TÜRK TARİHİ 7

1 KADİM / ESKİ TÜRK TARİHİ
( Arslan Bulut ‘tan 2004 ve Servet Somuncuğlu’ndan 2015 gezi notları   )

——————————————–

Bursa Türk Ocağı çevresinde toplanan bir grup Türkçü, Ön Türk tarihi üzerine çalışmalar yapan, Avrupa’da bulunan runik yazılı yazıtları okuyan ve yayınlayan Kazım Mirşan’ın sağlığı yerindeyken Kazakistan ve Kırgızistan’a iki haftalık bir gezi düzenlediler.

İki haftalık geziye;

Kazım Mirşan, Gazeteci Aslan Bulut, Bursalı sanayiciler Oğuz Yıldırım, Turgay Tüfekçioğlu, Fuat Bursalı, Mete Tetik, Mete Akyol, Feyyaz Öz Yüksel, Ertan Dileköz, akademisyenler Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, Prof. Ali Bahadır, Gazeteci Celil İnce, Bursa Türk Ocağı yöneticilerinden Zeki Saral, Doktor Mehmet Bayraktar ve Cenk Nadir katıldı. Merhum Servet Somuncuoğlu’nun fotoğraf çekimlerini üstlendiği geziye çoğunluğunu Bursa Türk Ocağı üyelerinin oluşturduğu 18 kişi katıldı.

————

‘’ Gezinin amaçları Ata topraklarını görmek, erken Türk tarihi araştırmacısı 85 yaşındaki Kazım Mirşan ile birlikte sağlığında onun iddialarının yerine de incelenmesi, araştırmalarına yardım için kitap ve kaynak temini, müzelerin gezilmesi ve oradaki üniversite ve araştırma çevreleriyle bilgi alışverişinde bulunmak, konferanslar vermek, bilimsel tartışmalar yapmaktı.

Sevinçle söyleyebiliriz ki bu amaçların hepsi fazlasıyla gerçekleşti.

Kazım Mirşan tarihte ilk yazının son buzul çağı olan 12.500 yıldan bu güne kadar adım adım geliştiğini belirtmektedir.

Yazının önce mağara resimleri, sonra resimli yazılar / piktograf  evrelerini geçerek oluştuğu , ilkyazının ortaya çıktığı bölgenin daha önce de belirttiğimiz gibi bugünkü Kazakistan ve Kırgızistan toprakları olduğunu kitaplarında belirtmektedir.’’

Turgay  Tüfekçioğlu .

—————————–

Sabah erkenden, Kazakistan’da Almatı’ya / Almaata ‘ya 55 kilometre uzaklıktaki kurganlara doğru Kazak tarihçi ve etnologlar da bizimle birlikte yola çıkıyoruz. Yağmur bastırıyor ama aldırmıyoruz.
Burası “ YEDİSU ” denilen ve Türk medeniyetinin doğduğu topraklar olarak kabul edebileceğimiz üçgenin bir ucu…

Arazide, deve hörgücü gibi , 10 metre uzunluğunda, 7-8 metre genişliğinde ve yerden yüksekliği ortalama 3-4 metre olan tepecikler var. 25 tane kadar sayabiliyoruz.

Bunlar KURGAN denilen Türk mezarları..

Aslında bütün Yedisu bölgesi, hatta bütün Kazakistan ve Kırgızistan kurganlarla dolu…Kurganlardan sadece birisi açılmış… Diğerleri de açılacak…

Kazı ekibi bir Kazak çadırında kalıyor. Birden çekik gözlü, güleç yüzlü, sakallı bir ihtiyar çıkıyor ortaya… Tarihin derinliklerinden gelen bir Türkçe ile bizim için dua ediyor… Kazak bilim adamları, heyecanla bize,

“ İşte altın elbiseli adamı bulan adam; BEKİN NUR MUHAMMEDOV ” diyorlar.

Hepimiz adamın etrafını sarıyoruz ve Altın Elbiseli Adamı nasıl bulduğunu anlatmasını istiyoruz..

Bir Türk prensine ait bu elbisenin mö. 6.yüzyıla ait olduğunu ve o devirde Türklerin, altını iplik haline getirip elbise dokuyabildiğini, ayrıca, altın elbise ile birlikte bulunan ( ESİK TAŞI )nın üzerindeki yazının tarihi değerinin çok yüksek olduğunu biliyoruz. Altın elbiseli adamın altın işlemeli elbisesini şimdi bile dokuyamıyorlar.

Bekin Nur Muhammedov, coşku  ve heyecanla ve hepimizin anlayabileceği bir Türkçe ile konuşuyor:

“ Ben sıçan yılında doğdum, orta cüzden bir Nayman’ım.. Yaşım 70 i aşmıştır. Ben burada, doğdum büyüdüm, buralarda yaşarım. Tarih bölümünü bitirdim. Şu gördüğünüz köyde yaşadım hep…
1963 yılında Essik Gölü taştı ve bütün bu araziyi sel bastı.

(Essik ; eşik demek, Essik Göl de Eşik göl anlamına geliyor.)

Bu selde bazı kurganlar dümdüz oldu. Biraz sonra gideceğimiz bir fabrika var. 1969 yılında başladı o fabrikanın inşaatı… İnşaat kazısı sırasında, 6 metre yüksekliğinde, 60 metre genişliğinde iki kuyu kazıyorlardı. Bu kuyu kazma çalışması sırasında, sonradan yaptığımız ölçümlere göre, 3 metre derinliğe ulaştıklarında, 2×4 metre ebadında, kudukta / çukurda  bulmuşlar mezarı…

(Kuduk  sözcüğü Trabzon köylerinde hala yaşıyor ve mesela ekmeğin sivri ucuna kuduk deniliyor.)

Çatısı kalın tahta… Zemini de tahta… Tahtanın üstünde kilim, kilimin üstünde kumaş ve  onun üzerine yatırmışlar, başı Batıya, ayağı Doğuya dönük, sırtüstü yatıyormuş.
Çalışmayı kesip tarihçi olduğum için hemen bana haber verdiler. Mezara vardığımda, ellerimle toprağı kazımaya başladım. Önce tahta parçalarını açığa çıkardım ama tahtalar güneşi görünce elimde dağılıverdi ve toz haline dönüştü. Biraz daha tırmalayınca, gözlerim bir parıltıyla kamaştı ve uzun süre mezara bakamadım. Yanımda bulunanlar da bakamadı..
Gözlerimi oğuşturduktan sonra, Altın Elbiseyi gördüm…
Tahta bir tabut içinde gömülmüştü. Yanında, üzerinde yazılar olan bir çanak ve elinde de bir yüzük vardı. Yüzüğü alıp parmağıma taktım. Cesedi altın elbisesiyle birlikte kaldırınca, altındaki ağaçlar da ceset de toza dönüştü, güneş gördükçe yanıyordu sanki. Büyük bir heyecan içindeydik..
Yine sonradan yapılan ölçümlere göre, Altın elbiseli adam 1.65 metre boyunda ve 18 yaşlarındaydı.

Dürüst davrandık, hükümete haber verdik. Ruslar geldiler ve kemik parçalarını aldılar. Altın Elbiseli Adam”ın sonrası biliniyor. Önce müzeye konuldu, daha sonra Kazakistan Merkez Bankası kasasına nakledildi. Ancak Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in izniyle görülebilir. Şimdi Ortalık müzesinde maketi var, şehrin ortasında heykeli ve çıktığı yere de bir heykel yaptılar. Biraz sonra sizi oraya götüreceğim…

Kazı yapılan kurganın 100 metre yakınında, yerde, saat gibi çizilmiş bir daire ve dairenin bir noktasından 45 derece açı ile çakılmış demir bir kazık gördük.
Bekin Nur Muhammed, “ Bu, benim güneş saatimdir ” dedi; “Günün saatlerini gösterir. Özüm yaptım, saatim yoktu, bunu kullanıyorum. Gün var, ay var, güneş var, saate ne gerek var.”

Kısa bir yolculuktan sonra Bekin Nur Muhammedov”un bahsettiği tuğla fabrikasına gidiyoruz. Yağmur altında, fabrikanın beton avlusunda bir yeri gösteriyor; “ İşte burası ” diyor…

‘’ Altın Elbiseli Adam”ın mezarı burasıydı…

Hiçbir işaret yok.. Sadece fabrikanın önüne altın elbiseli adamın basit bir heykelini dikmişler.

Yağmur altında, Almatı yakınlarında, biraz engebeli bir arazide Türk kağanlarının kurganlarına gidiyoruz…

Bekin Nur Muhammedov, Kağan kurganının en üstte olduğunu, buyrukların veya komutanların mezarlarının rütbe sırasına göre aşağıya doğru sıralandığını anlatıyor ve Türk mezarlarında da bir hiyerarşi / aşama sırası bulunduğunu söylüyor..
Kağan kurganı 6 metre, vezirinki 4-6 metre, diğerleri 2-4 metre yükseklikte imiş..
Eski Türk inançlarına göre Kağan öldükten sonra da bütün insanları görmesi için mezarı yüksek yerde olmalıydı.

Bekin Nur Muhammedov, Kağan kurganının bulunduğu tepeden, 100 metre aşağıda, çiçek resimleri çekmekte olan SERVET SOMUNCUOĞLU ‘nu gösteriyor… ( Rahmeli Servet bey ,TRT için belgesel çekiyor )


Kurganın / mezar tepenin resmini çekmek olası değil, çünkü adam boyu otlar arasındayız ve buranın kurgan olduğunu, Kazak bilim adamlarısaptamasa , sıradan bir tepe sanılabilecek bir yer ve biz de tam üzerindeyiz.

Servet, aşağıdan fotoğraf makinesini bize doğru çevirince, Nur Muhammedov sesleniyor:

“Ben Türk halklarının en büyük artistiyim , Nayman’ım, dürüstüm, Altın Elbiseli adamı ben buldum ve teslim ettim” diyor.

Yedisu ‘ da Essik Göl ve tarihi dua .
——————————————–
Almatı yakınlarında, Türk Ata ruhlarının sindiği tepelerden ayrılıp, birkaç kilometre gittikten sonra daha yükseklere çıkıyoruz…

Minibüslerle bir köy yolunu takip ederek, bir saat süreyle tırmanıyoruz…

Birden, 2400 metre yükseklikte, Trabzon ‘daki  Uzungöl gibi fakat daha büyük ve daha derin, daha vahşi bir göl çıkıyor karşımıza…

Her taraftan göle doğru gürül gürül sel suları akıyor ama suyun rengi yemyeşil… Bir doğa harikası… Hayranlıkla bakıyoruz ve buradan ayrılmak istemiyoruz..
Essik Göl dedikleri burası işte…

(Issık Göl ile karıştırmayalım , o çok büyük bir göl ve Kırgızistan’da…)

Essik Göl ‘ün toprak kayması sonucu bir doğal bent oluşmasıyla ortaya çıktığı anlatılıyor.. Hava kararıyor, yağmur devamlı yağıyor ve Bekin Nur Muhammedov ile ayrılma zamanı geliyor. Almatı yolunda, evine yakın bir yol ayırımında onu bırakacağız… İnmeden önce, bizi karşıladığı zaman yaptığı duayı tekrarlamasını istiyorum. Teybin düğmesine basıyorum… Davudi bir sesle ve yüreğinden gelerek haykırıyor:

Kök Tengri koldasın

Jir ana Umay koldasın

Kadırım konagın olsun

Korası balga jatı tamgat olsun.

 Amiiiinnn”

Günümüz Türkçesi :

Gök Tanrı’m korusun,

Yer anam Umay korusun,

Yer yarılıp süt olsun.

Gökte bengü Tanrı ve yerde kutsal ruh Umay ana Türk’ü korusun. Yerden yeşillik, süt ve dolayısıyla bolluk fışkırsın. ALAŞ!

( ALAŞ : Şaman Türklerinde ateş tanrısıdır.

ALGIŞ : Öz Türkçede ‘’ Amin / Tanrı kabul etsin ’’ anlamında . )

————-
Sabah erkenden artık çok merak ettiğimiz ve görmek için heyecanlandığımız TAMGALI SAY”a doğru yola çıktık.

Kazım Mirşan, hepimizden heyecanlıydı.

Çünkü yıllardır yazıp çizdiği, kitaplarında siyah beyaz ve silik resimlerini yayınlayabildiği Tamgalı Say’ı çıplak gözle görecek ve fotoğraflarını çekecekti..

Kazak Bilimler Akademisi Tarih ve Etnoloji Bölümü Başkanı  Maksimova’nın 1954 yılında, asfalt yol yokken, at arabasıyla yolculuk yaparak buraya yaptığı gezide çektiği renkli fotoğraflardan oluşan kitabını da kendisine  hediye etmişti ama  hiç bir kitap gözlemin yerini tutamazdı…

Yol bozuk… Hava sıcak… Tam bir bozkır… Her yer dümdüz… Düz ama denizden yüksekliği 2000 metreye yakın…

( Tamgalı Say : Kaya resimleri , piktograf / resimli sembol , tamgalar ve  mezarlar bulunuyor.)

170 kilometrelik yol, uzadıkça uzuyor.. 170 kilometre boyunca sadece bir yerleşim yeri gördük.. Karabastav”da durmadık…
Resimde : Bekin Nur Muhammedov ve Turgay Tüfekçioğlu .

İdris Kulaçoğlu ….