—–

Göç destanı Uygur Türklerinin ulusal birliğini koruyan tılsım bozulunca, yurtlarını bırakarak  güney batıya doğru nasıl göç ettiklerini anlatır.

Destan Çin ve İran kaynaklarında kayıtlıdır.

————–

Türk destanları, her destan gibi mitlerden / söylencelerden oluşmaktadır. Türklerin tarihte etkileşim içinde olduğu kültürlerin unsurlarını barındırır. Çinliler ve Moğollar, Türkler ile uğraş vermişlerdir . Savaşlar, göçler, türeyişler, sığınmalar, kaçışlar yaşanmıştır.

Destanlarda ortak olağanüstü kahraman olarak KURT’lara  yer verilmiştir. Birçok Türk destanı bozkurt mitlerinden oluşmaktadır. Kurt, asil, lider, savaşçı bir hayvan olarak doğada Türklere benzeyen bir varlıktır.

————–

Göç Destanı, Uygurların Karakum eteklerinden Selenge ve Tola / Toğla ırmakları arasına göç etmelerini anlatır .

Uygur Türkleri, Çinliler ile uğraş  halindedir. Selenge ve Tola / Toğla ırmakları arasındaki  bir ağaçta beliren ışık hüzmesi ile Türklerin soyu ve boyu devam etmiştir.

Bu soy ve boydan gelen bazı hakanlar, Çinliler ile yakın ilişkiler kurarak evlilik boyutlarına ulaşmıştır. Çinliler de işgal girişimlerini yeniden başlatmıştır. Uygurlar bu felaketler dizisine inandıkları için göç etme ihtiyacı hissetmişlerdir.

———————

Uygurlara ait Hulin dağından akan iki ırmak vardır. Bu ırmaklar Toğla ve Selenge isimlidir.

Burada bulunan ağacın üzerine ilahi ışığın inmesiyle ağacın gövdesi şişmişti. Bu ilahi ışığın duruş süresi 9 ay 10 gündü. Ağaçtaki şişkinlik bu süreden sonra indi ve içerisinden beş çocuk çıktı.

Halk bu çocuklara baktı ve zengin oldu.

Bu çocuklardan bir tanesi olan Buğu Han Hükümdar, Yulug Tigin ise Prens Hakan oldu.

Yulug Tigin’in oğlu Gali Tigin Çin prensesi ile evlendirildi.

Çinlilere prensese karşılık Kutlu dağı adlı kayayı verdiler. Kayayı götürünce herkes buna ağladı ve bundan yedi gün sonra Gali Tigin öldü ve kuraklık başladı. Tüm Türkler yurtlarından ayrılmak zorunda kaldı.

———————-

Uygur Devleti topraklarında Tula ve Selenge adı verilen iki ırmak bulunuyordu. Bu ırmaklar Hulin dağının eteklerine akıyordu.

Günlerden bir gün bir gece zamanı gökte ilahi bir ışık belirmiştir. Gökte beliren bu ilahi ışık yeryüzüne inerek bir ağacın üzerine düşmüştür.

Bu beklenmedik olaya şahit olan bölge halkı ise oldukça şaşırmıştır.

Ağacın üzerine düşen bu ışık dokuz ay on gün boyunca ağacın üzerinde kalmıştır ve bu sırada ağacın gövdesi şişmeye başlamıştır.

Dokuz ay on günün ardından ise ağaç yarılmıştır ve içinden beş tane çocuk çıkmıştır.

Bölge halkı tarafından sahip olan bu çocuklardan en küçüğü olan Buğu Han’ın ise büyüdüğünde ülkeyi zengin edecek bir hükümdar olacağından kimsenin haberi yoktu.

Seneler sonra ülkenin başına Gali Tigin adından oğlu olan Yuluğ Tigin isminde bir prens geçmiştir.

Uzun yıllar boyunca Çinlilerle savaşmak zorunda kalan Uygurlar ise savaşı sona erdirmek için çareyi Yuluğ Tigin oğlunu Çin prensesi ile evlendirmekte bulmuştur.

Çinliler ise bu evliliğe onay vermek için Tanrı dağı eteğinde yer alan Kutlu dağ ismindeki kayayı talep etmişlerdir ve almışlardır. Kayayı bulunduğu yerden götürmek isteyen Çinliler bu kayanın etrafına ateş yakmışlardır. Ateş kızdığında sirke dökerek kayayı parçalamayı başarmışlardır ve ufak parçalar halinde bu kayayı Çin’e taşımışlardır.

Çinliler bu meşhur kayayı götürdüğünden dolayı Uygur Devletindeki tüm hayvanlar ağlamıştır ve bu kaya gittikten tam yedi gün sonra Gali Tigin hayata gözlerini yummuştur.

Bu hadiseden sonra bütün Uygur halkı yurtlarını terk ederek göç etmişlerdir ve uçan kuşlara da “göç göç” diye bağırmışlardır.

 ——————–

GÖÇ DESTANI

———————

 Uygur ülkesinde, Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Adına Hulin Dağı derlerdi.

Hulin Dağında da, birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Biri kayın ağacıydı. Bir gece, kayın ağacının arasında yaşayan halk bu ışığı gördü ve ürpererek takip etti. Kutsal bir ışıktı, kayın ağacının üstünde kaldığı müddetçe kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüdü, kabardı. Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu.

—-

Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı. İçinden beş küçük çadır, beş küçük odacık halinde meydana çıktı. Her odacığın içinde bir çocuk vardı. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı ve onlar bu mukaddes çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.

—-

Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin’ di, ondan sonrakinin adı Kutur Tigin, üçüncüsününki Türek Tekin, dördüncüsünün Us Tekin ve beşincisinin adı Bögü Tekin’di.

—-

Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan halk, içlerinden birini hakan yapmak istediler.

Bögü Han en büyükleri idi hem de ötekilerden daha güzel, daha zeki ve daha yiğit görünüyordu. Bögü Tekin’ in hepsinden, her hususta üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Bögü hanı hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Bögü hanı tahta oturttular.

—-  

Böylece yıllar yılı kovalamış ve bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş.

Bu hakanın da GALİ  Tekin adında bir oğlu varmış.

Hakan oğlu Gali Tekin’ e, Çin prenseslerinden birini, Kiu-Lien’ i almağı uygun görmüş.

Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien, sarayını Hatun Dağında kurdu. Hatun dağının çevre yanı da dağlıktı ve bu dağlardan birinin adı da TANRI  Dağıydı, Tanrı Dağının güneyinde de KUTLU  Dağ derler bir başka dağ vardı, kocaman bir kaya parçası.

Bir gün elçileri, falcılarıyla birlikte Kiu-Lien’ in sarayına geldiler. Kendi aralarında konuşup dediler ki:

— Hatun Dağının varı yoğu, bütün mutluluğu  Kutlu dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri zayıflatıp yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.

—-

Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler, Kui-Lien’ e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler.

Yeni Hakan, isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti, yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi.

—-

Hâlbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı;

—-

Bütün Uygur Ülkesinin saadeti / huzuru – mutluluğu  bu kayaya bağlıydı.

Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu düşmana verilirse bu bütünlük parçalanarak ve Türkeli’nin bütün saadeti de yok olacaktı.

—-  

Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürülecek cinsten değildi. Bunu anlayan Çinliler, kayanın çevresine odun ve kömür yığıp ateşlediler. Kaya iyice kızınca da üzerine sirke döküp parça parça ettiler. Her bir parçayı da ülkelerine taşıdılar.

—-

Olan o zaman oldu işte. Türkeli’nin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanları dile geldi, kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar.

Yedi gün sonra da bu düşüncesiz Hakan öldü. Ama Onun ölümüyle ülke felaketten kurtulamadı. bir Çin prensesi uğruna çekinmeden feda edilen yurdun bir kayası, Türkeli’nin felaketine sebep oldu. Halk rahat ve huzur yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı, mahsuller yeşermez oldu.

—-

Günlerden sonra Türk Tahtına Böğü Han’ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, ehli yaban, çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:

—-

 Göç!.. Göç!..

—-

diye çığrışmaya başladı. Derinden, inilti, hüzün dolu, çaresiz bir çığrışmaydı bu. Yürekler dayanmazdı.

Uygurlar bunu bir ilahi emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar.

—-

 Nihayet bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler ve bunun için bu yerin adını da BEŞ – BALIK  koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.

———–

Kaynak:

Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlu Sayfa:126-131

———–

İdris Kulaçoğlu .