DESTANLARIMIZ VE EFSANELERİMİZ giriş

TÜRK DESTANLARI ve EFSANELERİ 1

Milletleri derinden etkileyen tarihi ve toplumsal  olayları , olağanüstü kahramanlık hikayelerini çoğunlukla şiir / manzum şekilde anlatan sözlü edebiyat ürünleridir / değerleridir .

Yazılı  kaynaklara  raslanmayan  dönemlere ait bilgileri  günümüze taşırlar.

DESTAN , halk kültürünü ve halkın inanç sistemini ayrıntılı olarak içeriğinde

bulunduran  halk edebiyatı ürünleri arasındaki en önemli türlerden biridir.

Atasözleri, bilmeceler, ninniler, efsaneler, masallar ve destanlar her biri farklı bir işleve sahip sözlü folklor ürünleridir.

Bunlar kulaktan kulağa aktarılan, aktarılırken  değişikliğe uğrayan ilk edebiyat ürünleridir.

Daha sonra bir kısmı yazıya geçirilerek  bir kısmı da toplum hafızasında / belleğinde  kemikleşerek günümüze gelmişlerdir.

Fuat Köprülü’nün ve Özkul  Çobanoğlu’nun sanatın  dinden, yazılı edebiyatın sözlü kültürden, sözlü kültürün ise inanca yönelik bir mahiyet / içerik  taşıyan mitlerden kaynaklandığını ortaya koydukları tespitlerinin ne kadar yerinde olduğu Altay destanları incelenirken de görülecektir.

Toplumun  yaşam şartları ve değer yargılarına uygun olarak meydana getirilmiş olan, onun birtakım manevi ihtiyaçlarına / gereksinimlerine cevap veren bu manzum / şiir ile anlatı  ve didaktik / öğretici eserler Türk dünyası edebiyatları külliyatı / bütünü içerisinde nicelik / sayılabilir  ve ölçülebilir  olarak oldukça geniş bir yere sahiptir.

Türkler yüzyıllar içerisinde ortak bir merkezden yola çıkarak Asya kıtasının muhtelif / çeşitli  bölgelerine dağılmış ve yerleştikleri yerlere önceki yurtlarından kültürlerini de beraberlerinde taşımışlardır.

Böylece kavram haritası misali / örneği tek bir merkezden farklı bölgelere dağılan  Türk toplumlarından her biri kendisine özel bir sözlü kültürü oluşturmuştur.

Destan, efsaneden sonra ortaya çıkmış bir edebi türdür. Türk edebiyatı da dünyanın belki de en zengin destan kültürüne sahip edebiyatlarındadır.

Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları arasında zengin bir destan geleneği vardır.

Bireysel , sosyal, tarihi, acıklı veya gülünç olayları  öyküleme / anlatı yöntemi ile çeşitli söyleyiş biçimleriyle  aktaran nazım / şiir türüne ve  insanlığın, milletlerin yaradılışını, gelişimini, hayatta kalma uğraşlarını  ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebepleri  açıklayan ve Batı Edebiyatında ” EPOPE ” terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde ” DESTAN  ” adı ile anılmaktadır.

DESTAN , Türk dillerinde birçok farklı sözcükle ifade edilen bir kavramdır.

Eski Türkçede “ SAW ” , Kırgızlarda  “ COMOK ”, Yakutlarda  “ OLONHO ” sözcükleri  kullanılır.

DESTANLAR , bütün bir milletin ortak uğraşlarını / ortak değerler, kurallar, anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve geleceğini  özümlediği  için  en ülkücü eserler  olarak kabul edilirler.

Türk edebiyat geleneği içinde “ DESTAN ” terimi birden fazla nazım / şiir ile anlatı şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Türkologlar  tarafından ;

1 – Oğuz grubu

2 – Kıpçak grubu

3 – Sibirya grubu / Altay

4 – Çin grubu

olarak  4 ana bölgeye ayrılan Türk topluluklarının her birinin, kendilerine

özgü kültürleri ve edebiyatları vardır.

( Bölgesel veya toplumsal sınıflandırmayı kabul ediyorum . Bu düşüncem altında paylaşacağım . İdris Kulaçoğlu )

—————————

DESTANLARIN

GENEL ÖZELLİKLERİ

—————————

* Anonim olup halkın ortak belleğinin ürünüdür.

* Belli bir ulusun özelliklerini yansıtır.

* Genellikle manzum, yani şiir şeklindedir.

* Zaman ve mekan / yer  içinde iradesini elinde tutan “ kahraman-bilge ” kişiliklerin efsanevi ve gerçek hayat hikayeleri etrafında oluşmuş uzun, didaktik / bilgi verici  hikayelerden oluşur.

* Mitoloji, efsane, folklor ve tarihi öğeleri içerir.

* Tarihi ve sosyal olaylardan doğar, beslenir.

* Tarihsel olaylara bağlı olmakla beraber, tarih sayılmayan, Türk edebiyatında ozanların “ KOPUZ ‘’ denen saz eşliğinde söyledikleri, toplumun ortak hayat görüşünü yansıtan, edebi eserlerdir.

* Destanlarda olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir.

* Toplumun belleğinde iz bırakmış önemli olayları anlatır.

* Kahramanlar olağanüstü özelliklere sahip olabilir.

* Genellikle, yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.

* Coşkulu bir söyleyişi vardır.

————————-

DESTAN ÇEŞİTLERİ       

————————-
Destanlar “ doğal / tabii  destanlar ” ve “ yapma / yapay  destanlar ” olmak üzere ikiye ayrılır.

1 – Doğal  / sözlü destanlar:

Toplumun ortak malı olan ve birtakım olaylar sonucu kendiliğinden oluşan ve     söyleyeni belli  olmayan destanlardır.

Bu destanlar yazının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir kültürde doğup kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilmiştir.

Doğal destanlar, ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleşerek işlenmesiyle oluşturulur.

Örnek: Oğuz Kağan Destanı gibi .

2 – Yapma / edebi  destanlar:       

Bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı tabii / doğal  destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır.

Bunlar, belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır.

Örnek:

Üç Şehitler Destanı-Fazıl Hüsnü Dağlarca

Ağrı dağı efsanesi – 3 Anadolu efsanesi – Yaşar Kemal

Kuvvayı Milliye  destanı – Nazım Hikmet Ran.  gibi .

Türk destanları 2 başlık altında incelenir.

A – İslamiyet öncesi

B – İslamiyet sonrası

A – İSLAMİYET  ÖNCESİ :

1 – Yaratılış destanı

2 – Saka destanları

a – Alp Er Tunga destanı ( mö.7 yy )

b – Şu destanı ( mö. 4 yy )

( Er Sogotoh destanı : Saka – Yakut  Oloho ‘ları.)

3 – Hun – Oğuz destanları

a – Oğuz Kağan destanı

b – Atilla destanı

4 – Köktürk / Göktürk destanları

a – Bozkurt destanı ( Ural – Batır )

b – Ergenekon destanı

5 – Siyempi destanları

6 – Uygur destanları ( 9 Oğuz – 10 Uygur )

a – Türeyiş  destanı ( 8-9 yy )

b – Mani dininin kabulü destanı

c – Göç destanı ( 8-9 yy )

d – An Lu – Shan destanı ( 8.yy Uygur Türk beyi )

7 – Başkurt destanları

B – İSLAMİYET  SONRASI  :

1 – Manas  destanı ( Kazak – Kırgız )

2 – Cengiz Han destanı ( Türk – Moğol )

3 – Timur ve Edige destanları ( Tatar – Kırım – Balkar – Karaçay – Kafkas  )

( Edige : Çerkes )

NART destanları . ( Kafkas halkları )

4 – Saltuk Buğra Han destanı( Karahanlı dönemi )

5 – Selçuklu – Beylikler ve Osmanlı dönemleri

a – Seyid Battal Gazi destanı ( Battalname )

b – Danişmend Gazi destanı

c – Köroğlu destanı

d – Tuva Keser  destanı

6 – Kurtuluş savaşını konu alan

a – Kuvvayı Milliye destanı ( Nazım Hikmet Ran 1948 )

b – Sakarya meydan savaşı destanı ( Ceyhun Atuf Kansu 1970 )

c – 3 Şehitler destanı ( Fazıl Hüsnü Dağlarca )

————————-

TÜRK  EFSANELERİ

————————-

1 – Altay  Aya gölü efsanesi

2 – Altay Türk bahadırı / yiğidi ile ejderha efsanesi

3 – Altay Yılan dağı efsanesi

4 – Aslı Kul efsanesi ( Başkurt Türkleri )

5 – Tufan efsanesi ( Altay – Gılgamış / Sümer )

gibi .

Destan ve efsanelerimizi detaylandıralım :

—————————

YARATILIŞ  DESTANI

—————————

Yaradılış destanı , Türk’lerin  Altay – Yakut zamanında çıkan bir destandır.

Mö 5000 ler .  

Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan  Türk  boyları ve Altay Türk’leri  arasında söylenmektedir. Türk destanlarının  en eskisidir. V.Radlov  tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir.

( Ek bilgi :  Vasili Vasilyeviç Radlof  / Vilhelm Radloff  , 17.1.1837 / 12.5.1918  Alman asıllı Rus doğu bilimcidir . Türk dünyasını değişik yönleri ile araştıran , Türk dünyasını  gün ışığına çıkartarak Türkoloji tarihinde yeni devir açan, 81 yıllık yaşamının 60 yılını bu uğraş ve çaba ile geçiren çok değerli bir insandır .

Bir Türk olarak  kendisine  teşekkürlerimi sunuyor  , Rab’bimden Rahmetler diliyorum .  İdris Kulaçoğlu . )

Yaratılış destanında  Şaman / Kaman  dini  inanışlarından  önemli çizgiler vardır. Şaman dini, Asya toplumlarının en eski  ortak  inanışlarıdır.

——————-

KAMANİZM

( ŞAMANİZM )

——————-

Bu  inanış  ;

A – Gökleri nur alemi.

—————————

33 kat halinde, engin bir nur / ışık  alemidir. Burada iyilikler, güzellikler ve iyi ruhlar bulunur. Bu alemin yaratıcısı olan Kuday bulunur. Ülgen dünyanın yaratıcısıdır. kesinlikle mutlak değildir. olayların içinde kontrol eden değil olayları yaşayan bir kahraman görüntüsündedir.

B – Yeryüzü .

—————–

Yeryüzünde insanlar, başka canlılar ve  ıduk  yir-sup  / kutsal vatan toprakları vardır.

Bunlar Tanrı`nın yeryüzüne yolladığı iyilik melekleridir. Yeryüzünde, ayrıca yer altı  aleminden gönderilmiş kötü ruhlar ve cinler de vardır.

C – Yer altındaki karanlıklar alemi .

—————————————–

Yedi veya on dört tabaka halinde bir karanlıklar alemidir.

Bu alemin  hakimi  ‘’ ERLİK ‘’  isimli bir şeytan veya canavardır.

olmak üzere üç  ALEM  esasına dayanır.

———-

MEKAN /  YER

———–

Mekan / yer – ortam olarak  gökyüzü ve yer altı da seçilmiştir.              

Olaylar, başta her tarafı su olan bir ortamda  geçmektedir.

Daha sonra Tanrı`nın dünyayı yaratmasıyla olaylar bu dünyada geçer.

Olayların bir kısmı buralarda geçer. Burada gökyüzü iyiliklerin taraf bulduğu bir mekan / yer – ortam , yer altı da ceza çekmek için gönderilen yer olarak karşımıza çıkar.

ZAMAN

———–

Eserde zaman kronolojik / bilimsel sıralı olarak verilmiştir. Geniş zaman dilimi kullanılmıştır.

Olayların cereyan etme sırası veya dünyanın yaratılışı belirli bir sıraya göre olmuştur. Tanrı Ülgen dünyayı 6 günde yaratmış 7. günde ise uykuya dalmıştır.

Altay Türklerinin bu efsanede adı geçen Tanrıları ‘’ Bay – Ülgen ‘’  , yaratıcı bir Tanrı idi. Kendisi yerle gök arasında, yüce Tanrının bir elçisi olarak bulunuyordu.

Bu sebeple dünyayı yaratmadan önce, Büyük Tanrının kutsal bir ilhamı / esini , Bay -Ülgen’ in bütün varlığını sarmıştı. Çünkü o, dünyayı yaratmak için, Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilmişti. Ve sadece su vardı.

——–

Yerin  yer olduğunda, sular yeri sarardı,

Ne gök , ne  ay , ne güneş , ne de bir dünya vardı.

Tanrı uçar dururdu, insan oğluysa  tekti,

O’da uçar, uçardı, sanki Tanrıyla esti.

Uçar, hep uçarlardı, yer yoktu konmazlardı,

Tanrı idiler çünkü, ondan yorulmazlardı.

Yoktu Tanrının hiçbir, başında düşüncesi,

İnsan  oğlunun ise, durmadı hiç hilesi.

Bu ön bilgilerden sonra YARATILIŞ Destanımızı anlatmaya başlayabiliriz .

‘’ Dünya bir deniz idi , ne gök vardı, ne bir yer, uçsuz bucaksız sonsuz sular içindeydi  her yer.”                                               

(Altay Yaradılış Destanı – Giriş Cümlesi.)

Her şeyden önce su vardı. Yer, ay, gök, güneş yoktu. Sadece Tanrı Kayra Han / Kuday vardı, ancak yalnızdı ve canı sıkılıyordu, sudan gelen bir ses ona ” yarat ” dedi.O’ da kendi gibi birini yarattı ve ona KİŞİ dedi.

—-

İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı. Tanrı Kayra Han bir şey düşünmüyordu. O sırada Kişi, yeli / rüzgarı bulup suyu dalgalandırdı. Kayra Han’ın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı’dan güçlü olduğunu sandı , daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı , suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi.

—-

Bana yardım et ! diye bağırıp Kayra Han’dan yardım istedi.

—-

Tanrı Kayra Han izin verdi, Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı.

—-

Sonra Tanrı,  sağlam bir taş olsun !dedi.

—-

Suyun dibinden bir taş yükseldi. Kayra Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular. Kayra Han, Kişi’yeSuya dal, suyun dibinden toprak çıkar !diye buyruk verdi.

—-

Kişi, Tanrı’nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han’a götürdü. Kayra Han, Kişi’nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken Yer olsun ! diye buyurdu.

Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı.

—-

Kayra Han, yine Kişi’ye Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar ! diye buyruk verdi.

—-

Kişi, suya daldığında, bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Kayra Han’dan gizlemek için ağzına attı. Dileği, Kayra Han’dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Kayra Han’a uzattı. Kayra Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. Kayra Han’ın suya serptiği toprak gibi, Kişi’nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı.

Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmağa başladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kayra Han’ın varlığını hissediyordu. O’ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı,

—-

Tanrı’ya yalvarmağa başladı: Tanrı ! Gerçek Tanrı ! Bana yardım et.

—-

Kayra Han, Kişi’ye Ağzındaki toprağı ne için sakladın dedi.

—-

Kişi, Kendime yer yaratmak için saklamıştım diye yanıt verdi.

—-

Kayra Han da, Öyleyse at ağzından ve kurtul dedi.

—-

Kişi’nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu.

—-

Kayra Han, artık sen GÜNAHLI  oldun dedi. Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak, bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek.

—- Ben, gerçek KURBUSTAN / ÜLGEN  adını almışımdır.

Bundan sonra senin adın da  ERLİK  olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun.

—-

Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi.

—-

Kayra Han, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı. Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil.

Bu ağacın dokuz dalı olsun ! dedi.

—-

Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu.

—-

Kayra Han, Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun ! dedi.

—-

Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. Nedir acaba diye düşündü. Kayra Han’a gürültünün nedenini sordu.

—-

Kayra Han, Ben bir hakanım, sen de kendince bir hakansın. İşittiğin gürültüyü yapanlar benim insanlarımdır ! dedi.

—-

Erlik, Kayra Han’dan bu insanları kendisine vermesini istedi. Kayra Han, Olmaz ! diye karşıladı; Sen git kendi işine bak !

—-

Erlik’in canı sıkıldı. Hele bir gidip şu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı.

Erlik, Kayra Han bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler diye düşündü. O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu. İnsanlar, şu yanıtı verdiler:

—-

Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeği yasakladı. Biz yalnızca Tanrı’nın izin verdiği, ağacın gündoğusundaki yemişlerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor.

—-

Bu yanıt, Erlik’i sevindirdi. Erlik Körmös, insanlardan Doğanay / Törüngey denilen erkeğe yaklaştı.

—-

Ona Kayra Han size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz dedi.

—-

Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi , ağaca çıkmasını söyledi. Yılan, ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi. Doğanay’ın karısı Ece / Eje  yanlarına geldi.

Erlik, Doğanay ile Ece’ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi.

Doğanay, Kayra Han’ın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi. Karısı Ece dayanamadı, yedi. Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü. Doğanay ile Ece’nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp, herbiri bir ağacın ardına saklandılar.

—-  

Kayra Han oraya geldi. İnsanlar, kaçışıp bir köşeye gizlenmişlerdi.

—-

Kayra Han, Doğanay ! Ece ! Doğanay ! Ece ! diye haykırdı, Neredesiniz ?. Doğanay ile Ece ;

Ağaçların arkasındayız dediler, Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz. Sonra, olanları bir bir anlattılar.

Kayra Han, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi. Şimdi sen de Erlik’ten bir parça oldun diyerek yılana verdi ilk cezayı.

—-

İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler ! dedi. Ece’ye döndü, Sen, Erlik’in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın.

—-

Doğanay’a da şöyle diyerek cezasını verdi:

—-

Erlik’in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik’in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaşar, Karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös (Şeytan, Erlik) bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın.

Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.

—-

Kayra Han, Erlik’e de kızdı. Benim adamlarımı niçin aldattın ? diye sordu öfkeyle.

—-

Erlik Ben istedim, sen vermedin dedi, Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler / sarhoş olurlar  ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceğim. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım.

—-

Kayra Han da, Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan Karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum diyerek Erlik’i cezalandırdı.

Her şey bitince, bütün insanlara birden ceza verdi. Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok dedi, Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım. Bundan sonra size Gök Oğul’u / MAY – TERE ‘yi  göndereceğim.

—-

Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik, Gök Oğul’a yalvardı:

—-

Ey Gök Oğul  / MAY – TERE , bana yardım et. Kayra Han’dan izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle. Yardım et bana. Gök Oğul, Erlik’in dileğini Kayra Han’a iletti. Kayra Han aldırış etmedi. Gök Oğul, altmış yıl yalvardı.

Sonunda Kayra Han, Erlik’e haber gönderdi:

—-

Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin ! Erlik, söz verdi.

Kayra Han’ın katına çıktı. Baş eğdi.

Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım diye yalvardı.

Kayra Han, izin verdi. Erlik, kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti. Çok kalabalık oldular.

—-

Kayra Han’ın en sevgili kullarından olan ULU  KİŞİ / MANDI – ŞİRE , bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü:

—-

Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik’in adamları ise, göklerde keyfedip duruyor. Ulu Kişi, bu üzüntü içinde Erlik’e savaş açtı. Erlik, daha güçlü çıktı. Ateş ile vurup Ulu Kişi’yi kaçırdı. Ulu Kişi, Kayra Han’ın katına çıktı.

—-

Kayra Han, Nereden geliyorsun ? dedi.

—-

Ulu Kişi, Erlik’in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti. Erlik’in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik’le savaştım. Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı diye üzgün ve ağlamaklı yanıt verdi.

—-

Kayra Han, üzülmemesini söyledi. Erlik’e benden başka kimsenin gücü yetmez dedi, Erlik’in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik’in gücünden üstün olacak. Ulu Kişi’nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu.

—-

Gün geldi, Ulu Kişi güçleneceğini anladı. O gün Kayra Han, Ulu Kişi’yi yanına çağırdı.

—-

Var git. Güçlendin artık. Erlik’in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni. Dileğine ereceksin dedi, Sana, kendi gücümden güç verdim.

—-

Ulu Kişi şaşırdı:

Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik’i nasıl yok edebilirim?.

—-

Kayra Han, Ulu Kişi’ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik’in göklerine gitti. Erlik’i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi.

Erlik’in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü. O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu.

Görklü Tanrı’nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu. Erlik’in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu, ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.

Erlik, varıp Kayra Han’dan kendine yeni bir yer istedi.

—-

Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı dedi.

—-

Kayra Han, Erlik’i yerin altındaki Karanlıklar ülkesine sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu.

Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateşler olsun. İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim dedi.

—-

Bunun üzerine Erlik, Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim dedi.

—-

Kayra Han,

Hayır, onları da sana vermeyeceğim dedi, İstiyorsan kendin yarat.

—-

Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı. Vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yeryüzünü doldurdu.

Sonunda Kayra Han, Erlik’in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı.

Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu.

Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan KURDAY denilen kuştur.

Kayra Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına YALBAN  kuşu dediler.

Bu olanlardan sonra ;

—-

 Kayra Han, insanlara

Ben size mal verdim, aş verdim. Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Ben, göklerime çekileceğim, tez dönmeyeceğim dedi.

Yardımcı ruhlarına döndü:

Gün Aşan / ŞAL-YİME ; sen, içki içip aklını yitirenleri / Kur’an- daki HAMR ‘lı olanları , körpe çocukları, tayları, buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, başkalarına kötülük edenleri koruma. Benim için, bir de hakanları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.

İnsanlar ! Size yardım ettim. Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım. Kötü ruhlar size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz, onlardan olursunuz.

Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim.

Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ / YapKara, Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar; size yardımcı olacaklar.

Ağca Dağ ! Gözlerini dört aç.

Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi’ye söyle; o güçlüdür.

—-  

Gün Aşan ! Sen de iyi dinle.

Kötü ruhlar, yeraltındaki Karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar. Çıkarlarsa, hemen Gök Oğul’a bildir. Ona güç verdim. O, kötü ruhları koğar. Alma – Ata  / Bodo-Sungkü , Ay’ı ve Güneş’i bekleyecek.

ULU  KİŞİ , yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak.

GÖK  OĞUL , kötüleri iyilerden uzaklaştıracak.

ULU  KİŞİ , sen de kötü ruhlarla savaş. Güç gelirse benim adımı çağır. İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret. Oltayla balık avlamayı, tiyin / Sincap vurmayı, hayvan beslemeyi öğret.

—-

Sonra, Kayra Han uzaklaştı. Ulu Kişi, Kayra Han’ın sözlerini yerine getirdi.

Olta yaptı, balık avladı. Barutu buldu, sincap vurdu.

Gün geldi, Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı:

—-

Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek.

—-

Bir yel geldi, Ulu Kişi’yi uçurup götürdü.

Bunun üzerine Ağca Dağ insanlara Ulu Kişi’yi Tanrı Kayra Han, yanına aldı. Artık, onu bulamazsınız. Gün gelecek, beni de yanına çağıracak. Nereye isterse oraya gideceğim. Öğrendiklerinizi unutmayın. Kayra Han böyle istedi dedi. İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti.

——————
YAPILAN İLMÎ

ÇALIŞMALAR

——————
Türk doğal  destanlarından Yaratılış, Türeyiş, Göç, Bozkurt, Ergenokon, Oğuz ve Şu destanlarını bir araya getirerek tek ve bütün bir destan halinde ilk söylenişlerinden binlerce yıl sonra, bir Türk yazarı tarafından bütünleştirilmiştir.


M. Necati Sepetçioğlu, Yaratılış ve Türeyiş adlı yapma Türk destanını yazmıştır. Eser ilk defa 1965 yılında Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından Ankara’da 5000 adet bastırılmıştır.
Eser aynı yılın içinde İngilizce’ye çevrilerek Kansas Devlet Öğretmen Kolejinde MASTER TEZİ olarak hazırlanmıştır.
Eserin 1977 yılında Lehçe çevirisi Varşova’da üst üste iki baskı yapmış ve yirmi bin adedin üstünde satmıştır.

Yine bu eserden TANRI  KARAHAN’IN  DÜNYASI adıyla Polonyalı yazar ve rejisör M.T. Nowakowski’nin uyguladığı monodram Varşova’da STARA PROCHOWNİA Tiyatrosunda sahneye konmuştur.

( Monodram : Tek kişilik oyun . Meddah gibi . )

Yaratılış ve Türeyiş’in ikinci baskısı 1969’da 1000 Temel Eser Dizisi’nin 12. inci kitabı olarak on bin adet bastırılmıştır.

( Kitaplığımda var ! İdris Kulaçoğlu )

Ayrıca 19.  yy da  Prof. W. Radioff tarafından Şamani  Altay Türkleri arasında derlenmiştir.

(Türk Mitolojisi, Bahaeddin ÖGEL)

———

Çocuk !

Elimden geldiğince  YARATILIŞ DESTANIMIZI  kolayca  okuyabileceğin duruma getirdim . Diğer destanlarımızı da kısa özetler halinde hazırladım .

Amacım , merak duygunu  uyandırmak !

Türk tarihi , dili , kültürü ve törelerini öğrenmeni sağlamak .

Eğer yaşamda  yok isem benim yerime  anne ve babana  yanaklarından  öptür . Yaşamında ,  ailemize ve kendine  yakışanı yapmalısın .

Sevdiğin işlerle uğraş .

Yapabileceklerini  yap , yapamadıkların  üzerinde çokça durma .

Yaşam , sürekli güzellikler ile geçmez . Sıkıntılı zamanlarda  kesinlikle olacak . Sıkıl ama asla uzun sürmesin , ASLA !

Bilesin ki , sevgim daima seninle .

İdris Kulaçoğlu . 68 yaş . 21.12.2018  saat 19:20  Cuma .